Kaygılara Düşüncenin Etkisi

Yıldız Burkovik


Kaygı diye adlandırılan duygunun temelini düşünceler oluşturur, ancak bunlar olumlu olmayan düşüncelerdir. Olumsuz düşünceler daima yorgunluğa sebep olur. Bu öyle bir yorgunluktur ki zaman zaman kişiyi sanki kilolarca ağırlık taşımışçasına halsiz bırakır, hatta kimi zaman yatak döşek hale getirir.

Birçok danışanımda rastladığım ilginç bir durum var. Neurobiofeedback kullanarak rahatlama egzersizi yaptığımızda kişilerin beyin dalgalarını görmek birçok şeyi fark etmemizi sağlıyor. Bazı kişilerde rahatlama dalgası olan alphanın yükselerek rahatlığı yayar hale gelmesinin hemen ardından zihinsel gerilimin giderek arttığını gözlemliyorum. Hani bazen beynimizin sıkıştığını, basınç içinde olduğunu hissederiz. Sanki biri beynimizi sıkıştırıyordun Eğer dişlerimizi sıktığımızda beyin dalgalarımızın hangi durumda olduğunu görebilsek neurobiofeedback kullanıyorsam bunu mutlak gösteriyorum dalgaların tamamen şekil değiştirdiğini, dalgalı bir gidişten tamamen dik bir gidişe yöneldiğini gözlemleriz. Bazı kişilerde rahatlık duygusunun artmasıyla birlikte ilginç bir şekilde gerilim de artmaya başlar. Onlara şunu söylerim: “Beyniniz öyle bir alışkanlık edinmiş ki mutlu olmaktan korkar hale gelmişsiniz. Hani çok gülme, çok gülersen ağlarsın derler ya, aynen onun gibi biraz rahatladığınızda hemen kendinizi germeye başlıyorsunuz.”

Gerçekten de neşeli olmaktan korkan bir kültürel mirasımız var bizim. Küçük yaşlardan itibaren kaygı tohumları ekiliyor zihnimize. Bu kişilerin beyinleri de “Sakın fazla mutlu olma, sakın fazla gülme yoksa sonun fena” diyor.

Kaygının Evhamla İlişkisi

Evham sözcüğünün kelime anlamı vehimler, kuruntular, temelsiz kuşkulardır. Olmayacak şeyleri büyütüp meraklanmak anlamına gelir. Toplumumuza baktığımızda en çok annelerin evhamlandığını söyleyebiliriz. “Ya çocuğumun başına bir şey geldiyse, ya gelirse” evhamın en sık görülenidir. Bu nedenle pek çok ebeveyn çocuklarını yatılı olarak arkadaşlarına hatta teyze, hala, dayı ya da amcalarına dahi göndermez. Çocukları mutlaka gözlerinin önünde olmalıdır. Kimileri onları anneanne ve babaanneye bile emanet edemez.

Çocuk eve biraz geç gelse hemen senaryolar yazılır: Ya kapkaççılar elinden çantasını almak için evlatlarını bıçaklamıştır, ya çocuk bir arabanın altında kalmıştır. Belki de arkadaşının zoruyla uyuşturucuya başlamıştır, karşı cinsten birisi onu kandırmış da olabilir.

Bu örnekleri de illa ki çocuklarla sınırlandırmamak gerekir. Çoğu zaman eşler, kardeşler ve aile büyükleri için de benzer senaryolar kurulur. Araba çarptı, gemi yanaşırken kıyıya atladı ve araya sıkıştı öldü, cep telefonuyla konuşurken birisi telefonu elinden aldı, o da peşinden giderken düştü kafasını çarptı, beyin kanamasından öldü, şimdi beni arayacaklar... Ve o sırada çalan telefona ya da kapıya bakmaktan korkmaya kadar giden bir dizi evham... Özellikle eve geç kalan eşin bir başkasıyla ilişkisinin olmasına ilişkin evhamlara pek sık rastlanır.

Evhamlı bir kişilik her zaman insanı yorar, yürekte bir ağırlık yaratır. Bu nedenle evhamlı yakınlarımıza makul bir şekilde davranabilmek için seçeneklerimize doğru yönde bakmalıyız. Öncelikle kişinin neden evhama düştüğünü anlamamız gerekir. O zaman sorunu çözümleyebilir ve tekrarlanmamasını sağlayabiliriz. Evhama yatkın kişi kendi düşünce sistemini farkında olmadan her olayda aynı şekilde kurar. Ona bu sistemi fark ettirdiğimizde döngünün ilk halkasını kırar, sonrakilerin de aynı şekilde gelmemesini sağlamış oluruz.

Anne babalar kimi zaman temkini aşırıya vardırabilirler. Babam uluslararası kaptan olduğu için bizden dönem dönem uzak kalıyordu, annem de evde baba rolünü de almak durumunda olduğu için daha dikkatli ve korumacı davranıyordu. Annelerin çoğu koruyucudur, bir de eşi uzun süre evde olmayınca kadına düşen rol daha da fazla oluyor. Güzel yetiştiğimizi düşünüyorum, hem anneme hem babama tüm hayatıma gösterdikleri özen için şükran borçluyum. Sanırım ağabeyim de kız kardeşim onlara müteşekkirdirler. Ancak annem de yapısı gereği, belki de anne olmanın verdiği bir fedakarlık duygusuyla evhamlı düşünceler geliştirdi zaman zaman.

Bir gece eve geç dönecektim. Annem bundan haberi olmasına rağmen öyle çok kurmuş, öyle olumsuz senaryolar yazmış ki... Bana telefon etmek istiyor ama ya onunla konuşurken kaza yaparsam, ya birileri cep telefonumu görüp arabamı durdurursa, ben aşağı inince kafama vurup telefonumu alırsa diye arayamadan ben gelene kadar evhamla beklemişti. Bunu öğrendikten sonra arabama telefon kiti taktırdım, artık daha rahatız. Yani olana kızmak, “Neden böyle saçma düşündün!” demek yerine bir çözüm yolu düşünmek yakınlarımızı rahatlatabilir. Evham özellikle yaşlılarda daha çok zedeleyici olduğu için onları böylesi çözümlerle rahatlatmaya çalışmakta fayda vardır.

Evhamla ilgili örneklerde önceliği kadınlara verelim. 75 yaşındaki bir hanım öyle evhamlıydı ki benimle görüşmeye gelen 50 yaşındaki kızını her akşam arayarak eve gelip gelmediğini kontrol ediyordu. Danışanım eve geldiğinde telesekreterinde annesinin bıraktığı en az 10 mesaj buluyordu. Bu bağlılık mı yoksa bağımlılık mı diye konuşurken annesinin endişelerinin tamamıyla kendisinden mi kaynaklandığını yoksa diğer aile fertleri tarafından da mı paylaşıldığını görmemiz gerekti. Anneyi görüşmeye çağırıp kaygılarını konuştuk. Sürekli kontrol etmeye dayalı davranışların kişileri daha da kaygılı hale getireceği üzerine konuştuk, gerçeklere daha farklı şekilde bakılması için terapilere devam ettik. Yaşı kaç olursa olsun sanırım anneler kızları için endişelenmeye devam ediyorlar. Hele bir de kızları yalnız yaşıyorsa.

Akşam en geç saat altıda kızının evde olmasını sağlayan bir anne baba vardı. Oysa kızları 35 faşındaydı ve çalışıyordu. Sanki bu gerçeği görmez gibiydiler. Kızları eve geldiğinde tüm ara kapılar kapanıyor, bütün odaların kapıları kilitleniyordu. Eşinden yeni boşanıp ailesinin yanına dönen kızları karşılaştığı bu manzaraya anlam veremiyordu. Sürekli annesinin çok evhamlı olduğunu söylüyordu. Oysa anlattıklarından çıkan tablo, annesinin paranoid bir durum içinde olduğunu ama babanın da onun paranoyalarını paylaştığını gösteriyordu. Anne eşini evhamlandırıyor, eşi de onun söylediklerini yapıyor ve böylece evde sorun çıkmıyordu. Birbirlerine öyle alışmışlardı ki ikisi de bunun çok doğal olduğunu düşünüyorlardı.

Kızlarına bunun ciddi bir rahatsızlık olduğunu anlattım. Küçük kuruntular evhamın daha çok artmasına sebep oluyor, kaygılar beslendikçe şüpheye dönüşüp hastalık halini alabiliyordu. Evdeki tüm kapılar birisi girmesin diye kilitleniyordu. Evet, sokak kapısı gündüz vakti bile kilitlenebilir ama evin içindeki tüm kapıların kilitlenmesi ciddi bir işaret idi.

Geçelim erkeklere. Panik atak şikayetiyle ve çeşitli kaygılarla (kalp krizi geçireceği korkusu, diş hekimine gidememe ve uçağa binememe, “evladımı kaybedersem, ya o bensiz kalırsa ne yapar” gibi) gelen bir bey sürekli evham içindeydi. Nedenlerini araştırdığımız zaman farkında olmadan kurduğu enteresan bir düşünce sistemi çıktı ortaya.

İlk panik atağı patronunun vefatı sonrasında başlamıştı (198485 yılında). O dönem kendisi 19 yaşındaydı. Patronu bir gün işe gelmeden önce telefon edip bir gün sonraki seyahati için uçak biletinin alınıp alınmadığını soruyor ve göğsündeki ağrı ve yanmadan şikayet ediyor. Danışanım da patronuna “Abi seyahati ertele, bir doktora git” diyor. “Madem öyle gideyim” diyen patron, önce diş hekimi olan dayısına gidiyor ve 10 dakika sonra diş hekimi dayıdan bir telefon geliyor: “Latif öldü.

Danışanım buna inanamıyor. İlerleyen günlerde patronunun yetim kalan 56 yaşlarındaki kızının hali ne olacak düşüncesine takılıp kalıyor.

İşte bu süreçte zihninde temel kaygılarının tohumları atılıyor. Hikayeyi anlattıkça korkularının farkına vardı. Kalp krizi geçirme korkusu, uçak korkusu, diş hekimi korkusu, o sıralar kendi kızı 5 yaşlarında olduğu için onu yetim bırakıp gitme korkusu vs vs. Patronu 30 yaşındayken vefat etmişti, kendisi de panik atak şikayetiyle ilk kez 30 yaşındayken doktora gitmişti.

İlk düzelttiği durum diş hekimi korkusu oldu. Cesaret edip yıllardır ihmal ettiği 10 dişini tedaviden geçirtti. Zihninde kurduğu sistemi fark etmek onu rahatlatmıştı. Patronuyla aynı kişi olmadığını, kaderin aynı şekilde tecelli etmeyeceğini konuştukça duygularını tanıdı. Kaygılarının çoğundan kurtuldu, geleceği düşünüp endişelenmiyor, Yaşamdan keyif alıyor, eşi de artık kendisinden daha memnun.

Özetle, hemen hepimizin kaygıları var. Ancak bunları fark edip beslememeye son vermek onlardan kurtulmamız için başlangıç adımı olacaktır.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült