Güncel

 

 

Bugünün Türkiye’sinde Neler Yapılmalıdır?

Sait Yılmaz


Osmanlı’dan beri devam eden modernleşme sürecinde hala Kapitalist olmayı başaramadık. Bunun başlangıçtaki nedeni Osmanlının din anlayışının verdiği umursamazlık ve yabancıların dışarıdan aldıkları destek oldu. 1945 yıllara kadar ülkenin güç şartları içinde sağlanan öz kaynaklara dayalı kısmi sanayileşme daha sonra borca dayalı gelişme modeline dönüştü. U. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’yi yönetenler, belirli kesimleri zengin eden, ülkeyi yabancılara talan ettiren fırsatçıların liberal ideolojisine yöneldi.

Bugün de yapılması gereken halkın geniş kesimini düşünen, daha eşitlikçi ve devletçi bir ekonomi politikasıdır. Nitekim dünya özelleştirmenin çare olmadığını anlamaya başladı. Devletçi anlayıştan kastımız özel sektörün yok edilmesi değil, ekonomik ve sosyal refahın tüm topluma yayılmasında devletin elini taşın altına sokmasıdır.

Fakirlik, Türk insanının kaderi olmamalıdır. Devletin bankalarındaki mevduatının yüzde 55’inin ülke nüfusunun binde 7’sine ait olduğu bir ülkede ne halkınızı refaha ve mutluluğa kavuşturabilirsiniz ne de terörü ya da ayaklanmayı önleyebilirsiniz. Devlet artık o mevduat sahiplerinin elinde halkı baskı altında tutmak için bir araca dönüşmüştür.

Son bin yıldır bu topraklarda yaşananlardan sonra Türk insanın doğası da değişmiştir. Bu toplum savaşçı ve süratle hareket eden bir yapıdan genel karakteri ile;

- Yoksul ama tüketmeyi seven,

- İşsiz ama çalışmayı sevmeyen

- Dindar ama bencil ve saldırgan,

- Diplomalı ama liyakatsiz,

- İsyankar ama kaderci

- Özgüveni yüksek ama uyuşmuş bir karaktere dönüşmüştür.

Temel olarak iç sorunlarımızın başında kötü yönetim, yetersiz demokrasi, bağımlı adalet, az gelişmişlik çemberinde ekonomimiz ve irrasyonel eğitim geliyor. Ülkemizde eğitim, kültür, sağlık, din, hukuk, güvenlik yozlaşması yaşıyoruz. Az gelişmiş, borca dayalı, borçla beslenen bir ekonomi ile yaşamak kaderimiz. Bu yüzden ekonomiden savunma ve güvenliğe ülkemizin dış politikası tam bağımsız değil. Ülkemizde güçler dengesinin bozulması ile ülkemizde demokrasi oldukça geriledi. Ülkemizdeki kutuplaşmanın önünün alınmasında adalete güvenin sağlanması öncelik taşımaktadır.

Öz kaynaklara dayalı bir üretim politikamız olmadığı gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası tüketim toplumu olmaya özendirildik. Üretmeyen ülkede önce işsizlik başlar, açlık sefalet boy verir, ardından hırsızlık, fuhuş, aile parçalanması hızla gelişir, akıl almaz cinayetlerbaşta akraba cinayetleri, çoğalır, toplumda karamsarlık kırılma noktasına gelir. Bu durumlar anarşi ve terörü hortlatır.

Ülkemizin toplumsal sorunları ile ilgili sanırım hemen herkesin pek çok tespiti ve önerisi vardır. Bu tartışmalara alt yapı teşkil etmek üzere yukarıda kategorize ettiğim tespitlere yönelik öncelikli önerilerim şunlar olabilir;

(1)- Türkiye’nin sorunlarının temelinde olan toplumsal gelişmelerin yönünün belirlenmesi ve tam bir resmin ortaya çıkarılması için sahada çalışan sosyologlara ihtiyaç vardır. Sosyologlarımız, yabancı sosyologların nazariyeleri ile uğraşmak kadar, kendi toplumumuzun sorunları ve ayrışmalarının kaynaklarına eğilmeli, çözümler önermeli, bu gayretler kurumlaşmalı ve projelendirilmelidir. Toplumsal hayat için bölge ve il bazında çeşitli çalışmalar yapılmalıdır.

(2)- İnsanlarımız okumuyor, okuma isteği kayboluyor, üniversitelerde diploma almak hedef olmuş durumdadır. En önemli mesele, eğitim ve aydın yetiştirmektir. Gelişmiş ülkelerde nüfusun %710’u üniversiteye gider, üniversitenin ana görevi bilim adamı yetiştirmektir. Hedef herkesin üniversite bitirmesi değil, meslek sahibi yapmak olmalıdır. Sistem insana liyakat kazandırmalı, mesleğe göre insan yetiştirmelidir. Meslek eğitimi, ara eleman temini üniversitelerden beklenmemelidir.

(3)- Gerçekçi bir insan yetiştirme düzeni planı çerçevesinde yeteneği dayalı bir eğitim sistemine geçilmelidir. İlk defa İsrail’in kullanmaya başladığı Sınıf Öğretmenliği, biz de boş ders öğretmeni olarak istihdam edilmektedir. Halbuki onların görevi öğrencilerin zeka ve yeteneklerini takip ederek, onların hangi meslekte başarılı olabileceğini tespit etmek ve yönlendirmek olmalıdır. Kültürel gelişme için eğitim alanında gerçek bir reform yapılmalı; meslek eğitimine önem verilmeli, liyakatli insan sorunumuz çözülmelidir.

(4)- Ağalık ve aşiret düzenine son vermek, insanları toprağa bağlayarak göçü önlemek için toprak reformu ciddiyetle uygulanmalıdır. Günümüzde işsiz ziraat mühendisleri MEB’de öğretmen olmaya çalışıyor. Halbuki ziraat mühendisleri devletin kalkınma ajanı olarak, gittiği köylerde tarımı geliştirme yanında köy enstitülerine de öğretmen olmalı, tarım reformunu kontrol etmelidir. Sağlık ocaklarımız hala sorunludur ve halk sağlığı düzenlemeleri bölgenin gerçekleri ile örtüşmelidir.

(5)- Alman vatandaşı; haftanın beş iş günü çalışır, Cumartesi içki içer ve eğlenir, Pazar günü dinlenir. Karıkoca ayrı zaman geçirirler. Türk insanı ve aile yapısı hala eski inanışlarından kurtulmamıştır. Son 20 yılda yapılan yol ve AVM.lere rağmen eğitim ve kültür seviyemiz geriye gitti, her kesimde bir yozlaşma yaşanıyor. Kadınların çalışma hayatına kazandırılması, gençlerin eğitimi, şehir ve kasabalarda boş zamanın değerlendirilmesi ile ilgili projeler geliştirilmelidir.

(6)- Sanayi sektörü Anadolu’ya da dağıtılmalı, bölge insanının bölgesinde kalması için gereken cazibe yaratılmalıdır. İlaçlarla insanların ömrü uzadı ve emeklilerin yeni hayatının eğitim ve ekonomi ile bağlantıları araştırılmalıdır.

(7)- Bilim insanlarımız, mühendislerimiz ve diğer kadrolarımız atıl durumdadır. Bilim insanı kapasitemiz, Batının yaptığı teknolojik malzemelerin teknisyeni değil, milli markaların teknolojik üreticisi ve icatçısı olmalıdır.

Türkiye’de yapılan seçimlerin coğrafi sonuçları, Atatürk devrim ideolojisinin hangi kitlelere ulaştığı ve ulaşamadığı ile ilgili bir analiz alt yapısı sunmaktadır. Ortaya koyduğumuz üç bölgeli yapı bu bakımdan anlamlıdır. Ancak, bugün Türkiye’deki kırılmalar daha büyük bir perspektifte Atatürkçüler, İslamcılar, Milliyetçiler ve Kürtçüler gibi gruplanmalar tarafından temsil ediliyor. Sonuç itibarı ile yapılması gereken bu ülkeyi ayağa kaldırmak, yoksulluğu ve cehaleti yenmemiz gerekmektedir. Aksi takdirde insanlarımız yüzyıllardır olduğu gibi acı çekmeye devam edecektir.

Rehberimiz bu döngüyü yıkmak için akıl ve bilimi kullanan Atatürk olmalıdır. Sözlerimizi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri ile bitirelim;

“Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarım alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar. ”

 

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült