Kişisel Gelişim

 

Tüm Hatalı Alanlarını Yok Etmiş Bir Bireyin Portresi

Dr. Wayne W. Dyer


Komşularının ne yaptıklarını farketmezler, çünkü varolmakla meşguldürler.

Hatalı alan davranışlarının tümünden kurtulmuş bir insan olmak hayal gibi görülebilir, ama benliğinizi tahrip edici davranışlardan özgür olmak masalsı bir kavram değil, gerçekleşmesi mümkün olan bir idealdir. Tam olarak verimli yaşamak elinizdedir ve mükemmel bir ruhsal sağlık yalnızca bir tercih sorunudur. Bu son bölümümüzde, tüm hatalı alan düşünce ve davranışlarından bağımsız insanların nasıl yaşadığını göreceğiz. Bu insan, toplumun genelinden oldukça farklıdır ve her an canlı ve yaratıcı olma yeteneğiyle ayırt edilir.

Hatalı alanlardan kurtulmuş insanlar, sıradan bireylerden farklıdır. Görünüşte herkes gibi olmalarına rağmen farklı özelliklere; hiçbiri ırk, sosyo-ekonomi ya da cinsellikle ilgisi olmayan özelliklere sahiptirler. Hiçbir role, mesleki tanıma, coğrafi alana, eğitim düzeyine ya da finansal istatistiğe uymazlar. Daha farklı bir özellikleri vardır, ancak bu farklılık genellikle kullandığımız geleneksel dış faktör sınıflandırmalarıyla açıklanamaz. Zengin veya fakir, erkek veya kadın, siyah ya da beyaz olabilir, herhangi bir yerde yaşayıp herhangi bir işte çalışabilirler. Birbirlerinden farklı insanlardır ama tek bir özellikleri ortaktır; hatalı alanlardan kurtulmuş olmaları. Böyle bir insanla karşılaştığınızı nasıl anlarsınız? Onları izleyin! Onları dinleyin! Ancak bu şekilde keşfedebilirsiniz.

Öncelikle bu insanlar yaşamın her yönünü severler, her işi yaparken rahattırlar ve şikayet etmekle ya da olayların daha değişik olmasını istemekle zaman kaybetmezler. Yaşamdan heyecan duyup ondan alabilecekleri her şeye istek duyarlar. Piknikleri, filmleri, kitapları, sporu, konserleri, şehirleri, çiftlikleri, dağları, hayvanları, yani her şeyi severler. Yaşamdan hoşlanırlar. Bu insanların yanındayken onların hiç homurdanmadıklarını, sızlanmadıklarını, hatta iç çekmediklerini farkedersiniz. Yağmur yağınca hoşlarına gider. Trafik sıkışıklığında, bir partide veya yalnız başınayken; sadece olanlarla ilgilenirler. Eğleniyor gibi yapmaz, varolanı mantıklı bir şekilde kabullenirler ve bu gerçeklikten zevk alma yetenekleri müthiştir. Neyi sevmediklerini sorarsanız, dürüst bir yanıt vermekte zorlanacaklardır. Yağmurdan kurtulmayı istemezler, çünkü onu güzel, heyecan verici ve yaşanması gereken bir şey olarak görürler. Onu severler. Çamur onları sinirlendirmez; onu inceler, üstüne basar ve yaşamın bir parçası olarak kabul ederler. Kedileri severler mi? Evet. Ayılar? Evet. Solucanlar? Evet. Hastalık, kuraklık, sivrisinek, seller ve benzerlerine tabii ki sıcak bakmazlar, ama onlardan şikayet ederek ya da “Keşke böyle olmasaydı.” diyerek zamanlarını da harcamazlar. Belirli koşulların değiştirilmesi gerekiyorsa hemen işe koyulur ve yaptıklarından hoşlanırlar. İstediğiniz kadar deneyin, yapmaktan hoşlanmayacakları bir şey bulmakta oldukça zorlanacaksınız. Onlar yaşamı gerçekten sever ve her yönünü yaşamaya çalışarak ondan alınabilecek her şeyi alırlar.

Sağlıklı ve dayanıklı insanlar, geçmiş olayları düşünüp paralize olmanın getirdiği gerginlik ve suçluluktan kurtulmuşlardır. Hata yaptıklarında bunu kabul ederler ve herhangi bir verimsiz davranışı tekrar etmemeye söz verebilirler. Ama belli bir işi yapmamış olmayı istemekle ya da geçmişte yaptıkları bir şeyden hoşlanmadıkları için üzülmekle zaman kaybetmezler. Sağlıklı bireylerin bir özelliği de suçluluktan tamamen kurtulmuş olmalarıdır. Geçmişten pişmanlık duymaz, “Neden bu işi şöyle yapmadın?” veya “Utanmıyor musun?” gibi aptalca sorular sorarak başkalarının suçluluğu seçmesine çabalamazlar. Yaşanmış olanın bitmiş olduğu ve kötü duyguların geçmişi asla değiştirmeyeceğini bilirler, bu onlar için doğaldır. Başkalarının suçluluğu seçmesine asla yardım etmezler. Yaşadıkları anlarda kötü hissetmenin yalnızca kendilerini aşağılamalarına yol açtığını görür ve geçmişten ders almanın ondan şikayet etmekten çok daha yararlı olduğunu bilirler. Başkalarına ne kadar kötü davrandıklarını söyleyerek onları yönetmeye kalkmaz, aynı taktiklerle başkalarının onları yönetmelerine de izin vermezler. İnsanlara öfkelenmezler, bunun yerine onları dikkate almamayı tercih ederler. Sizin yüzünüzden üzülmek yerine, uzaklaşır veya konuyu değiştirirler. Birçok insanda hatasız işleyen stratejiler bu sağlıklı bireylere hiçbir etkide bulunmazlar. Başkalarını ve kendilerini suçlulukla rahatsız etmek yerine, kötü bir durumda sessiz bir şekilde konuyu değiştirmeyi tercih ederler. Hatalı alanlarını temizlemiş insanlar aynı zamanda endişesiz insanlardır da. Birçok insanı endişeye sürükleyen koşullar, onları hiç etkilemez. Gelecek için ayrıntılı planlar oluşturmazlar, ama bu, geleceği düşünmüyorlar demek değildir. Endişelenmeyi reddederek onun getireceği gerginlikten de uzak dururlar. Endişeyi bilmezler, onların bir parçası değildir. Her zaman sakin değildirler, ama hiçbir değiştirme şansları olmayan gelecek olaylar hakkında korku duyarak zamanlarını da harcamazlar. Hep bugüne yaşadıkları ana bakarlar ve şu iç sinyale sahiptirler: Endişelendiğimde yaşamımı boşa harcamış olurum.

Bu insanlar geçmiş veya gelecekte değil bugünde yaşarlar. Bilinmeyenler onları tehdit etmez, yeni ve yabancı deneyimleri zevkle kabul ederler. Belirsizliği severler. “Şimdi”nin tadına varırlar, bilirler ki tek sahip oldukları şey budur. Gelecek bir olay için plan kurup olayı beklerken tembellik yapmazlar. Olaylar arasındaki anlar, en az olayın olduğu anlar kadar yaşanılasıdır. Günlük yaşamlarından alabilecekleri tüm zevki alma yetenekleri müthiştir. Erteleyici değillerdir ve toplumumuz davranışlarını onaylamamasına rağmen, başkalarının iftira ve kara çalmalarından etkilenmezler. Mutluluğu “şimdi” yakalarlar, gelecek gelip “şimdi” olduğunda da aynı şeyi yapmayı sürdürürler. Bu insanlar daima eğlenirler, çünkü eğlenmeyi beklemenin saçmalığını görmüşlerdir. Bu çok doğal bir yaşam tarzıdır, tıpkı bir çocuk ya da bir hayvanınkine benzer. Çoğu insan ödüller bekleyip onları asla elde edemezken, bu bireyler yaşadıkları anın doyumuna ulaşmakla meşguldür.

Bu sağlıklı insanlar bağımsızlıklarına çok düşkündürler. Yuvayı çoktan terketmişlerdir ve aileye güçlü bir sevgi ve bağlılık duymalarına rağmen, tüm ilişkilerinde bağımsız olmaya özen gösterirler. Özgürlüklerini beklentilerden soyutlamışlardır. Kurdukları ilişkilerin temeli, bireylerin kendi kararlarını verme hakkına karşılıklı olarak duyulan saygıdır. Sevgi anlayışları sevdikleri kişiye hiçbir değeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir. Özel yaşama büyük değer verirler ve bu durum, başkalarım bazen reddedilmişlik ve küçümsenmişlik duygularına itebilir. Bazen yalnız olmak ister ve özel yaşamlarının korunduğundan emin olmak için büyük çaba sarfederler. Bu insanların sürekli sevgili değiştirdiklerini hiç göremezsiniz. Aşk konusunda seçicidirler, ama aynı zamanda derin ve duyarlı bir aşk yaşarlar. Bağımlı veya sağlıksız bireylerin onları sevmesi güçtür, çünkü özgürlüklerinden asla ödün vermezler. Birisi onlara gereksinim duyarsa, böyle bir gereksinimi hem kendilerine, hem o insana zararlı bulup reddederler. Sevdiklerinin bağımsız, kendi tercihlerini yapan ve kendileri için yaşayan insanlar olmasını isterler. Başkalarıyla birlikte olmaktan hoşlanır ve bunu isterler, ama onların bu ilişkiyi destek arayıp kendilerine yaslanmadan yürütmesine daha çok önem verirler. Yani bu insanlara yaslanmaya başladığınız anda onları önce duygusal, sonra da fiziksel olarak kaybedersiniz. Olgun bir ilişkide bağımlı olmayı kesinlikle reddederler. Çocuklarla olan ilişkilerinde ise onları düşündükleri farkedilir, ama ilişkinin başından itibaren özgüveni öğretir ve çocukları özgüvenli davrandığında onlara sevgilerini gösterirler.

Bu mutlu ve doyumlu insanlarda onay arama gereksinimi yoktur. Başkalarının onay ve takdirini almadan hareket edebilirler. Çoğu insanın yaptığı gibi övgü ve ödül talep etmezler. Başkalarının görüşlerinden o kadar bağımsızdırlar ki, söyleyip yaptıklarının sevilip sevilmediğine aldırmazlar bile. Başkalarını şok etmeye veya onların onayını almaya çalışmazlar. Bu insanlar o kadar içsel yönelimlilerdir ki, davranışlarına yönelik değerlendirmelerin farkında bile değildirler. Takdir ve onaya ilgi göstermezler, çünkü bunlara gereksinim duymazlar. Çok açık ve dürüst konuşurlar; çünkü vermek istedikleri mesajları, başkalarını memnun etmek için dikkatli sözcükler arkasına gizlemezler. Ne düşündüklerini bilmek istiyorsanız tam olarak onu duyacaksınız. Onlarla ilgili bir şey söylediğinizde de ne kırılır, ne de paralize olurlar. Söylediklerinizi kendi değerler süzgecinden geçirir ve gelişmek için kullanırlar. Herkesin sevgisine muhtaç değillerdir ve yaptıkları her şey için herkes tarafından onaylanmak gibi sağlıksız bir istek taşımazlar. Bazen onaylanmayacaklarını bilirler. Sıradışıdırlar, çünkü başkalarının yönlendirmeleriyle değil kendi isteklerine göre hareket ederler.

Bu insanları gözlediğinizde, toplumsal kurallara aldırmadıklarını görürsünüz. Asi değildirler, ama tercihleri başkalarının yaptıklarıyla çelişse bile seçtikleri yolu izlerler. Anlamsız kurallar gördüklerinde dikkate almaz, çoğu insanın yaşamının önemli bir parçası olan geleneklerden sessizce sakınırlar. Kokteyl ve partilerin insanı değildirler, sırf nazik olmak için sohbetlere katılmazlar. Kendileri için yaşarlar; toplumu yaşamlarının önemli bir parçası olarak görmelerine rağmen, toplum tarafından yönetilmeye ya da onun bir kölesi olmaya karşı çıkarlar. İsyancı saldırılarda bulunmazlar, ama mantıklı ve sağlam düşünce tarzları sayesinde neyi ne zaman kabul edip reddedeceklerini bilirler.

Gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi iyi bilirler. Her durumda mizahi bir yön bulurlar ve hem en saçma, hem de en üzücü koşullarda gülebilirler. Başkalarının gülmesine yardımcı olmayı severler, espri yetenekleri çok gelişmiştir. Yaşamlarını taş gibi bir katılıkla geçiren o ciddi ve asık suratlı insanlardan değillerdir. İş yapmayı tercih ederler ve yanlış zamanda uçarılık yaptıkları düşünüldüğü için sık sık kınanırlar. İyi zamanlamaları yoktur, çünkü “doğru yerde doğru işi yapmak” gibi bir şey olmadığını bilirler. Aykırılıkları severler ama esprileri asla kırıcı değildir. İnsanları güldürmek için asla ama asla alay etmek yolunu seçmezler, insanlara gülmezler, insanlarla gülerler. Yaşama gülerler; görevlerinde tedbirli olmalarına rağmen tüm bunları eğlendirici işler olarak görürler. Geriye doğru bir adım atıp yaşama baktıklarında, belirli bir yere gittiklerini bilirler. Başkalarının da eğlenmeyi seçebileceği bir atmosfer yaratma yetenekleri vardır. Onların yanında olmak insana neşe verir.

Bu bireyler kendilerini şikayet etmeden kabullenirler. İnsan olduklarını ve bunun da belirli niteliklere sahip olmayı gerektirdiğini bilirler. Belli bir görünümleri olduğunu bilir ve bunu kabul ederler. Uzun boylularsa sorun yoktur, kısa olduklarında da öyle. Kel olmanın bir sakıncası yoktur, uzun saçlı olmanın da. Terleyince rahatsız olmazlar. Fiziksel benliklerini sahteliklerle gizlemezler. Kendilerini kabullendikleri için en doğal insanlar onlardır. Yapay özellikler arkasına saklanmaz, görünümleri için özür dilemezler. İnsanlar onları asla incitemez. Kendilerini sever ve oldukları gibi kabul ederler. Aynı şekilde doğanın başka türlü olmasını dilemek yerine onu olduğu gibi kabullenirler. Aşırı sıcaklık, sağnak yağmurlar ya da soğuk sular gibi değişmeyecek şeyler hakkında asla şikayet etmezler. Sızlanıp homurdanmazlar, yalnızca kabullenirler. İsterseniz yıllar boyu onları gözleyin, asla bir itiraz ya da “keşke” duyamazsınız. Göreceğiniz şey iş yapan insanlardır. Tıpkı doğayı kabullenip ondan zevk alan bir çocuk gibi, dünyayı olduğu gibi kavrarlar.

Doğal yaşamı takdir ederler. Dışarıda, doğada olmayı; özgün ve kirletilmemiş varlıklarla kucaklaşmayı çok severler. Özellikle dağlar, günbatımı, nehirler, çiçekler, ağaçlar ve hayvanlara bayılırlar. Gösterişsiz ve ikiyüzlü olmayan doğalcı (natüralist) insanlardır; evrenin doğallığını severler. Tavernalar, gece kulüpleri, partiler, toplantılar, sigara dumanı dolu odalar ve benzerlerine gereksinim duymazlar; istediklerinde bunlardan da müthiş zevk aldıkları halde. Doğayla, Tarın’nın dünyasıyla barışıktırlar, ama insanların yarattığı dünyada da tam ve eksiksiz yaşayabilirler. Başkaları için sıkıcı görünenlerden hoşlanma yetenekleri vardır. Günbatımını izlemekten ya da kırlarda küçük bir gezintiden asla sıkılmazlar. Bir kuşun uçuşunu tekrar tekrar izleyebilirler. Bir tırtılı ya da doğum yapan bir kediyi izlemek onlar için mükemmel bir seyirdir. Tüm bunlara tekrar tekrar şükran duyarlar. Bazı insanlar bu davranışları yapmacık bulabilir, ama onların düşüncelerini farketmezler bile. Yaşadıkları anı dolu dolu yaşamak için ne kadar çok olanakları olduğunu kavramakla meşguldürler.

Başka insanların davranışlarını çok iyi anlarlar ve diğerlerine karmaşık ve anlaşılmaz gelen tavırlar onlara net ve açık görünür. Bu insanlar, çoğu insanı paralize eden sorunlara gülüp geçerler. Onlardaki sorunlara takılıp kalmama özelliği, diğerlerinin aşılmaz gördüğü engelleri yıkıp geçmelerini sağlar. Kendi duygu ve davranışlarını da çok iyi anlar, başkalarının ne yapmak istediğini hemen kavrarlar. Diğerlerinin sinirlenip, paralize oldukları durumlarda onlar omuz silkip yollarına devam ederler. Asla şaşırıp şok olmazlar ve çoğu insana karmaşık ve çözülemez görünen sorunlar, onlara aşılması çok basit bir engel olarak görünür. Duygusal dünyalarının sorunlarına odaklanmazlar. Onlar için sorun demek, ne olup olmadıklarını belirleyen bir ölçü değil, aşılması gereken bir engeldir. Kendilerine verdikleri değer bilinçlerine işlemiştir, böylece dış sorunlara değerlerini tehdit eden şeyler olarak bakmaz, nesnel bakış açıları geliştirirler. Bu özelliği anlamak çok zordur, çünkü çoğu insan dış olaylar, fikirler ya da insanları tehdit edici bulur. Ancak sağlıklı ve bağımsız bireyler, tehdit kavramının anlamını bile bilmezler. Bu özellik, onları başkalarını tehdit edici hale getirebilir.

Gereksiz kavgalarda asla taraf olmazlar. Kendilerini önemli kılmak için çeşitli gerekçelere sığman, “dolduruşa gelen” insanlar değillerdir. Kavga etmek değişim sağlayacaksa dövüşürler, ama gereksiz kavgalara asla girmezler. Mazlum rolünü oynamazlar, iş yapar ve insanlara yardımcı olurlar. Sürekli başka insanların yaşamını zevkli ve çekilir kılacak işlerle uğraşırlar. Sosyal değişim cephesinin en önündeki savaşçılardır, ama bu çabalarını ülser, kalp krizi ve diğer fiziksel hastalıklara yakalanmak için her gece yatağa taşımazlar. Başkalarını taklit etmezler. İnsanlardaki ırk, ulus, cinsiyet gibi fiziksel farklılıkları farketmezler bile. İnsanları görünümleriyle yargılayan yüzeysel insanlar değillerdir. Bencil gibi görünebilirler, ama aslında başkalarına hizmet etmek için büyük çaba ve zaman harcarlar. Neden? Çünkü bundan hoşlanırlar.

Hastalık hastası değillerdir. Nezle ve baş ağrılarının insanı paralize edebileceğine inanmazlar. Kendilerini bu tip hastalıklardan koruma yeteneklerine güvenirler ve başkalarına asla ne kadar kötü ve yorgun olduklarını veya o anda hangi hastalıkları taşıdıklarını anlatmazlar. Bedenlerine iyi bakarlar. Kendilerini sevdikleri için iyi beslenir, düzenli egzersiz yapar ve birçok insanı belirli bir süre umutsuz kılan zayıflıkları yaşamayı reddederler. İyi yaşamayı sever ve bunu yaparlar.

Bu bireylerin bir diğer özelliği dürüstlüktür. Tepkilerinde kaçamak değillerdir, asla yalan söylemezler. Yalan söylemeyi gerçekliklerin çarpıtılması olarak gördükleri için kendilerini aldatıcı tavırlar içine girmezler. Bunun yanında, başkalarını korumak için olayları çarpıtmayı da reddederler. Kendi dünyalarının hakimi olduklarını, başkalarının da böyle olduğunu bilirler. Yani, genelde acımasız olarak nitelenen davranışlar gösterirler, ama aslında yalnızca başkalarının da kendi kararlarını vermesine izin vermektedirler. Olmasını istedikleri şeylerle değil, varolanlarla ilgilenmeyi tercih ederler.

Bu insanlar başkalarını suçlamaz. Kişilik şekillenmeleri içseldir ve kendi sorumluluklarını başkalarına yüklemeyi reddederler. Benzer şekilde, başkaları hakkında konuşmak ve onların başarıp başaramadıklarına odaklanmak için zaman harcamazlar. İnsanlar hakkında konuşmazlar, insanlarla konuşurlar. Başkalarını suçlamazlar, sorumluluğu ait olduğu yere vermek için onlara ve kendilerine yardım ederler. Dedikoducu veya kötü bilgiler yayan insanlar değillerdir. Etkili yaşamaya kendilerini o kadar adamışlardır ki, çoğu insanın yaşamını kaplayan suç ortaklarına zamanları kalmaz. İcraatçılar iş yapar, eleştiriciler suçlayıp şikayet eder. Bu bireylerin yaşamında bir düzen, organizasyon ya da sistem oluşturma endişesi yoktur. Özdisiplinleri vardır, ama olay ve insanların kendi yargılarına oturması gibi bir takıntıya sahip değildirler. Başkaları için kurallar koymazlar. Herkesin tercihlere sahip olduğunu ve diğer insanları çılgına çeviren ufak sorunların, yalnızca başka birinin kararının sonucu olduğunu bilirler. Dünyanın belirli bir düzene sahip olması gerektiğini düşünmezler. Temizlik ya da düzenlilik gibi dertleri yoktur. Verimli yaşamaya bakarlar, her şey tercih ettikleri gibi olmadığında da bunu sorun etmezler. Demek ki bu insanlar için organizasyon; bir amaç olmaktan çok bir araçtır. Organizasyon nevrozundan bağımsız oldukları için yaratıcıdırlar. İster çorba yapmak veya rapor yazmak, ister çimleri biçmek ile ilgili olsun, tüm kaygılara kendi özel yöntemleriyle saldırırlar. Bu işlere hayal güçlerini katarlar, sonuçta da her şeye yaratıcı bir yaklaşım ortaya çıkar. Belirli bir tarzda iş yapmak zorunda değildirler. Kılavuzlara ve uzmanlara başvurmazlar, soruna uygun gördükleri şekilde saldırırlar. Buna yaratıcılık denir ve hatalı alanlarını yok etmiş her bireyde bulunan bir özelliktir.

Bu insanların müthiş bir enerjileri vardır. Sanki daha az uykuya gereksinim duyarlar ve yaşama heyecanla bakarlar. Bu açıdan da çok sağlıklıdırlar. Bir görevi yerine getirmek için olağanüstü enerji harcayabilirler, çünkü o görevi doyum verici bir aktivite olarak görürler. Enerjileri doğaüstü değildir, yalnızca yaşamı ve yaşamdaki aktiviteleri sevmenin bir sonucudur. Sıkılmayı bilmezler. Yaşamın tüm yönleri; iş yapmak, düşünmek, hissetmek ve yaşamak için fırsatlar sunar ve her koşulda enerjilerini nasıl kullanacaklarını iyi bilirler. Hapsedilmiş olsalardı, ilgi kaybının getirdiği paralizi yaşamamak için akıllarını yaratıcı tarzda kullanmayı bilirlerdi. Sıkıntıyı yaşamazlar, çünkü diğer insanların da sahip olduğu enerjiyi verimli olacak tarzda kullanırlar.

Şiddetli bir merak duygusuna sahiptirler. Hep araştırır, yaşamlarının her anını kavramak isterler. Doğru yapmak ya da yanlış yapmış olmak gibi dertleri yoktur. Uyguladıkları bir yöntem işe yaramaz ya da en iyi sonuçları getirmezse derin düşüncelere dalıp pişman olmak yerine başka yöntemler denerler. Gerçeğe ulaşmayı ve onu kavramaya çalışırlar, daha çok şey öğretmekten daima heyecan duyar ve eksiksiz bir ürün olduklarına asla inanmazlar. Bir berberin yanındayken berberliği öğrenmek isterler. Başkalarının alkışlaması için hünerlerini sergilemez, başkalarına üstünlük taslamazlar. Çocuklardan, borsa uzmanlarından, hayranlardan öğrenirler. Kaynakçı, aşçı, balıkçı veya bir firmanın Başkan Yardımcısı olmanın nasıl bir şey olduğunu merak ederler. Öğretmen değil, öğrencidirler. Asla yeterince bilmezler ve ukalalık yapıp üstünlük taslamazlar, çünkü üstün olduklarını düşünmezler. Her insan, her varlık ve her olay; daha çok şey öğrenmek için bir fırsattır. İlgi alanlarında saldırgandırlar, bilginin avuçlarına düşmesini beklemez, onun peşinden koşarlar. Bir hizmetçiyle konuşmaktan, bir dişçiye “Bütün gün ellerinizin insanların ağzında olması nasıl bir duygu?” sorusunu sormaktan veya bir şaire belirli bir dizesinde ne anlatmak istediğini sormaktan çekinmezler.

Başarısız olmaktan korkmazlar, hatta onu sevinçle kabul ederler. Herhangi bir girişimde başarılı olmayı, insan olarak başarılı olmakla bir tutmazlar. Kendilerine verdikleri değer içlerinden gelir, dolayısıyla tüm dış olayları nesnel olarak gözlemler ve etkili olup olmadıklarını belirlerler. Başarısız olmanın yalnızca diğerlerine ait bir görüş olduğunu, bireyin kendine verdiği değeri etkilemeyeceği için korkulacak bir şey olmadığını bilirler. Yani her konuda deneyim yaşar, sırf zevk aldıkları için rol alır ve kendilerini ifade etmekten asla korkmazlar. Aynı şekilde, onları paralize edecek olan öfkeyi tercih etmezler. Aynı mantığı kullanarak (ve bu artık yaşam tarzı haline geldiği için üzerinde sürekli düşünmek zorunda kalmayarak), insanların farklı davranması ve olayların daha değişik olması gerektiğini düşünmezler. Başkalarını oldukları gibi kabul ederek, hoşlanmadıkları olayları değiştirmeye çalışırlar. Böylece öfkelenmek imkansız hale gelir, çünkü beklenti yoktur. Bu insanlar, kendilerine zarar verecek duyguları yok etme ve kendilerine verdikleri değeri artıracak olanları doya doya yaşama yeteneğine sahiptirler.

Bu mutlu insanlar, asla kendilerini savunma gereksinimi duymazlar. Başkalarını etkilemek için oyunlar oynamazlar. Başkalarının onayını almak için istemedikleri giysileri giymez, kendilerini açıklamak zorunda olduklarını hissetmezler. Basit ve doğal insanlardır ve küçük ya da büyük şeyleri sorun yapmaya çabalamazlar. Sıcak tartışmalar ve fikir mücadeleleri yürütmezler; yalnızca görüşlerini belirtir, diğerlerini dinler ve başkalarını kendilerine benzetme çabasının ne kadar anlamsız olduğunu bilirler. Basitçe “Her şey yolunda, biz yalnızca farklıyız. Anlaşmak zorunda değiliz.” derler. Bir tartışmayı kazanma veya karşısındakini konumunun yanlışlığına ikna etme gereksinimi duymadan burada keserler. Kötü bir izlenim vermekten korkmazlar, ama özel olarak bu yönde bir çaba da harcamazlar.

Değerleri dar değildir. Aile, mahalle, ulus, şehir, eyalet ya da ülkeleriyle tanımlanmazlar. Kendilerini insan ırkına ait olarak görürler; işsiz bir Avustralyalı, işsiz bir Californialı’dan iyi veya kötü değildir. Belirli bir sınıra bağlı değildirler, bunun yerine kendilerini tüm insanlığın bir parçası olarak görürler. Daha çok düşman öldürmekten sevinç duymazlar; çünkü düşman da en az müttefik kadar insandır. İnsanın nasıl yaşaması gerektiğini tanımlamak için yine insanlar tarafından çizilen sınırlar onları etkilemez. Geleneksel sınırlan aşarlar ve bu nedenle genelde isyancı, hatta hain olarak damgalanabilirler.

Kahramanları ya da putlaştırdıkları insanları yoktur. Herkesi insan olarak görür ve hiç kimseyi kendilerinden önemli bir konuma getirmezler. Her köşe başında adalet talep etmezler. Başka birisi daha çok avantaja sahip olduğunda bunu mutsuz olmak için bir gerekçe saymak yerine, onun adına mutluluk duyarlar. Bir oyundayken, karşısındakinin kötü performans göstermesini dilemek yerine onun iyi oynamasını isterler. Başkalarının yeteneksizliği nedeniyle kazanmak yerine, zaferi kendi çabalarıyla elde etmeyi yeğlerler. Herkesin eşit yeteneklere sahip olmasında ısrar etmez, mutluluğu kendi içlerinde ararlar. Eleştirmen değillerdir, başkalarının başarısızlıklarından zevk de almazlar. Komşularının ne yaptıklarını farketmezler, çünkü varolmakla meşguldürler.

En önemlisi, bu insanlar kendilerini severler. Gelişme isteğiyle motive olurlar ve tercih haklan olduğunda kendilerine daima iyi davranırlar. Kendilerine acımak, kendilerini reddetmek veya kendilerine öfkelenmek için zamanları yoktur. Onlara “Kendini seviyor musun?” diye sorduğunuzda, güçlü bir “Elbette!” yanıtı alırsınız. Gerçekten nadir bulunur insanlardır, onlar için her gün mükemmeldir. Elbette sorunları vardır, ama sorunların onları duygusal paralizasyona götürmesine izin vermezler. Ruhsal sağlıklarının ölçüsü tökezleyip tökezlememeleri değil, tökezlediklerinde ne yaptıklarıdır. Orada oturup düştükleri için sızlanırlar mı? Hayır! Ayağa kalkar, üstlerini temizler ve yaşamaya devam ederler. Hatalı alanlardan bağımsız insanlar mutluluğu kovalamazlar, yaşarlar ve mutluluk onları bulur.

Reader’s Digest’ten mutluluk üzerine alınan bu paragraf, hep bahsettiğimiz etkili yaşamaya nasıl yaklaşılması gerektiğini özetliyor:

Dünyadaki hiçbir şey, mutluluğu; onu bulmaya çalışmaktan daha erişilmez kılamaz. Tarihçi Will Durant mutluluğa bilgi yoluyla ulaşmaya çabalayıp nasıl hayal kırıklığına uğradığını anlatır. Daha sonra onu yolculukta arayıp yorgunluk bulmuş, zenginlikte aradığında ise ancak uyumsuzluk ve endişeye ulaşmış. Mutluluğu yazarlıkta aradığında da kendini dayanıksız hissetmiş. Bir gün kollarında uyuyan bir çocukla bir otomobilin içinde oturan bir kadın görmüş. Trenden bir erkek inmiş, yaklaşmış ve önce kadını, sonra da çocuğu büyük bir dikkatle öpmüş.

Aile otomobilin içinde uzaklaştığında, Durant mutluluğun gerçek özünü keşfettiğini kavramış. Sakinleştikten sonra, “yaşamın tüm normal fonksiyonlarında biraz mutluluk olduğunu” anlamış.

Yaşadığınız anları maksimum doyum almak için kullanarak, bir gözlemci olmak yerine bu insanlardan biri olacaksınız. Hatalı alanlardan bağımsızlık ne dinlendirici bir fikir. Bunu siz de başarabilirsiniz tabi ki tercih ederseniz!

* Mutluluğa Giden Tek Emin Yol June Callvvood, Ekim 1974

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült