Hikaye

 

 

Evlilik Güzel Şeydir

Yalçın Pekşen


Üç dört yıl önce bir inşaatın yanından geçerken başıma bir tuğla düştü. Tedavi sırasında doktorlar bu kazayı pek önemsemediler ve «Hafifçe beynin sarsılmış. Bir şey olmaz. İnsan böyle durumlarda bazı sersemlikler yapar hepsi o kadar» dediler.

Artık bu olayın etkisiyle mi bilmiyorum, bir süre sonra karşıma çıkan Macide ile evlenmeye karar verdim

Bu arada kafama tuğla düşmeden önce de biraz salak görünüşlü olduğumu belirteyim Erkeklerdeki bu görünüm oldukça beğeniliyor olmalı ki, karım sonradan anlattığına göre beni görünce çok etkilenmiş.

Beraber olduğumuz bir gün de kendisine farkında olmadan evlenme teklif edince dayanamayıp kabul etmiş. Evlenme önerisi de şöyle olmuş: Sokaktan bir çocuk geçerken ben işi gücü bırakıp «Bak ne şeker çocuk» demişim

Başkaca tek söz etmemekle beraber gelecekteki eşim bu sözlerimden kendisine evlenme önerildiğini hemen anlamış. Çünkü ben aslında bu sözlerimle şunu demek istemişim:

«Bak ne şeker çocuk. Ben çocukları çok severim Ah benim de bir çocuğum olsaydı. Fakat tek başıma çocuk sahibi olamam ki... Benimle evlenir misin Macide?..»

Herhalde o sırada «çocuk» yerine «cacık» da deseydim aynı kapıya çıkacaktı. Örneğin daha önce söylediğim «Bugün hava çok soğuk» sözlerinden de «Benimle evlenir misin Macide?» anlamını çıkaran nişanlım, biraz üstü kapalı olarak yaptığım bu ilk öneriye karşılık vermemiş ve «Evet» demek için açık açık söyleyene kadar (yani sokaktan geçen çocuğu gösterene kadar) beklemişti.

Evlenmeden önce evli arkadaşlarım benim de kendi aralarına katılacağımı duyunca deneyimli kişiler olarak epey öğüt verdiler. Birkaç tanesi bu işi neden havagazı ile yapmadığımı sordu. Diğerleri daha çabuk sonuç alındığı için tabancayı salık verdiler.

Sonunda Macide ile evlendik. Evlilik sanıldığı kadar korkunç ve pahalı bir iş değil. Evli değilken zaten elbise, palto, pabuç gibi şeyler satın alıyordum Şimdi de bunları satın alabiliyorum Aradaki tek fark, bekarlığımda aldığım giysilerin ölçülerinin bana göre, şimdikilerin ise karıma göre olması. Bunun yanı sıra sadece makyaj masrafım var. Buna karşılık içki, sigara ve eğlence gibi kötü alışkanlıklardan kurtuldum.

Bayram yaklaşıyor ya «matrak» bir gazetecilik yapayım dedim. Bilindiği gibi Türkçede «Deliye her gün bayram» diye bir söz vardır. Eğer Bakırköy Akıl Hastanesi’ne gidip, delilere bayram hakkında bir şeyler sorarsam «gırgır» bir yazı olurdu. Bir iki soru, bir iki cevap... Bayram öncesi bayağı ilgi çekerdi.

Sabah erkenden yola çıkacağım için, o gece yatmadan önce sinirlerim yatışsın diye üç tane diazem, iki tane fosfostimol, beş altı tane de fililop hapı almama karşın sabaha kadar uyku tutmadı. Aslında önemli bir şey değildi kafamı kurcalayan. Kaç gündür bana bozuk çalan servis şefimi bacağından vurmanın mı, yoksa kafasını kırmanın mı daha doğru olacağını düşünüyordum.

Sabah otobüs durağında yarım saat kadar bekledikten ve kapılarını açmayan üç dört şoförü pencereden ölümle tehdit ettikten sonra bir dolmuşa kapağı atabildim

Arabada yeni artan dolmuş fiyatları yüzünden yolcularla şoför arasında tartışma çıkmıştı. 10 liralık farkı vermek istemeyen bir yolcuyu araba yürürken dışarı atmaya çalışan şoförümüz, bu tartışma sırasında kızgınlıktan sekiz on yayayı da ezmeye kalktı.

Taksim’de dolmuştan inip otobüse bindim. Topkapı’ya geldiğimizde otobüsün arka tarafında bir kavga çıktı. Ayakta duran yolculardan biri iki kişilik yerde, iki kişiden fazlasını oturtmuyor diye, oturan yolculardan birinin boğazına sarılmıştı. Oturan yolcu da ayaktaki adamın gözlerini oymaya çalışıyordu.

Bu hava içinde otobüsümüz Bakırköy’e vardı. Akıl Hastanesi’nin bahçesi ağaçlar içindeydi ve her ağacın altında iki üç akıl hastası gölgeleniyorlardı. Benim, yani «akıllı» birinin içeri girdiğini görünce saygılı bir şekilde toplandılar. Konuşmaya başladık.

Aslında benim «içeriyi» merak ettiğim kadar onlar da «dışarıyı» merak ediyorlardı. Sağdan soldan sorular sordular. Örneğin «Ev kiraları ne kadar oldu?» diye araştırdılar. «Eh, işte 3040 bin lirayı buluyor» diye cevap verdim

Bu kez, «Memurlar, işçiler kaç para kazanıyor?» diye sordular. «2530 bin lira» olduğunu söyledim. Çok beğendiler bu yanıtımı ve gülüp durdular. Ne olacak, deli değil mi? Ne duysa gülüyor.

Ben de hemen «Deliye her gün bayram» konulu röportajıma giriştim. «Nasıl bayrama hazırlanıyor musunuz?» diye sordum. «Oooo abi» dediler: «Bize her gün bayram.»

Matrak olsun diye «Neden» dedim

«Deliyiz ya ondan» karşılığını verdiler.

«Canım» dedim, «üzülmeyin bir gün siz de çıkarsınız.»

«Pışşk,» dedi delinin biri. «Deliyiz dedikse o kadar da değil.»


 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült