İnsanda İntihar Davranışı

Nihat Kaya


Basına yansıdığı kadarıyla son zamanlarda intihar eden insan sayısında bir artış dikkati çekmektedir.

İntihar, bir insanın kendince önemli olan bir sorunun dayattığı güçlükler karşısında çözümü kendi canına kıyarak gerçekleştirdiği bir eylem biçimidir. Fakat, intihar eden bütün insanlar bu eylemini sırf yukarıdaki gerekçeyle gerçekleştirmezler. Birçok psikiyatrik bozuklukta şahsın irade ve muhakeme fonksiyonları zaafa uğradığından ya da "çarpık" işlediğinden dolayı da intihar etme olayı görülür.

Örneğin "başkaları" tarafında takip edildiği ve öldürüleceği korkusunu hezeyan haline getiren bir paranoyak veya şizofren hasta "başkalarındansa" bu işi kendisi gerçekleştirebilir. Veya aldığı alkol, uyuşturucu maddelerin sinir sisteminde ve ruhsal dünyasında yaptığı tahribattan dolayı olmayan bir takım nesneleri gören bir hasta, kendisine saldıran hayvanlardan, insanlardan kurtarmak için kendisini camdan aşağı atabilir...

İntihar davranışı bireyin olduğu kadar toplumun da önemli bir gerçeğidir. Tarih boyunca insanın nasıl olup da kendi canına kıydığı hep tartışılmış ve açıklamalar getirilmiştir. Psikolog ve psikiyatristler, sosyologlar, din adamları, felsefeciler intihara farklı boyutlarıyla yaklaşmışlardır. Felsefeciler intiharı bireyin özgürlüğünü kullanışının nihai noktası olarak görme eğilimindeler. Din adamları intiharı Allah'ın verdiği bir canı yine onun alacağını, dolayısıyla bireyin böyle bir hakkının olmadığını ve günah işlediğini söylerler. Sosyologlardan intihar konusunda geniş araştırmaları ve gözlemleri olan Emile Durkheim, intiharın toplumsal kaynaklı olduğunu, ferdin belirleyici rolünün olmadığını söyler. Psikiyatrist ve psikologlar sosyal nedenleri kabul etmekle beraber, aynı ortamda yaşayan insanlar neden hepsinin değil de bazılarının intihar ettiğini sorarak, ferdin psikolojik yapısının önemini vurgularlar.

Son yıllarda intihar davranışının çok yönlü olduğu görüşleri ağırlık kazandı. Bireyin içinde yaşadığı toplumun yargıları, bireyin kendi kişiliği ve kişilik gelişiminde saplantıların bulunması, hayatta karşılaşılan problemleri çözmede yetersizlikler, maruz kalınan olumsuzlukları kişide bir birikim oluşturarak "bardağı taşıran son damlayla" intihara yönelttiği düşünülmektedir.

Değişik ülkelerde yapılan çalışmalarda ortak olan, intihara teşebbüs oranının gençlerde yüksek olmasıdır. 12-25 yaşları arasındaki gençlerden sonra ikinci sırayı 25-30 yaşlarındaki insanlar almaktadır. Dikkat çekici diğer bir özellikte de intihara teşebbüsün daha çok kadınlarda, kesin intiharın ise erkeklerde ilk sırayı almasıdır.

Bugün bütün dünyada yüz bin kişiden on sekizinin intiha etmesi (yılda) "normal", "beklenen" bir sonuç olarak kabul edilmektedir. Dünyada her yıl 5 milyon insan intihara teşebbüs etmekte (resmi kayıtlara yansıyanlar) bunların yarım milyonu kesin intiharla sonuçlanmaktadır.

İntiharın en fazla görüldüğü ülkeler İskandinav ülkeleri ve ABD'dir.

Bazı bilim adamlarının kişinin mutluluğunu ülkenin gelişmesine ve refahına bağlaması, bu ülkelerde intiharların çokluğuyla çelişmektedir. Durkheim, endüstrileşme ve şehirleşmeyle toplumsal dokularda çözülmelerin baş gösterdiğini, ferdiyetçiliğin ön plana çıktığını, kişiyi koruyacak kurumların azaldığını, bunun sonucu olarak da ferdin direncinin çok düştüğü zamanlarda intiharın bu ülkelerde sık görüldüğünü iddia eder.

Toplumsal heyecanların dorukta olduğu savaş ve kargaşa ortamlarında ferdi toplumsal yapıya sıkı sıkı bağlayan unsurların çokluğuyla orantılı olarak intiharların azaldığını söyleyen Durkheim yukarıdaki tezine dayanak bulur.

Diğer yandan toplumsal dayanışmanın ve kolektivizmin zirvede olduğu durumlarda da kişinin kendisini topluma feda ederek toplumla bütünleşme yoluna gittiğini vurgular durkheim... Japonların "harakiri" yapmasını, bazı Uzakdoğu toplumlarında kadınların ölün kocalarıyla beraber kendilerini yaktırmalarını buna örnek gösterir...

Hastalıklar sonucu gerçekleşen intiharları ayırırsak genellemeden kurtulmuş oluruz. Basının ve toplumun büyük bir çoğunluğunun her intihar vakasını yüzeysel nedenlere bakarak değerlendirdiği bir gerçektir.

İntihara teşebbüs adeta çevreye ve topluma uzatılan ve yardım bekleyen bir "el"dir. Bunun için her vaka ciddi olarak değerlendirilmeli ve yardımcı olunmalıdır. Böyle bir teşebbüste bulunmuş insana "Böyle de yapılır mı, insan canına kıyar mı, günahtır..." gibisinden yargılayıcı tarzda yaklaşmak faydalı değildir. Kişinin problemlerinin ne olduğu ve neden çıkmaza girdiği, araştırılmalı ve ona yardımcı olunacağı mesajı verilmelidir. Kişinin sıkıntısını paylaşacak tarzda davranış gösterilmelidir...

Başlangıçta intihar teşebbüslerinin en fazla genç nüfusta olduğunu söylemiştik... Gençlik, insan hayatında önemli biyolojik, hormonal ve, psikolojik sosyal değişimlerin olduğu bir çağdır. Biyolojik-fiziki görünümü farklılaşan gencin seksüel arzulan da uyanmaya başlar. Anne ve babasına bağımlı ve onlara hayranlık duyan genç, kendisinin de bir ayrı fert olduğunu anlamaya çalışarak uygulamaya koyar. Toplumda başarılı olmak ve bir sosyal statü edinmeye çalışır. Toplumun değer hükümlerini sorgulamaya yönelir. Girişken ve atak davranışlarda bulunur... Bu devrede gencin hissiyatları mantığının önünde gider, daha baskın çıkar...

Gençlik evresinde ailelerle genç arasında "kuşaklar arası" denen çatışmalara sıkça rastlanır. Aile büyükleri kendi davranış şekillerini ve normlarını empoze etmeye çalışırlar, gencin her meselesinde belirleyici rolü üstlenmek isterler. Gençse özgür bir birey kimliğini kazanmak amacındadır. İşte bu süreçte; okul, arkadaş, meslek seçimi v.s nedenlerle çatışmalar başlar. Ebeveynlerin ağır bir sözü, fiziksel bir cezası gençte büyük patlamalar oluşturur. Oturmamış duyguların şevkiyle, kendisine değer verilmediğini düşünür. "Değersiz bir insanın yaşamaya hakkı yoktur" mantığıyla intihara teşebbüs edebilir...

Bunun için ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocuk ve genç psikolojisini bilerek şuurlu hareket etmeleri gerekmektedir. Gencin ayrı bir fert olduğu kabul edilmeli, fakat sorumlulukları hatırlatılarak arkadaşça ilişkiye girilmeli. Gencin özgüvenini arttırıcı davranışları desteklenmeli, teşvik edilmeli.

İntihar eden yetişkinlerden kiminin ticari hayattaki başarısızlıktan, kiminin bir yakınını kaybetmekten, kiminin boşanmadan veya duygusal ilişkilerden dolayı bu yola başvurdukları görülüyor...

Genciyle, yaşlısıyla toplumu bir bütün olarak ele alırsak, karşılıklı etkileşimin olmaması düşünülemez. O halde ferdin sağlıklı bir kişilikte gelişmesi başta anne baba kişiliğine ve eğitimine, ikinci olarak okul ve çevre etkisine bağlıdır. O halde bütün toplumu biramda tutacak ve onlara ortak ruh verecek unsurları bulunmalıdır. Toplumda sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı, dayanışmayı sağlayacak motifler ön plana çıkarılmalıdır.

Dünyanın en iyi kanunlarını işleteceklerin yine insanlar olduğu düşünülerek, önce insan "bozulmasına" çare bulunmak ve tamir yapılmalıdır. Toplum katmanlarının önüne büyük ve yararlı hedefler konarak zihinler, aktiviteler oralara kanalize edilmelidir. Unutulmamalıdır ki, insanın hayal ettiği müspet bir gayesi yoksa hayatının bir manası olmaz. Diğer yandan insanın hayatta bulunuş amacı ve yeryüzündeki fonksiyonu çok iyi belirlenmelidir. İnsanı evrenle bütünleştiren anlayış hakim kılınarak, insanın hem kendisine, hem de tabiata zarar vermesi önlenmelidir...

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült