Kişisel Gelişim

 

Sinirlenmek Bilgeliğin Başlangıcıdır

Chin-Ning Chu


YAŞAMI KUTSAL BİR SPOR OLARAK GÖRMEK

Yaşamın meydan okumaları karşısında sakin kalabilmek için, bir adım geri gitmeli, manzaranın bütününe şöyle bir bakmalı ve kendimize şu ciddi soruyu sormalıyız: Bazı kuşkucuların söylediği gibi, "Yaşam her şeyi emip geçiyor, sonra da ölüm geliyor" ise yaşama zahmetine katlanmanın ne gereği var? Bu sorunun yanıtlarına sahip olduğumuzda, yaşamın sınavlarını daha hafife almaya başlarız. Günlük mücadelelerimizi bir yığın keyif gibi görüp onlardan tat almaya bile başlayabiliriz.

REKABET KEYFİ

1900’lerin başlarında, Çin’de bir köy ağası, kendisinin ana sponsoru olduğu prestijli bir kız lisesine davet edilmişti. Köy ağası okula geldiğinde, bir grup kızın sahanın bir tarafından öbür tarafına top peşinde koşturup sert bir mücadele sürdürerek, topu sepete atmaya çalıştıklarını gördü.

Ağa küplere bindi ve okul müdürüne bağırdı: "Öğrencilere her şeyin en iyisini sağlayacak örnek bir okul inşa etmeniz için size o kadar çok para verdim. Neden her kıza bir tane düşecek sayıda top almıyorsunuz? Böylece tek bir top uğruna dövüşüp durmaktan kurtulurlardı!"

Neden iki takım aptal bir topun peşinde didinip durarak, bedenleri darbeler alırken ve ruhları en ağır cezaları çekerken topu bir sepete atmaya çalışırlar? Neden insanlar tuttukları takımın fiziksel ve zihinsel dayanma güçlerinin sınırlarını zorlamasını seyretmeyi bu denli çekici bulurlar?

Rekabete dayalı tüm sporların eğlencesi, karşı tarafı alt etme mücadelesinden gelir. Yarışabilecek fiziksel beceriye veya zihinsel yeteneğe sahip olanlar oyuna katılırlar; oynamayanlar ise bilet alır ve kendilerini onların yerine koyarak oyuncuların mücadele deneyimine katılırlar.

Oyun ne denli zorlu geçerse o kadar iyi sayılır. Rekabet ne denli sert geçerse o kadar çok insan keyif alır. Skor 95’e 10 olduğu zaman seyirciler de oyuncular da hayal kırıklığına uğrarlar. Başa baş gittiği ve taraflardan . biri birkaç sayı farkla kazandığı zaman, oyun çok keyifli bir hal alır.

İnsan ruhu zorlu rekabetlerin olduğu oyunları sever. Yaşamımızda karşı karşıya geldiğimiz zorluklar spor alanındaki rekabetlerimizle özdeştir. Tek fark spordaki rekabetleri oyun olarak görmemiz, iş ve yaşam oyunlarını ise gerçek kabul etmemizdir.

İş, yaşam ve spor kuralları, hep güçlü karşı kuvvetlerin üstesinden gelmek üzerinedir. Top oyunu yaşama dair bir metafor haline gelir. Sorunlar, stresin insanlık durumunun kaçınılmaz bir parçası olduğunu unuttuğumuzda ortaya çıkar. Yaşam oyununuzu oynarken bunun tadını çıkarmaya bakın.

PEK DE HARİKA OLMAYAN YAŞAM

Arkadaşım Pauline dünyanın en güçlü, tek sahipli iletişim imparatorluğunun mirasçılarından biriyle evlendi. Ailesi Zengin ve Ünlülerin Yaşam Biçimleri adlı programda yer aldı. Pauline sık sık yoksul ve hiçbir şeye sahip olmayan bir insan olma isteğini dile getirdi. Zamanının büyük bir kısmını işçi sınıfından sanatçı arkadaşlarıyla birlikte geçiriyor ve onların mücadelelerinin "keyfili hissedebiliyordu. Onun, iki yakasını bir araya getirebilmek için çabalayan bir insan olma deneyimini baştan sona yaşayan kişileri gerçekten kıskandığını söyleyebilirim.

Kız arkadaşlarımdan biri zengin bir işadamıyla evlendi. Bana ne kadar talihli ve şanslı olduğunu söyleyerek övünür durur. Yaşamı son derece pürüzsüz, son derece sorunsuz. Buna karşın, gözlerine baktığımda, hiçbir ışık, hiçbir keyif, hiçbir tatmin ve mutluluk göremiyorum. Eğer yaşamı gerçekten iddia ettiği kadar iyiyse, bunu ilan etmek için onca çaba harcamasına ne gerek var? Eski bir Çin atasözünün dediği gibi, "Her ailenin okumakta güçlük çektiği bir sutrası (duası) vardır." Başka insanları kıskanmanıza hiç gerek yok. Her birinin, başetmeniz gereken kendi sorunlarınızdan daha da zor görünebilecek dertleri var.

YAŞAM KENDİ ANLAŞMASINA SADIKTIR

Karşılaştığınız yaşam mücadelelerinin amacı asla sizi perişan etmek değildir. Aslında, mücadelenin tadını çıkarmanız ve yaşamın, oyunu neşeli ve eğlenceli tutarak anlaşmanın kendisine düşen sorumluluklarını yerine getirdiğini size anımsatmak için önünüze konulurlar.

Futbol kuralları konusunda yanlış bilgilendirildiğinizi, saha boyunca topla beraber hiç acele etmeden yürümeniz gerektiğini ve karşı takımdaki tüm oyuncuların da bu sırada sizden belirli bir uzaklıkta duracaklarını sandığınızı hayal edin. Aniden, farklı yönlerden gelen oyuncular topunuzu çalmak için size saldırınca, dehşete kapılır ve çok öfkelenirdiniz.

Ama futbolun kurallarını bildiğiniz için, saldırıları umursamazsınız. Aslında, rakip güç orada olmasaydı, maç sırasında becerilerinizi gösteremeyeceğiniz için hayal kırıklığına uğrardınız. Yaşam da zorlukları önünüze çıkartarak size kendinizi gösterme fırsatları verir.

KUTSAL OYUN

Doğumumuzdan bugüne dek gelen çizgi boyunca bir yerde, hepimiz yanlış bilgilendirildik. Bir şekilde, ideal yaşamın hiç mücadelesiz geçmesi gerektiği izlenimini edindik. Oysa, yaşamın bazen, düpedüz dayanılmaz göründüğünü fark ettik. Yaşam gerçekten berbatsa, neden hesabımızı kapatıp gitmiyoruz, ve evrene "Artık senin kurbanın olmak istemiyorum. Oyunu bensiz de oynayabilirsin," demiyoruz? Gizemli nedenlerle, yaşama bayılıyoruz ve tüm gücümüzle ona asılıyoruz. Neden?

Yaşamımın büyük bölümünde, insanın' varoluşunun gerçek nedenini anlayamamıştım. Yemek yiyorsun, işe veya okula gidiyorsun, ardından eve dönüp uykunu alıyorsun ki ertesi gün aynı süreci tekrarlayabilesin. Er geç, yaşlanıp hastalanıyorsun, doğru düzgün yiyemiyor veya uyuyamıyorsun, ardından da ölüyorsun. Temelde, yaşam anlamsız görünüyordu.

NEDEN YARATILIŞ?

On yedi yıl önce, büyük bir öğretmene sordum, "Yaratılışın amacı nedir? Öyle gelişigüzel duruyor ki. İyi bir hayat kurup daha konforlu bir şekilde ölebilmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Eğer mesele buysa, neden yaşlanıp hastalanarak daha da sefil bir hale gelene dek mücadele etmek yerine kendimizi ölüme bırakmıyoruz?"

Şöyle yanıtladı: "Bir an için, zihnini evrenin başlangıç noktasına, her şeyin başladığı yere geri götürmeme izin ver. Bak, işte Tek Güç. Bu Tek Güç her şeye sahip ve hiçbir şeyin eksikliğini hissetmiyor, sınırsız ve sonsuz, nabzı büyük bir keyifle atıyor ve büyük bir mutluluğa gömülmüş. Bazıları buna 'Tanrı’ diyor."

"Bununla beraber, zorlayıcı bir neden olmaksızın sırf zevk olsun diye Tek Güç çoğalıp çoka dönüşüyor. Çoktan da, evren varoluyor. Büyük Çinli filozof Lao Tzu’nun da dediği gibi, "En Büyük olan Tao, Tek Güç’ü doğuruyor. Tek Güç’ten iki doğuyor. İki üçü doğuruyor. Üçten on bin şey doğuyor." Birleşmiş bir bütün, çelişkilerle dolu evren haline geliyor. Sahip olmakla olmamak, iyilikle kötülük, bilgiyle cehalet, zenginlikle yoksulluk, başarıyla başarısızlık arasında bir savaştır bu.

"Yaratılış süreci boyunca, Yaratıcı Güç her şeyi bilen kutsal doğasını unutmayı tercih ederek cehalet kisvesine bürünüyor. Maddi bir oyun olan sınırlı bir insan olmayı oynuyor. O aynı zaman da hem üstün hem de aşkındır.

"Bu Güç insan şeklini aldığında, oyun, yaşamın meydan okumalarını dünyevi bir biçimde yaşayarak, kendi kendine zorla kabul ettirdiği kusurlarının ve noksanlarının üstesinden gelerek, kutsal başlangıca —başlangıçtaki, birleşmiş Tek Güç’e dönme girişimi halini alıyor.

"İnsanlar Yaratıcımızın görüntüsünde yapılmışlardır. Her yerde olma, her şeyi bilme, her şeye gücü yetme, tam, mutlak sevgi, ve katıksız, her daim yeni büyük mutluluk, artı sayısız diğer nitelikler her birimizin kalbinin derinliklerinde gizli. Yaratılış oyunu aracılığıyla, Kadiri Mutlak cehalet kisvesine bürünüyor ve ardından yeniden Tekliği keşfetmek için mücadele ediyor.

"Eğer o Kutsal Gücün maddesinden yapıldıysanız, nasıl kutsal dışında bir şey olabilirsiniz ki? Koyunların arasında büyümüş bir aslan yavrusunun kendini koyun sansa da aslında aslan olması gibi, herkes çaresiz bir insan olduğunu düşünebilir, ama içlerindeki kutsal doğa yine de kusursuz ve çok mutlu olarak kalır. Günlük yaşamlarımızın maddi ve manevi alanlarında en yüksek potansiyele ulaşma mücadelesi bile Yaratıcımız ve bireysel ruhumuz tarafından üretilmiş bir oyundan başka bir şey değildir.

"Yaratılış gücü evrensel bilinçten insan bilincine, tam kudretli sınırsız güçten sınırlı, maddi fizik yasalarına doğru bir büzülmeye neden oldu. Yaratılış oyununun amacı, Tek Güç’e keyif vermek ve O’nunla, insanlık ruhuyla bir ve aynı olmamızdı. Sert rekabet ve mücadele aracılığıyla, kendi kendimize kabul ettirdiğimiz insan sınırlarını aşmanın ve tam büyüklüğümüzü ifade etmenin zevkini öğreniyoruz."

Şimdi yaratılışın tüm kapsamıyla ilgili kavramları ele aldıktan sonra, yukarıdaki ilk soruya geri dönüyoruz: "Hangi gizemli nedenle yaşama bayılıyoruz ve tüm gücümüzle ona asılıyoruz?" Kısa yanıt şudur: Beden ve zihin insani mücadele oyununu yaşarken, ruh bu yıkıcı mücadeleyi eğlencenin bir parçası sayar.

MÜCADELE GERÇEKTİR

On yedi yıl önce bu ifadeyi duyduğumda, benim için sözcüklerden ibaretti. Şimdi yaşamı tümüyle Kutsal Gücün oyun alanı gibi görebiliyor ve her şeyin, herkesin yetişmesi, büyümesi, keyif alması için varolduğunu anlıyorum.

Her yerde ve her zaman var olanla anlaşma yaparken, insanlık ruhu şöyle dedi: "Bir bedene sahip olmak ve insan olmak istiyorum. Ruh olarak, her yere yayılmış durumdayım, ne ıstırap çekiyorum ne de sınırım var. Zamanla, mekanla ya da maddi dünyayla sınırlanmış değilim. Ben her şeyim. İnsan olmak ve sınırlıymış gibi davranmak; elde etmek için mücadele vermek, üstesinden gelmek, dayanmak zorunda olmak çok eğlenceli olabilir. İnsan olmak öyle hoş ki."

İnsanları sporlara katılmaya sevk eden şey, doğuştan gelen oynama arzusundan ibarettir. Oyunlar yapay olabilir, ama sahadaki veya korttaki mücadele gerçektir. Eğlence peşindeyken, oyuncular bazen yaralanır hatta ölürler. Yine de, en iyi oyuncular bunun sadece bir oyun olduğu gerçeğini asla gözden uzak tutmazlar, her şey bir yana, oynamayı onlar seçmişlerdir.

Aynı şekilde, kendinizi hoşnut etmek için insan olma oyununu oynamaya gönüllü olursunuz. Buna karşın, kendinizi oyuna kaptırdığınızda, kim ve ne olduğunuzu unutup kutsal doğayla teması yitirdiğinizde mücadele çekilmez olur. Bunun sadece bir oyun olduğunu unutarak; bu dünyada yaratılış kurbanı olduğunuza ikna olmuştur halde dolanıp durursunuz.

Ruh, o her şeye kadir yaratıcı gücün kıvılcımıdır. İçinde, kalbinizde kurduğunuz her şeye kavuşmanızı sağlayacak güçler vardır. Bunu belli etseniz de etmeseniz de, kutsal kökeninizin kıvılcımı her zaman sizinle beraber yaşayacaktır.

ANLAMAK YETERLİ DEĞİLDİR

Yalnızca yaratılışın gizemini anlamak yeterli değildir yağmur yağdırmanıza, yaşamınızı sürdürmenize, ya da işinizi yürütmenize yardım etmez. Yaşamın amacı kutsal doğamıza geri dönme oyunudur. Bu doğaya ne denli yaklaşırsak, maddi gerçekliği yönlendirmek için o denli güç kazanırız; zihnimiz, işimiz ve yaşamımız konusunda ne denli rahatsa, gerçekliği yönlendirmede o denli bilge oluruz.

SONUÇ

Sıkılmak ve sinirlenmek iyidir. Yağmurcunun sırrını keşfetme yolunda önemli bir adım attığınızın işaretleridir.

Tinsel olma isteğini hiç duymadığınızı düşünseniz bile, hoşunuza gitse de gitmese de, siz tinsel bir varlıksınız. Yaşamınızın en azından bir evresinde, dünyevi varoluşunuzun ötesinde bir gerçeklik aramaktan geri duramazsınız. Bu, genelde yaşamınız kontrolden çıkmaya başladığında olur. İşleriniz bütün cephelerde iş yaşamında ya da aile yaşamında kötü gitmektedir. Stres ve sinirlilik yaşamınızın sabit öğeleri haline gelmiştir. Katı gerçeklik tarafından umudunuzun kırıldığını hissedince, yardım etmesi için yüzünüzü Kadiri Mutlak’a dönersiniz. Ne zaman işler kötüye gitse, aniden tinsel yönünüz ağır basar.

Çoğumuz, yaşamımızın bir döneminde, bu içsel yolculuğa çıkarız. Az kişi insanlığa ve Kutsal olana katıksız sevgiyle kendini motive eder. Genelde bu yolculuğa girişmek için bizi itekleyecek yardımcı bir ele ihtiyaç duyarız. Bu yardımcı el bizim iznimiz olmadan yaşamımızda hissettiğimiz sıkıntı ve sinirlilik biçiminde sağlanır. Bu sıkıntı ve sinirlilik, bedenimizi zarar görmekten koruyan bir uyarıcı olan acıya yakın bir işlev gören olumlu sinyallerdir. Yaşamlarımızı yeniden düzenleme zamanının geldiğini gösteren işaretlerdir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült