Her Şeyi Cinsellikle Mi Açıklayacağız?

Roger Perron


İnsanlar bazen psikanalistlerin hep cinsellikten söz edilmesinden memnunluk duyan manyaklar olduğunu düşünür; daha en başından itibaren psikanaliz kuramına sıkça yakıştırılan suçlamalardan biri de “cinselliği her şeyin temelinde yatan güç saymasıdır”, başka deyişle, her şeyin “cinsellikle açıklanabileceğini” ileri süren bir kuram olduğudur.

Psikanalizin belki de herkesten sık, ama herkesten çok daha içtenlikle cinsellikten söz ettiği doğrudur. Görünürde en “özgür” konuşmaların, görünüşü ya da davranışları açısından şu ya da bu Kişiye yönelik sözlerle, aşağılayıcı anıştırmalar, açıkça pornografik ya da pis sözlerle, üstü kapalı laflar, açık saçık takmalarla, böbürlenmelerle vb. nasıl dolup dolup taştığını çok iyi biliriz. Gerçek şu ki, bu tür bir “özgürlük” genelde insanın derdini tam anlamıyla örtüp gizleyemez: kabara kabara Don Juan olmakla övünen kişi, yanından bile geçmemiştir donjuanlığın; insanın kendi, özel yaşamında yaptıklarını ortaya sermez ki birşeyler ileri sürmesi vb. Cinsellik söz konusu olduğundaysa, öyle sırlar vardır ki, bunlar hem ürkerek hasıraltı edilir, hem de

insana çok acı verir. Kişi bir psikanalistten yardım istemeye geldiğinde, çoklukla müthiş yürek isteyen bir “itirafta” bulunabilmek için çok uzun zaman geçmesi gerekebilir. Bazen de bu en son ana kadar sır olarak kalır: psikanalist üzülür buna, ama elinden de bir şey gelmez. Sorgu hakimi gibi insanın ağzından zorla bir şeyler almaya çalışmaz elbette; “her şeyi” söylemek gibi bir kural varsa da, hasta sır tutmak istediğinde, kimse bunu söylemesi için zorlayamaz. Psikanalistin yapabileceği tek şey, işte bu suskunluğun yani bir bilgiyi sır olarak tutmanın bile söylenmeyenin ne denli önemli olduğunu gösterdiğini vurgulamak ve dile getirilmesine yardım etmek olacaktır; şurası kesin ki, bir gün hasta, söylemeyi olanaksız saydığı şeyi söyleyebilecektir. Genelde de, üstünden çok ağır bir yük kalkmış olur: sonunda, o şey dile getirilebilmiş olur.

Psikanalistin bir tek cinsellikten sözedildiğinden dem vurması biraz fazla olur; bu sözcük en sıradan anlamıyla alınsa bile (cinsel uyarılma, uygun davranışlarla, hangi yoldan olursa olsun, bedenin üreme bölgesinde zevk ve doyum elde edilmeye çalışılması), yaşama ilişkin olaylara, başka deyişle, sevgi ve dostluğun bütün öteki bileşenlerine, rekabete, umutlara ve boşa çıkan beklentilere, tasarılara, pişmanlıklara vb. oranla cinsel konulara her seansın ancak çok kısa bir süresi ayrılmaktadır; seansın büyük bir bölümü de cinsellik kadar, bazen de daha çok saldırganlıkla dolu olmaktadır.'Bununla birlikte, önceleri yadsınan ya da azımsanan, ama sonraları nasıl da merkezi bir yere sahip oldukları ortaya çıkan cinsel güçlükler, giderek analiz çalışmasının merkezine gelip yerleşmektedir.

Peki, ama uygulamada böyleyse de, kuramın kendisi her. şeyi cinsellikle açıkladığını ileri sürmüyor mu?

Artık yüz yıldır yapılagelen bu itiraza şu yanıt verilebilir: hayır, efendim, psikanaliz böyle “her şeyi açıklayacağını” öne sürmüyor. Çok şeyi açıklayabiliyor, ki bu az bir şey değil elbette... Bu eleştiriyi temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze sürmelerine şaşmamak gerek: 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında egemen olan Viktorya çağı ahlakı Freud’un cinsellik, hele hele çocuk cinselliği konusundaki tezlerine şiddetle karşı çıkmalıydı; sonraları, bu ahlak anlayışı biraz daha yumuşadıysa da (tam da bu alanda mücadele edilen psikanaliz sayesinde), itiraz konusu varlığını sürdürdü: çağımızda pek çok kişi cinselliğin önem taşıdığına, ama kölesi olmamak gerektiğine inanıyor. Onlara, temelde haklı, ama biçimsel anlamda haksız olduklarını söylemek gerek: kişi kendi yaşamında cinselliğin ne denli önemli olduğunu kabul etmemekle, kurbanı olup çıkar cinselliğin...

Gerçekten de, “kral çıplak” diye bağırıp rezalete yol açan çocuk gibi, Freud da apaçık bir gerçeği anımsatmaktan öteye gitmemişti: insan bir hayvandır ve hayvan olduğu için de, biyolojisine bağımlıdır; oysa şurası kesin İd, en dar anlamıyla cinsellik, insanın biyolojik işleyişi içinde son derece önemli bir yere sahiptir. Freud’u, insanı, biyolojisine, daha da ileri gidip cinsel biyolojisine indirgemekle suçlamak saçmalıktan başka bir şey değildir: oysa, Freud tam tersine kültürün ne denli önemli olduğunu ara vermeksizin vurgulamıştı. Freud’un en önemli tezlerinden biri de cinselliğin en yabanıl biçimlerinin bastırılmasının kaçınılmaz olmakla kalmayıp, uygarlıkların gelişimini sağlayan ana devindirici güç de olduğudur.

Her şey bir yana, psikanalizde “cinsellik” dendiğinde ne anlaşıldığı konusunda görüş birliğine varmak gerek en başta. Burada bir psiko-cinselliğin söz konusu olduğu unutulmamalıdır, yani arzu ile bu arzunun doyurulmasının karşısına dikilen engeller (en başta da yasaklar) arasındaki bir çatışma durumunun canlandırdığı psişik devinimler bütünü söz konusudur;, işte, bu nedenle de, “cinsellik” terimi gündelik dilden çok daha geniş bir anlamda ele alınmıştır. Hemen ilintili olan “erotizm” teriminde hiçbir kuşkuya yer kalmaz. Daha önceki bölümlerden birinde, libidonun ve nesne nitelikli ilişkilerin gelişimini, denilegelen sürecin önemli aşamalarını oral, anal ve fallik dönemler olarak adlandırmıştım. Annesinin göğsünü emen süt çocuğunun, yetişkinin üreme organları bölgesinde yaşadığı zevke tıpatıp benzer “cinsel” bir zevk almadığı açıkça ortadadır; ama gene de bir “zevk” almaktadır, ki işte “erotizm” terimiyle vurgulanan da budur. Başkasıyla (anne ya da besleyen kişi) kurulan ilişki, daha bu aşamadan itibaren, almak/dışarı atmak, reddetmek çatışmasının damgasını yemiş bulunur; aynı çatışma durumu, çocuğun tutmak zevki ve işarı atmak zevki arasında oynadığı, dolayısıyla başkasıyla kurulan ilişenin de yepyeni bir boyut kazandığı (temizlik alışkanlığının edinilmesine azıcık dikkat etmiş olan her anne baba ne demek istediğimi kolayca anlar...) anal dönemde yeniden yaşanır. Öyle ki, üreme organları bölgesini kendisine merkez alan zevk sahneye çıktığında, kendi içine katacağı bütün bu ilk aşamalar tarafından bir bakıma önceden biçimlendirilmiş olacaktır zaten. Bu da, oral zevki (en masum öpücükte bile), hatta çok karşı çıkılsa da, anal zevki (ne olursa olsun, bazı insanların hem cinsel hem de pisliğe dayalı şakalardan özellikle zevk alması buna tanıktır) yeniden gündeme getiren yetişkinlerin cinsel davranışlarında rahatça gözlemlenebilmektedir. Ne var ki, üreme organları nitelikli cinsellik, erotizmin sözünü ettiğimiz ilk biçimlerini kendi içine katmakla yetinmez: en iyi durumda bile, bütün bu ilk biçimleri örgütler ve kendi buyruğuna sokar (bu durumda, erotizmin “üreme organlarının egemenliği” altına girdiğinden söz edilir).

Psikanalizin “her şeyi cinsellikle açıkladığı” yolundaki yanlış düşünceyle mücadele etmek için söylenebilecek son bir söz de, ' psikanalizin psişik yaşamın ve bu yaşamın davranışlarının merkezinde başka bir devindirici gücün yattığını kabul ettiği, bu gücün de saldırganlık olduğudur. Freud bu soruna nasıl yaklaşacağını belirlerken, en açık, seçik biçimlerinde, üreme organları erotizmi perdesi arkasında, hep oral ve anal (en çok da anal) erotizm bileşenleri etkinleştiren sadizm (acı vermekten zevk almak) ve mazoşizm(acı çekmekten zevk almak) olaylarım incelemişti. Bununla birlikte, saldırganlık kuramı Freud için hep sorun olmuştu; Freud iti seçenek arasında kararsız kalmıştı: ya bunun cinsel dürtü bileşenlerinden biri olduğunu kabul edecek ya da aynı cinsel dürtü gibi, ona da, bağımsız bir dürtü konumunu layık görecekti. Bu konudaki tartışmalar Freud’dan sonra da sürdü; öyle ki, psikanaliz kuramının en tartışılan alanlarından biri de budur. Ne var ki, klinik çalışmalar saldırgan hareketlerin önemli olduğunu göstermekte. Herkeste böyle bu; ancak, kendilerindeki her türlü saldırgan hareketi acımasızca bastıran ve hem kendileri hem de başkaları tarafından son derece barışsever olarak algılanan kişilerde, görünürde paradoksal olsa bile, özellikle belirgindir. Çoklukla bunun bedeli de bastırılmış saldırganlığın çoklukla kendilerine yönelmesidir: böylece kişi, kazaya yattan olmaktan, affedilmez ahlaki ilkeler uğruna kendi kendini suçlamaya varıncaya dek pek çok etkiye açık olur. Bu saldırgan hareketlerin, bir tedavi süresince analiz edildiğinde, cinsellikle çok yakından ilintili oldukları kolayca ortaya çıkar.


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült