Francis Galton

Frank J. Bruno
 

Francis Galton, 87 yaşında iken, şövalyelik ile ödüllendirilip «sir» ünvanını almıştır.

Ona bu payenin verilmesi, insan bilgisine yaptığı pek çok katkının bir karşılığıdır.

Bundan 2 yıl sonra, mal varlığının büyük bir kısmını, kendi başlattığı «eugenics» (insan ırkının soya çekim ile ıslahına çalışan bilimdalı) biliminin ve insan niteliklerinin ölçülmesi yolundaki araştırmaların sürdürülmesi için bağışlayarak, ölmüştür.

Galton, bir maceraperest ve bireyci olarak tanınır. Kendisi, çok zengin ve soylu bir aileden gelmiştir. Ünlü devrimci Charles Darvin’in, kuzenidir.

Galton, bir süre tıp tahsili yaptıktan sonra, bundan hoşnut olmayarak, alanını değiştirmiş ve belli bir alanda özelleşmektense, geniş ve özgür bir eğitim görme yolunu seçmiştir.

Sonuçta, Cambridge'de, Trinity Üniversitesi'nden mezun olmuştur. .

Onun, bu 'yerinde duramayan' kişilik özelliğine bağlı olarak, bir süre, seyahatlerle ve araştırmalarla zaman geçirdiği söylenir.

Afrika'da, daha önce keşfedilmemiş bölgelere yaptığı seyahatlerle ilgili olarak yazdığı yazılar, kendisine İngiltere'de büyük bir ün kazandırmış ve 32 yaşında iken, Kraliyet Coğrafya Kurumu'nun en yüksek ödülünü sağlamıştır.

Golton, bu sıralarda, ünlü ve etkin olduğu halde, akademik alanda bir görev almak istememiştir. Tüm yaşantısı boyunca, gönlünün dilediği bir biçimde yaşamayı yeğlemiştir. Katkılarının çok fazla olmasına karşın, belirli bir düşünce sistemi ile bağıntılı değildir.

Kendisi, sanki o sıralarda Almanya'da bulunan Wundt, tutucu, sistemli ve psikolojinin, insan ırkının düzelmesi konusunda ne tür bir işlevi olacağı konusuyla, hiç ilgilenmemiş bir kişidir. Bununla beraber, bu kadar zıt yönlerine rağmen, ikisi arasında bazı benzerlikler de vardır.

Her ikisi de Batı dünyasında ilerleyen bilimsel yöntemlerin, psikolojiye uygulanmasını savunmuşlardır. Her ikisi de, deneylerin yararına inanmış ve psikolojiyi, matematiksel analize olanak verebilecek, niceliksel bir temele oturtmak istemişlerdir.

 

İnsanda Bireysel Farklılıklar :

İnsan davranışları ile ilgilenen hiç kimsenin, gözünden kaçmayan olgulardan biri, insanlarda çeşitli özellikler ve yetenekler açısından farklılıklar olmasıdır.

Bu farklılıklar acaba neye bağlıdır?

Galton'un bu soruya yanıtı, pek çok farklılıkların kalıtıma bağlı olduğu biçimindedir.

Özellikle, zeka farklılıklarının, kalıtım ile açıklanabileceğini savunmuştur.

Galton, ünlü kişilerle yaptığı bir çalışmada, bunların çocuklarının da, rastlantı faktörü dışında, başka nedenlere bağlı olarak, yine ünlü kişiler olduklarını göstermeye çalışmıştır.

Bu gözlemlerinden çıkardığı sonuç, zeka yeteneğinin kalıtımla geçen bir özellik olduğudur.

Pek çok psikolog için, Galton'un vardığı bu sonuç doğru değildir.

Onlara göre, ünlü kişiler, kendileri gibi, çocuklarına da, üst düzeyde bazı eğitim olanakları sağlamaktadırlar.

Akademik ve iş dünyasında, normalin üstünde bir çevreleri vardır.    

Bu nedenle, üstünlüğün açıklanması, 'çevre' faktöründe aranabilir.

Diğer bir deyişle, bu ünlü kişiler, üstün yeteneklerini katılım'a değil; içinde yaşadıkları çevrenin olanaklarına borçludurlar.

Bu tartışma, günümüzde de süregelmektedir.

Bununla beraber, orta çizgideki kişiler, ne çevrenin, ne de kalıtımın, birbirinden bağımsız ele alınamayacağını; bunların birbirleri ile etkileşiminin önemli olduğunu söylemektedirler.

Bu kişilere göre, birinin diğerinden önemli olduğunu savunmak, anlamsız bir tartışma yaratmaktan ileri gidemez.

Golton çalışmalarını yaparken, tamamen iyi niyete dayanan bir samimiyet içinde olmuştur.

Ona göre, «eugenics» bilimi oluşturularak, kalıtımsal temellerine göre, insanların 'uygun olan' ve 'olmayan' diye ayrılması; zaman içinde, uygun olanların nüfusunun arttırılıp, uygun olmayanların nüfusunun azaltılması; böylece, insan ırkının ıslahının sağlanması olanaklıdır. Mantıksal görünmesine rağmen, onun bu yaklaşımının, pek çok alanda, üzücü sonuçlan olmuştur.

İnsanların bazılarının 'uygun', diğerlerinin 'uygun olma'yışlarına ilişkin kararların, genetik faktörlerle hiç bir ilişkisi yoktur.

Çevrenin ve öğrenmenin etkileri öylesine büyüktür ki, bu durum araştırma sonuçlarını karıştırmakta ve birçok pratik uygulamada, kararların gelişigüzel verilmesine yol açmaktadır.

Galton'un bu çalışmalarının, ikinci dünya savaşı sırasında, Yahudilerin aşağı sınıftan bir ırk olduklarını ileri sürenlerin, nasıl işine geldiğini düşünebilirsiniz.

Ayrıca, günümüzde de, bir ırkın diğerine zekaca üstünlüğünü savunanların, bu düşüncelerden yararlandıkları görülmektedir.

Galton, çevrenin önemi konusunda tamamen bilgisiz değildir.

Öyle ki, kendisi, çevrenin etkilerini kontrol altında tutabilmek için, ikiz kardeşler kullanarak araştırmalar da yapmıştır.

Ancak, günümüz araştırma yöntemleri içinde değerlendirildiğinde, zeka konusunda böyle bir yaklaşım, çevresel faktörlerin etkisini en aza indirmek açısından, yetersiz kalmıştır.

Galton görünürdeki objektifliğine rağmen, kalıtımın çevreden daha önemli olduğu konusuna kendini adamıştır. Bu nedenle de, gerçekten, aradığını, bulmuştur. Bu durum, her araştırma için geçerli olan kaçınılmaz bir tehlikeyi ortaya koymaktadır.

Böyle bir hata, yalnız Galton tarafından yapılmamıştır. Çağdaş ölçme kuramcılarından, Clyde Coombs, sosyal bilimcilerin genellikle, bilmek istemekten çok, istediklerini bilmeyi yeğlediklerini söylemektedir.

 

Zihinsel Yetenek Testleri :

Galton, bir insanın diğerinden üstün olduğunu belirleyebilmek için, zihinsel yeteneği ölçtüğüne inandığı bazı zeka testleri kullanmıştır.

Yaklaşımı, temelde, 'duyusal-motor yetenekler' (sensory-motor) açısındandır.

Eğer sizde, 1880'lerde, Londra'da yaşıyor olsaydınız, 'duyusalmotor' yeteneklerinizi, Galton'un halka açık test merkezinde ölçtürebilirdiniz.

Böyle bir merkezde, dinamometre adı verilen ve günümüzde eğlence parklarında kullanılan bir aletle, yumruğunuzun gücünü, bazı ağırlıkları farkedebilme yeteneğinizi, görsel yeteneğinizi, ölçtürebilirdiniz.

Ayrıca, boyunuz, başınızın çevresinin büyüklüğü, yüzünüzün uzunluğu ve buna benzer fiziksel özellikleriniz hakkında da, bilgi sahibi olabilirdiniz.

Galton, bu merkezde daha sonraları, 'zeka test' akımı ve fiziksel özelliklerin ölçümü olan 'biometre' akımının ilk adımlarını atmıştır.

Galton'un zihinsel yetenekler ve zeka'nın araştırtmasına ilişkin bu yaklaşımı, çağdaş zeka testlerinin babası olan, Alfred Binet'inkinden çok farklıdır.

Binet 'zeka'yı global bir kavram olarak görmüş ve günlük yaşamın gerektirdiği bazı işleri yapabilme yeteneğinin önemini vurgulamıştır.

Galton'un yaklaşımı ise, organizmanın biyolojik donatımını açıklamaya yöneliktir.

Galton'un, kalıtımın önemine yaptığı bu vurgulamaya bağlı olarak, zekaya böyle bir yaklaşım yapması doğaldır. Onun zihinsel yeteneği ölçme yöntemi, bugün için geçerli olmamakla beraber, kendisinin, zeka testlerinin mucidi olduğunu belirtmek, yanlış olmayacaktır.

 

Korelasyon Kavramı :

Galton'un, bilime belki de en büyük katkısı, korelasyon yöntemini geliştirmiş olmasıdır.

Bu yöntemi, Kari Pearson adındaki bir matematikçi arkadaşının yardımı ile geliştirmiştir.

Temel fikir, Galton'un; son matematiksel görünümü ise, Pearson'undur.

Gerçekten de, Pearson, kendi yöntemini daha tanımlamadan, Galton kendine göre bir formül oluşturmuş gibidir.

Aslında, korelasyon fikri, açık ve kolaydır.

Hepimiz, uzun boylu insanların, kısa boylu insanlardan v daha ağır olduğunu biliriz. Bu nedenle, uzunluk değişkeninin, ağırlık değişkeni ile ilişki (korelasyon) içinde olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak, bu, «genelde» böyledir. Bu genel kurala (ilkeye) karşın, pek çok bireysel ayrıcalıklar da vardır. Bizi ilgilendiren sorun şudur:

Eğer elinizde 1000 çift, uzunluk ve ağırlık puanı var ise, bunlar nasıl bir ilişki içindedirler?

Bunların ilişkisini ve ilişkili olmayışlarını nasıl ölçebilirsiniz?

Galton ve Pearson, herşeyden önce, bu puanlan çiftler halinde düzenleyerek işe başlamışlardır. Daha sonra da, bir takım matematiksel işlemler yaparak, ilişki miktarını bir index sayısı ile gösterebilecek sonucu elde etmişlerdir. Bu son index sayısı ile gösterebilecek sonucu elde etmişlerdir.

Bu son index sayısına, «korelasyon katsayısı» adını vermişlerdir.

Korelasyon katsayıları + 1.00 (tam pozitif korelasyon) dan1.00'e (tam negatif korelasyon) kadar gider. Diyelim ki, 0.80 veya 0.70 gibi sayılır, 2 değişken arasında yüksek olumlu bir ilişki olduğunu göstermektedir.

Yani, uzunluk ve ağırlık arasında örnekleme grubuna bağlı olarak 0.80 veya 0.70 lik bir korelasyon olabilir. Ancak bu genel ilişkiye karşın, bazı istisnaların olabileceği de unutulmamalıdır.

Galton'un, korelasyon tekniğini uyguladığı temel alan, biyometrik verilerdir.

Örneğin, kişinin yüz uzunluğu ile boy uzunluğu arasındaki ilişkiyi aramıştır.

Tekniğinin geçerli olduğunu gösterebilmek için, ölçümler arasında yüksek korelasyon bulmaya çalışmıştır. Ayrıca genel yetenek ile biyometrik yetenek (ağırlıkları farkedebilme yeteneği, görüş keskinliği gibi) arasında bir ilişki olduğunu da göstermeye çalışmıştır. Bu son işinde ise, iyice başarısız olmuştur.

Buna rağmen kendisi, zihinsel yeteneklerini objektif olarak bilir.

Onun yönteminin yetersizlikleri, genç Alfred Binet'in düşüncelerini açıklığa kavuşturmaya yardımcı olmuştur.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült