Demokrasinin Ortaya Çıkışı

Alain Touraine


Siyasal kategoriler, modernleşmenin ilk evresinde, toplumsal yaşamın bütün alanlarına uygulanmıştır. Burada ana kaygı, düzensizliğe karşı düzeni, şiddete karşı iç barışı ve bir hükümdarın ya da bir savaş komutanının keyfiliğine karşı toplumun bütünleşmesini sağlamaktır.

Avrupa modeli bünyesindeki en önemli siyasal yaratımı özetleyen ifade, ulusal devlet, kendisine gösterilen büyük ilgiyi hak etmektedir, çünkü mutlak monarşileri aşıp siyasal bir bütün kurmuştur; bu bütün ulustur ve o da sivil toplumla güçlü bağlar oluşturmuştur. Yurttaşlık kavramı, siyasal hakların tanınması ilkesine dayanır. Ulusal devlet kavramının kendi başına demokrasiye hiçbir başvurusu yoktur. İlgili ülke, sözgelimi Büyük Britanya diğer tüm ülkeler arasında ilk örnektir, sivil topluma, yani ekonomik topluma bağımsızlığını verdiğinde ve bu bağımsızlığı meşruluğunun temeli haline getirdiğinde demokrasiye yaklaşır. Ulusdevlet kavramını ortaya koyan Fransa ise, devlet ve ulus ile yalnızca halk kavramını bağdaştırır; halk kavramı devletin ortaya koyduğu bir kavramdır ve devletle aynı birliğe sahip olduğundan toplumu devletin yansıması olmaya indirger. Fransızların tarihsel belleği, Devrim ile Napolyon’u ülkenin tarihinin, François Furet’nin XIX. yüzyılın sonuna kadar, yani köylü, kentsoylu ve yurtsever Fransa’nın çöküşüne kadar uzattığı belirleyici bir döneminde birbiriyle pekala bağdaştırır.

Başka birçok ülkede devlet daha az güçlü olmuş ya da var olmamıştır, bununla birlikte bir ulus oluşturma istenci sonucunda ulusalcılık devlete öyle güçlü bir meşruluk vermiştir ki, bunun içinde ulus bütünüyle erimiş ve toplum tarafından değil de hep kendi tarafından bakar duruma gelmiştir.

Öyleyse demokrasi her zaman Avrupa toplum modeliyle bağdaşmaz, oysa devrim söz konusu toplum modelinin önemli bir bileşenidir. Bu gözlem, ulusal devletin oluşmadığı ve Avusturya-Macaristan örneğinde olduğu gibi, bir imparatorluğun tutsağı olarak kalmış ülkelerde çok daha belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Ama söz konusu gözlemden Amerika

Birleşik Devletleri’nde ancak sınırlı bir biçimde söz edilebilir, çünkü ülkenin başlıca sorunu olan Siyahların yaşam koşulu sorunu ülkeyi bir iç savaşa götürmüş ve çözümünü ancak XX. yüzyılın son çeyreğinde, aynı zamanda hem demokratik, hem devrimci, hem de halkçı bir eylemin sonucu olarak bulmuştur.

Fransa’da demokrasi kadınlara oy hakkının verilmesinin uzun zaman reddedilmesiyle zayıflamıştır. Çoğunluğun parlamento ya da halk oylaması temsili yoluyla yürütme erkini kontrol edebileceği bir siyasal sistem kurmak yerine, daha çok birtakım oligarşilerin erkini meşrulaştırmaya yaramıştır.

Demokrasinin, büyük ölçüde oligarşiyle ve sınıf erkiyle beslense de, Avrupa’dan çok Britanya’ya ait bir gerçeklik olduğunu, başka deyişle, birden fazla ulusun birleşmesiyle tanımlandığına göre ulusal olduğundan çok, imparatorluk yapısı taşıyan bir ülkede utkuya ulaştığını söyleyeceği gelir insanın. Bu da ulus ile demokrasinin birbirini tamamlayan değil de daha çok birbirine karşıt kavramlar olduğu fikrini güçlendirir. Fransızlar daha yeni doğrulamıştır bu fikri. Cumhuriyet ve demokrasi kavramları arasında bir seçim yapmak durumunda bırakılan aydın kamuoyu, demokrasinin temel değeri eşitliğe belli belirsiz bir ilgi göstererek, giderek daha belirgin bir biçimde cumhuriyetçi ülküye yönelmiştir. Sonuçta Fransa’yı Kurtuluş’u sırasında, General de Gaulle ve komünist partinin ortak yönetimi altında, ayakları üstünde tutan, demokratik olduğundan çok, devrimci ve ulusal olan esin tükenip etkisini kaybettiğinde yerini gelişen bir sosyaldemokrasiye bırakamamıştır.

Yalnızca artık yok olup gideceğini haber verirken sözünü ettiğimiz ulusal devlet, kalıcı önemini ve toplumun siyasal anlatımı olduğu ve öyle olmayı sürdürdüğü için küreselleşmeye karşı direnme gücünü, bu sözcüğe Avrupa modelinin verdiği güçlü anlama borçludur oysa.

Toplumsal hareketlerden de hemen hemen aynı şekilde söz etmek gerekir. Bunlar da toplum modelinde temel bir yer tutar, çünkü toplum modeli kaynakların büyük ölçüde toplanmasına, dinamik bir yönetici seçkinler topluluğunun eğitimine ve kopmanın sınırında birtakım çatışmalara dayanır. Dahası, ulusdevlet için olduğundan çok daha fazla toplumsal hareketler için, siyasal alan demokrasiyle olduğundan daha çok devrimle tanımlanır. Öyle ki, merkezindeki Sovyet rejiminin hiçbir zaman ciddi olarak demokratik bir erk olmayı isteyememiş olduğu komünist hareket demokrasi sözcüğünü kullanabilir olmuştur. Demek ki, demokrasi sözcüğü o zamanlar halkın huzurunu sağlamakla, özellikle de halkın düşmanlarını yok etmekle uğraşmak anlamına geliyordu, zaten onu devrimle eşanlamlı yapan da bu yaklaşım olmuştur. Aşağıdan yukarıya oluşmuş ve dönüşmüş bir erk fikriyle hiçbir ilgisi yoktur.

Buna karşıt olarak, öncelikle Büyük Britanya’da toplumsal hareketler ile demokrasinin birbiriyle bağdaştırılmasına tanık olduk. Sendika hareketi ile demokrasinin, Fabien sosyalistler sayesinde ve içinden, bir yerlerde komünizme doğru gelişen, bir yerlerde de işçi hareketiyle hiçbir ilgisi kalmayan oysa kimi durumlarda, özellikle de İskandinav ülkeleri örneğinde, güçlü bir sendikacılık ile eşitlikçi bir demokrasi arasında kalıcı bir bağdaşım yaratan bir sosyaldemokrasinin çıktığı sınai demokrasi fikri sayesinde bağdaşmış olması Büyük Britanya’yı derinden etkilemiştir.

Fransa örneği bu kadar parlak değildir. Jean Jaures, sosyalist partinin yönetimine çıkamamış olmasına karşın, büyük bir tutkuyla Carmaux maden işçilerinin vekilliğini, büyük demokratik meselelerin savunmasını yaptığı ve etkin bir Dreyfus yanlısı olduğu için bu konuda en tepede kalmış bir kişiliktir. Jaures’nin bu neredeyse benzersiz durumu işçi hareketi ile demokrasi arasındaki bağların zayıflığını çok iyi vurgular.

Ulusal kurtuluş hareketleri pek türdeş bir görüntü koymaz ortaya. Sömürge atındaki büyük kentlerde demokratik yönelimli(aslında daha çok devrimci yönelimli)akımlarla desteklenmiş olmalarına karşın ender olarak demokratik esinlidirler.

Derin bir biçimde demokratik olan ve öyle de kalan kadınların hareketine gelince, bu kitabın ancak son bölümünde ele alınacaktır. Ama şimdiden şunu hatırlatmak gerekir ki, bu durum diğerlerinden çok farklıdır; çünkü söz konusu hareket özünde Avrupa modeli çöktükten sonra gelişmiştir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe