Kişisel Gelişim

 

Usta Yalancının Yalan Söyleme Kuralları

Yelda Karataş


Karşınızdakinin zekasının sizden üstün olabileceği kuşkusunu taşımadan asla yalan söylemeyin!

1.       "Gözler yalan söylemez" gibi aptalca yalanlara kanmayın, önce gözlerinizle yalan söylemeyi öğrenin.

2.       Gözlerden başlayarak, ellerinize, dokunuşlarınıza, yürüyüşünüze, hatta aynanıza yalan söylerken rahat olmayı öğretin. (bu işte en çok zorlanan aynalardır)

3.       Ruhunuzu eğitin; yalandan zevk alın. Yalanlarınıza, yalancıktan itiraz eden vicdanınızın kapısına bir gül bırakın (plastik olmasına özen gösterin ki hiç solmasın)

4.       Yalancıktan yalan söylediğinize kendinizi ikna edin. Unutmayın, kendine yalan söyleyemeyen, başkasına söyleyemez.

5.       Bu ikna yolunda sizi ikna edebilecek insan soyunun yüz akı, en usta yalancıların; politikacıların hayatını ezberleyin (onlar, sizin hayatınızı çoktan ezberlediler)

6.       Usta yalancılar konusunda en önemli başvuru adresiniz, ebeveynlerinizdir. Dürüst olmanız için, size nasıl yıllarca yalan söylediklerini düşünün. Uykularınızı yola sokacaksınız.

7.       İradenizin (istem) önüne hiçbir engel koymayın. Açın pencereleri, onu özgür bırakın.

Bu altın kuralları isterseniz başucunuza asın, yemeklerden önce bir kez okuyun! Ama size, diğer yardımcı kurallardan da söz etmeliyim... İyiliğiniz için değil, yalanlarınızın iyiliği için.

a)       Yalan söylerken gözlerinizi kaçırmamayı öğrenmek yetmez, asıl önemlisi kurguyu kaçırmayın! Bu nedenle senaryo dersleri alın, bol bol Türk filmi seyredin. Hafıza geliştirme metotları konusunda bir uzmana mutlaka danışın.

b)      Yalan, her zaman karşı tarafın dürüstlüğüne çarpmaz. Bir yalancıya yalan söylerken dikkatli olun. Onunla asla sidik yarıştırmayın. Usta bir yalancı size boşu boşuna yalan söyletir. Tavsiyem, hızla briç öğrenmenizdir.

c)       Kim diyor "yalan söylemek kolay". Yalan söylemek, gerçeği söylemekten zordur. Gerçeği bir kez söyler kurtulursunuz. Oysa yalan, dirayet, dayanıklılık ve kararlılık ister. Yalan söylerken kendinize güvenin. Unutmayın! Yalan kıvırtmaya gelmez, bir kez söylendi mi sonuna kadar savunulması gereken TEK GERÇEKTİR...

d)      Yalancının mumu yatsıya kadar yanamaz. Çağımızda yalancının mumu artık yok! Öyle yalanlar yaratıldı ki güneş bile utanır oldu parlaklığından... Başarılı bir yalan göz kamaştırmalı, güneşi utandırmadan, kıskandırmalı...

e)       Sistem sorunu yalanda çok önemlidir.Aksi takdirde "inandırıcı " olamazsınız. Bir not defteri edinin. Kimlere, hangi konuda, ne yalanlar söylediğinizi tek tek yazın. Yalan da karmaşaya yer yoktur.

f)       Yalan söylerken asla ve asla "inşallah" sözcüğü kullanmayın. Kuşku uyandırırsınız.

g)      "Yalandan kim ölmüş" sözüne inanmayın. Yalandan sadece yalancı aşklar ölebilir. O'nu çok yaşatmak istiyorsanız, en yakası açılmamış yalanlarınızı yalancı sevgilinize saklayın.

h)      Kuşkucu olun, karşı tarafın yalanlarınıza inanıp inanmadığını her zaman kontrol edin. Bilimsel şüphe, usta bir yalancının yolunu aydınlatır.

i)       Eski kaynaklara sık sık başvurun; Balkan Tarihi, Yüzyıl Savaşları, Cilalı Taş Devri gibi kitapları mutlaka okuyun. Kültürünüz için değil! Çünkü en usta yalanları resmi tarih söyler.

j)       YALAN TEKERRÜRDEN İBARETTİR DİYENLER YALANCIDIR. Her yalan parmak izi gibi, biriciktir, tektir; yinelendiğinde gerçeğe dönüşme tehlikesi taşır. Eğer inandığınız bir tek gerçek kaldıysa tavsiyem: Sakın yalan söylemeyin!

k)       Bu arada Nazım Hikmet’in o yalansız Şiirini; ELLERİNİZE VE YALANA DAİR... bir zahmet okuyun, boğazınıza bir düğüm takılmazsa eğer, siz usta bir yalana olacaksınız demektir, canı gönülden kutlarım (derslere devam)

Bütün bu yazdıklarımda tek gerçek varsa namerdim... dersem de inanmayın.

Usta bir yalancı bilmelidir ki yalan en değerli hazinedir.

Bu nedenle yalanını ” sevgilim bugün arkadaşlarla maç seyredeceğiz, gecikeceğim " ya da "kuafördeydim, yemek yapmaya vaktim olmadı " gibi BASİT BEYAZLIKLARLA harcamaz Siz de öyle yapın. Bu kadar emek verdiğiniz yalanlar, bir işe yarasın. Yalanınız hayatınıza değer katsın.

Geniş kitlelere yalan söyleyin.

Nasıl mı?

1.       Unutmayın, geniş kitlelerin belleği zayıftır. Her yalana hızla inanır ve hızla unuturlar. Aynı politikacıların on yıllardır, bu ülkeyi yönetmelerini başka nasıl açıklayabiliriz. Bu nedenle yalanın "doğal" sayıldığı bir meslek seçin, içinizdeki yaratıcı yalancıyı Öldürmeyin. Yazık olur! (inanın yalan söylemiyorum)

2.       İstediğiniz diplomaya sahip olun ya da olmayın, kolaylıkla yalan söyleyeceğiz meslekler arasında gözünüzü kırpmadan tercih edeceğiniz bir meslek var: SANATÇILIK.

3.       Sahtesini gerçeğinden ayırmanın gittikçe zorlaştığı ülkemizin son elli yıllık tarihi bu alanda size ışık tutacak yalancı dolmalarla, pardon sanatçılarla doludur. Bu unutulmaz yalancıların hayatını dikkatle inceleyin.

4.       Yalanın en inandırıcısı ve geniş kitleler tarafından hemen kabulü inanın asıl bu iştedir. Herkes sanatçı olduğu için, artık kimse," sanatçı nedir, kimdir " gibi lüzumsuz sorularla kafasını yormamaktadır. Tek şarkılı, düzgün bacak ve dudak görüntülü bütün hurileri, yanık sesli, sert bakışlı bütün dizi çocuklarını sanatçı saymaktadır.

5.       YALANDAN SANATÇI olun sizi herkes alkışlayacaktır. Yalanın alkışla taçlandırıldığı böyle bir meslek daha yoktur.

6.       Sanatçı olmanın birkaç tehlikesi yok değil. Karşınızdaki rakipler, Mozart, Van Gogh ... gibi hani dünyanın kabul ettiği isimler olabilir. Aman bu sizi ürkütmesin. Onlara inananların sayısı nasılsa çok az ve onları kimse gerçekten dinlemiyor.

7.       Hani ülkemizde yalana karşı duran birkaç sersem; aydın, kültürlü adam çıkar da sanatçının yalan olmayan tanımı yapmaya kalkışırsa, sakın panik olmayın formülleri var. Ustalardan feyiz alın.

8.       Size sanatçı olmadığınız gibi, küstahça bir laf edene ” Bu sanatçılığın okulu vardı da biz mi gitmedik " gibi çok derin ve anlamlı bir yalan söyleyin. Herkes ne büyük laf etti diye düşünürken siz yalancı şöhret basamaklarını hızla çıkarsınız.

9.       Bu arada basamaklarda kişiliğiniz kalmış ve bitmiş ne önemi var.

Zaten, sizin kişiliğiniz de bir yalan değil mi?

10.     Bu yalana sanatçılığınız, hiç kuşkusuz geniş kitlelerin aslında var olmayan yalana belleklerinde kaç yıl sürer ve sizi ne kadar zamanda unuturlar bilinmez. Gayya kuyusu gibi," yalancı sanatçıları" yuta yuta besleniyor bu yalana kültürler çünkü.

11.     Sıkmayın canınızı; bu süreç içinde siz küpünüzü GERÇEKTEN doldurmuş olursunuz.

12.     İnandığınız tek gerçek; paranıza sıkı sıkı sahip çıkın. Size yalancıktan inananları da gerçek sanmayın. Onların gözü de kendi gerçeklerindedir; Para

13.     Bütün yalanlar içinde netleşen bu tek gerçeğin; PARA’nın peşinde koşmanın yalana bağlı olduğunu sakın yanılıp da yakınlarınıza ve geniş kitlelere söylemeyin, sizi GERÇEKTEN harcarlar.

Haydi yalana başarılar!

Yalan söylüyorsam, gerçekçiyim!

Hikaye eskidir, iki ayağı üzerine dikilen canlınınki kadar değil ama.

İnsan yalanla doğmaz.

Yalancılığın genlerde olduğunu gösteren bir kanıt bulunmadı henüz.

Yalanı hayat getirir ve biz söyleriz.

Ama nasıl?

Değer kavramları üzerine kafa yormuş yeryüzünün büyük insanlarından biri de Kieslowski'dir.

Yalan Söylemeyeceksin On Emir' den biridir. (Dekalog) Kieslowski, On Emir filmlerinde bir Öykü anlatır bize: Bir doktor, trafik kazasında komaya giren bir hasta ve hastanın en yakın arkadaşından hamile kalmış karısı. Bu ihanetten kocanın haberi yoktur.

Kadın, kocası komadayken doktora kocasının yaşayıp yaşamayacağım sorar. Eğer kocası Ölecekse, çocuğu aldırmayacaktır. Sevgilisinden ayrılmış ve kocasına aşık olduğunu anlamıştır. Eğer kocası yaşayacaksa, bu çocuğu ona açıklayamayacaktır ve aldırmak zorundadır, çünkü yaşamını kocasıyla sürdürmek istemektedir...

Doktor, ertesi gün komadan çıkan hastasının yaşayacağını anlar. Kadına yanıt verecektir. Kocanız yaşayacak derse, DOĞRU SÖYLEYECEK ama kadın kürtaj olacaktır, kocasıyla birlikte yaşayabilmek için. Kocanız ölecek derse YALAN SÖYLEYECEK ama bebek yaşayacaktır.

Doktor burada doğru mu söylemelidir. Yalan mı?

Hekimlik etiğinin yanı sıra, insan ve değerlerinin de sorgulanmasıdır bu seçim.

Ben filmin sonunu diyeyim. DOKTOR YALAN SÖYLER. Kocanız Ölecek der. Kadın kürtajdan vazgeçer.

Filmin olağanüstü görüntüleri ve gerilimini burada anlatmak isterdim ama konumuz değil.

Sadece YALAN SÖYLEMEYECEKSİN ne demek, sanırım konumuz budur.

Biz hangi konuda ustalaşmalıyız diye bana soran olursa: İnsanlık

İşte tam bunun için kavramları ve değerlerin içeriklerini her olayda ve her an tek tek gözden geçirmeliyiz.

Hazır reçeteler kadar yalancı gerçek olamaz.

' Vatanınızı seviniz, annenizi seviniz' önermeleri gibi..

‘ Vatanımı seviyorum * de kurtul. Vatan kiminmiş, kimler yönetirmiş, devlet kavramı neymiş, devlet eşittir vatan mıymış, ülkenin ekonomi politik durumu neymiş. Sakın sorma... Vatan kavramıyla, dürüstçe yalansız hesaplaşmak kolay mı? Ya da anne kavramıyla.

Kafkas Tebeşir Dairesi'ni boşuna mı yazdı Brecht acaba?

Hayatın ince tellerini YALANSIZ çalabilmek her yaşayanın harcı değil sanırım.

Bunu yazan da dahil!

SEVMEK HİÇ KOLAY DEĞİL, söylemek çok kolay ama...

İnsan yalanla doğmaz.

Yalanı öğrenen bireyin, YALAN SÖYLERKEN sorumluluğu NEDİR?

Sanırım temel dertlerimizden biri de budur.

Yani yalan bize öğretiliyorsa, BEN DE GÜNÜ GELDİĞİNDE BİR İNSANA KENDİ GERÇEĞİNİ GÖSTERMEK İÇİN, BİR ÇOCUĞUN HAYATINI KURTARMAK İÇİN EN BÜYÜK YALANI SÖYLEYECEĞİM SEFİLLER'DE OLDUĞU GİBİ...

Onlarca kez yazdım yine yazacağım: JAN VALDAN'IN DAN VALDAN OLDUĞU AN'ı...

Biliyorsunuz kürek mahkûmudur. Sığındığı kilisede rahip ona, yiyecek ve yatacak yer verir. Ömrü boyunca görmediği şefkati görür. Sabah giderken, usulca kilisenin en kıymetli şamdanlarından ikisini çalar.

Yolda yakalanır, polisler kilisenin kapısına getirirler Dan Valjan'ı. Şamdanları üstünde yakalamışlardır. Eski bir kürek mahkûmu olduğu için, çaldığından hiç şüpheleri yoktur. İhanete uğrayan rahip yanıtlar: 'BEN VERDİM ŞAMDANLARI

O'NA, ÇALMADI. İÇERDE DAHA OLACAK ONLARI DA VEREYİM UNUTMUŞUM' DER.

YALAN SÖYLER RAHİP, İNSAN GERÇEĞİNE DUYDUĞU İNANÇLA...

İşte o an, Jan Valjan'ın Jan Valjan olduğu; İNSAN olduğu andır. Ya da Turgut Özben'in İNSAN olmanın peşine düştüğü andır, SELİM IŞIK'IN intihan üzerine...

Bugün, dünyanın dört bir yanında olanlara baktığımızda, Kongo'da, yam başındaki ölülerin arasından geçebiliyorsa insan hiç bir şey olmamış gibi, 'açım' diyerek, sıradan bir insanı boğazlayıp soyabiliyorsa ülkemizde, savunmasız çocukların ırzına geçebiliyor, kısa menfaatleri için bir insana çamur atabiliyor ve Tsunami depreminden kurtardığı kadının ardından ırzına geçebiliyorsa dünyanın bir yerinde birileri...

Sefiller kimdir soruyorum. Sefil olmamak için, İNSANIN özüne inanmam için, SEBEP ARIYORUM YALANSIZ.

Jan Valjanlar artık var mıdır diye soruyorum. Eskiden Turgut Özbenler'e razıydık, şimdi kime sarılacağız GERÇEKTEN bilemiyorum. Gerçeğe İHTİYACIM VAR, İHTİYACIMIZ VAR : ACITAN GERÇEĞE

Önce sanalda niye var olduğunuz sorgulayın.

Gerçek olmayı öğrenebilirsiniz: İşe profil resminizden başlayın

Hem kendinizi hem de kendinizi merak ettiren bir fotonuz olsun

Nasılsa, ruhsal durumunuza göre fotoğraf değiştirdiğinizi herkes biliyor.

Nerden biliyor; herkes öyle yapıyor.

Ama kimse herkes ile arkadaş olmak istemez. Şu herkesle bir tanışsam çok sevineceğim demezi Ben derim ama siz bana aldırmayın!

Shakespeare'den ders alın. Ne diyor Antonios ve Kleopatra'da Kleo?

Ne dediğini kendiniz öğrenirseniz, şu dediğimi hemen anlayacaksınız:

Acılar içinde yarı ölüyken göbek atan bir fotonuzu, sevinçten kabınıza sığmazken en hüzün bakışlı halinizi koyun...

İlgi böyle çekilir!

Fotolarınızda asla ve asla fotoğrafçıların çektiği o garabet ön plan haliniz koymayın; karizma sıfır!

İnternette girdiğinizi gösteren bilgisayardan çekilmiş fotolar çok kötü puan. Kıskandırarak kısa süreliğine ilgi sandığınız öfke çekersiniz üstünüze

Aile görüntüleri kadar sinirlendirici fotoğraflar olamaz.

Ya ben mutsuzsam, ya sevgilimden dün ayrılmışsam, sevgilinize sarılmış halinizi ekrandan bile parçalayabilirim.

Mutlu insan kadar sıkıcı biri olamaz...

Eski sevgilinizi başka kimlikle tavlamak için yeni yeni yeniden, başkalarının fotoları ile arzı endam etmeyin, öğrenince yüzünüze kezzap atarlar!

Profilinize çok sevdiğiniz başka fotoları koymayın, insanlar sizinle yazışmak istiyor, bir kediyle değil, kendinizi koyun oraya.

Hele hele ünlülerin fotolarını hiç mi hiç koymayın: Dostoyevski'ye taparım, ama Raskalnikov'la yazışır gibi hissetmek istemiyorum.

Fotolarınızın kadrajına dikkat edin. Unutmayın şairin dizelerini: ‘Omzumda bir kesik el ki hala durmadan kanar'

Saatiniz Vacheron Constantin olmadıkça göstermenin alemi yok.

Aynı özen, elbiseleriniz, bulunduğunuz mekan için de geçerli...

Yoksulluk ilgi çekmez, açındırır. Kitch' lik ise güldürür... Ayrıca otomobiliniz yazışma bilmiyor.

Yarışmak istiyorsanız, bir bisikletçi daha çok çeker kadınları!

Kimseniz o kadar görünürsünüz fotonuzda.

Saklamayın kim olduğunuzu... Sanalda başkası sanılmak yalancı sanal olmaktır!

Oysa siz Sanal'da da gerçek olmak istemiyor musunuz?


Yıllar sonra fark ettim ki babam, annemin ondan nefret ettiğinden daha çok nefret ediyordu annemden.

Çünkü annem onu yatakta YALNIZ koyuyordu.

Ben dokunduğum hiçbir teni yatakta YALNIZ koymadım. Koyamadım.

Ama ne acı ki o yalancı erkek tenleri insan kalbimden önce kadın memelerimi görüp, yatakta yalnız kalacakları korkusuyla, beni yalancı dokunuşlarla sevmeye çalıştılar.

Tenimi kimsesiz koymaya uğraştılar.

Yüzyılların alışkanlığı bu...

Ey yalancı dolma sarmayı bilen gerçek kadınlar!

Önce erkek olamayan, önce insan olan bir erkek görürseniz hem sokakta hem yatakta; o ruha ve o tene AŞIK olun, bir o kadar insan erkek olabildiği için; hem sokakta, hem yatakta...

Ve hemen sorun ona; Memelerin güzel mi?

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült