Kişisel Gelişim

 

Sorunu Bitiriyorum

Dr Vesile Bolaç


Bir sabah erkenden uyandım. İçimde bir sıkıntı vardı. Bir boşluk ve yalnızlık duygusuna, çaresizlik eşlik ediyordu.

Bu fırsatı hemen değerlendirmek istedim; içine girip anında bitirmek. Gözümü kapatıp beş-on dakikada zihnimi sakinleştirdikten sonra çaresizliğimi ve öz-nefretimi anında bitirebilirdim. Ama ben işi ağırdan aldım. Ani bir kararla pencereyi açtım.

Bir sandalyeye oturup dışarıyı seyretmeye başladım. Kuşlar, evet kuşlar, kuşların uçuşunu, karşıdaki iki katlı iş yerinin çatısına konuşlarını, orada durup etrafı seyre dalışlarını izledim. Bulutları, çiçekleri, ağaçların dallarını, yapraklarını ve sonsuzluğa uzanan gökyüzünü seyrettim. Yolda koşarcasına yürüyen insanları, onların kıyafetlerini, yüzlerini, gülüşlerini gözlemledim.

Kuşlar, “biz özgürüz” diyorlardı. “İnsanlarla iç içe, ama onlardan özgür. Tek bir tüyümüze bile dokunamaz onlar. Uçar gideriz çünkü, yakalayamazlar bizi. Tutsak edemezler. Ama onlarsız da yapamayız. Çünkü ekmeğimizi, aşımızı onların sayesinde elde ediyoruz. Ağaçları onlar ekiyor, onlar suluyorlar. Meyvelerini ise biz de yiyoruz. Bize kızabilirler, ama bu onların sorunu. Biz özgürüz. Onların kızgınlıkları bizi ilgilendirmez. Biz kin gütmeyiz, kırılmayız, incinmeyiz.

Çünkü tamamen onlardan bağımsızız. Onlarla birlikte, ama onlardan ayrı yaşıyoruz.”

Karşıda gözüken dağa baktım. Dağın üstündeki sıra sıra dizilmiş bulutlara baktım. Bulutlar kendilerini rüzgara kaptırıp hareket ediyorlardı. Dağın üstünden sıra halinde geçip batıya doğru sürükleniyorlardı. Ve yine yeni bulutlar ve yine yeniden bulutlar hepsi dağın çevresinde, kah dağa çökerek, kah dağı yalayarak, kah yukarılardan dağa hiç dokunmadan geçip gidiyorlardı. Öylesine özgürlerdi ki hiç hesap vermiyorlardı. Geliyorlar, yalıyorlar ya da yalamadan geçip gidiyorlardı.

“Biz özgürüz” dedi bulutlar. “Tamamen özgür. Dağ, dağın buz gibi havası bizi oluşturur. Aslında biz buharlaşmış, gözle bile gözükmeyen su buharıyken, bu dağ bizi buluta dönüştürdü. Biz bulut olduk. Biz dağın çocuğuyuz: Ama dağ bizi özgür bırakır. Tamamen özgür. Dağla yan yana, ama dağdan bağımsız, dağdan ayrı yaşıyoruz.”

“Ama sen tutsaksın” dedi bulutlar. Aynı şeyi kuşlar da söyledi: “Sen tutsaksın” dedi kuşlar. Ve yoldan geçen, yol kenarındaki çöpün içindeki yiyecek atıklarını yemeye çalışan kediler, köpekler de aynı şeyi yinelediler: “Sen tutsaksın.” Ve devam ettiler.

“Sen tutsaksın çünkü özgür değilsin. İnsanlarla hem birlikte, hem de onlardan tamamen ayrı yaşamayı bilmiyorsun. Hem bu toplum içinde, hem de bu toplumdan tamamen özgür olmayı da öğrenmemişsin. Toplumun bir parçasısın. Ondan ayrı değilsin. Bir tutam bal, yapış kalsın. Yapışıp kalmışsın. Bunu görüyor musun? Yalnızlığın, çevresizliğin, sıkıntın hep bu yüzden. Topluma yapışmışsın. Toplumun onayını istiyorsun. Saygınlık istiyorsun, ün istiyorsun, ünvan istiyorsun, başarı istiyorsun. Herkes seni sevsin, sana saygı göstersin istiyorsun.”

“Sevilme açlığını, onay açlığını, saygı görme açlığını görüyor musun? Bu açlığını görüyorsun öyle değil mi? Açsın! Benim kadar açsın!” dedi karganın biri, pencerenin önünden uçarken. Ağzında sıkı sıkı tuttuğu bir ceviz tanesiyle birlikte uçup gitti.

“Açsın ama, bu açlığın sahte. Topluma olan bağımlılığın yüzünden. Toplumun kölesisin sen. Onun bir parçası olmaya mahkûm edilmişsin. Böyle yaşamaya devam edecek misin? Yoksa benim kadar özgür olduğunu görecek misin? Toplumdan özgür olduğunu görecek misin? Toplumdan özgür, toplumun değer yargılarından özgür. Toplumun bir parçası olmaktan özgür”

Bak benim onaya ihtiyacım yok. Görüyorsun. Bu ağzımdaki cevizi karşıda gördüğün ceviz ağacından kopardım. Kopardığım için onay beklemem, ne kadar saçma olurdu öyle değil mi? Bana hiç kimse, hiçbir insan ceviz vermez ki. Hiç kargalara ceviz veren, yesinler diye bahçeye ceviz serpen bir insan gördün mü?

Görmedin öyle değil mi?

Göremezsin! Çünkü hiç kimse kargaların ceviz yemesini onaylamaz. Ama bizim en çok sevdiğimiz yiyecek, cevizdir. Ve bu dünyada bütün insanlara ve bütün kargalara yetecek kadar ceviz var.”

Ama sen onay bekliyorsun. Seni sevmelerini istiyorsun. Kargaları seven bir insana rastladın mı sen? Rastlamadın. Biz bu yüzden özgürüz. Tamamen özgür. Eğer bizi sevselerdi. Bizi tutsak ederlerdi. Güvercinler gibi evcilleştirir ya da muhabbet kuşları gibi kafese koyarlardı. İnsanların sevgisi budur; tutsak etmek. Seni tutsak ettikleri gibi. Görmüyor musun? Biraz önce yatağından kalktığında ne kadar çaresiz, yalnız ve mutsuzdun. Bu, hapishanede yaşadığın anlamına gelir. Yalnızlık, umutsuzluk, çaresizlik, yetersizlik ve değersizlik hapishanesindeydin, çok değil beş-on dakika önce. Kendini bizlerden ayırmış, her şeyden ve herkesten ayırmış ve soyutlanmıştın. Duvarların arkasına saklanmıştın. Saklambaç oynuyordum Yalıtmıştın kendini.

Yalıtırsan kendini,

Ayırırsan bizden,

Soyutlarsan yaşamını,

Yalnız kalırsın!

Çaresiz ve umutsuz,

Bomboş bir hiçsindir.

“Ayırmadan yaşa. Bölmeden yaşa. Soyutlamadan yaşa. Kendini yalıtmadan yaşa; benim gibi. Ya da şu karşı dağdaki bulutlar gibi. Her şeyle birlikte, yan yana, iç içe, ama yapışmadan.”

“Bir tutam bal yapış kal” bala özgüdür. Bal tatlıdır. Hoştur ama yapışır, kalır. Bir kaşık bal alayım dersiniz. Kaşığa yapışır bal, ayıramazsınız. Bir kaşık yerine tabağınıza iki, hatta üç kaşık gelir. Balı kaşıktan ayıramazsınız. Ayrılmaz. Ancak yıkarsanız, kaşıktan balı temizleyebilirsiniz.

Toplumsallaştırılmış insan da, aynen bu bal örneğindeki gibi, yapışkandır. Bireyselliğini yitirmiştir. O, toplum olmuştur. Toplumun bir parçasıdır artık. Birey değildir.

“Sen artık bir bireysin.” Baktığım ve gördüğüm her şey bana öyle söylüyordu: “Artık bir bireysin ve özgürsün.” Tıpkı bizler gibi. Çünkü toplum olduğunu, topluma yapışıp kaldığını gördün. Bu gerçeği gördüğün anda toplumdan özgürleştin. “Artık bir bireysin.” Toplum değil. Toplumun bir parçası değil! Özgür bir birey. Toplumla birlikte ama, toplumdan özgür.

Karşı apartmanın bahçesine baktım. Bembeyaz güller, yanında kıpkırmızı güller. En güzel şeyler onlar. Beyaz güller ve kırmızı güller. Yan yana, aralarında hiçbir ayrı gayrı yok. Ayrılar ama birlikteler. Hem ayrı, hem de yan yana. “Sen de en güzel şeysin” dedi bana güller. “En güzel şeysin, eğer bizim gibi tek başına ve özgür kalabilirsen! Eşinden, kızından, torunundan, annenden, kardeşinden, damadından, arkadaşlarından ayrı kalabilirsen! Ve nihayet bu sefalet içindeki toplumun kurallarından, kuramlarından ayrı kalabilirsen! Tek başına kalabilirsen!

Tek başına ve özgür kalabilirsen, o zaman sen de en güzel şeysin. Tıpkı doğduğun andaki gibi.

Doğduğunda en güzel şeydin. Çünkü tek başına ve özgürdün. Ama çevrendekiler, bütün dünya, bütün toplum seni çaresizliğe ve yalnızlığa itti. Ve bunun adına terbiye dediler, eğitim dediler. Seni eğittiler. Ve sen işte bu hale geldin. Bu sabah uyandığında nasıldın? Çaresizlik, yalnızlık ve boşluk içinde kaybolmuştun. İşte bugün dünyanın içinde bulunduğu bilinç durumu bu. Bu İnsanlığın ortak bilincinin çalışma şekli. Binlerce yılda yozlaşıp, bu hale gelmiş. Bu, sadece senin sorunun değil! tüm insanlığın sorunu. İnsanlığın sorunu. İnsanlığın bütünü, tüm dünya insanı çaresizlik ve yalnızlık içinde yaşıyor. Çünkü her insan ayrı olduğuna koşullanmış, ama bilincinde bütün insanlık o. Gerçek şu ki bilincin, insanlığın ortak bilinciyle ilişkilidir. Ortak insanlık bilincinden ayrı bir bilinç yok sende. Ayrı olmaya çalışıyorsun ama ayrı değilsin. İnsan yapımı bilinç seni engelliyor.

İnsanlığın bütün geçmişinin yükünü, her insan zihninde taşımak durumundadır. Hem tüm insanlık geçmişinin hem kendi bireysel geçmişinin yükünü taşır o. Tıpkı senin gibi.

İşte bu yüzden, kendini bizlerden ayırıp, çaresizlik ve yalnızlık denizinde kaybolmuşsun. Ama şimdi, bu sabah, bizlerden ayrı olmadığını gördün. Biz güller kadar özgür olduğunu gördün. Böylece toplumun bütün kurallarının dışına çıktın. Artık bak; çaresiz değilsin!

Onay da beklemiyorsun.

Kendini yalnız hissetmiyorsun. Her şeyin ve herkesin bir parçasısın. Evrenin bir parçasısın. Kargalar, martılar, bulutlar, dağlar, insanlar, çiçekler hepsi, hepsi seninle birlikteler ve onlarla yan yanasın. Hiçbir ayrım yok. Bir şey olmak zorunda değilsin.

Çünkü sen de biz güller gibi en güzel şeysin, tek başına ve özgürsün! Her şeyin, evrende bulunan her şeyin ve herkesin bir parçasısın. Her şey ve herkes gibi eşsizsin, yaptığın ve söylediğin her şey sana özgü ve en güzel şey.

Toplum mu?

Diğer insanlar mı?

Seni toplum yapan, bu dünyadaki insanlık bilinci mi?

Ondan da özgürsün!

Toplum, uğraşsın varsın!

Dünya, uğraşsın varsın!

Sen uğraşıp durmaktan özgürleştin.

Çünkü bitiriyorsun,

Anında bitirebiliyorsun!

Sorunla boğuşmuyorsun.

Sorunu görüyorsun ve bitiriyorsun.

Dahası;

Sorunu gördüğün anda sorun bitiyor.

Sorunu yaratanın ne olduğunu gördün.

Yozlaşmış insanlık bilincin.

Güllerin ya da kargaların değil!

Bulutların ya da dağların değil,

Kedilerin ya da köpeklerin değil,

Sadece ve sadece senin bilincin.

Dünyanın bilinci.

Ya da bu toplumun bilinci.

Toplum seni, kendisi gibi yaptı. Çünkü seçeneğin yoktu ve çünkü sen yeni doğmuş bir çocuktun. Ve sen toplumun içinde doğdun. Annen baban çoktan bu toplumun bir parçası olmuştu. Seni de bu toplumun ihtiyaçlarına göre eğittiler. Öğretmenlerin de aynısını yaptı. Ve sen bir yetişkin oldun. Yaşlandın. Altmış yaşma geldin. Ve bir de baktın ki çaresizsin, yalnızsın, umutsuz, sıkıntılı ve bomboşsun. Zaman zaman bu acıları hep tatmıştın zaten, ama şimdi bunun sahte olduğunu gördün. Ve bir anda onların ötesine geçtin. Bir de baktın ki o cehennemi içine sokanlar, en yakınında bulunan kimseler. Onların da içine o cehennemi başkalarının soktuğunu gördün. Ve yine başkalarının içine yine bir başkalarının soktuğunu gördün, ve tüm bu başkalarının ötesinde insanın bir gül kadar, bir böcek kadar, bir kelebek kadar özgür olduğunu gördün.

Tüm sorunlarının bittiğini gördün. Hepsi binlerce yıllık insanlık geçmişinin kalıntılarıydı. Kalıntıların, izlerin hareketi, senin bugününü cehenneme çevirmişti. Ama gittiler. Bütün izler gittiler. Ve sen doğduğun andaki kadar, belki de daha önce, çok daha önce ana rahmine düştüğün andaki kadar saf, temiz ve özgürsün.”

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült