Özgürlük Ve Güvence Gereksinimi Arasındaki Çatışma

Pınar Çekirge & Bahadır Bakım


Çalışan kadınlar, kadının da güçlü olduğunu hissedebilmek ve hissettirebilmek için çalışıp, para kazanmanın önemli olduğunu düşünmektedirler. Güvence gereksinimi konusunda bu yaklaşımın "daha pasif davranmayı seçen, bağımlı yapıdaki kişilere uygun" bir yaklaşım olduğunu düşünebiliyorken; ev kadınları zaten ev hayatının temel sorumlulukları olduğunu bilmekte ve ev kadınlığının gerçekte dışarıda çalışmaktan daha da zor bir iş olduğunu, çocuklarını kendilerinin yetiştirmesinin uzun vadede daha önemli, olumlu sonuçlar doğuracağını öne sürebilmekte; kadınların kazandığı paranın öyle ya da böyle harcanarak, onlara bir birikim ve güç oluşturamadığını savunabilmektedirler

Aslında her iki tip kadına göre de özgürlük biraz korkutucu özellikler taşımaktadır. Farklı alanlarda sorumluluk üstlenmek, yardımsız ve tek başına kararlar alarak çalışmak, hemcinsleri ve kendileri ile mücadele edebilmek ve işini koruyup, yükselebilmek önemli stres etkenleri arasındadır iş hayatında. Bu noktada Erich Fromm'un " Özgürlükten Kaçış" olarak nitelendirdiği durum gerçekleşmekte. Kişi kendi gücüne inanmak yerine bir başka yörüngeye girme, başkalarına köle olarak yaşamayı yeğlemektedir. Boyun eğici yapıdaki kişiler diğer "ikinci" ilişkilerinde de bu kolay yola yönelebilirler. Eşin bir şekilde (maddi olanaklar, duygusal ve fiziksel kusurlar) yetersiz algılandığı bir durumda dış dünyadaki daha güçlü bir kişi seçilebilmektedir. Bu durumda kadın güç sahibi erkekle özdeşleşmekte, kendisini daha iyi hissedebilmekte ve o erkeğe boyun eğebilmektedir. Aslında o "güçlü" sıfatını kendisi erkeğe yükleyip, ona hayran da olmuş olabilir. Bu yanılsama bir süre sonra değişim gösterebilir ve Sisifos Efsanesi bir kısır döngü biçiminde yaşanmaya devam edilir. Spinoza'nın dediği gibi, "İsteklerimizin farkındayız ama bu istekleri doğuran nedenleri bilmiyoruz."

Gerçekte Spinoza eylem ve tutkularımızın aklımız tarafından belirlendiğini, tutkular direksiyona geçtiğinde tutsak, akıl direksiyona geçtiğinde efendi olduğumuzu, öne sürmektedir. Tutkuların bazen yoğun acılara neden olabildiğini biliyoruz.

Bazen kadın, kendisini gerçek hayatta ortaya koyamadığında, yoğun sıkıntı ve yetersizlik hissi ile açlığını çeşitli şekillerde doyurmaya çalışabilmektedir.

Bazen, "Beni kimler istedi, ama ben varmadım... Şimdiki aklım olsaydı," diye düşünebilir kadın. Bu durumda eski ilk göz ağrısına fiziksel ya da duygusal açıdan benzettiği bir diğer erkeğin çekim alanına bırakabilir kendini. Onunla yeniden eski zamanlarına döneceğine inanır ama bunun bir sevgi yanılsaması olma durumu da göz ardı edilmemelidir Çünkü bu yönelişin altında diğer erkek gerçek kimliğiyle değil, olması istenen kimlikle seçilmiştir.

Başkalarının kanatları altında korunma davranışından vazgeçebilmek pek de kolay bir şey değildir. Kendi başına kararlar alıp, uygulamaya geçirebilmek, "en iyi yardımcı kadın oyuncu" konumundan "en iyi oyuncu" konumuna geçebilmek önemlidir. Bu noktada çocukluktan beri alışılagelen 'hep o başkaları'nın desteği, onore edici iltifatları ve yaklaşımları ile dışsal desteklerle öz değerini hissetmek yerine, kendi değerini kendisinin farkında olması ve bunu kendisine hatırlatabilme şeklinde iç desteklerin gerçekçi bir şekilde kullanımı gerekmektedir.

Geleneksel tip ailelerde sosyal hayata çok fazla karışmayan, eviyle evli, agorafobiden yakınan, her zaman geri planda kalmayı tercih eden anneler yerlerini daha aktif, mücadeleci kadın kimliğine bırakmaktadırlar. Ancak bu kadınlar da yetişme dönemlerinde kendilerine aktarılarak, adeta kolektif bilinçaltıyla, üst benliklerine kaydedilen "klasik eş ve anne" modelinin kadın yapısını az ya da çok içlerinde taşıyabilmektedirler. Eskiden erkeklerin dünyası olarak kabul edilen meslek alanları giderek, kadınların mücadele alanı haline gelmektedir. Buna karşın, kendilerine yönelik olumsuz önyargı ve benzeri yaklaşımlar ya da çalışma hayatının sorunları bazı kadınların buralarda baba ya da ağabey modeline uyan daha güçlü erkek kimliklerin yetkesi altına girmelerine yol açabilmektedir.

Daha ilk çocukluktan itibaren, kızlara yönelik aşırı koruyucu yaklaşımlar sonucu kişiliğin yeterince gelişememesi, inisiyatif kullanamama, "hayır" diyememe, olgun olmayan savunma mekanizmalarına yönelme şeklindeki kaçınmaları hiç kuşkusuz, bu tür regresif korunma gereksinimlerine yol açabilmektedir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült