Borç Köleliği

İrfan Erdoğan


Kapitalizmde ve günümüzde hemen her yerde mutlak sahiplik altındaki kölelerin serbest bırakılması daha çok köle sahiplerinin işine yaradı: Eski feodal köle sahipleri yeni tarım endüstrisinin kapitalisti ve eski köleler de tarım işçisi oldular.

Özellikle 19‘uncu yüzyılın başında uluslararası borç ve sözleşme işçileri ticareti klasik köle ticaretinin yanında İngiliz kolonilerinde gelişmeye başladı. Bu işçiler Çin'den ve Hindistan'dan, beş ile sekiz yıl arası çalışma ve ardından ya geldikleri ülkeye geri dönme veya çalıştıkları kolonide yerleşme seçeneğini içeren ve kölelikten farklı olmayan koşullar koyan kontratlarla insanları topladılar. Örneğin 1847-1874 arasında 125.000 Çinli Küba'ya, 95.000 Peru'ya getirilmişti. 1842-1870 arasında, diğer Avrupa emperyalistlerini köleliğe son vermeye zorlayan İngiltere'nin kolonilerinde yarım milyon üzerinde zorunlu borç ve sözleşme işçi kölesi vardı. Sözleşmeler bu insanları mutlak kölelik biçiminde tutacak biçimde ayarlanmıştı. Cezalar ve bu mutlak kölelik biçiminde tutacak biçimde ayarlanmıştı. Cezalar ve bu insanların kullanımı kölelerden farklı değildi. Bu sistem "gizli kölelik" olarak nitelendi (Hudehart, 1993).

Bu kölelik hem toprak hem de hizmet köleliği biçimlerinde kendini gösterir.

Borç köleliğinin "yumuşak" modem bir şekli, Amerika gibi ülkelerde yaygın olan %17-22 faizle ve ayda 15-20 dolar cezayla gelen kredi kartı köleliğidir. Buna banka borcuyla alınan ev, ev eşyaları ve araba da eklenebilir. Bu, tüketim ideolojisi ve kültürünün yarattığı iştahla, engellenmişliğin tüketime yönlendirilmesiyle, doyumun kullan ve at duygusu yoluyla sağlanmasıyla, tüketim hırsı ve cehaletiyle gelir ve kişinin kendi sömürüsüne kendi eliyle katılmasını sağlar. Diğer bir deyimle, ileri kapitalizmde borç köleliği biçim değiştirerek kişisel düzeyde kredi kartı köleliğine dönüştü ve uluslararası ilişkilerde ise dış yardım ve kalkınma için borçlanmayla gelen ulusal bağımlılık oldu; tefecinin adı da ulusal ve uluslararası borç veren acente, bankacı, yatırımcı, sermaye sahibi, finans kapital olarak değişti. Köleler ise ülkelerde kölelik simgesi kredi kartı borcunu ödemek için debelenen geniş kitleler... Bu tür kölelik bağı, uluslararası ilişkilerde, kapitalist\emperyalist güçlerle Türkiye gibi ülkeler arasında Dünya Bankası, Kalkınma Bankası, Uluslararası Para Fonu, dış yardım ve borçlanma ile gelen bağımlılık biçimindedir. Zaten bölüşülmüş olan Türkiye'nin zenginliklerini satsak, borçlarımızın faizini ödeyebilir miyiz acaba?

Borçlarımızın? Nasıl oluyor da benim almadığım, benim cebime girmeyen borç benim oluyor?

Vatanın borcu senin borcundur, bölücülük yapma!!!

Vatanın zenginliği benim değil, ama borcu benim. Vatanı yiyen başkası, koruyan benim. Valla helal olsun!

Şikayeti bırak, bölücü! Sen hiç demokratik ve özgürlükçü ve de özelleştirici işbölümünü duymadın mı? Sen dağda mı yaşı'yon lan?!!'

Duydum duymasına da, bu işbölümü, birazcık acayip bir iş gibi geliyor bana. Size nasıl geliyor? Davulla, zurnayla, dansözle ve göbek havasıyla mı?, Arapça dualarla mı?, Madonna, Pepsi, Coca Cola ve Levi's'la mı?...

"Başka alternatif kaldı mı, yok mu diye" sorup bölücülük ve nankörlük yapma sakın!!? Demokrasi, özgürlük, özelleştirme! yaşasın vatan!!

Peki sokakta aç perişan yatan?

Hz. Ebu Bekir' in sokakta üstü başı yırtık adama yaptığı gibi tokatlamak gerek onları: "Sen nasıl Türk ve Müslümanlığı paçavra içinde dolaşarak ve sokakta yatarak, işsiz güçsüz aylaklık yaparak kötülersin!! Al sana on beş kırbaç!!" (Ucuza kurtuldu suçlu! Bölücü veya terörist diye nallanabilirdi.)

Amerika'da yasal borç ve faizcilikle kurulan sömürü düzeni yanında, borç köleliği, yasa dışı pratiklerde, kaçak olarak Asya'dan ve diğer ülkelerden getirilen ve örneğin Çin lokantalarında ve tarımda çalıştırılan insanlar üzerinde uygulanmaktadır.

Sahiplikköleliğinde kölenin çocukları da köle doğarak büyür ve köle olarak ölür. Borçköleliğinde, teoride sadece borçlu olan borcunu ödeyinceye kadar köle durumundadır. Fakat pratikte gelecek nesillerini bile köleleştiren bir borçbağı kurulur. Yani, kölelik, miras olarak çocuğuna geçer.

Sahiplikköleliğinde çoğunlukla sahip ve köle farklı ırktandır. Borç köleliğinde borç veren ve borca karşı hizmet köleliliğine girenler genellikle aynı ırktan, hemen her seferinde ayrı sınıftan ve aynı veya ayrı dinden insanlardır (Uluslararası emperyalist ilişkilerin borç köleliği yapısı elbette farklı özellikler gösterir.)

Bugün borç köleliği birçok ülkede, yasalara rağmen (ve yasalar sayesinde), devam etmektedir. Borçköleliğinin en yaygın olduğu yerler Latin Amerika, Pakistan ve Hindistan'dır. Orta ve Latin Amerika'ya köleliği Avrupalılar yerlileri kullanarak getirdiler. Hindistan'ı egemenliği altında tutan İngiliz emperyalizmi, diğer ülkelerin çoğunda yaptığı gibi, hem orada bulduğu kölelik düzenini, varsa, kullandı, köleliğe karşıtlığını ifadesine rağmen, sömürüye alet yaptı. İngilizler Carribbean adalarında köleliği yasakladı, fakat yasaklama başarısızlıkla sonuçlandı: İngilizler köleliğin kalkmasıyla özgür emeğin kendileri için daha verimli olacağı düşüncesindeydi. Bu düşünce "abolutionist" denen yasaklama hareketinin güçlenmesiyle destek buldu. Fakat Caribbean adalarında, örneğin, Jamaika'da olduğu gibi köleler özgürlüklerini kazanınca şeker tarlalarında (plantasyonlar) işçi olarak çalışma yerine köylü çiftçi ve hayvan besleyicisi olmayı seçtiler. Durum dışarıdan getirilen kölelerin de etkisiyle de İngilizlerin düşündüğü sonucu vermedi. Bu ülkelerde kölelik devam etti ve üstüne ücretli kölelik ve borç köleliğe eklendi. Aynı başarısızlığı tekrarlamamak için Afrika'da kölelik sistemine hem dokunmadı hem de kendi çıkarı yönünde kullandı (Miers and Roberts, 1988; Sheridan, 1993).

Pakistan ve Hindistan politikalarında köleliğe karşılığını belirtirler, fakat ortadan kaldırmak için hiçbir girişimde bulunmazlar. Gerçi 1976'da Hindistan borç köleliğini, kölelik altındaki insanların bütün borçlarını kaldırarak yasa dışı ilan etti. Daha da ileri giderek, borçköleliğiyle insanların elinden alınan servetleri ve topraklarının geri verilmesini yasalaştırdı. Kölelerin oturduğu fakat kölesahiplerinin olan evler kölelere verildi. Borç köleliği pratiğine girişenlere para ve hapis cezası konuldu. Bu yasanın elbette faydaları oldu. Fakat kölelik pratiklerinin egemen olduğu bir düzende uygulama olanağı sınırlı kalmaya mahkumdur. Adalet ve yürütme sistemi de bu egemenliğin parçalarıdır ve Amerika'da yeni göçebe kanunuyla kaçak işçilere iş veren Amerikan iş adamlarının cezalandırılmasındaki uygulamaya benzer: Bir iki göstermelik uygulama ötesine gitmez. Bunlara bağlı ve bunlardan daha önemli olarak yasalarla belirlenen borçköleliği sisteminin son bulması için bu sistemin oluşumunu ve sürmesini sağlayan koşulların ortadan kaldırılması gerekir. Bu da, iddiaların aksine, öncelikle toplumun ekonomik zenginliğine (veya fakirliğine) değil, öncelikle toplumun ekonomik biçimlenmesine ve bu biçimin hem iç hem de dış ilişkilerinin özelliklerine bağlıdır. Borç kölesini borç köleliği düzeninde borçlarından arındırarak serbest bırakmak, bu borç kölesine yeniden kölelik altına düşmemesi için gerekli seçenek olanaklar sağlanmadıkça (böyle olanaklar düzen değişimiyle yaratılmadıkça) hemen anlamını yitirir. Sonuçta bir zamanlar yasal olan borçköleliği pratikleri yasadışı olarak sürdürülmeye devam eder. Bunun yanında kentlerde ve kent çevresinde toplanan özgür ve aç kitlelerin (yani işsizlikkölelerinin) daha da artmasına yardım eder.

"O zaman köle kalsınlar daha iyi değil mi? Aç yaşamaktansa hiç değilse bir barınağa ve yiyeceğe sahip olarak kölelikte yaşamak çok daha iyidir.”

Bu, egemen pratiği daha iyi seçenek olarak gösterip meşrulaştıran tartışmayla gelen bir yerden başlayıp dönüp dolaşıp aynı noktaya gelen çare-sonuç, "egemen gerçekler" cenderesinde en gerçekçi bir gerçeği ifade eder. Doğru görünen çarelerin ve sonuçların yanlışlığı "hangi koşullar altındaki hangi gerçekler ve kimin gerçekleri" sorusu sorulduğunda ve cevaplandırdığında ortaya çıkar. Hangi gerçekler? Cevap: Borçköleliğinin ve bu köleliğin görevsel bakımdan bağlı olduğu egemen gerçekler. O zaman, egemen ideolojinin "Alla'nıza dua edin ki ben varım, ben olamasam size kim borç verecek ve kamınızı doyuracak. Bensiz işsiz, aç ve sefil nalları diker gidersiniz" nedenselliğinin geçerliliğine son verip, yerine bu egemenliğin gerçekliğini ortadan kaldıracak yeni bir egemen ilişkiler gerçeği getirildiğinde, geriye dönüş anlamını ve geçerliliğini yitirir.

Borç köleliği oluşumu sadece borçlanmayla ve borcu miras olarak bırakmayla olmamaktadır. Kaçırma ve sahte evlatlık acenteleri ve komşu ülkelerden köle ithali en sık kullanılan diğer yollardır.

Pakistan'da borç altına sokulup köleleştirilenler yoksullar ve genellikle Hıristiyanlar veya Şii Müslümanlardır. Pakistan'da halı dokuma endüstrisinde çocuklar günde en az 12 saat çalıştırılırlar. Üretim ilişkileri o denli yozlaşmış seviyeye gelmiş ki bazı fabrika sahipleri para ödemekten veya borç vermektense, çocukları kaçırıp tutsak köle olarak kullanmaktadırlar. Borçköleliğinin olduğu ikinci bir endüstri 5 milyon borçkölesinin çalıştığı tuğla endüstrisidir. Bu endüstride insanlar çalışmaya beş-altı yaşlarında başlarlar. Örneğin Yusuf Masi 6 yaşında başladığında ölen babasının 200 dolarlık borcunu yüklenmişti. Yusuf 14 yaşına ulaştığında, kölece çalıştığı halde, borcu 360 dolara çıktı. 1988'de Pakistan yüksek mahkemesi bu endüstrideki durumu kabul etti ve isteyenin mahkemeye başvurarak özgürlüğünü kazanacağına karar verdi. Bugün Pakistan'da 20 milyon borçkölesi olmasına rağmen 1988'den beri sadece bir düzine kişi mahkemeye müracaat etmiştir (Newsweek, 1992).

Borçköleliğinde gelecek nesillerin kölelik altına girmesi, anlaşmaya bağlı olarak, çocuğun çalışabilecek yaşa gelmesiyle başlar, ki bu yaş 5'e kadar iner. Çocuk hem ev hem de tarla işlerinde kullanılır. Eğer çocuklar anlaşmaya dahil değilse, köle-baba kazara ölürse, borcu çocuklarına ve karışma miras kalır.

Borçların ödenmesi için veya bir şey satın almak için çocuklar satılır, kızlar belli kişilere verilir (veya evlendirilir).

Borç köleliğinin "yarıcı" biçiminde, köle ya kendi toprağında (ki çoğunlukla kısa zamanda bu toprağı borç verene kaptırır) ya da sahibinin toprağında çalışarak üretim yapar ve ürettiğinin yarısını gerçek veya teorik borcu ve borcunun faizi olarak verir. Yarıcılık Ortadoğu'da yaygın olarak kullanılan bir sistemdir. Yarıcılık sistemi Türkiye'de hem tarım işçisi köleliği biçimine düşürülmüş köylülerin yaşam biçimini belirleyen bir sistemdir, hem de Orta Anadolu'da olduğu gibi toprağını ekmeyen veya sürüp ekemeyenin toprağı belli bir miktar ürün veya para karşılığı kapitalistleşmiş sermaye sahibi zengin çiftçiler tarafından kullanılmasıyla (ve genellikle eninde sonunda satın alınmasıyla) kar ve kapital birikimini sağlar.

Borç köleliğinde, borç ve üretim ilişkilerini öyle bir şekilde düzenlenir ki, borçlu çok nadiren faizi bitirip ana parayı ödemeye başlar. Gerçi, örneğin averaj borçköleliği anlaşması Hindistan'da 1970'lerde 6 yıldı, fakat bu sürenin bitişi ne borcun ne de köleliğin bitişini getirir. Hindistan'da borç köleliğinin yasaklanmasından sonra Gandi Bris kurumu için yapılan araştırma sonucuna göre, 1978'de borçköleliği altındakilerin yarısında borcun bitiş tarihi belirlenmemiştir (Sawyer, 1986). Hindistan işçi ajanları yüzyıllardır aynı oyunu oynamaktadır: Bu ajanlar yoksul bölgelere gider, topraksız yoksul köylülere iyi bir iş söz verir, bu sırada kabul eden ailelere avans olarak biraz para gösterir ve iş için alıp götürür. İşe başlayınca, işçiler çalışma araçları, yiyecekleri için borç almak zorunda bırakılırlar. Okuma yazmadan yoksun işçiler, sahtekar iş adamlarının sahte belgelerini ve hesaplarını anlayamazlar. Verilen ücretle ve dolandırıcılıkla kişi sürekli borç altından tutulur. Hindistan’da 1976'da borçköleliği yasaklandığında, sekiz nesil öncesinin borcunu ödemek için çalışan borçkölelerine rastlandı.

Hindistan'da hala 5 milyon ergin ve İÜ milyon çocuk borçköleliği altında çalışmaktadır. Bunun ne demek olduğunu bir örnekle açıklayalım: Hindistan'da bir erkek ve eşi Yeni Delhi dışında 8 yıl önce çalışmaya başladıklarında 46 dolar borç almışlardı. Şimdi borçları 88 dolara yükselmiştir (NewsWeek, 1992).

İnsanları sömürü-soygun yanında, dövme ve işkence yaygındır. Hatta bazı çocuklar hayvanları damgalar gibi kızgın demirle damgalanmaktadır. Böylece, borçköleliğinde köleye ekonomik soygunla ve zorbalıkla çıkış kapısı kapatılır.

Latin Amerika'da, Iberya borçköleliği (ve diğerleri) Güney Amerika'yı işgal eden Avrupalıların güç gösterisine meraklılıklarını da ifade eden gaddarlıklarla doludur. Bugün Latin Amerika liderleri ülkelerindeki vatandaşların köle olmadıklarını ve köleliğin geçmişte kaldığını savunurlar. Gerçekte bu savunma ideolojik propaganda ötesinde bir gerçeğe dayanmaz. Elbette "vatandaşlar" özgür olabilir, fakat vatandaşlık tanımına kim sokulup kim dışarıda bırakılmaktadır? Bu ülkelerin çoğunda, Amerikan yerlileri sadece kölelik biçimlerinin konusu değil, aynı zamanda bu biçimlerin uygulanmasındaki gaddarlıkların konusudur. Örneğin İngiliz sermayesiyle ortak Peru Amazon Company firmasının Putumayo belgesinde kauçuk toplamada dört kabilenin insanlarını (40.000 kişiyi) köle olarak kullanması ve üretimi artırmak için yaptıkları baskıda sayısız işkence ve öldürme yöntemlerini kullanmıştır.

Amerikan kabilelerinin çoğu ya sistematik olarak yok edilmiş ya da birkaç yüz kişiye indirgenmiştir. Belki de 2000 yılına ulaşıldığında geriye sadece bir kaçı kalacaktır. Birinci Dünya savaşından önce yaşanan bu durum, 1970'lerde ebedi borçköleliği biçimine dönüştü. Birinci Dünya savaşında en az on bin nüfuslu bir kabile (Andoke kabilesi) sistematik kölelik ve yok etmeyle 120 kişiye düşürülmüş ve kauçuk toplama firmasının kölesi durumundadır.

Latin Amerika ülkelerinde elbette borç ve diğer tür kölelikler sadece kauçuk toplama firmalarının faaliyetleriyle sınırlı değildir, aksine yerlilerin borç köleliği altında tutulması büyük sermaye sahiplerinin elindeki tarım, ormancılık ve madencilik alanlarını da kapsar. Latin Amerika'da da tarım alanındaki kölelik durumuna son vermek için girişilen toprak reformu faaliyetleri de egemen sistem değiştirilmediği için çoğu kez öldürmeler, katliamlar ve fiyaskoyla sonuçlandı. Hemen her zaman ve her sistemde olduğu gibi, yasalarla gelen "köleliğe son" kuralları egemen gerçeklerin çalışmasıyla anlamını yitirdi.

Latin Amerika'nın Amazon bölgesinde mutlak sahiplik ve borç köleliği egemendir. Köle tüccarı ve yağmacı Kristof Kolomb, Haiti ve Dominik Cumhuriyetinde 500 yıl önce köle sistemini kurdu ve köleleri koloniciliğin kurulması için işe koştu. Dominik Cumhuriyetindeki şeker plantasyon sistemi insan emeğinin, özellikle de Haitililerin, insafsızca sömürüldüğü ve insanlığın baskı ve gaddarlık altında yaşatıldığı bir üretim ilişkisi düzenini yansıtır. Bu sömürüden Haiti’nin yöneticileri de köleleştirilen kişi başına paylarını alırlar. Kölelik sistemi aynı zamanda inşaat sektöründe, imalat sanayinde de egemendir. Kölelik sistemine bu iki ülkede devlet doğrudan karışır: Çoğu şeker plantasyonları devlet kurumudur. Hindistan'da, Pakistan'da oynanan oyun burada da oynanır: Para yapma umudu verme, iş yerinde yiyecek, kira ve kendi aletlerini kendilerinin satın alması zorunluluğu, ücretin çok az olması sonucu kişi kendini ödeyemeyeceği bir Borç köleliği sisteminin cenderesinde bulur. Uzun saatler çalıştırılır, silahlı koruyucular tarafından dövülür. Yeterince şekerkamışı kesmeyenlere yemek verilmeyerek aç bırakılır. Maaşlar verilirken silahlı koruyucular dolandırıldıklarını söylemeye cesaret edenleri susturmak için beklerler.

Asya’da yirminci yüzyılın ikinci yarısında feodal pratikler devam etti. Pakistan'da borç köleliğinde devlet sözleşmeleriyle yapılan sulama kanallarının açılmasında ve barajların kurulmasında bile borçkölesi çocuklar kullanılmıştır. Sözleşmeciler yoksul ve uzak köylere adamlarını gönderiyor ve güçlü gençlere kamplarında yaşarsa iş vereceklerini söylüyor, ailelerine peşin ön para veriyordu. Kaçmayı veya borcu önceden ödeme olanağını ortadan kaldırmak için, borç kölelerine gereksinmelerini kamplardaki kendi dükkanlarında satıyor ve kampta esir tutuyorlardı. Silahlı bekçiler, köpeklerle, günde 12 saat çalışmayı ve köylerine dönmeyi düşünmeyi önlüyordu. Ceza olarak da zincire vuruluyorlardı (Sawyer, 1986).

Nepal'de insanlar toprağın bir parçasında kendi gereksinmelerini karşılamak için çalışmaları ve karşılığında sahibin ödemesiz hizmetçisi olarak yaşamalarını getiren toprağa bağlı mutlak kölelik sistemi yanında, borç köleliği sistemine de tabiidirler. Toprak sahibi, tarımda ve ev hizmetinde çalıştırmak için, çalışana ve ailesine belirli bir süreyi içeren borç verir: Bu borç karşılığı onlara yiyecek ve barınacak yer verilir ve.günde 1214 saat çalıştırılır. En basit anlatımla, sana (ve ailene) on milyon borç veriyorum, bunun karşılığı sen ve ailen benim için 5 yıl çalışacaksınız: Bu beş yıl içinde, size yiyecek ve barınacak yer vereceğim. Bu sırada kurduğum soygun ve sömürü mekanizmalarıyla sana verdiğim parayı elinden alacağım ve seni daha çok borçlandıracağım. Kaçmaya kalkarsan, ananı ağlatacağım.

Borç köleliği bugün bile en çok yaygın olan, en sinsi, en sömürgen, insan haklarını en çok çiğneyen, insanları insanlık dışı muamelelere tabii tutan bir kölelik biçimidir. Bu biçimde köle durumuna düşen insan tefeciye\iş sahibine borçlanır ve borcunu ya kendisi gece gündüz çalışarak ya da aile fertlerinden birinin (ki çoğunlukla çocukların) hizmetle ödemesi için anlaşma yapar. Fakat anlaşmayla konan % 400'e kadar varan faizler ve cezalar, kişiyi faizini bile ödeyemeyecek bir duruma sokar ve sadece kendini değil çocuklarını ve çocuklarının çocuklarını köle durumuna düşürür. Bu kölelik insanların cehaletinin ve en küçük bir hesap yapmadan aciz oluşunun desteklediği bir durumdur. Bu durumda köle tefecinin\borcu verenin esiridir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe