Kişisel Gelişim

 

Uyanmak

Arthur Jeon


Bir sonraki hayatta ölüm yoktur. Ölüm yaşamın içinde bir olgu değildir. Dünyadaki bir gerçeklik değildir.

-LUDWIG WITTGENSTEIN

Uyanıklık hali inanç sistemleri olmadan da elde edilebilir. İnsanlar kendi koşullandırmalarından, korku ve inançlarından uyanırken, sevgi dolu ve merhametli olan gerçek doğalarıyla karşı karşıya kalırlar. Bu doğayla karşılaşmak için daha fazla inancı eklemek gereksizdir; aslında, inanç sistemleri de bunu anlaşılmaz kılar.

Akün bir parçası olarak dini inanç işe yaramaz, davranış açısından düşünüldüğünde destekler gibi görünmez ve bir de, insanların doğrudan deneyimlerinin bir parçası olmaz. Açıklamanın yanlışlığı, inanmamız gerektiği söylenenler orada olabilecek doğruyu da seyreltir. Eğer otorite gelip de size evrenin beş binyıl önce yalnızca altı günde yaratıldığım ve bunun yanıtının da sevgi olduğunu söylüyorsa, bir uyumsuzluk başgösterir. Dini inanç hiçbir anlam ifade etmeyen mitlere bağlı kalarak kendi kendine ateş eder. Mastürbasyon ya da evlilik öncesi cinselliği yasaklamak gibi çağ aşımından söz etmiyorum bile. Gerçek dinlerin görmezden geldiğini insanların yapmasını emrediyor.

Bu tür dini inançlar güven versin ya da vermesin; tarihsel açıdan baktığımızda ayrılıklara, mücadeleye ve savaşa neden olan özdeşleştirme duygulan yaratsın ya da yaratmasın Tanrıyı ve gerçekliği ve bilinci doğrudan yaşamak anlamında tamamen gereksizlerdir. Evet, ben Tanrı sözcüğünü kullanıyorum, çünkü başka hiçbir şekilde her yaptığımı seyreden, yargılayan bir dışsal varlığı anlatamam. Tanrı derken, gezegendeki her şeyi bilgilendiren enerji ve bilinci kastediyorum.   .

Dharma sizden doğrudan deneyimlerinizi uyandırmanızı istiyor; bunun için bir söz vermeye gerek de yok.

Bu kitabın da örneklerle anlatmaya çalıştığı gibi, şimdiki zaman daha fazla uyarım için sürekli bulunulan talepleri, hikayesi ya da inanç sistemi ya da koşullanmış karmaşasıyla bir düşünceler denizinde yüzmektedir.

Nihayetinde zihin görmezden gelindiğinde ya da sessizliğe büründüğünde, çimenlerin yeşilinin mucizesi tanımlanamaz hale gelir. Bunu yaşamak için hiçbir inanca ya da zihnin yorumlamasına ihtiyaç yoktur. Tamamen uyanıkken ve anı yaşıyorken dünya, canlı ve mucizevi bir hal alır. Dini inancın, koşullandırmanın ve batıl inançların köreltici etkisi ortadan kaldırıldığında, harikalar diyarı olan, Tanrı’nın varlığıyla dolan gizemli dünyayı doğrudan ve saf bir şekilde yaşama fırsatı bulursunuz.

Bir çiçeğe konan yabanarısından daha gizemli ne olabilir ki? Veyahut bir bebeğin gülüşünden? Ya da rüzgarda salman ağaç yapraklarından? Yaşamın an içerisindeki bütünlüğünü fark etmekten daha etkileyici bir şey var mıdır? İnsanlar tarafından sorgulanabilir ajandalarla satılan sihir ve inanç sistemlerine neden başvuralım ki?

Bunun yerine, bilmemenin verdiği gizemle yaşayın. Bu tamamen gizemli bir duruş olacaktır.

İnsanların inanç sistemleri ilahi güç üzerine bir şeyler karalıyor olmaya benzer. Hıristiyanlar bana cennet ve cehennem hakkındaki fikirlerimi sorduğunda, onlara şöyle söylerim; “Bu gezegen.” Bizler cennette yaşıyoruz ve yine de öldüğümüz zaman gidebileceğimiz düşsel bir başka cenneti yaratma ihtiyacı duyarız. Bu da sanki o cennetmiş gibi düşünüp de değerli gezegenimizi dikkate almanın sorumluluğundan arındırır.

Gözlerini açan herhangi biri, bu gezegenin bir cennet olduğunu görebilir. Mercanların araşma atlayan herhangi biri cenneti tadar, rengarenk balıklar ve beklenmedik yaratıkların güzelliği arasında hafifçe yüzer. Yine de eğer bu güzel gezegenimizi düzenli olarak mahvetmeye devam edersek, mercanlar otuz yıl içerisinde kaybolacaklar.

Yağan yağmurun ardından bir ormanda ya da parkta yürüyüşe çıkan herhangi biri, cenneti tadabilir. Yine de, sekiz yüz yaşındaki ağaçlan hiç düşünmeden kesebiliyoruz. Amerika'nın kuzeybatısında beş yüz millik bir alanda akmayı sürdüren sekoya şimdilerde yalnızda üç millik bir alana sahip.

Çocuklarımız bize armağan edilenden daha nahoş bir dünyada yaşayacaklar. Bizler cennete öldükten sonra kavuşacağımızı umur ederek elimizdeki cenneti soyuyor, zehirliyor, deliyor, yaralıyor, yakıyor ve asitliyoruz.

Böylelikle dünyadaki cehennemi yaratmış oluyoruz.

Bu demek değil ki büyün dinsel törenler kötüdür. Amacınızın ne olduğu konusunda dikkatli olun sadece. Eğer dinsel törene katılıyorsanız, bunun onun kendi içindeki amacı için yapın. Ona katılın çünkü bu rahatlatıcıdır ya da ailenizle yakınlaşmanızı sağlıyordur ya da ibadet ederken ellerinizi açarak dua etmeyi seviyorsunuzdur. Buddha’nın da söylemiş olduğu gibi dinsel törenle olan ilişkinizi altın çuvalın üstünde otururken para dilenen bir dilenciye benzer kılmayın. Uyanık kalabilmek için elinizde zaten yeteri kadar şey vardır.

Asıl gerçeklik gösteriyor ki, bizler onu reenkarnasyon, ölümden sonra cennet gibi hikayelerle yüzyıllar önce kısa süreli yaşayan insanları rahatlatmak için uydurulan yatak masalları değiştirerek dünyamızı cennet gibi görme yetimizi kaybediyoruz. Teknolojimiz yirmi birinci yüzyılda ve iyi bir günde zihinlerimiz on altıncı yüzyıldadır. Bu da ölümcül bir birliktelik demektir.

İnsanların, “Kendisinin gerçekliğin köşe taşı olduğunu söyleme cesareti bulan da kim böyle?” dediklerini duyar gibiyim. Bazen dharma oturumlarında düşüncelerime karşı çıkılıyor ve bazı insanlar dini inanç sisteminin yokluğunun kendi içinde bir inanç olduğunu söylüyorlar. Haklılar da. Bir şeye inanmıyorsanız, bu inançsızlık bile olsa ortada hala bir inanış şekli vardır. Fakat bir şeyin yokluğu demekle bu, aynı şey değildir. Bir inancın tarafsız yok oluşu inanç sisteminin kendisinden daha çok özgürlükçüdür. Adağın, cennet ve cehennemin var olduğunun ya da reenkarnasyonun bu inançların bağlılığından daha özgürlük ve sorumluluk hissi yarattığının gücüne inanmamak.

Öyleyse inançsızlık da bir inanç olabiliyorsa, o bir inançtan daha çok özgürlük yaratır çünkü gezegende yürürken omuzlarınızdaki yükün daha az olmasını sağlar.

Bu şekilde kendinize, duygularınıza ve çevrenizdeki insanlara daha bağlı olursunuz çünkü ben ya da benim inançlarım gibi bir özdeşleştirmeye kapılmamışsınızdır. Sadece varsınızdır.

Bu şekilde ne suç işleyerek ne de onu alarak ruhani şiddete daha az maruz kalırsınız.

Kişinin duygularına dikkat etme ihtiyacı genellikle dine bağlı olarak ayırma ve güvenin ödüllendirildiği ruhani çemberde son bulur. Birçoğu acıyı azaltabilecek yanıtlar bulmak için onlara yüceltilmiş bir duyarlılık ve acıyı da alarak derin duygusal ya da fiziksel acı ve yoksunluğun ruhani yoluna sapıyor.

Bu genel anlamda ağır ego ya da güç yolculukları yapan ruhani eğitmenleri için doğrudur. Genç delikanlılara saldıran Katolik rahipler de olsa, öğrencilerini kadınsallaştıran yoga eğitmenleri de olsa ya da kendi dinsel nedenleri için askere alman bir terörist de olsalar sizi dağınık, çözüme ulaşmamış psikolojik bir dinamiğe dahil ederler. Her zaman olduğu gibi bu günlerde de, dini inanç en az dinsel olmayanlar kadar çok ruhani şiddet ve sapkınlık sebebidir.

P.T. Bamum’un söylemekte olduğu gibi; “Her an bir budala dünyaya gelir,” ve bu bir insanın gerçekten inanmaya ihtiyaç duyan bir başka insana selamet sattığı yerlerde daha çok geçerlidir. Modem çağımız gözlerini paraya dikmiş de inançlarını satan ve bu şekilde dindarlık taslayanlarla doludur.

Kişisel yardım hareketinin tamamı iki olguya dayanır: üzerinde yürümekte olduğunuz yolda iyi değilsinizdir ve onu sağlamlaştırmak, kontrol etmek için bir şeyler yapabilirsiniz. Fakat özgür olmak için her şeyi kontrol etmeniz gerekmez. Aslında, tam tersi daha doğrudur: Ne kadar az inanç sistemi, o kadar çok özgürlük; ne kadar az kontrol, o kadar çok özgürlük. Böylelikle sizi bulunduğunuz noktada iyi, mutlu olmadığınıza inandırmaya çalışan bir insana daha yakından bakmak isteyebilirsiniz. Böyle bir insan üzerinde rahatça oynanabilecek olan bireysellik seviyesinde çalışıyordun Farkındalık noktasında, hiçbir şey yanlış değildir, hiçbir şeyin değiştirilmeye ihtiyacı yoktur.

H. W. L. Poonja’nın sözünü ettiği gibi şimdiki zamanın inançsızlığı halinde tecrübe edilmiş gerçek doğanız, doğum hakkınız zaten iyidir.

Genellikle, zihin inanmak istediğinde, duygular görmezden gelinir. Fakat o duygular bazen farkındalık noktasındaki en yalın payettir, olaylar karşısında derin doğruların yol göstericisidir, sizi öldürecek insana karşı size yapılan bir uyan ya da selamet dağıtan insanların da en az sizin kadar bilinçsiz ve konu kanadı kırık olduğunu fark etmeniz yolunda bir yardım şeklini alarak karşınıza çıkandır.

Bu en çok da ölüm ruhanilik adı altında keder dağıtırken geçerlidir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült