Kişisel Gelişim

 

 

Yüksek Bir Duygusal Zeka Mobbinge Yol Açabilir

Şaban Çobanoğlu


Yeni fikirler üretebilen, farklı bakış açılarıyla dünyayı yorumlayabilen insanlar mobbing kurbanı olabilmektedirler. Yukarıda belirttiğimiz gibi eğitim, dış görünüş, entelektüel birikim açısından parlak elemanlar, rekabetçi ve bencil kişilik sahibi kimseler için kolay hedef olabilmektedir. Çalışanın aksanı, temsil ettiği alt ve üst sosyal sınıf, bazı kimselerce yadırganan ve küçümsenen etnik unsurlar da yıldırma sendromuna yol açabilmektedir.

Yıldırma kurbanlarının reaksiyonları da farklı farklı olmaktadır. Farklı tolerans düzeyleri nedeniyle bazı çalışanlar durumu kabullenerek, her şeyi oluruna bırakırken, bazıları çatışmayı göze alabilmektedir. Çoğu durumda kurban pes etmekte, kendini toplumdan soyutlama, kaçış, ruhsal sağlığın bozulması ve işi kaybetme riskleriyle karşı karşıya kalabilmektedir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız, duygusal saldırıya uğrayan kişinin psikolojik yapısından kaynaklanan nedenlerin yıldırmaya yol açtığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Sağlıklı bir işyeri ortamında, çalışanın bir kısım kişisel yaklaşım ve eksiklikleri, hiç kimseye kendisine duygusal tacizde bulunulması hakkını vermemelidir.

Mobbing kurbanlarının, hislerinin ve duygusal kavrayışlarının çok gelişmiş olduğunu biliyoruz. Yaptığımız araştırmalara göre, ülkemizde de mobbing terörüne maruz kalanların % 80’den fazlası, duygusal zeka açısından oldukça gelişmiş insanlardır. Duygusal saldırıya uğrayanların büyük bir bölümü (%70) duygu ve his dünyası zengin bayanlardan oluşmaktadır. Bu bakımdan, konunun daha iyi anlaşılabilmesi ve iş hayatında duygusal zeka konusunun daha yakından değerlendirilebilmesi amacıyla duygusal zeka konusunda biraz daha bilgi sunmamız yararlı olabilir.

Duygusal Zeka ve İşyerlerinde Duygusal Zeka-Mobbing İlişkisi

Duygusal zeka kavramı ilk olarak, 90’lı yılların başında Yale Üniversitesi’nden Peter Salovey ve New Hampshire Üniversitesi’nden John Mayer tarafından “kişilerin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi ve duygularını yaşamı zenginleştirebilecek biçimde düzenlemesi...” gibi özellikleri tanımlamak amacıyla kullanılmıştır. Mayer ve Salovey’e göre, duygusal zeka, “duyguları hissetmek, düşünceleri desteklemek için duyguları ortaya koymak, anlamak, zihinsel ve duygusal gelişimi artırmak için duyguları etkili bir biçimde yönetme yeteneğindir

Duygusal Zekanın Dört Boyutu

1. Duyguları tanıma: Kişinin kendisini ve çevresindekilerin duygularını anlama yeteneğidir.

2. Duyguları kullanma: Önce duyguyu, sonra da bu duygunun sebebini ortaya koyma yeteneğidir.

3. Duyguları anlama: Karmaşık duygu zincirlerini ve duyguların nasıl bir durumdan diğerine geçtiğini anlama yeteneğidir.

4. Duygularla başa çıkma: Kişinin kendisinin ve çevresindekilerin duygularıyla başa çıkabilmesini sağlayan yetenektir).

Harvard Üniversitesi’nde klinik psikoloji, kişilik ve gelişim üzerine master ve doktora yapmış olan ve 1984’ten beri The New York Times’ta davranış ve beyin bilimleri üzerine yazı yazan Psikolog Daniel Goleman, 1995 yılında yazdığı "Duygusal Zeka” kitabında zihnimizin duyguları nasıl işlemden geçirdiğini açıklamaya çalışmış ve “akıllı olma” kavramını yeniden tanımlamayı amaçlamıştır. Goleman özgüven, kararlılık ve empati gibi yeterliklerin “EQ” adını verdiği duygusal zekanın bileşkeleri olduğunu ve bunların yaşamdaki başarıyı IQ’dan (zeka kat sayısı) daha çok belirlediğini savunmaktadır. Goleman’ın tezi, "kişilerin gelecekteki başarılarının tahmin edilmesinde, IQ ve standart testlerle ölçülen beyin gücünün, kişinin duygusal özelliklerinden ya da karakterinden daha az belirleyici olduğundur (Görgün, 6 Temmuz,1998).

On altı yıllık çalışma sonucu, dünyadaki tek duygusal zeka ölçme testini oluşturan, İsrailli psikolog Baron tarafından duygusal zeka, "bireyin çevredeki sorunlarla, beklentilerle ve baskılarla başa çıkmasını sağlayan kabiliyet, yeterlik ve ustalık” olarak tanımlanmakta (Milliyet, 7 Aralık 1997) ve duygusal zekanın, insanın kendisini psikolojik açıdan iyi hissetmesini doğrudan etkilediği ifade edilmektedir.

İşyerinde Duygusal Zeka Kavramı

Yıllar boyu iş hayatında zihinsel beceriler ön plana çıkarılmış, çalışanlardan duygularını hesaba katmadan mantıklı hareket etmeleri beklenmiştir. İnsanlar işe gittiklerinde gerçek duygularını kapının önünde bırakarak, ne hissettiklerinden bağımsız olarak mı işlerine devam etmelidirler? Çalışanlar duygularını kontrol, hatta baskı altında tutarak daha güvenilir, daha istikrarlı, daha başarılı olabilirler mi? Yoksa duygularını yönetmeyi bilmek, onlara işyerinde daha iyi bir yer mi sağlar? Araştırmalara göre, duygusal zeka seviyesi, tüm ekonomik grup ve kültürlerde bir çöküş içindedir. Bu çöküş, kendini özellikle genç nesil arasında göstermektedir. Amerikan işverenlerinin uygulamalı araştırmaları, aşağıda belirtilen bulguları ortaya koymaktadır

1. İnsanların %50’sinden fazlası, işi öğrenme ve geliştirme motivasyonu eksikliği çekmektedir.

2. 10 kişiden 4’ü iş arkadaşlarıyla birlikte çalışma becerisine sahip değildir. İşe başvuranların yalnız %19’u iş alışkanlıklarına ilişkin kendini disiplin etme gücüne sahiptir.

3. Liderlik eğitimlerine harcanan milyarlarca doların getirisi beklenenin çok altındadır.

4. Değişim girişimlerinin %70’i, insanların liderlik yeteneği, ekip çalışması, inisiyatif alma, değişime ayak uydurabilme gibi çeşitli alanlardaki problemleri yüzünden, beklenen sonuçların elde edilememesine neden olmaktadır.

Gerçekten önemli olan nedir? Duygusal zekayı kullanmanın sonuçları, değişik alanlarda çalışanlarla yapılan birçok araştırma üzerine kuruludur. Çalışma hayatının kuralları değişmektedir. Artık sadece, kişiler nasıl akıllı olur ya da hangi becerilere sahip olmalı konusu değil, aynı zamanda birbirleriyle nasıl ilişki kurmalı ve birbirleriyle nasıl anlaşmalı konuları da önem kazanmaktadır. Günümüzde anlayışlar çok hızlı bir şekilde değişmektedir. Duygusal zeka düzeyi, kimlerin işlerinde yükseleceğine, kimlerin yükselmeyeceğine, kimlerin çöküşe geçeceğine ve hatta kimlerin gidip, kimlerin kalacağına karar verir (Roitman, 1999).

Eğer bir şirkette çalışanlar, görüş ve düşüncelerini birbirlerine rahatça açabiliyorlarsa, birbirlerini eleştirebiliyor ama bundan kimse incinmiyorsa, şirkette işbirliği ve dayanışma duygusu varsa, çalışanlar girişimde bulunabiliyor ve bu yönde destekleniyorsa, yani şirkette "biz” havası varsa işte o zaman o şirket duygusal zeka boyutunda çalışıyor diyebiliriz (Moller, 1998).

Duygusal zeka, kendini ve diğer insanları anlamanın bir yoludur. İnsan ilişkileri şirketler için, zihinsel özelliklerden daha fazla hayati öneme sahiptir. Günümüz yönetim anlayışında bireysel üstün özellikler ve başarılar değil, ekiplerin üstünlükleri ve başarıları önem kazanmaktadır (Roitman, 1999). Ekipte birlikte çalışabilmenin, başarılı ve verimli olabilmenin yolu da, ekip üyelerinin duygusal zekaya sahip olmalarıyla yakından ilişkilidir.

Bir asır önce birçok kişi, küçük dükkanlarda ve tarlalarda çalışmaktaydı. Şimdiyse yüzlerce, binlerce çalışan, birbirlerine yabancı olanlar bile, dünyanın her yerinde her gün bir araya geliyor ve birlikte çalışıyor, geçmiş yüzyıllarda gerekli olmayan kişilerarası ilişki becerilerine ihtiyaç duyuyor. Roitman, “İlişkileri idare etmenin özünü, kendi duygularıyla ve başkalarının duygularıyla başa çıkabilme sanatı” olarak adlandırıyor.

Günümüz insan kaynakları yöneticilerine göre, bir kişinin sahip olduğu zeka düzeyi (IQ), onun işe alınmasını sağlarken, duygusal zekası (EQ) kişinin terfisini belirlemektedir. Şimdilerde en iyi performans gösterenler listesinin başında, IQ’su ya da teknik becerileri yüksek olanlar değil, iş arkadaşlarıyla sağlıklı iletişim kurabilen, ekip çalışmasına yatkın duygusal zekası yüksek kişiler yer almaktadır (Times, Ekim, 1995).

Rock’a göre işyerinde yüksek duygusal zekanın anlamı; açık düşünce + sağlıklı duygular + uygun hareketlerdir.

Duygusal zeka, yaşam olaylarının çerçevesini yeniden çizme yeteneğidir ve bu husus çağdaş işyerlerinde, merkezde bulunan bir değerdir. Bu anlayışla duygusal zekanın önemine inanan modern bir işyerinde duygusal zeka, her zaman IQ’dan daha önde olacaktır. Günümüzün hızla değişen, daha açık ve akışkan çalışma tarzı, özellikle problem çözme ve fırsatları yakalamak için başkalarına güvenme ve onlarla ekip oluşturma söz konusu olduğunda, akıl ve duygusal zekanın birleşmesini teşvik etmektedir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült