Evlilik Ya Kabus, Ya Saltanat

Erhan Özden


Evlilikler... Günümüz gençliği için ürkütücü yaşam formu. 3 yanlışın bir doğruyu götürmesine bile gizli gizli diş gıcırdatan gençlerin, 1 yanlışın bütünü götürdüğü evlilik sınavına bir türlü kendini hazır hissedememesi çok yadırganmasa gerek.

Peki sınava nasıl hazırlanmalı? Dershane desteği almalı mı? Çıkmış soruları çözmek fayda getirir mi? Süre ne kadar? Sınav ne zaman başlıyor; evlendikten sonra mı, yoksa evlenme süreci bizzat sınavın kendisi mi? Bu kadar bilinmezi olan bir sınavın arkasında mutlu ve mutsuz hayatı saklıyor olması ise belki de paradoksun en kilitli yanı.

Kilidi çözmek elbette her yiğidin harcı değil. Nitekim ABD'deki araştırmalar bakın ne diyor: 1890'da başlayan evliliklerin %10'u; 1920'de %18'i; 1950'de %30'u, 1970'te %50'si, 1990'da %67'si boşanmayla sonuçlanmıştır. Yani günümüzde ABD'de ortalama her 3 evlilikten ancak 1'i ayakta kalabilmektedir.

İstatistiklerdeki boşanmaya doğru hızlı yükselişin benzerini Türkiye'de de görmek mümkün. Bu tabii ki sadece evlilik öncesi sürecin yanlış yönetilmesiyle ilgili bir olgu değildir, evlilik içi belli tuzaklar da tahterevalli üstündeki bu rakamların karşısına bütün ağırlığıyla oturuyor ve tuzaklar ağırlaştıkça rakamlar daha da yükseliyor. Ancak yine de şunu kabul etmek gerekir: Evlilik, evlilik öncesi süreçle başlamaktadır. Sınavlarına iyi çalışanlar, en fazla nerede hata yapıldığını okuyanlar da evliliğe bir adım önde girmektedir.

Evliliğe nasıl hazırlanmalıyım?

Belki ilginç gelecek; ama evlilik büyük oranda evlilik öncesi süreçte inşa edilir. Bu, hayatınızı sürdüreceğiniz eşinizi daha tanımadan zihninizin içinde bir yerlere kaydolup duran kişisel tarihinizin geleceğinize yönelik izdüşümüyle ilgili bir durumdur. Belki bu yazıyı okurken, belki etrafınızda gördüğünüz evlilikle ilgili gözlemlerinizle, belki anne babanızın zihninizde bıraktığı eş ilişkisi modeliyle zihninizde adım adım bir evlilik inşa edilir. Yani siz aslında evliliğinizi eşinizle değil, zihninizdeki evlilik modeliyle yaparsınız. Eş adayınızı tanıdığınız zaman da bunların yenileri eklenir. Ve siz aslında evliliğe değil, çoktan temelleri atılmış, katları çıkılmış bir binanın çatı katında oturmaya başlarsınız. Çoktan sıvasını çektiğiniz bir eve girerek evlenirsiniz. Yani geçmiş tuzakların en büyüğüdür. Nelerdir bunlar?

Yüksek beklentiler

Evliliğin en kritik dönemi eşikten giriş ve ayağının tozuyla oturma dönemidir. Eşinizi çok eskiden beri tanıyor bile olsanız bu dönemde hiç tanımadığınız bir yaşam formuna adapte olmaya çalışırsınız. O kadar ki kendinizin bile evlilik içindeki hali sizin için daha önce tanışılmamış bir kişiliktir. Onu ve onun evlendiği kişiyi bu yeni form içindeki haliyle yeniden, neredeyse sıfırdan tanımaya başlarsınız. Bu tanıma adapte olma süreci oldukça sancılıdır.

Nitekim bu yüzden olsa gerek istatistiklere göre evlilik içindeki ilk iki yıl boşanma rakamları için tramplen görevi görmektedir. Evde hiç tanımadığınız bir adam varmış gibi kendinizi o adama ve eve yabancı hissetme sizde hızla ondan uzaklaşma arzusunu doğurabilir.

İşte bu dönemin zaten kendiliğinden var olan bu "mevzuya uyanma" hali öncesinde; evlilikle ilgili taşıdığınız yüksek beklentilerle, "her şey çok güzel olacak, yepyeni bir hayat başlayacak" tarzı Polyanna şarkılarıyla yükselmişseniz, yerçekimi size daha sert bir "merhaba" diyecektir.

Evliliğin de hayat içindeki diğer süreçler gibi bir süreç olduğunu, yine mutlu ve mutsuz zamanların olacağını, eşinizle ilgili hiç fark etmediğiniz ve derin bir "tüh be" çekeceğiniz şeylerin pandoranın kutusundan henüz çıkmadığını daha baştan kabul etmek, evliliğin eşiğinden hemen sonra gelen kriz dönemine sizi daha güçlü ve ayakta sokacaktır.

Geç'ememiş geçmiş...

Evlilikle ilgili o daha başlamadan ucu geçmişte yakılan bir diğer dinamit ise geçmiş deneyimlerin talepler üzerindeki şarj edici özelliğidir. Kişi o döneme kadar neyin açlığını fazla yaşadıysa bu gelecekte kostüm değiştirerek o nispette bir yüksek "talep"le karşısına çıkacaktır. Bir köşede unuttuğunuzu sandığınız acımsı halleriniz size zombilik yapacaktır. Bu açlığa dayalı yüksek talep ve elde edememe korkuları bir noktadan sonra kişide hezeyan rengine girip zihninde evlilik filmini daha başlamadan oynatan, başa alan, sonra tekrar oynatan Hitchcock filmlerine dönüşebilir. Kişi, yönetmenliğini ve aktörlüğünü aynı anda yaptığı bu filmin yüksek tansiyonu içindeki gerginlikle kendini doğrulayan kehanetin üzücü tablosuyla karşılaşabilir.

Yani sakınılan göze çöp batmakla kalmayıp, gözü dağlayabilir. Önceki ve yeni hayatınız arasındaki rasyonel ayrımı yapmanız ve iç korkularınızla yüzleşmeniz, bu konuda eş adayınıza da açık olmanız, kendinizi anlatmanız, geçmiş deneyimlerin TNT türündeki bomba etkisinden geleceğinizi kurtarmak adına bir anlam ifade edecektir.

Zedelenen mahremiyet anlayışı

Evlilik öncesi evliliğe götürücü ya da götürmeyici ilişkilerin her biri sizin evlilikle ilgili mahremiyet-güven algınızdan kendisine bir parça kiralamaktadır. Bu kiralamaların fazlalığı sizin için evliliğin özel ve alabildiğine "öznel" anlamını zedeleyebilir. Şimdi şu satırı okuyan pek çok kişi "Aman canım sınırlarını bildikten sonra ne alakası var!" diyor belki; ama somut sınırı korumanın soyut sınırların korunma garantisi olmadığını fark etmek gerekir. Sizin psikolojik anlamdaki her yakınlaşmanız, gelecekte evliliğinize yapacağınız yatırımın, fedakarlığın, eşinizi diğerlerinden ayıran "özerliğinin bilinçaltınızda azalmasına neden olabilir.

İlişkiniz siz farkında bile olmadan evlilik içinde bile eşinizi diğerleriyle mukayese eden, onun "özel" olma halini zedeleyen artı eksi eksenli bir matematiksel hesaba dönüşebilir ki bu da matematik kadar sentetik bir duygusuzlukla evliliğinize devam etmenize neden olabilir.

Evlilik öncesi yakınlaşmalarınızı küçümsemeyin, kendinize ait psikolojik sınırlara da en az fiziksel sınırlar kadar özen gösterin. Ve evlenene kadar kimse için "özel insan" bakışınızı kiralamayın.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült