Kişisel Gelişim

 

Zor Durumlarda Yalanlar Ve Zihinsel Muhasebe

Sam Harris


Kant, yalan söylemenin her durumda masum bir kişinin öldürülmesini engelleme girişiminde bile etik dışı olduğunu düşünüyordu. Kant’ın birçok felsefi, görüşünde olduğu gibi, yalan söyleme konusundaki konumu da, dini bir ilke gibi, kanıttan çok varsayıma dayanıyordu. “Asla yalan söyleme’nin açıklık gibi belirgin bir artısı olmakla birlikte, uygulamada bu kural ancak bir psikopatın destekleyebileceği davranışlara yol açabilir.

Yalan söylemeyi tümden yasaklama da, gerçek bir pasifist dışında herhangi bir kimse için etik açıdan tutarsız olur. Kendinizi ya da bir başkasını savunurken bir kişiyi yaralamanın ya da öldürmenin uygun olabileceğini düşünüyorsanız, aynı koşullarda yalan söylemeyi geçersiz saymak anlamlı olmaz. 12

Bu konuda Kant'ı ciddiye almak için herhangi bir gerekçe göremiyorum. Bu, yalan söylemeye kolayca mazeret bulunabileceği anlamına gelmez. Şiddeti savuşturmanın bir aracı olarak bile, çoğu zaman yalan söyleme, daha verimli olabilecek ya da önemli ahlaki açılımlar getirebilecek dürüst iletişim eylemlerine kapıları kapatır.

Yalan söylemenin belirgin şekilde zorunlu olduğunu düşündüğümüz koşullarda, genel olarak yalan söyleyeceğimiz kişinin hem tehlikeli hem hakikat üzerinden ulaşılamaz olduğuna karar vermişiz demektir. Başka bir deyişle, onunla sahici bir ilişki kurma ihtimalinin var olmadığına hükmetmişiz demektir. Birçoğumuz açısından, bu tür koşullar hayatta çok seyrek olarak karşımıza çıkar, belki hiç çıkmaz. Diyelim ki böyle bir durumla karşılaştık, o zaman bile çoğunlukla yalan söylemenin kolay (ve pek de etik olmayan) çözüm olduğundan kuşkulanmamız mümkündür.

Örnek olarak uç bir durumu alalım (bu, benzeri durumlar için de bir model oluşturacaktır): Bilinen bir katil, halen evinizde saklamakta olduğunuz bir çocuğu arıyor. Katil kapınızda durmuş, öldürmeyi amaçladığı kurbanı görüp görmediğinizi bilmek istiyor. Yalan söylemeye meyil, yüzde yüz anlaşılabilir bir tepkidir, ama yalan söylemekle yetinme, amaçlamadığınız başka sonuçlar doğurabilir. Çocuğun çitinize tırmanıp atladığını ve aşağıya doğru uzaklaştığını söylerseniz, katil yanınızdan ayrılıp bir başkasının çocuğunu öldürebilir. Bu talihsiz durumda bile, yalan söyleme masum yaşamı korumak için en iyi çareniz olabilir. Ama bu, sizden daha cesur ya da daha becerikli birinin, doğruyu söyleyerek daha iyi bir sonuca ulaşamayacağı anlamına gelmez.

Böyle bir durumda doğruyu söyleme, zorunlu olarak boyun eğme anlamına gelmez. Bu örnekte doğru, şu olabilirdi pekala: “Bilseydim de, söylemezdim. Bir adım daha atacak olursan, beynine kurşunu sıkarım’'. Korkunuz ya da fiziksel sınırlarınız dolayısıyla yalan söyleme tek seçenek gibi görünüyorsa, bu, açıkça kötülükle savaşma yükünü başkalarına yönlendirme anlamına gelir. Tabii, komşularınız bu yükü sizden daha iyi üstlenme yetisine sahip olabilirler. Ama sonuçta biri bu yükü üstlenmelidir. Başkası değilse polis, katillere doğruyu yaptıklarına müsamaha gösterilmeyeceğini söylemelidir.

Çok daha yaygın olarak kendimizi şöyle durumlar içinde buluruz: İçimizden yalan söylemek geçer, ama dürüstlük bizi, normal koşullarda hasmımız olabilecek kişilerle bağlantılar kurmaya yönlendirir. Bu bağlamda, ilk Asya yolculuğumdan Amerika’ya dönüşümde Amerikalı bir gümrük memuru ile karşılaşmamızı hatırlıyorum.

Yıl 1987’ydi, ama Sevda Yazı dense yeridir: Yirmi yaşındaydım, saçlarımı omuzlarıma kadar uzatmıştım ve Hintli çekçek' sürücüleri gibi giyinmiştim. Ülkemizde uyuşturucu yasalarını uygulamakla yükümlü olanların, eşyalarımı dikkatle gözden geçirmeleri son derece mantıklıydı. Neyse kl, gizleyecek bir şeyim yoktu.

“Nereden geliyorsunuz?” diye sordu memur, sırt çantama kuşkuyla göz atarak.

“Hindistan, Nepal, Tayland .. ’ dedim.

“Oralarda herhangi bir uyuşturucu kullandınız mı?"

Aslında kullanmıştım. Yalan söyleme ayartısı açıktı: Yakın bir tarihte uyuşturucu kullandığımı bir gümrük memuruna söylemek niye? Ama doğruyu söylememek için gerçek bir nedenim yoktu, doğruyu söyle

• Çekçek (tng. rickshaw) : Tek kişinin çektiği iki tekerlekli hafif taşıt. (Ç.N.)

menin yol açabileceği risk dışında: Zaten aramaya başladıkları eşyalarımı (belki üstümü de) daha sıkı arayacaklardı.

“Evet" dedim.

Memur çantamı aramayı bırakıp yukarı baktı. “Hangilerini kullandınız?”

“Birkaç kez esrar çektim ... Hindistan'da afyonu da denedim’

“Afyon mu?"

“Evet:’

“Afyon mu, eroin mi?"

“Afyon."

“Bugünlerde afyondan söz eden olmuyor pek:’

“Biliyorum. Benim de ilk deneyişimdi.”

“Şu an yanında getirdiğin herhangi bir uyuşturucu var mı?”

“Hayır:’

Memur bir an dikkatle beni süzüp, sonra yeniden çantamı aramaya koyuldu. Konuşmamızın konusu bu olunca, daha epey orada kalmaya hazırlamıştım kendimi. O yüzden, sabır abidesi kesilmiş bekliyordum. Bu da iyi olmuştu, çünkü gümrük memuru artık eşyalarımı sanki her biri diş fırçası, kitap, el feneri, bir parça naylon ip evrenin en derin sırlarını açığa vurabilirmiş gibi inceliyordu.

“Afyon nasıl bir şey?" diye sordu bir süre sonra.

Söyledim. Aslına bakılırsa, sonraki on dakika boyunca, uyuşturucu madde kullanımı hakkında bildiğim hemen her şeyi bu kanun adamına anlattım.

Sonunda adam aramasını tamamlayıp çantamı kapattı. Karşılaşmamızın sonunda bir şey kesin olarak ortadaydı: Karşılaşma ikimiz için de çok olumlu olmuştu.

Daha hayalci kişiler, benliklerini açığa vuruyorlar. Bugün aynı konuşmayı yapabileceğimden emin değilim. Yalan söylemezdim, ama büyük bir olasılıkla böylesine yeni bir iletişim kanalı açmak için bu kadar çok uğraşmazdım da. Gene de, hala şu kanıdayım: Dürüst olma isteği özellikle gizli tutmamızı bekleyebilecekleri şeyler hakkında çoğu zaman başka insanlarla çok daha tatmin edici diyaloglara götürür bizi.

Elbette, yasadışı uyuşturucular taşıyor olsaydım, durumum çok farklı olurdu. Yasaları çiğnemenin en kötü yönlerinden biri, bizi sayısını bilemediğimiz kadar çok başka kişiyle anlaşmazlık içine sokmasıdır. Bu, adaletsiz yasaların yıpratıcı pek çok etkisinden biridir: Bu tür yasalar, barışsever ve (normal koşullarda) dürüst insanları, etik açıdan masum davranışlardan ötürü cezalandırılmamak için yalan söylemeye sevk eder.

Zihinsel Muhasebe

Yalancının en büyük sorunlarından biri, yalanlarını aklında tutmak zorunda olmasıdır. Bazıları bunu yapmada diğerlerinden daha ustadır. Psikopatlar, zihinsel muhasebe yükünü belirgin herhangi bir stres olmadan üstlenebilirler. Bu tesadüf değildir: Bu kişiler psikopattır. Başkalarını umursamazlar ve gerektiğinde ilişkileri kestirip attıklarına gayet memnun olurlar. Bazı kişiler benmerkezcilik abidesidir. Ama biz kalan kişiler için yalan söylemenin kesin olarak psikolojik bir bedeli vardır.

Yalanlar başka yalanları doğurur. Bizim açımızdan daha fazla emeği gerektirmeyen doğru sözlerin aksine, yalanları sürekli olarak gerçek ile çatışmalardan korumak gerekir. Doğruyu söylediğinizde, aklınızda tutmanız gereken hiçbir şey yoktur. Dünyanın kendisi belleğiniz haline gelir ve soru sorulacak olursa, her zaman dünyayı işaret edebilirsiniz başkalarına. Hatta belli gerçekleri yeniden gözden geçirip dürüstçe görüşlerinizi değiştirebilirsiniz. Ve karşınıza kim çıkarsa çıksın, onunla kafa karışıklığınızı, itirazlarınızı ve kuşkularınızı açıkça tartışabilirsiniz. Doğruyu söyleme kararı, doğal olarak yanlıştan arınmayı getirir.

Oysa yalancı, kime ne söylediğini hatırlamak ve söylediği yalanları gelecekte sürdürmeye özen göstermek zorundadır. Bu, olağanüstü bir çabayı gerektirebilir ve bütün bunlar, sahici iletişimin ve özgür bir dikkatin yitirilmesi pahasına olur. Yalancı, kaynağı ne olursa olsun her yeni açıklamayı, kurduğu ' dış görünüşe zarar verip vermeyeceğini görmek için tartmak zorundadır. Ve birileri onun yalan söylediğini keşfetse de etmese de, bütün bu stresler birbirine eklenir.

Yalanlarınız belli bir sayıya ulaşınca, muhataplarınızı bilgisiz tutma çabası sonuçta devam ettirilemez hale gelir. Doğrudan yalancılık suçlamasıyla karşı karşıya kalmasanız bile, birçok kişi, tam olarak çözemediği nedenlerden ötürü size güvenemeyeceği sonucuna varır. Gerçeklerin çevresinde dolanıp duran biri gibi görünmeye başlarsınız, çünkü kesinlikle böyle birisinizdir. Çoğumuz böyle kişiler tanımışızdır. Kimse onlarla tam anlamıyla yüzleşmez, ama herkes onlara hayal ürünü yaratıklar gibi davranmaya başlar. Çoğu zaman bu tür insanlardan, onların belki de hiç anlamadıkları nedenlerden ötürü, sessizce uzak durulur.

Aslında çoğu zaman, kuşku yalanın her iki yanında kendini gösterir. Araştırmalar gösteriyor kl, yalancılar normal olarak aldatabileceklerinden daha az aldattıkları kişilere güvenirler ve yalanları ne kadar zarar verirse, kurbanlarına o kadar az güvenir, hatta onlardan o kadar az hoşlanırlar. Öyle görünüyor ki, yalancılar egolarına toz kondurmayıp kendi davranışlarını haklıymış gibi yorumlayarak, yalan söyledikleri kişileri küçümseme eğilimi göstermektedirler.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült