Endişenin Kökleri ve Genlerimizle İlişkisi

Peter Copeland & Dean Hamer


Genetik olarak etkilenen özelliklerin kalite işaretlerinden biri, onları ailelerle ilişkilendirilmesidir. Aşırı derecede mutsuz olan Sally’nin çalışmasında, Kramer, onun ailesinin de yumuşak huylu ve fiziki hastalıklara ve depresyona meyilli olduğunu bulmuştu. Onlar, Sally’nin duygusallığını, annesinde, büyükannesinde, babasında ve kız kardeşlerinde müşterek olan bir aile özelliği olarak tanımladılar. Kramer şaşırmamıştı; bir ailede kuşaklar boyu süren zarar kaçınması özelliklerinin birçok ünlü örneği vardır. Olağanüstü bir örnek, Hemingway ailesidir ki onlarda depresyon bir tesadüf olamayacak kadar çok kez intiharla son bulmuştur. 61 yaşında intihar eden Ernest Hemingway’in 33 yıl önce babasının kendi hayatına son vermek için kullandığı silahın aynısını kullanmış olduğu düşünülür. Ernest’in erkek ve kız kardeşi de intihar etmişti. Ernest’in torunlarından biri olan Margaux Hemingway, alkolizm ve doymama hastalığı ile mücadele etti. 41 yaşındayken, 1996 yazında ölü bulundu.

Hemingway’lerin ve çoğu diğer ailelerin tarihleri genlerin depresyon ve zarar kaçınmasının diğer durumlarında bir rol oynadığını düşündürür. Fakat, sadece aileye has olan bir şey, muhakkak bunu genetik yapmaz. Eğer bu doğru olsaydı dini tercih, en iyi planlar ve soyadları da “genetik” olurdu. Bir kere daha, genlerin rolünü araştırmak için daha sistematik bir yol, ikizler üzerinde çalışmaktır. Böyle çalışmalar, zarar kaçınmasındaki genetik etkilerin erken ortaya çıktığını ve uzun bir süre için geçerli kaldığını gösterirler. Örneğin, Louisville Üniversitesi’nde Adam Matheng tarafından yapılan bir ikizler araştırması, özdeş 2 yaşındakilerin, bir yabancıya verdikleri tepkide çift yumurta ikizlerinden daha benzer olduklarını bulmuştu. Özdeş ikizler, çift yumurta ikizlerinden daha fazla benzer iseler, bunu için olası sebep genlerdir. Çünkü tek yumurta ikizleri genetik (donlardır. Bir diğer çalışma, Virginia Üniversitesinde 7 yaşındaki ikizlerden oluşan 350 çifti kapsar, utangaç, korku verici ve çekingen davranışın %50’sinin kalıtsal olarak geçtiğini göstermişti.

Sonuçlar, utangaçlık ve cesaretin uçları için özellikle önemlidir. Colorado, Boulder’deki Davranış Genetiği Enstitüsü’ndeki bilim adamları, utangaçlığın %50 ila 60’ının ikiz bebeklere kalıtsal olarak geçtiğini buldular. Fakat en cesur ve en utangaç çocuklara odaklandıklarında, kalıtım oranı %70 ila 90’a çıktı. Davranışın herhangi bir durumu için kaydedilmiş bu yüksek oranlardan biri ve muhtemelen bir ömür boyu çok fazla değişmeyen bir durum...

Yetişkinlikte bile, bir insanı daha çok ya da daha az çekingen yapar gibi gözüken bütün yaşam deneyimlerinden sonra, zarar kaçınması, hala ekseriyetle genlerden etkilenir. Çoğu araştırma, genlerin yetişkin zarar kaçınmasının çeşitli ölçülerindeki değişim sebebinin yaklaşık %40’ını açıkladığını göstermiştir. Değişimin geriye kalanı, hemen hemen hepsi, aile üyeleri tarafından paylaşılmayan deneyimlere “yegane çevreye” yüklenir. “Paylaşılan” çevre, ki bu genel aile tarzını, sosyal ve ekonomik durumu, okul sistemini, komşuluğu... vb. içerir, zarar kaçınması üzerinde nispeten küçük etkiye sahiptir. İnsanlar çekingen doğarlar, onlara olan yegane bazı şeyler, kardeşlerin başına gelmez. Ailelerin bütün çocuklarını bir kenara atmamalarıyla da onları şımartıp şımartmamaları onları daha çok veya daha az çekingen yapmakta o kadar çok önemli gibi görünmez.

İkiz çalışmaları da, depresyon ve endişe gibi zarar kaçınmasının farklı durumlarının, aynı genler ya da aynı deneyimler yüzünden birlikte ortaya çıkmaya eğilimli olup olmadıklarını tespit etmek için kullanılıyorlar. Analizlerin yeni bir çeşidinin ilkinde (çok çeşitli bir araştırma denilir), Virginia’nın Medikal Kolejindeki Ken Kendler ve meslektaşları, hem tek hem de çift yumurta ikizleri olan 3798 çiftte depresyona ve endişeye baktılar. Diğer araştırmacılarla birlikte %33-46 kalıtımsal olduklarını buldular. Fakat, iki özelliğin kalıtım ortaklığına baktıkları zaman, bir sürprizle karşılaştılar. Genetik olarak iki özellik, %99 dan fazla aynıydı. Gerçek olamayacak kadar basit gibi görünen bu sonuç yüzünden, genelleştirmiş endişe hastalığı ve depresyonun çoğu çeşidinin klinik teşhislerine bakarak deney tekrarlandı. Depresyon ve endişe arasındaki genetik bağıntı bu sefer de fizik kanunları için geçerli olan sayı yani hemen hemen % 100 olarak bulundu.

Psikiyatrik belirtiler ya da kişilik faktörleri arasındaki kalıtımsal fizik kanunları ilkesini, %100’e yakın bulmak gerçekten hayret ediciydi. Bu, endişeye neden olan tam olarak aynı genlerin depresyondan da sorumlu olduğu anlamına gelir. Bu, belirli bir bireyin hem endişeli hem de depresyon içinde olmak zorunda olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu, genlerin bir grubunun bir insanı, ya endişeli ya da bastırılmış veya daha az sıklıkta her ikisini birden yapabileceği anlamına gelir. Genlerin aynı grubunun depresyon ya da endişe sonucu hayat olayları gibi genetik olmayan etkenlere bağlıdır. Örneğin, yakın bir akrabanın ölümü sık sık depresyona neden olur ama genellikle endişeye neden olmaz. Bir akrabanın hastalığı endişeyi, depresyonun artmasından daha fazla arttırır. Bunun için endişe, kaybın sezinlenmesinden meydana gelir. Oysa ki depresyon kaybın deneyiminden gelir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült