Kişisel Gelişim

 

İnanmayı Öğreniriz

Shad Helmstetter


YETİŞKİNLERİN BİZE anlattığı şeyler çocukken üzerimizde inanılmaz derecede önemli bir etki yapar. Çevremizde olup biten şeylerin çoğu hakkında neye inanacağımızı ve kendimizle ilgili inanmaya başladığımız hemen her şeyi şekillendirir.

İlkokul öğrencisiyken, bir müzik aleti çalmayı ve okul bandosunun üyesi olmayı, düşünebildiğim her şeyden çok istediğim zamanları hala hatırlıyorum. Benim sınıfımdaki on-oniki civarında başka çocukla bandoya girmeyi denemeye karar verdim. Elime bana tamamıyla yabancı bir müzik aleti verildi. Onunla, bando şefi, sınıf öğretmenim ve diğer öğrencilerin önünde müzik yapmayı denedikten sonra elendim.

İyi yapmadığımı biliyordum. Fakat bir saat geçince, son öğrenci de çaldıktan sonra bando şefinin sınıf öğretmenime söylediklerine kulak misafiri oldum. Sadece bandoda çalamamakla kalmıyordum. Hiç müzik yeteneğim yoktu ve asla müzik aleti çalamayacaktım. Tüm kalbiyle nasıl çalınacağını öğrenmek isteyen oniki yaşındaki bir çocuk için ne inanılmaz bir programlama.

Fakat amacına ulaşmıştı. Başka birisinden müziğe yeteneğim olmadığını işittim ve buna inandım. Hiç müzik yeteneğim olmadığını ve asla olmayacağını bir gerçek olarak kabul ettim. Nihayet yıllar sonra, bir piyano kiralamak, biraz nota öğrenmek ve etrafta bana çakmayacağımı hatırlatan kimse olmadığında gizlice çalmak için yeterli cesareti topladım. Hiçbir zaman istediğim ustalığa ulaşamadım. Fakat, boşa harcanmış yirmi yıldan sonra öğrendim ki okulumuzun bando şefi yanılmış. Oysa ben ona ne kadar çok inanmıştım.

İşte ters yönde başka bir örnek: Altı yaşındaki Michael, öğleden sonraları sohbet etmek için kapı komşusu olan yaşlı beyi ziyaret ederdi. Bir akşam yatmak için hazırlandığında yaşlı komşu uğradı. Michael, merdivenlerin üst tarafında onlar tarafından görülemeyecek ama konuşulanları duyabilecek bir yerdeydi. Küçük Michael, yaşlı adamın, annesine, Michael’ın ne kadar yaratıcı olduğunu ve büyüyünce çok yaratıcı şeyler yapacağına emin olduğunu söylediğine kulak misafiri oldu.

Yıllar sonra, bu gün Michael, Mike Vance Walt Disney Üniversitesi’nin dekanıdır. Dünya çapında büyük kuruluş ve organizasyonlarla yaptığı çalışmalar ve kendi kişisel danışmanlık hizmetleriyle, Amerika'nın belki birinci sıradaki yaratıcılık hocası olma yolundadır. Küçük Michael, kazara kendisi hakkında yapılan küçük bir “program”a kulak misafiri oldu ve buna inandı.

Maalesef, kendi programlamamızın pek azı, kendi namımıza bu kadar çok şey yapar. Düşünebiliyor musunuz, bir çocuk, masum fakat düşüncesizce söylenmiş şu tür sözleri kaç kez işitir: “Senden bir şey olmaz” ya da “o mesleğin”, “o arkadaşın”, “o sporun” ya da “o hayalin” ona uygun olmadığı kaç kez kendisine söylenir. Bizim istekli ve açık genç zihinlerimizin neler algılayıp, nelere inandığını bir düşünün.

Başkalarının Bilinçsizce Şartlaması

Programlanmamızın bir kısmı apaçıktır. Öne çıkar, dikkatimizi çeker ve yanıtımızı talep eder. Fakat programlanmamızın çoğu bu kadar açık değildir. Çoğunlukla gizlenmiştir.

Her gün, hepimiz diğer insanlardan sonsuz emirler, direktifler, denetimler, teşvikler ve tahrikler seline maruz kalırız. Çevremizdeki her şey bizi iteler, talep eder veya ikna eder. Yetişkinler olarak bile, çoğunlukla farkında olmadığımız bir tesirler akınına uğrarız. Biz sayısız kaptanı olan gemileriz. Bu kaptanlar, bizi yolumuzdan çıkardıklarının farkına bile varmadan, kendi amaçları için kendi rotalarına sokmaya çalışırlar.

Siz ve ben, başkalarının bizi, onların seçimlerine uyacak şekilde programlamalarına izin verirsek, hiç şüphe yok ki, kendimizi kontrolden çıkmış, bilinmeyen bir kaderin kaprislerine esir düşmüş olarak buluruz.

Neden pek çok terapist hastasını, çocukluğuna, sorunların yaratıldığı zamana götürür? Çünkü o zaman, inançların başladığı zamandır. O, korkunun, travmanın ya da kendi kimliğinizin kök salmaya başladığı zamandır. Bu ilk çağlarda her birimiz kendimizin kurgulanmış bir resmini oluşturduk. Yarattığımız resmin gerçeği yansıtıp yansıtmaması pek önemli değildi. Tecrübelerimiz, başkalarından duyup kabul ettiklerimiz ve kendi kendimize söylediklerimiz, bizi bugüne getiren zihinsel programımızın kaynağını oluşturdu.

Şüphesiz, geçmişte yaptığımız programlamanın tümü yanlış değildi. Bir kısmı oldukça iyiydi. Çoğumuz, başkalarının sevgisini ve ilgisini deneyimledik. Kendi hatalarını cesaretle kabul eden ana babalarımız, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız da vardı. Hepimiz zaman zaman başarıya ulaştık.

En iyi durumda, yaşam programımızın yalnızca bir kısmı yararımıza çalışıyorken yaşadık. Bilinçaltınızdaki programların hala bize karşı çalışanlarını etkisiz kılabilseydiniz ve onların yerine, yaşam veren yeni ve tam bir güven programı koyabilseydiniz, bir hayal edin, neler yapabilirdiniz: Engelleri, önünüzde yaşanacak yaşama canlılık veren yeni bir bakışla değiştiren, sizin için çalışacak, hemen hemen bilinçsiz, otomatik yeni bir program.

Bir keresinde, 54.5 kilo vererek, zayıflama konusundaki hedefine ulaşan bir kadına ne hissettiğini sordum. Cevabı şuydu. “Kendimi 54.5 kilo vermiş gibi hissediyorum!” Onun duyduğu hazzı anladım. Bir ara, bir sağlık merkezi ya da spor salonuna gittiğiniz zaman, ağırlık kaldırma bölümüne bir uğrayıp 54.5 kilo kaldırmaya çalışın! Kendimizle birlikte taşıdığımız, kendinden şüphe ve güvensizliğin ekstra yükünü hiç olmazsa bir gün için üzerinizden attığınızı hayal edin. Yarından itibaren, kötü alışkanlıkların, eski şartlanmışlıkların ve kendine güvensizliğin prangaları aniden yok olsaydı, yapabileceklerinizi bir düşünün.

Tahmin edeceğiniz gibi, sizi bu noktaya; böyle bir özgürlüğün imkansız ya da bizlerin ulaşamayacağı bir yerde olduğunu söylemek için getirmedim. Bu özgürlüğü kazanmakla kalmayacak, kendi kendini yöneten bir zihnin özgürlüğünü günlük yaşamınızın kalıcı bir parçası haline de getirebileceksiniz.

Aslında, ihtiyaç duyduğunuz tüm donanıma sahipsiniz. Hayatınızı en fevkalade ve faydalı şekilde yaşamak için ihtiyaç duyduğunuz her şeyle birlikte doğdunuz. Geçmişte ne yaptığınız ya da ne düşündüğünüz hiç farketmez. Bugünden itibaren, dilerseniz, çok kazanmak için biraz değişiklik yapabilirsiniz.

Bedeninizdeki Kişisel Bilgisayar

Daha önceleri, her birimizin yüklendiği programlamanın ne kadarının yanlış türden olduğunu tartışmıştık. Bilinçaltımıza kaydedilen ve orada saklanan şeylerin yüzde yetmiş beş kadarı ya da daha fazlası amaca zararı dokunan ve bize karşı çalışan şeylerdir. Kısacası biz, başarmamak üzere programlandık.

Diyelim ki sizi bu akşam aradım ve Avrupa’ya gitmek için bir 747 uçağı kiraladığımı, sizi ve ailenizi davet ettiğimi söyledim! İki haftalık muhteşem bir tatil için hep birlikte Avrupa’ya uçacağız. Tabii tüm masraflar önceden ödenmiş durumda.

Fakat, diyelim tam uçağa binerken, pilotun kaptanla konuşmasına kulak misafiri oluyoruz. Onun kaptana, uçaktaki bilgisayarın uçağı uçuran bilgisayarın yanlış programlandığını söylediğini işitiyoruz; öyle programlanmış ki uçağı kontrol edecek emirlerin yüzde yetmiş beşi yanlış emirler!

Uçaktaki bilgisayarın yanlış programlandığını bilseydiniz, ne yapacaktınız? Uçaktan inecektiniz. Kesinlikle, kötü bir bilgisayar programı olan bir uçağa binmek istemeyecektiniz. Uçağın şu iki şeyden birini yapacağından emin olacaktınız: Ya yanlış bir yere inecekti ki bu Atlantik üzerinde uçarken insanı mutlu edecek bir düşünce değildi, ya da kaza geçirecekti.

İşte bu tam olarak çoğumuzun sahip olduğu türden bir program. Tabii ki, işler istediğimiz gibi yürümez. Tabii ki, hayal eder, umar, çalışır, çabalar, işimizi uydurur, hedefi tutturamaz veya başaramayız. Tabii ki, hayattan daha çok şey almak, bazı sorunlarımızı çözmek ya da bazı hedeflere ulaşmak isteriz, fakat yapabileceğimizi zannetmeyiz. Çünkü kötü bir programa sahibiz! Biz şu ana kadar kendi bedenimizde, bizi engellemek için önceden programlanmış bilgisayarımızla hedeflerimizi başarmaya çalıştık!

Kötü bir programla yaşamak ister misiniz? Hayatınızın geri kalan kısmını, gerçekten istemediğiniz bir programın insafına kalmış şekilde geçirmek ister misiniz? Bunu yapmak zorunda değilsiniz. Hayatınızın herhangi bir bölümünde kabul ettiğiniz her türlü şartlanmayı geçersiz kılabilirsiniz. Geçmişte kim, nerede, ne, niçin ya da nasıl olduğunuz kesinlikle hiçbir sonucu etkilemez. Kendiniz hakkında neye inandığınız ya da başkalarının sizinle ilgili neye inandıkları hiçbir önem taşımaz. Yaşamın karşınıza ne gibi sürprizler çıkardığı da önemli değil. Kendinizi denetim altına alabilirsiniz. Şimdi sıra sizde.

Yeniden program yapabilirsiniz. Eski olumsuz, zararlı, size karşı çalışan programı silip, onun yerine sağlıklı, yeni, olumlu, yapıcı bir program koyabilirsiniz. Aslında bu çok kolaydır. Silin ve yerine yenisini koyun. Bütün yapmanız gereken kendinizle nasıl konuşacağınızı öğrenmek.

Yeni Bir Dizi Yönerge

Sadece programımızı değiştirerek yaklaşım ve davranışlarımızı değiştirirsek, o zaman hiçbirimiz, eski, olumsuz programımız bizi aşağı çekerken ya da engellerken yaşamla mücadele etmeye devam etmek zorunda olmayız. Sadece zihnimize belirli, yapıcı yönergeler vermeyi öğrenirsek, o zaman işleri istediğimiz şekle sokma ve bunu sürekli kılma şansımız olur.

Programlamamızda değişiklik yaparak hayatlarımızda da değişiklik yapabileceğimizi kavradığım zaman, ilk kez, hepimizin kendi önümüzde inşa ettiğimiz 148.000 olumsuzluk, şüphe ve yıkıcı güvensizlikten oluşan duvarda bir çatlak gördüm. Bizi tutan, bizi yenen şeyin kendisinin de yenilebileceğine inanmaya başladım. Heyecan verici, yeni bir geleceğin, duvarın arkasında durup onu geçmeyi bekleyen herkes için neredeyse hazır olduğunu fark etmeye başladım.

O duvarı kırıp geçmek ne heyecan verici bir karar. İçimizden hepimiz bunu yapabiliriz. Gerçek duvarın ne olduğunu bir kez algıladık mı, onu geride bırakabiliriz.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült