Hikaye

 

 

Güçlü Destek

Yalçın Pekşen


Yeni kuracağımız parti için herkes hemfikirdi; en eski Başkan’ın desteğinin alınması gerekiyordu. Zorunlu olarak parti yönetim kurulunu oluşturacak arkadaşlarla birlikte Göztepe’deki köşke gittik: Bugünlerde 101. baharını yaşamakta olan Başkan, kahvaltı ediyordu. Üzerinde durmadık. Nasıl olsa uzun sürmezdi. Fakat biraz sonra bu kadar iyimser olmanın doğru olmadığını anladık. Başkan’ın sabah kahvaltısı saat 09.00’da başlamış, biz vardığımızda (11.00 civarı) hala sürüyordu. Normal olarak 12.00’ye kadar süreceğini açıkladılar. Çünkü bir lokmanın sayın Başkan’ın bizi destekleyecek olan mübarek ağzına varmak için geçen zamanda hızlı bir taksi şoförü İstanbul trafiğinde bile Beşiktaş’tan Eminönü’ne kadar yol alabilirdi. Bu kadarla kalsa iyi... Lokmaların bir de çiğnenmesi vardı.

Sonunda kahvaltının bittiğini duyurdular. Fakat erken yatmak için akşam yemeğini erken yiyen Başkan biraz sonra öğle yemeğine başlayacaktı. Çünkü bu işi de akşam yemeğine kadar ancak bitiriyordu. O yüzden kendisiyle konuşmak için bir saat kadar zamanımız vardı. Bu süre de bize yeterli görünüyordu.

Salona alındığımızda Başkan yemek sofrasından kalkıyordu. Desteğini almak için geldiğimiz kurt politikacı, iki kişinin kolunda, iki kişinin de arkadan itmesiyle iskemle ile bir metre kadar ötede duran koltuğu arasında tüm hızıyla ilerlemeye çalışıyordu. Unutmadan söyleyeyim, bir kişi de koltuğu üstadın tam altına yerleştirme çabası içindeydi.

Neyse sonunda bu işler bitti. Yerine oturdu. Yardımcısı hemen yanında hazırol durumunda bekliyordu. Daha önce bizim geleceğimiz anlatılmış olduğundan fazla zaman kaybetmeyecektik. Yine de usulen bir konuşma yaptım Partimizin amaçlarını kısaca özetledikten sonra ne istediğimize geçtim ve Sayın Başkan’a bizi desteklemesinden gurur duyacağımızı söyledim

Başkan hemen yardımcısına bir el işareti yaptı. Yardımcısı, kulağını ağzına getirdi. Ne söylediğini biz duyamıyorduk. Fakat uzun bir konuşma idi aralarında geçen. Beş dakika kadar sürdü bu fısıldaşma. Sonunda yardımcı doğruldu ve bize dönerek şunları söyledi.

- Sayın Başkan ne diyor, diye soruyor.

Hepimiz afallamıştık. On dakikalık konuşma boşa gitmiş, üstelik beş dakika kadar da «Ne diyor» demesini beklemiştik. Ben yeniden konuşmaya başladım. Bu sefer konuyu ana hatlarıyla özetledim sadece. Tek tek ve top patlatır gibi «Destek istiyoruz» diye bağırdım.

Eski Başkan bu kez konuyu anlamış görünüyordu. Bir iki yutkundu. Biz konuşacak sanıyorduk. Meğer sadece yutkunuyormuş. Yine yardımcısının kulağını ağzına kadar getirtti. Yine duyamadığımız bir konuşmayı beş dakika kadar bekledik. Yardımcı yine ayağa kalktı ve beş dakika içinde söylediklerini tekrarladı:.

- Kim bunlar diye soruyor.

Hoppalaaa. Daha işin başında bile değildik bu duruma göre... En azından bizim kim olduğumuzun önceden kendisine anlatılmış olması gerekiyordu. Bunu yardımcıya söylediğimizde «Anlatmıştık» dedi, «fakat araya kahvaltı girdi, unutmuşlar.»

Büyük bir umutsuzlukla kendimizi yeniden tanıtmaya giriştik. Bu kez sadece partinin adını söyledik. Nasıl olsa anlamıyordu. Bir iki cümle daha söyledikten sonra konuşmayı kestim.

Başkan gözlerini kırpıştırdı. Acaba tanımış mıydı? Fakat hayır. Sadece gözlerini kırpıştırıyordu. Başka bir anlamı yoktu bu hareketinin. Yardımcısı kulağına yeniden ağzını götürdü. Yine uzun uzun konuştular, yeniden doğrulduğunda hepimiz umut içindeydik. Tek kelime söylese yeterdi. «Destekliyorum» dese yeterdi bize. Hatta bu söz fazla uzun geliyorsa «destek» dese bile dünyalar bizim olacaktı. «Des» dese bile razıydık. Yardımcısı bu kez şunları söyledi: «Sayın Başkan bizzat konuşmak istiyorlar.»

Birlikte getirdiğimiz fotoğrafçılar ve gazeteciler makinelerine ve kağıt kalemlerine sarıldılar. Teyplerin düğmelerine basıldı ve beklenmeye başlandı. Başkan ağzım açmaya çabalıyor fakat başaramıyordu. Sonunda biraz aralanan dudaklarının arasından duyulur duyulmaz bir «de» sesi çıktı. Tamam «destekliyorum» diyecekti işte. Hepimizde heyecan son haddine varmıştı. Fakat kelimenin sonunu getiremiyor «de... deee... de...» diye işi uzatıyordu. Açılmış ağızlarımızla aynı sözü tekrarlıyor, küçük ekler yapıyorduk «de., de., desss... Dest...»

Fakat Başkan hepimizi umutsuzluğa iterek kelimenin sonunu tamamladı. «Dal... ya...»

Ne dalyası... Yoksa umarsız bir durumda mıydık? Dalya geçen yıl 100. yaşını doldururken geçen bir söz değil miydi? Yardımcı çaresizlikle başını salladı. «Bugün biraz yoruldular. Herhalde kahvaltı yordu kendilerini. Yanlış anladı. Yine doğum yıldönümü kutlanıyor sandı.»

Kaderimize boyun eğdik. Kurt politikacının güçlü desteğini beklesek seçimleri kaçırabilirdik! Çünkü üç dört ay vardı sadece. Bu yüzden bu güçlü desteği alamadan politik yaşama atılmak zorunda kaldık.


 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült