Yorgunluk Toplumu

Byung-Chul Han


Yorgunluğun gönlü geniştir. -Maurice Blanchot

Aktiflik toplumu olarak yorgunluk toplumu kendini yavaş yavaş bir doping toplumuna dönüştürdü. Bu arada, negatif bir ifade olan beyin dopinginin yerini de neuroenhancement[1] aldı. Doping adeta performanssız performansı mümkün kıldı. Bu arada, ciddi bilim insanları da bu tarz maddeleri kullanmamalım sorumsuzluk olacağı görüşündeler. Böylelikle cerrahlar da yoğunlaştırılmış neuroenhancer kullanımı vasıtasıyla daha az hata yapıp daha fazla hayat kurtarabilecekmiş. Ayrıca, neuroenhancer’ın yaygın kullanımı bir problem oluşturmamasıymış. Yalnızca dürüst olmak gerekirmiş ve böylece herkesin emrine verilebilirmiş. Dopingin sporda da kullanılmasına izin verilince, spor yolundan çıkıp bir yarışmaya dönüştü. Fakat yasak yalnız başına bu gelişimi engellemez. Yalnızca beden değil insan varlığının tamamı, engelsiz ve işler durumda olup etkinliği azamileştirecek bir performans-makinesine dönüşür. Doping, çok karmaşık bir fenomen olan canlılığın kendisinin bir yaşama fonksiyonu ve yaşama etkinliği derekesine indirilmesi gelişiminin yalnızca bir sonucudur. Madalyonun öbür yüzündeyse bu performans ve aktiflik toplumunun getirdiği aşın yorgunluk ve takatsizliği görürüz. Bu psişik durumlar, negativiteden yoksun ve ifrat derecesindeki pozitiviteyle dizginlenmiş dünyanın vasıflandır. Bunlar, immünolojik başkalarının negativitesinin varlığını varsayan bağışıklık reaksiyonları değildir. Daha ziyade, pozitivite fazlalığından ortaya çıkarlar. Performansın ifrat derecesindeki artışı nefsin [Seele] de tıkanmasına sebep olur.

Performans toplumunun yorgunluğu tecrit ve izolasyon dokuyan, yalnız bir yorgunluktur. Bunu Peter Handke “Yorgunluk Üzerine Deneme”sinde “bölücü yorgunluk” olarak isimlendirir: “İki kişi önlenemez bir biçimde birbirinden uzak, her biri kendi en yüksek yorgunluğuyla meşgul; bizim yorgunluğumuzdan ziyade, seninki orada benimki burada yorgunluğu.” Bu bölücü yorgunluk kişiyi “dilsizlik ve bakış beceriksizliğiyle” vurur. Bakış sahasını tamamıyla yalnızca ben zapt eder: “Ona ‘Ben senin yorgununum’ diyebilmem, hatta ‘Yorgunum!’ bile diyemem (ki bu belki de bizi bireysel cehennemimizden kurtaracak ortak haykırışımız olurdu). Bu tür yorgunluklar konuşma yetimizi, nefsimizi yakıp küle çevirir.” Bu, her toplumu, her biraraya gelişi, her yakınlığı ve aslında dilin kendisini imha eden şiddettir. “Bu tarzdaki yorgunluk, kalması gerektiği gibi, dilsiz olarak şiddete zorlar. Belki de bu, başkasının biçimini bozan bakışta ortaya çıkar.”

Handke bu dilsiz, bakışsız, bölücü yorgunluğun karşısına beliğ, gören, barıştıran bir yorgunluk koyar. “Az ben’in fazlası” olarak yorgunluk, benin mandalını gevşeten bir aralık açar. Yalnızca başkasını görmem, ben kendim de bir başkasıyımdır ve “başkası da aynı esnada bendir.” Aralık, farkta kalmak [In-Differenz][2] olarak “kimsenin ya da hiçbir şeyin egemen olmadığı ya da hiçbir hakimin bulunmadığı” arkadaşlığın mekanıdır. Benden daha az olmakla varlığın çekim kuvveti benden dünyaya kayar. Ben, yorgunluk, yalnız, dünyasız ve dünyayı hiçleyen yorgunlukken; bahsettiğimiz şey “dünyaya güvenen yorgunluktur.” Bu yorgunluk ben’i “açar”, beni dünya için “geçirgen” hale getirir. Yalnız yorgunlukta tamamıyla imha edilen “ikiliği” tekrar üretir. İnsan görür ve görülür. İnsan dokunur ve dokunulur: “Ulaşılabilir olma olarak bir yorgunluk, dokunulmuş olmanın ve dokunabilmenin kendisinin ifa edilmesi.” Bu, öncelikle bir duraklama sağlayıp sakinliği mümkün kılar. Ben’deki azalma dünyanın çoğalması olarak dışarı çıkar: “Yorgunluk benim arkadaşımdı. Oradaydım, dünyada.”

Handke bu “kökten yorgunlukla” aktif olmanın mutlaklaştırılması esnasında yok olan tüm Dasein ve Mitsem[3] formlarım bir araya getirir. “Kökten yorgunluk”, insanın elinde avucunda yapabilecek bir şeyi olmadığı takatsizlik halinden [Erschöpfungszustand] bambaşka bir şeydir. Bu kökten yorgunluk kendine özgü bir yetiyi canlandırır [dargestellt]. Teneffüs eder [inspiriert][4] [5]. Geist'ı doğurur. “Yorgunluk teneffüsü” yapmama1 ya [Nichttun] dairdir: “Kazananlardan ziyade, yorgunlara giden Pindarcı bir kaside. Kutsal Ruh cemaatinin Geist’ı karşılaması gibi, sırayla yorgunları önüme koyuyorum. Yorgunluk teneffüsü, ne yapmam gerektiğini söylemekte ketum; neyin olmaya bırakılabileceğini söylemekten başka.” Yorgunluk, insanları, kendine mahsus bir olmaya bırakılmışlığa [Gelassenheit]5, olmaya bırakılmış bir yapmamaya yetkin kılar. Bu, bütün duyuların gevşediği bir hal değildir.

Onda kendine has bir görünürlük uyanır. Bu manada Handke, bir “açıkgözlü yorgunluk” tan bahseder. Bambaşka bir dikkatliliğe giriş, kısa ve hızlı hiper dikkatliliğin ötesinde bulunan uzun ve yavaş/sıkıcı [langsam] formlara giriş sağlar. “Yorgunluk eklemliyordu... sıradan karmaşa onun aracılığıyla ritim kazanarak biçimin nimetlerine kavuşuyordu, gözün ulaşabildiği kadarıyla biçim.” Her biçim yavaştır. Her biçim sapa bir yoldur. Verimlilik ve hız ekonomisi bunu ortadan kaldırır. Handke derin yorgunluğu bir sağlık biçimine, bir gençleşme biçimine yükseltir. Yorgunluk, hayreti dünyaya geri getirir: “Yorgun Odiseus Nausikea’nın kalbini kazanmıştı. Yorgunluk seni hiç olmadığın kadar gençleştirir... Yorgunluğun sükunetinde her şey hayrete düşürür.”

Handke, çalışan ve kavrayan elin karşısına asla kararlı bir biçimde kavramayan, oynayan eli koyar: “Linares’de her akşam, bir sürü çocuğun yoruluşunu izledim: Ne bir açgözlülük, ne de ellerindekini tamamen kavrayıp kapma hırsı kalıyordu, yalnızca oynuyorlardı.” Derin yorgunluk özdeşliğin mandalını gevşetir. Şeyler kendi kıyılarında parıldar, ışıldar ve titreşirler. Belirsiz, geçirgen olup kararlılıklarını kaybederler. Bu kendine has farkta kalma, bir arkadaşlık aurası bahşeder. Başkalarına karşı olan katı ayrım kaldırılmış [aufgehoben] olur: “Şey böylesi kökten yorgunluklarda asla yalnızca kendi başına belirmez, daima diğerleriyle birliktedir ve ortalıkta çok az şey bile olsa, hepsi birbiriyle yan yanadır.” Bu yorgunluk derin bir arkadaşlık tesis eder ve ne aidiyet ne de yakınlığı gerektiren bir cemaati mümkün kılar. İnsanlar ve şeyler arkadaşça bir ile birbirine bağlanmış olarak ortaya çıkar. Handke bu tekil cemaati, bu tekillikler cemaatini bir Hollanda natürmortunda görür: “Bu ‘hepsi birlikte’ için bir imgem var: On yedinci yüzyıl Hollanda resmine özgü o çiçekli ölü doğalar; canlı gibi görünen çiçeklerin üzerinde, şurada bir böcek, burada bir salyangoz, orada bir an, bir kelebek durur ve hiçbiri diğerlerinin varlığından haberdar olmasa bile, bir bakışta, benim bakışımda, hepsi bir araya gelir.”[6] Handke’nin yorgunluğu kesinlikle bir ben yorgunluğu, takatsiz benin yorgunluğu değildir. Bunu birçok kez “biz yorgunluk“ olarak dile getirmiştir. Burada ben senden yorgun değilimdir, Handke’nin söylediği gibi, “sana yorgunumdur”: “Öylece otururduk benim anılarımda hep dışarıda, öğle üzeri güneşinde ve konuşarak ya da susarak bu ortak yorgunluğun tadım çıkarırdık... Bir yorgunluk bulutu, uçucu bir yorgunluk bulutu birleştirirdi bizi o zamanlar.”[7] Takatsizlik yorgunluğu pozitif imkanın yorgunluğudur. Bir şey yapma yetisini ortadan kaldırır. Teneffüs edilen yorgunluksa, negatif imkanın yorgunluğu, yani -meme’nin yorgunluğudur. Asli dinlenme manasına gelen Sebt de, bir -meme günüdür. Bu gün, Heidegger’in ifade ettiği gibi söyleyecek olursak, her türlü endişeden azade, her türlü -mek için'den [umzu] azade bir gündür. Yaratımı sona erdikten sonra Tarın yedinci günü kutsal ilan etti. Kutsal da, böylelikle, -mek için olan bir gün değil, aksine kullanılamazı kullanmayı mümkün kılan -meme’nin günüdür. Bu gün yorgunluk günüdür. Arazaman, işin olmadığı oyun zamandır. Bu zaman Heidegger’in, esasen ihtimam gösterilen ve iş için olan zamanından farklıdır. Handke bu ara zamanı bir arkadaşlık zamanı olarak tarif eder. Yorgunluk silahsızdır. Yorgun kişinin uzun ve yavaş bakışlarında, kararlılıktan [.Entschlossenheit] çok oluruna bırakma [Gelassmheit] vardır. Arazaman arkadaşlık olarak farkta kalmanın zamanıdır: “Ara zamanda, barış içindeki yorgunluğu anlatıyorum burada. Ve o saatlerde huzur vardı... Şaşırtıcı olan, yorgunluğumun, bakışıyla, şiddet, kavga ya da yalnızca düşmanca bir jesti daha filizlenirken yatıştırarak? yumuşatarak? zararsızlaştırıp, oradaki geçici barışa katkıda bulunuyor gibi görünmesiydi. “[8]

Handke içkin bir yorgunluk dini resmeder. “Kökten yorgunluk” egosal bireyliği kaldım [aujhebt] ve hiçbir akrabalığı gerektirmeyen bir cemaati verir. Onda birlikte ahenge [Zusammenstimmung], yakına, tanıdık ve bir fonksiyonlar orkestrası olmayan komşuluğa doğru kendine mahsus bir ritim uyanır. “En yabanıl hayvanların çevresinde toplanabilecekleri ve sonunda birlikte yorgun olabilecekleri farklı bir Orfeus olan yorgun. Yorgunluk, dağınık yalnıza ritmini verir.”[9] Bu, yapmamayı teneffüs eden, “Kutsal Ruh toplumu”, aktiflik toplumuna karşı durmaktadır. Handke “yorgunları sırayla önüne koyar.” Bu başka anlamda bir yorgunlar topluluğudur. Eğer Kutsal Ruh toplumu, müstakbel toplumun eş anlamlısıysa, gelmekte olan toplumu da yorgunluk toplumu diye adlandırabiliriz.


[1] Beyin dopingi, metinde himdoping olarak geçiyor. Bunun İngilizce karşılığı braindoping. Neuro-enhancement ise, yazıldığı gibi, İngilizce haliyle mevcut. Aralarındaki farkı anlatmak için uzunca bir izahat gerektiğinden şunu belirtmekle yetinelim: her iki doping türü de, zihnin işleyişini çeşitli kimyasal maddeler, uyarıcılar veya elektrikli aletlerle hızlandırarak, beynin fiziği ve kimyası üzerinde oluşturulan birtakım etkilerden faydalanıp, “düşünme” kabiliyetini geliştiren/hızlandıran yöntem veya ilaçlara verilen ad, başarıyı arttıran ilaç (ç.n.).

[2] In-Differenz, standart Almanca yazımda Indefferenz'chr ve “standart” olarak kayıtsızlık anlamına gelir; fakat Han burada farkı düşündüğü için biz de In-differenz’ı, Türkçe’de, bu düşünceye daha yakınlaştırmak adına farkta-kalmak olarak çevirmeyi uygun gördük, (ç.n.)

[3]        Bu “kavranılan” çevirmeden, olduğu haliyle bırakıyoruz. Dasein ve Mitsein, Heidegger’in, özellikle Varlık ve Zaman isimli eserinde fundamental ontoloji üzerine düşündüğü dönemin çok önemli iki “kavramıdır”. Kabaca, Dasein ‘orada olmak’, mitsein ise ‘birlikte olmak’ anlamına gelir. Detaylı bir tartışma için bkz. Jean-Luc Nancy, Being Singular Plural. (ç.n.)

[4]        Inspirieren fiil, Inspiration isim. Inspiration ilk elde, akla, ilham’ı getirir. Fakat burada Han’ın vermek istediği hisse bi- nanen teneffüs olarak çevirmeyi tercih ediyoruz. Bu kelime etimolojik olarak; spirit (ruh, can, akıl, zihin, mana, tin...) kelimesini de doğuran spirare, yani nefes alıp vermek, teneffüs etmek manasındaki Latince fiilden gelir. Han, bir sonraki cümlede Geist’ı, spirit anlamını da içeren bir şekilde kullanıyor. ln-spirare şeklinde yazacak olursak, içe nefes çekmek, yani nefes almak spirit’i, Geist’ı içe çekmek, onu teneffüs etmek demek (ç.n.).

[5]        Gelassenheit, Heidegger’in geç dönem diyebileceğimiz döneminin kullanımlarından biri. Burada, Mesut Keskin’in “olmaya bırakılmışlık” şeklindeki çevirisini takip ediyoruz. Bkz. Olmaya Bırakılmıştık, Martin Heidegger, Avesta Yay., çev. Mesut Keskin, 2013 (ç.n.).

[6]        Yorgunluk Üzerine Deneme, çev. Cemal Ener, s. 54, Nisan Yayınları, 1991.

[7]        A.g.e., s. 21.

[8]        A.g.e., s. 42-43. (Çeviri metindeki ufak değişiklikler tarafımıza aittir, ç.n.)

[9]        Hem Kant’ın hem de Levinas’ın etiği bağışıklık mantığı etrafında yapılandırılmıştır. Böylelikle Kant, kendisi özbeöz bir bağışıklık kategorisi olan, toleranslı bir ahlaki özne ortaya koyacaktır. Tolere edilecek olan başkalıktır. Kant’ın etiği, Hegel’in tanı(n)ma teorisiyle ikmal ettiği, negativite etiğidir. Öte yandan Levinas, ben’in bağışıklık toleransını sıfır noktasına indirmiştir. Böylelikle ben başkalarından sadır olan “şiddete” “maruz kalacak”, kendi radikal olarak sor(g)uda bırakacaktır. Bütünüyle başka vurgusu Levinas’ın etiğine bir bağışıklık karakteristiği verir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült