William James

Frank J. Bruno


William James için yapılmış genel bir yargı vardır. Buna göre, o, romancı gibi yazan bir psikolog, kardeşi Henry James ise, psikolog gibi yazan, bir romancıdır.

Çok basma kalıp ve basit görünmekle beraber, bu cümlede, James ile ilgili, önemli bir nokta vardır.

Gerçekten de kendisi, psikoloji üzerine, zeki, özgün bir stilde ve çok akıcı yazılar yazmıştır.

Okuyucuları ve öğrencileri için, psikolojiyi sanki canlı bir görünüme sokmuştur.

«Psikolojinin İlkeleri» (The Principles of Psychology) isimli kitabı, hala, zevkle okunan kitaplar arşındadır.

James, pek çok nedene bağlı olarak, psikoloji tarihi içinde, önemli bir kişidir.

Her şeyden önce, psikolojiyi Amerikan üniversitelerinde bir bilim dalı olarak kabul ettirebilme konusunda, öncülük yapmıştır.

Psikolojinin pratik sorunlara uygulanabilmesi açısından da kendi görüşlerini belirterek, bu fikirlerin kabul edilmesini sağlamıştır.

Psikolojiye ilgi uyandırarak, bilime önemli katkısı olmuş, bir çok bilim adamını, bu alana çekmiştir.

Galton gibi, James'de sistemli bir düşünür değildir.

Bu nedenle, bilinç veya insan davranışları konusunda, düzenli bir kuram ortaya koymamıştır.

Bunun yerine, psikoloji üzerine yazılan, bir seri uyarıcı «içgörü»yü, yansıtma ve gözlemi içermektedir.

James'in çok zengin bir aileden geldiği belirtilmektedir. Babası, çok çeşitli alanlardaki entellektüel ilgileri, her zaman için destekleyen bir kişi olmuştur.

Bu ilgi alanları arasında, psişik olgulara ilişkin ilginç konular da vardı.

James, tüm yaşamı boyunca, hayatın bu mistik ve spirütüel yönleri ile ilgilenmiştir.

Harvard Üniversitesi'nde bir süre hocalık yapan James, 1885 yılında, orada bir psikoloji laboratuarı kurmuştur. Ancak, kendisi, ilk psikolojik laboratuarın kurucusu olarak ün sahibi olamamıştır.

Onun laboratuarında, araştırmadan çok, çeşitli psikolojik gösteriler yapıldığı söylenmektedir.

James, kendini bir psikologdan çok, bir filozof olarak algılamıştır. Yaşamının büyük bir kısmını, kendi içinde de, psikoloji ve felsefenin ilişkisine yönelik çelişkilerle dolu geçirmiştir. Ancak, bu içsel gerilimlerine rağmen, her iki disipline de önemli katkılarda bulunmaktan geri kalmamıştır.

 

Özgür irade :

James, gençliğinde, günümüzde «varoluş krizi» adı verilen bir bunalım geçirmiştir.

Bu süre içinde, kendi bilimsel bakış açısını, kendi üzerinde bir yük gibi görmeye başlamıştır.

Fizyoloji konusundaki çalışmaları gün geçtikçe, onu, insanın, neden-sonuç ilkeleri ile idare edilen karmaşık bir makine olduğuna inandırmıştır.

Bu görüşler, kendisinin, zaman içinde, nevrotik semptomlar geliştirmesine ve intihar etmeyi düşünecek kadar karamsarlığa düşmesine yol açmıştır.

Yukarıdaki bu öykü, James'in yaşamı boyu süren, «objektif» ve «sübjektif» bakış açıları arasındaki çatışmayı, çok güzel ortaya koymaktadır.

Bilim «objektif» bir yaklaşım içinde olmalı ve «dış»tan gözleme dayanmalıdır.

Bununla beraber, insanın kendi yaşamı «iç»ten yaşanmaktadır ve «sübjektif» bir yaklaşım ile ele alınmalıdır.

James, kendi yaşamının bakış açısı olarak, «özgür irade» görüşünü benimsemiştir..

Bu, bilimsel bir yaklaşım değildir.

Kendisi de bunun farkındadır.

Bu nedenle psikolojinin bir bilim olarak, iradenin özgürlüğüne ilişkin soruları yanıtlayamayacağını belirtmiştir.

Bu, metafizik bir sorudur ve bilimsel araştırmalarla yanıtlanamaz. James'e göre, eğer bilimsel psikoloji, tüm davranışın, kalıtımsal özellikler, alışkanlıklar veya

içgüdülere bağlanabileceğini kabul ediyorsa; bu durum, metafizik sorulara ilişmediği sürece, geçerli olabilir. Günümüzde de, durum aşağı yukarı budur.

Bilimsel psikoloji, araştırma amaçları doğrultusunda, tüm davranışların, 'neden-sonuç' ilişkisi içinde olduğunu kabul etmektedir.

Ancak, burada önemli olan nokta, bu nedenselliğin, yalnızca, kabul edilen bir 'varsayım' olduğu; kanıtlanabilen bir 'gerçek' olmadığıdır.

 

Bilinç Akışı :

James, Wundt'un bilinç anlayışına karşı çıkmıştır. Ona göre, bilinç bir takım durağan duygu ve duyumlardan oluşmuş bir 'yapı' değildir.

Onun yerine, bilinç, hiç bir zaman durmayan, sürekli hareket halinde olan bir şeydir.

Bilinç, sanki akan bir ırmak gibidir.

Sürekli değişir; yeni durumlarla karşılaşır ve yeni bölgelere geçer.

Bilincin bir sürekliliği vardır ve gündelik yaşantımızda hiç bir zaman parçalara bölünemez.

Olaylar, zaman ve alanda, sınırları olmadan birleşirler.

Bu durumda, mantık sırasına göre gelen bir sonraki soru da «böylesine sürekli ve hiç durmayan hareketin amacı nedir olur.

Biyolojik yaklaşımı ağır bastığı için, James, bilincin bu hareketinin mutlaka bir işlevi olduğunu; organizmanın yaşamına bir tür katkısı olduğunu düşünmüştür.

Kendisi, psikolojide' 'fonksiyonalizm' ekolünü (işlevselcilik) kuran kişi olarak tanımlanmaktadır. Chicago Üniversitesinde, John Dewey ve diğerleri, James'in bu fikirlerini benimseyerek, psikolojideki bu temel bakış açısını geliştirmişlerdir.

Fonksiyonalizm, Amerika Birleşik Devletlerinde oluşan ilk psikoloji ekolüdür.

Bu ekolün amacı, mantıklı sorulara, mantıklı yanıtlar vermektir.

Bu neden, eğitim ve iş hayatı gibi uygulama alanlarında da kolayca kullanılmaya müsait olmuştur.

 

İçgüdü ve Alışkanlıklar:

James'e göre, hem iç güdüler, hem de alışkanlıklar, insan davranışlarını etkilemektedir. İçgüdülerin bu şekilde vurgulanışının nedeni, insanın bir biyolojik yaratık olarak varolduğunu göstermek içindir.

Evrim kuramı, James'in tümü ile inandığı bir görüştür. İnsanın da, bu evrim örüntüsüne çok iyi uyduğunu savunmuştur.

James ve arkadaşları, insan içgüdülerine ilişkin uzun bir liste hazırlamışlardır.

Örneğin, insanlarda da koyunlar gibi bir 'arada bulunmak', 'bir araya gelmek' içgüdüsü olduğunu söylemişlerdir.

Ayrıca, diğer hayvanlardaki gibi, insanlarda da görüleceğini öne sürmüşlerdir.

James'e göre, bu iç güdüler, her insanı aynı şekilde etkilemezler.

O, organizmanın, deneyimlerine bağlı olarak, içgüdülerinde de, önemli değişmeler olabileceğini savunmuş ve «alışkanlık» kavramının Önemine dikkati çekmiştir.

James, alışkanlıkları, bir yere kadar, özgürlüğümüzü iç güdülerimizden daha fazla kısıtlayan, esaret zincirleri olarak görmüştür.

Öğrenilmiş olmalarına karşın; alışkanlıklar, zaman içinde, kişinin üzerine öylesine yerleşirler ki, kişinin kendi

davranışlarına, şöyle bir eleştirici gözle bakmasına bile, olanak vermezler.

James, bu konuya değinirken, uzun yıllar çok elverişsiz şartlar ve işler içinde olup da, durumlarını değiştiremeyen insanlardan söz etmiştir.

Onları, bu yer veya işte tutan şeyin sorumlusu olarak, «alışkanlık»ları göstermiştir.

Ünlü makalelerinden birinde, «alışkanlık» yerine, toplumun kocaman bir 'dönme dolabı' (düzenteker) sözlerini kullanmıştır.

Ona göre, pek çok kişinin kişiliği, 30 yaşına kadar, artık değişemeyecek bir biçimde, yerleşmiştir.

Onlar yaştan sonra sanki yürüyen birer alışkanlık yığınıdırlar.

Görülüyor ki, böyle bir görüş, aslında kendi özgür iradesine inanan bir kişi için, insanlığa biraz da, karamsar bir bakış açısıdır.

James'in, alışkanlıkların önemine ilişkin öne sürdüğü bu görüşler, günümüzde de psikolojiyi renklendiren görüşlerdir.

Çağdaş psikoloji sistemleri, buna benze bir şekilde, alışkanlık kavramı yerine kullanılan, öğrenilmiş tepkilerin veya koşullanmanın önemini vurgulamaktadırlar.

 

Benlik Kavramı :

James'e göre, benliğin üç yönü vardır:

1) Maddesel benlik; 2) Sosyal benlik, 3) Ruhsal benlik, Maddesel benlik, kişinin kendisine ait olan herşeydir.

Gövdesi, elbiseleri, ailesi, banka hesabı...

Burada önemli olan nokta, kişinin diğer kişiler ve maddesel şeylerle özdeşleşmiş olmasıdır.

Diyelim ki, büyük bir para kaybederek iflas ettik. Bu durumda, benliğimizin de yok olduğunu düşünebiliriz.

Sosyal benlik için, daha uygun olarak 'sosyal benlikler' terimi kullanılabilir.

James'e göre herbirimiz sosyal yaşantı içinde, pek çok maskeler takmaktayız.

Hepimizin birer aile benliğimiz, dernek benliğimiz... v.b. gibi... pek çok benliğimiz vardır.

Her birimiz, bu rollerin her biri içinde, epey tutarlı davranırız.

Ancak, farklı benliklerin davranışları arasında, pek çok farklılıklar olabilir.

Bizi çok yakından tanıyan kişiler, aynı anda bu ayrı benliklerimiz içinde görseler, çok şaşırabilirler.

Ruhsal benliğimiz ise, çok sübjektiftir.

Bizim kendimizi nasıl değerlendirdiğimizi, nasıl algıladığımızı belirler.

Ruhsal benlik içine, yeteneklerimizin, ilgilerimizin, tutumlarımızın, hepsinin, kendimizce kişisel olarak değerlendiriliş biçimleri, girmektedir.

Çağdaş psikologlardan Cari Rogers, ruhsal benliğe, «benlik kavramı» adını vermiştir.

Benliğin bu üç yönü, «Deneyimci Benlik» (empirical self) adı verilen bir bütünü oluştururlar.

James, tam anlamı ile, «ego» veya «ölümsüz ruh»un varlığına ilişkin sorunlar ile uğraşmayı, açıkça reddetmiş ve bunun psikolojinin değil, metafiziğin yanıtlaması gereken bir soru olduğunu söylemiştir.

 

Benlik Saygısı :

James, benliğin doğası üzerine düşünürken, benlik saygısı kavramını da ortaya atmıştır.

Ayrıca kişilik değerlendirmesi üzerine ilk formüllerinden birini geliştirmiştir.

Bu formül :

Başarı / İstekler = Benlik Saygısı

James, bu formülde, benlik saygısı duygularının, ne yalnız başarılar, ne de yalnızca istekler, amaçlar veya ihtiraslar ile belirlendiğini söylemiştir.

Bunun yerine, kişinin, kendi kendisiyle barışıklık derecesi ve başarılarının, isteklerine olan oranıyla belirlendiğini ileri sürmüştür.

Diyelim ki, dünyanın en ünlü opera sanatçısı olmak gibi bazı istekleriniz var., ama, sonuçta, küçük bir korodaki herhangi kişiden biri oldunuz.

Bu durumda, kendinize olan saygınızın düşük olması kaçınılmazdır.

Bu genel formüle göre, ancak, istekleri ve amaçlan «gerçekçi» bir kişi, ortalama bir başan ile bile, kendini değerli göreceğinden mutlu olabilecektir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült