Kişisel Gelişim

 

Sınırları Belirlenmemiş Yaşamdan Bir Gün

Henry Cloud & John Townsend


Saat 06:00

Saat çaldı. Yeterince uyuyamamaktan gözleri şiş halde Sherrie gürültü kaynağını susturdu, başucu lambasını yaktı ve yatağın içinde doğruldu. Anlamsızca duvara bakarak, kendine gelmeye çalıştı.

Bugün beni neden korkutuyor? Tanrını, benim mutlu bir yaşa mını olmayacak mı?

Sonra,, örümcek ağları zihninden uzaklaştıkça, Sherrie korkusunun nedenini anımsadı: üçüncü sınıfa giden Todd’un öğretmeniyle saat 16:00 da randevu. Telefon görüşmesi aklına geldi: “Sherrie, ben Jean Russell. Acaba Todd’un durumu ve... davranışları hakkında konuşmak üzere görüşebilir miyiz?”

Todd hareketsiz duramıyor ve öğretmenlerini dinlemiyordu. Sherrie ve Walt’ı dahi dinlemiyordu. Todd, istekleri son derece güçlü bir çocuktu; Sherrie onun cesaretini kırmak istemiyordu. Bu daha önemli değil miydi?

“Her neyse, bu konuda endişelenmenin zamanı değil”, dedi Sherrie kendi kendine, otuz beş yıllık bedenini yataktan kaldırarak duşa doğru sessizce ilerledi. “Beni tüm gün oyalayacak yeterince sorunum var zaten”.

Duşun altında, Sherrie’nin zihni birinci vitesten kurtuldu. Günün programını aklından geçirmeye başladı. Çalışan bir anne olmasaydı bile, dokuz yaşındaki Todd ve altı yaşındaki Amy, yeteri kadar oyalayıcı olurdu.

“Şimdi... kahvaltı hazırla, iki öğle yemeği paketle ve Amy’nin okul tiyatrosunda giyeceği kıyafetin dikişini tamamla. İşin en önemli yanı kostümün dikişini 07:45’de servis gelmeden tamamlamak”.

Sherrie üzülerek önceki akşamı düşündü. Amy’nin kostümü üzerinde çalışmayı planlamıştı, yeteneklerini kullanarak küçük kızına özel bir gün yaratmak üzere. Ancak annesi beklenmedik bir ziyarette bulunmuştu. Görgü kuralları ev sahibi rolünü iyi oynaması gerektiğini söylüyordu, böylece bir gece daha katledilmişti. Zamanı kurtarma yönündeki girişimlerinin anısı, pek hoş değildi.

Diplomatik olmaya çalışarak Sherrie annesine, “Sürpriz ziyaretlerinden ne kadar hoşlandığımı tahmin edemezsin, anne! Ama acaba konuşurken bir yandan da Amy’nin kostümünü diksem olur mu?” demişti. Sherrie sinerek, annesinin ne diyeceğini büyük bir isabetle tahmin etti.

Sherrie, biliyorsun senin ailene ayırdığın zamanı işgal edecek en son kişi benim”. Sherrie’nin annesi, on iki yıldır duldu ve dulluğunu şehitlik mertebesine yükseltmişti. “Yani, baban öldüğünden beri, zaman çok boş geliyor. Hala ailemizi özlüyorum. Seni bundan nasıl mahrum edebilirim?”

Bahse girerim nasıl olduğunu keşfedeceğim, diye düşündü Sherrie kendi kendine.

“Bu nedenle Walt ve çocukları neden artık beni görmeye daha sık getirmediğini anlayabiliyorum. Ben nasıl eğlenceli olabilirim? Ben sadece tüm yaşamını çocuklarına hasretmiş yaşlı bir kadınım. Benimle vakit geçirmeyi kim ister?”

“Hayır anne, yo, yo, hayır!” Sherrie hemen annesiyle birlikte on yıllardır yaptıkları duygusal küçük bir dansın ilk adımlarını attı. “Demek istediğim hiç de bu değil! Demek istiyorum ki, senin gelmen çok özel bir şey. Tanrı biliyor ya, biz de daha sık gelmek istiyoruz, ama o kadar yoğunuz ki, beceremiyoruz. Bu nedenle önceciliği ele almış olduğuna seviniyorum!” Tanrını, beni bu küçük yalanımdan ötürü bağışla, diye sessizce dua etti.

“Aslında, bu kostümü herhangi bir zaman yapabilirim”, dedi Sherrie. Beni bu yalanını için de affet, “şimdi, neden gidip ikimiz için kahve yapmıyorum?”

Annesi içini çekti. “Pekala, madem ısrar ediyorsun. Ama zorla oturuyormuşum gibi bir düşünceden nefret ediyorum”.

Ziyaret geç saatlere kadar sürdü. Annesi gittiğinde, Sherrie kendisini tam anlamıyla deli gibi hissetti, ancak kendini haklı çıkaran nedenler buldu. Hiç değilse onun yalnız geçen gününü biraz iyileştirmeye çalıştım. Derken sorunlu bir ses duyuldu. O kadar çalıştırışa, neden giderken bala yalnızlığından söz ediyordu? Sherrie, bu düşünceyi dikkate almamaya çalışarak, yatmaya gitti.

Saat 06:45

Sherrie yaşamakta olduğu zamana döndü. “Herhalde akıp giden zamana ağlamak yararsız” diye mırıldandı kendi kendine, siyah keten eteğinin fermuarını kapatmaya çalışırken. En sevdiği takımı da, diğerleri gibi, dar gelmeye başlamıştı. Orta yaş belirtileri, böylesine yakınımda mıymış? diye düşündü. Bu hafta, gerçek bir rejime, bir yandan da egzersiz yapmaya başlamalıyım.

Bir sonraki saat, her zaman olduğu gibi felaketti. Çocuklar yataktan çıkmak istemedi, Walt da şikayetlerini esirgemedi: “Çocukları masaya zamanında getirsen olmaz mı?”


Saat 07:45

Mucizevi bir şekilde, çocuklar servislerine yetişti, Walt arabasıyla işe gitti, Sherrie de dışarı çıkarak kapıyı kilitledi. Derin bir nefes alarak, sessizce dua etti, Tanrım, bugüne umutla bakamıyorum. Bana ümitle yaklaşacağım bir şey bahşet. Otoyolda arabasını kullanırken bir yandan da makyajını tamamladı. Trafik sıkışıklıkları için Tanrı’ya şükürler olsun.

Saat 08:45

Moda danışmanı olarak görev yaptığı McAllister Yatırımcılık’a koşarak girerken Sherrie, saatine göz attı. Sadece bir kaç dakikalık bir gecikme. Belki şimdiye dek meslektaşları geç kalmanın onun için bir yaşam tarzı olduğunu anlamışlardı ve zamanında gelmesini beklemiyorlardı.

Yanılıyordu. Haftalık yönetim toplantısına onsuz başlamışlardı. Sherrie ayak uçlarına basarak, fark edilmeden içeri girmeye çalıştıysa da, koltuğuna yerleşmeye çalışırken bütün gözler üzerindeydi. Etrafa bakınarak, kaçamak bir tebessüm gönderdi ve “sıkışık trafik” hakkında bir iki şey mırıldandı.

Saat 11:59

Sherrie için sabahın geri kalan bölümü oldukça iyi geçti. Yetenekli bir moda tasarımcısı olarak Sherrie çekici kıyafetler konusunda yanılmayan bir göze sahipti ve McAllister için değerliydi. Tek pürüz, yemeğe çıkmadan hemen önce geldi.

Dahili telefonu çaldı. “Buyrun, ben Sherrie Philips”.

“Sherrie, çok şükür oradasın! Yemeğe çıkmış olsaydın, bilmem ne yapardım!” Bu sesi tanımamak olanaksızdı.

Sherrie, Lois Thompson’u ilkokuldan beri tanırdı. Hassas ve alıngan bir kadın olan Lois, sürekli kriz halindeydi. Sherrie kendisini Lois için her zaman ‘amade’ kılmış, her istediğinde yanında olmuştu. Ancak Lois Sherrie’ye hiçbir zaman bir sorunu olup olmadığını sormaz, sorunlarından söz etmeye başladığında da ya konuyu değiştirir, ya da acelesi olduğunu söylerdi.

Sherrie Lois’i gerçekten sever ve sorunlarıyla ilgilenirdi, ancak Lois bir arkadaştan çok, bir müşteri gibiydi. Arkadaşlıklarındaki dengesizlikten hiç hoşlanmıyordu. Sherrie, Lois’e olan öfkesi aklına geldiğinde her zamanki gibi kendisini suçlu hissetti. Dine önem veren bir kişi olarak, kutsal kitapta diğerlerini sevmek ve onlara yardımcı olmak konusunda söylenenlere ne kadar büyük önem verildiğini biliyordu. İşte yine başlıyorum, derdi kendi kendine. Başkalarından önce kendimi düşünüyorum. Allahım, ne olur Lois’e karşı cömert olayını ve benmerkezci davranmayayım.

Sherrie sordu, “Sorun nedir, Lois?”

“Felaket, gerçek bir felaket” dedi Lois. “Bugün Anne’ı okuldan eve yolladılar, Tom beklediği terfii alamadı, arabam da otoyolda bozuldu!”

Benim yaşamını her gün böyle! diye düşündü Sherrie, öfkelenmekte olduğunu duyumsayarak. Yine de sadece, “Lois, zavallım! Bütün bunlarla nasıl başa çıkıyorsun?” dedi.

Lois, Sherrie’nin sorusunu tüm ayrıntılarıyla yanıtlamaktan hoşnuttu o denli detaylı anlattı ki, Sherrie öğle tatilinin yarısını, arkadaşını yatıştırmaya ayırmış oldu. Olsun, diye düşündü, alelacele bir şeyler atıştırabilmek, hiçbir şey yiyememekten iyidir.

Arabalı serviste oturmuş tavuklu sandviçini beklerken Sherrie, Lois’i düşündü. Yıllar boyu onu dinlemeye ayırdığını zaman, ona gösterdiğim anlayış ve verdiğim öğütler bir işe yarasaydı, belki değerdi. Ancak Lois yirmi yıl önce yaptığı hataları şimdi de yapıyor. Pekiyi, ben bunu kendime niye yapıyorum?

Saat 16:00

Sherrie’nin öğleden sonrası, olaysız geçti. Amiri Jeff Moreland ona işaret ederek yolunu kestiğinde, bürodan öğretmen randevusuna gitmek için çıkmaktaydı.

“Sana yetişebildiğime sevindim, Sherrie” dedi. MacAllister Girişimcilik bünyesindeki başarılı insanlardan biri olarak Jeff, iş bitirici biriydi. Sorun, Jeff’in “işleri hallederken” genellikle başkalarını kullanmasıydı. Sherrie, o eski şarkının yüzüncü şeklinin başlayacağını hissedebiliyordu. “Dinle, zamanım çok sıkışık” dedi, koca bir kağıt demetini uzatırken. “Kimbrough hesabına ait nihai önerilerin verileri bunlar. Tüm gereken, biraz yazı ve düzeltmeler. Ve yarına yetişmesi gerekiyor. Ama eminim senin için sorun olmayacak”. Şirin bir gülümseme gönderdi.

Sherrie paniğe kapıldı. Jeff’in “düzeltme” gereksinimleri efsanevi idi. Sherrie kağıtları eliyle tartarak bunun, en az beş saatlik bir iş olduğunu gördü. Ben ona bu verileri üç hafta önce vermiştim! diye aklından geçirdi öfkeyle. Bu adam kendi iş bitirme tarihini yakalayabilmek ve kendisini kurtarabilmek için beni kullanmaktan ne zaman vazgeçecek?

Hemen kendini topladı. “Tabii, Jeff. Hiç sorun değil. Yardım edebileceğime sevindim. Bu sana saat kaçta lazım?”

“Dokuzda olsa yeterli. Ve., sağol, Sherrie. Sıkıştığımda ilk aklıma gelen sen oluyorsun. Ne kadar güvenilirsin”. Jeff sakince uzaklaştı.

Güvenilir. ..sadık. ..dayanılır, diye düşündü Sherrie. Benden bir şey isteyen insanlarca her zaman böyle tanımlandım. İyi bir katırın tarifine benziyor.' Suçluluk duygusu aniden ve yeniden içini kapladı. İşte yine kızmaya başlıyorum. Tanrını, bana “dikilmiş olduğum yerde çiçek açabilmeyi” bahşet. Ancak gizliden gizliye başka bir saksıya nakledilebilmeyi istediğini fark etti.

Saat 16:30

Jean Russell işini iyi yapan bir öğretmendi; bu meslekte olup, bir çocuğun sorunlu davranışları altındaki girift etmenleri anlayan pek çokları gibi. Todd’un öğretmeni ile randevu, önceki pek çok toplantıya benzer şekilde başladı; ancak bu kez Walt yoktu. Todd’un babası işten kurtulmayı başaramadığından, görüşme yalnızca iki kadın arasında geçmekteydi.

“Yaramaz bir çocuk değil, Sherrie” diyerek onu temin etti Bayan Russell. “Todd zeki, enerjik bir çocuk. Canı istediği zaman sınıftaki en tatlı çocuklardan biri oluyor”.

Sherrie dananın kuyruğunun kopmasını bekledi. Konuya gel, Jean. Benimki “sorunlu bir çocuk”, değil mi? Bunu biliyoruz. Yaşamım da buna uygun olarak “sorunlu bir yaşam” zaten.

Sherrie’nin rahatsızlığını hisseden öğretmen, devam etti. “Sorun, Todd’un sınırlarına gereken hassaslığı göstermemesi. Örneğin, etüd saatimizde, çocuklar ödev yaparken, Todd büyük sıkıntı çekiyor. Sırasından kalkıp diğer çocukları rahatsız ediyor ve sürekli konuşuyor. Ona davranışının uygunsuz olduğunu söylediğimde, kızıp inatlaşıyor”.

Sherrie tek oğlu konusunda savunmaya geçme gereği duydu. “Belki Todd’un bir dikkat toplama sorunu vardır, ya da belki hiperaktiftir?”

Bayan Russell başını iki yana salladı. “Geçen seneki öğretmeni bu hususu ikinci sınıftayken merak etmiş, ancak psikoloji testi bu olasılığı silmişti. Todd konuya ilgi duyduğunda görev bilincine tamamen sahip. Ben terapist değilim, ancak onun kurallara uymaya alışkın olmadığını sanıyorum”.

Sherrie’nin savunmacılığı bu kez oğlundan kendi üzerine kaydı. “Bunun bir çeşit ailevi sorun olduğunu mu söylüyorsunuz?”

B'ayan Russell rahatsız göründü. “Dediğim gibi, ben danışman değilim. Ancak biliyorum ki üçüncü sınıfta, çocukların pek çoğu kurallara direnir. Ama Todd, ölçeğin dışında. Ona istemediği bir şeyi yapmasını ne zaman söylesem, II. Dünya Savaşı çıkıyor. Ve tüm zeka ve kavrayış testleri normal çıktığına göre, evde durumun nasıl olduğunu merak ettim?”

Sherrie artık gözyaşlarını tutmaya çalışmadı. Başını ellerinin arasına gömerek ve kendisini her şeyden bunalmış hissederek bir kaç dakika sarsıla sarsıla ağladı.

Sonunda sakinleşti. “Özür dilerim... Sanırım kötü bir günüme rastladı”. Sherrie çantasını altüst ederek bir mendil aradı. “Yo, yo, sadece bu değil. Jean, sana karşı dürüst olmam gerek. Senin onunla olan sorunların, benimkilerle aynı. Walt ve ben evde Todd’un dikkatini verebilmesi konusunda epey güçlük çekiyoruz. Konuşurken veya oyun oynarken, Todd hayal edebileceğim en tatlı çocuk oluyor. Ama onu ne zaman disipline etmem gerekse, aksilikleri sabrımı taşırıyor. Yani sanırım sana sunabileceğim çözüm önerilerim yok”.

Jean yavaşça başını salladı. “Bu bana gerçekten yardımcı oluyor, Sherrie; Todd’un davranışlarının evde de sorunlara yol açtığını bilmek. Şimdi en azından kafa kafaya vererek beraberce bir çözüm arayabiliriz”.

Saat 17:15

Sherrie garip şekilde akşam trafiğinin yoğun olmasına şükretti. Hiç değilse burada beni çekiştiren kimse yok, diye düşündü. Bu süreyi bundan sonraki krizlerini planlamakta kullandı: çocuklar, akşam yemeği, Jeffin projesi, kilise, ... ve Walt.

Saat 18:30

“Dördüncü ve son kez, yemek hazır!” Sherrie bağırmaktan nefret ederdi, ancak bundan başka yolu var mıydı? Çocuklar ve Walt hep ne zaman isterlerse o zaman geliyorlardı sanki. Çoğunlukla da herkes toplanana dek yemekler soğumuş olurdu.

Sorunun ne olabileceği hakkında Sherrie’nin hiçbir fikri yoktu. Bunun yemeğin kendisi olmadığını biliyordu, çünkü iyi bir aşçıydı. Hem bir kez masaya geldiklerinde, hepsi yemeği birkaç saniyede yutuyordu.

Amy dışında hepsi. Kızının sessiz oturuşunu, çatalını dikkatsizce yemeğinde gezdirişini seyreden Sherrie yeniden kendisini huzursuz hissetti. Amy son derece sevimli, duyarlı bir çocuktu. Neden bu denli içine kapanıktı? Amy hiçbir zaman dışa dönük olmamıştı. Zamanını okuyarak, resim yaparak veya sadece odasında oturup “bir şeyler düşünerek” geçirmeyi yeğliyordu.

“Hayatım, nasıl şeyler?” diye sorardı Sherrie.

“Bir şeyler işte”, olurdu her zamanki yanıt. Sherrie kendisini kızının yaşamından soyutlanmış hissederdi. Annekız sohbetlerinin, “sadece biz kızlar” arasındaki konuşmaların, alışverişlerin hayalini kurardı. Ancak Amy’nin içinde bir yerlerde kimsenin buyur edilmediği gizli bir yeri vardı. Sherrie kızının yüreğindeki bu ulaşılmaz noktaya dokunmaya çekiniyordu.

Saat 19:00

Yemeğin yarısındayken, telefon çaldı. Yemek sırasında çalan telefonlara yanıt verecek bir telesekreter alsak hakikaten iyi olacak, diye düşündü Sherrie. Ailece bir araya gelebildiğimiz zamanlar o kadar ender ve değerli oldu ki artık. Sonra, sanki sırasını beklermiş gibi, bir başka düşünce geldi aklına. Belki de bana gereksinimi olan birisidir.

Her zamanki gibi, Sherrie kafasındaki ikinci sesi dinledi ve telefona yanıt vermek için masadan fırladı. Diğer uçtaki sesi tanıdığında yüreği ağırlaştı.

“Umarım bir şeye engel olmuyorum”, dedi Phyllis Renfrow, kilisedeki kadınlar kolu başkanı.

“Kesinlikle hiçbir şeye engel olmuyorsunuz”, diye Sherrie yine yalan söyledi.

“Sherrie, batmış durumdayım”, dedi Phyllis. “Toplantımızın etkinlikler koordinatörü Margie olacaktı, ancak vazgeçti. “Evde önceliği olan şeyler” gibi bir neden. Sen bir şekilde katılabilir misin?”

Toplantı. Sherrie kilise kadınlar kolu yıllık toplantısının bu hafta sonu olduğunu neredeyse unutmuştu. Aslında çocukları Walt’a bırakıp, iki gün boyunca muhteşem dağlık arazide gezinmeyi ve sadece kendisi ile başbaşa kalmayı düşlemişti. Gerçekte, yalnız kalma fikri ona planlanmış grup etkinliklerinden daha çekici geldi. Margie’nin etkinlikler koordinatörlüğü görevini üstlenmek, yalnız kalabileceği değerli zamandan vazgeçmek anlamına gelecekti. Yok, işe yaramayacaktı. Sherrie’nin yalnızca şöyle demesi gerekecekti...

Otomatik olarak, ikinci düşünce tarzı araya girdi. Tanrı’ya ve o kadınlara hizmet etmek ne büyük bir ayrıcalık, Sherrie! ömrünün ufak bir bölümünü feda ederek, bencilliğini bir kenara bırakarak, bazılarının yaşamlarında büyük değişiklikler meydana getirebilirsin. Tekrar düşün.

Sherrie tekrar düşünmek zorunda kalmadı. Bu tanıdık sese sorgusuz sualsiz yanıt vermeyi öğrenmişti; tıpkı annesinin, Phyllis’in ve belki de Tanrı’nın sesine yanıt verdiği gibç Her kime ait olursa olsun, ihmal edilemeyecek kadar güçlüydü. Alışkanlık galip geldi.

"Yardım etmek beni mutlu eder”, dedi Sherrie, Phyllis’e. “Sen yalnızca bana Margie’nin yaptıklarını gönder, ben onlar üzerinde çalışmaya devam ederim”.

Phyllis iç geçirdi, ferahladığı sesinden belliydi. “Sherrie, bunun bir fedakarlık olduğunun farkındayım. Ben de bunu gün içinde pek çok kez yapmak zorunda kalıyorum. Ancak gerçek dindarın yaşamı da zaten bu, öyle değil mi? Kendimizi diğerleri için hizmetçi kılmak”.

Sen öyle diyorsan, öyledir, diye düşündü Sherrie. Ancak yine de “baskın” tarafının ne zaman ortaya çıkacağını merak etmeden edemedi.

Saat 19:45

Akşam yemeği nihayet bitmişti, Sherrie Walt’ın, televizyondaki futbol maçının karşısına yerleşmesini seyretti. Todd telefona uzandı, arkadaşlarını oyuna davet etti. Amy fark edilmeksizin odasına süzüldü.

Tabaklar masanın üstünde kaldı. Aile bireyleri, toplamaya yardım etme alışkanlığını henüz pek edinmemişti. Ancak belki çocuklar bu iş için daha biraz ufaktı. Sherrie masadaki tabakları toplamaya başladı.

Saat 23:30

Yıllardır, Sherrie akşam yemeğinden sonra ortalığı toplar, çocukları zamanında yatırır, Jeff’in devrettiği projeyi de kolaylıkla tamamlardı. Yemekten sonra bir fincan kahve ve kriz anları ile bitirme tarihlerinin bir parçası olan adrenalin boşalması Sherrie’yi üretimde insan üstü başarılar için kalaylardı. Ona “Süper Sherrie” denmesi boşuna değildi!

Ancak bu, bugünlerde fark edilir biçimde zorlaşıyordu. Stres, eskisi gibi işe yaramıyordu. Düşüncelerini toplamada gittikçe daha çok zorlanmaya, günleri ve işlerin teslim tarihlerini daha çok unutmaya başlıyor, üstelik tüm bunlara fazla önem de vermiyordu.

Nasıl olsa, sadece azimle, görevlerinin pek çoğunu yerine getirmişti. Belki Jeff’in projesi nitelik yönünden biraz eksikti, ancak kendisini kötü hissedemeyecek kadar içerlemiş olduğunu hissediyordu. Ama Jeff’e olur demiştim gerçekten, diye düşündü Sherrie. Onun değil, benim kabahatim. Ona bunu benim üzerime bırakmasının adilce olmadığını neden yüzüne söyleyemedin sanki?

Şimdi buna zaman yok. Bu geceki esas görevine dönmeli: Walt ile konuşmaya.

Walt ile arkadaşlıkları ve evliliklerinin ilk zamanları hoştu. Onun ne yapacağını bilemediği zamanlarda, Walt kararlıydı. Kendisini güvensiz hissetse, Walt güçlüydü. Sherrie evliliğe katkıda bulunmadığından değil. Walt’ın duygusal bağlarının eksikliğini görmüş, ilişkideki sevgi ve sıcaklık eksikliğini tamamlama görevini kendi üzerine almıştı. Tanrı iyi bir takını yaratmış, derdi kendi kendine. Walt liderliği elinde tutuyor, ben de sevgiyi. Bu düşünce ona, incinmiş duygularını kocasının pek anlayamadığı zamanlarda, yalnızlığının üstesinden gelmesinde yardımcı olurdu. Ancak yıllar geçtikçe, Sherrie ilişkilerinde bir değişiklik fark etti. Önce belirsizce başladı, sonraları daha belirginleşti. Bir derdi olduğunda, kocasının alaycı bir ses tonuyla yanıt vermesinde bunu duyabiliyordu. Ondan daha çok destek beklediğini kendisine söylemeye çalıştığında, gözlerinin içindeki saygı eksikliğinde bunu görebiliyordu. Onun, işlerin yapılmasında kendi yöntemlerinin kullanılması konusundaki gittikçe artan ısrarcı taleplerinde bunu hissediyordu.

Ve sinirleri. Belki işin verdiği gerginlikti ya da çocuk sahibi olmanın. Her ne ise, Sherrie evlendiği adamın ağzından, o yaralayıcı, kötü sözlerin döküleceğini hiç tahmin etmemişti.

Öfkeye maruz kalması için fazla şey de gerekmiyordu yanık ekmek, banka hesabından fazla para çekmek veya arabaya benzin almayı unutmak bunlardan herhangi biri yeterli görünüyordu.

Tüm bunlar bir tek sonuca işaret etmekteydi: Eskiden öyle olmuşsa bile, evlilik artık bir takım oluşturmuyordu. Sherrie’nin yanlış bir konumda bulunduğu bir ebeveyn çocuk ilişkisiydi.

Önceleri kuruntu sandı. Kendi kendine, işte yine harika bir yaşantıya sahipken, sorun aramaya başlıyorum, dedi. Bu, bir süre daha durumu idare ederdi Waİt yeniden sinirleninceye kadar. O zaman acı ve üzüntüsü ona aklıyla kabullenmek istemediği gerçeği anlatırdı.

Sonunda Walt’ın denetleyici bir insan olduğunun farkına vardığında Sherrie, suçu kendinde aradı. Ben de öyle olurdum, bir sepet durumunda birisiyle yaşasaydım, diye düşündü. Bu kadar eleştirel ve öfkeli olmasının nedeni benim.

Bu sonuçlar, Sherrie’yi yıllardır uyguladığı bir çözüme yöneltmişti: “Walt’ın Öfkesini Sevgiyle Söndürmek”. Bu çare şöyleydi: Önce Sherrie, Walt’ın hislerini, vücut dilini ve konuşmasını izleyerek onun duygularını öğrendi. Onun nasıl bir ruh hali içinde olduğunu ve geç kalma, fikir ayrılığı, karısının öfkelenmesi gibi onu özellikle kızdıran, hassas olduğu şeyleri incelikle ayırt edebilir hale geldi. Sessiz ve uyumlu olduğu sürece, işler yolunda gidiyordu. Ancak onun tercihleri çirkin kafalarını kaldırdı mı, kafasının uçurulması tehlikesi ile karşı karşıya kalmış demekti.

Sherrie, Walt’ı okuyabilmeyi iyi ve çabuk öğrendi. Duygusal bir çizgiyi geçmekte olduğunu hissettiğinde, “Walt’ı Sevme”nin İkinci Bölümü’nü uygulamaya koyuyordu: Hemen geri adım atıyordu. Onun bakış açısına dönmek (aslında pek de değil), sessizce dilini tutmak veya açıkça “geçimsiz” olduğu için özür dilemek, bunların hepsi işe yarıyordu.

“Walt’ı Sevme”nin Üçüncü Bölümü, bir süre işe yaradı. Ancak barış hiçbir zaman kalıcı olmadı. “Walt’ın Öfkesini Sevgiyle Söndürme” deki sorun, Sherrie’nin Walt’ın öfke ve huysuzluk nöbetlerini yatıştırmaya çalışmaktan ölesiye bıkmış olmasıydı. Böylelikle, daha uzun süre kızgın kalıyor ve bu da onu kocasından daha uzun süre soyutluyordu.

Kocasına duyduğu sevgi yıpranıyordu. İşler ne kadar kötü giderse gitsin, onları Tanrı’nın bir araya getirdiğini ve sevginin bu zorlukları yenmede yardımcı olacağını hissederdi. Ancak son bir kaç yılda bu, sevgiden daha çok, bir taahhüt halini almıştı. Dürüst olduğunda, pek çok kez Walt’a karşı öfke ve korku dışında hiçbir şey hissetmediğini itiraf ediyordu.

Ve bu gece de bununla ilgiliydi. Bir şeylerin değişmesi gerekiyordu. Bir şekilde, ilk sevgi ateşlerini yeniden canlandırmaları gerekliydi.

Sherrie oturma odasına gitti. Televizyon ekranında geç saatler komedyenlerinden biri monologunu henüz bitirmişti. “Hayatım, konuşabilir miyiz?” diye sordu isteklice.

Yanıt yoktu. Yaklaştığında, nedenini anladı. Walt kanepede uyuya kalmıştı. Walt’ı uyandırmayı düşünürken, onun geçen defa “düşüncesiz” davrandığında söylediği iğneli sözleri hatırladı. Televizyonu ve ışıkları kapatarak boş yatak odasına girdi.

Saat 23:50

Yatağa yattığında Sherrie, hangisinin baskın olduğunu kestiremiyordu, yalnızlığı mı yoksa yorgunluğu mu. İlki olduğuna karar vererek, komodinden İncil’ini aldı ve Yeni Ahit bölümünü açtı.

“Ruhen fakir olanlar kutsanmıştır, çünkü cennet ülkesi onlarındır. Yas tutanlar kutsanmıştır, çünkü onlar teselli edilecektir. Uysal olanlar kutsanmıştır, çünkü dünya onlara miras kalacaktır”.

Ama Tanrım, ben zaten kendimi öyle hissediyorum! diye karşı çıktı Sherrie. Ruhen kendimi fakir hissediyorum. Yaşamını, evliliğim, çocuklarını için üzüntü duyuyorum. Nazik olmaya çalışıyorum, ancak her zaman kendimi çiğnenmiş hissediyorum. Vaatlerin nerede? Umutların nerede? Neredesin?

Sherrie karanlık odada bir yanıt bekledi. Gelmedi. Tek duyulan, yanaklarından süzülerek İncil’ine damlayan gözyaşlarının sessiz pıtırtısıydı.

Sorun Nedir?

Sherrie, yaşamını doğru biçimde sürdürmeye çalışmaktadır. Evliliği, çocukları, işi, ilişkileri ve Tanrı’sı ile iyi geçinmeye çalışmaktadır. Yine de bir şeyin yanlış olduğu açıktır. Yaşam doğru gitmemektedir. Sherrie büyük bir ruhsal ve duygusal acı içindedir.

Kadın veya erkek, hepimiz Sherrie’nin yaşadığı ikilemi görebiliriz soyutlanmışlığı, çaresizliği, kararsızlığı, suçluluğu. Ve, her şeyin ötesinde, yaşamının kendi denetiminde olmadığı duygusunu.

Sherrie’nin koşullarına yakından bakınız. Sherrie’nin yaşamının bazı bölümleri sizinkiyle büyük benzerlikler gösteriyor olabilir. Onun mücadelesini anlamak, sizinkine ışık tutabilir. Sherrie için çözüm olmayan bir kaç hususu hemen ayırt edebilirsiniz.

Önce, daha çok gayret etmek işe varamamaktadır. Sherrie başarılı bir yaşam sürmek için büyük enerji harcamaktadır. Tembel değildir. İkinci olarak, korktuğu için nazik olmak işe yaramamaktadır. Sherrie’nin insanları memnun etmeye yönelik çabaları, gereksinim duyduğu yakınlığı ona sağlamada bir çözüm olmamaktadır.

Üçüncü olarak, başkalarının sorumluluğunu üstlenmek işe varamamaktadır. Başkalarının duygu ve sorunlarını ele almada bir uzman olan Sherrie, kendi yaşamının iç karartıcı bir başarısızlık olduğunu düşünmektedir. Sherrie’nin verimsiz enerjisi, korku dolu nezaketi ve aşırı sorumluluk duygusu, ana soruna işaret etmektedir: Sherrie, kendi yaşamını sahiplenmede ciddi zorluklar çekmektedir.

Bizler belirli görevlerde sorumluluk almak üzere yaratıldık. Sorumluluk almanın veya sahip olmanın bir kısmı, görevinizin ne olduğunu ve ne olmadığını bilmektir. Kendilerinin olmayan sorumlulukları üstlenenler, eninde sonunda tükenir. Neyi yapmamız ve neyi yapmamamız gerektiğini bilmek için akıl gerekir. Her şeyi başarmamız olanaksızdır.

Sherrie neyin kendi sorumluluğu olduğunu ve neyin olmadığını anlamakta büyük güçlük çekmektedir. Doğrusunu yapmaya veya çelişkilerden kaçınmaya arzu duyarak, sonuçta kendisine ait olmayan sorunları üzerine almaktadır: Annesinin kronik yalnızlığı, amirinin sorumsuzluğu, arkadaşının sonu gelmez krizleri, kilise liderinin suçluluk taşıyan kendini feda etme mesajı ve kocasının olgun davranış sergileyememesi.

Sorunları burada bitmiyor. Sherrie’nin gerektiğinde hayır diyememesi, hem oğlunun mutluluk duygusunu erteleyebilmeye okulda doğal, kendisi gibi davranabilme yeteneğini önemli ölçüde etkilemiş, hem de kızının kendisini çekmesine yol açmış olabilir.

Yaşamlarımızdaki herhangi bir sorumluluk ve sahiplenme yanılgısı, bir sınırlar sorunudur. Tıpkı ev sahiplerinin arazilerinin çevresine fiziksel mülkiyet çizgileri çekmeleri gibi, bizim de yaşamımızda neyin bizim sorumluluğumuzda olduğunu ve neyin olmadığını ayırt etmemize yardımcı olacak zihinsel, fiziksel, duygusal ve ruhsal sınırlar belirlememiz gerekir. Sherrie’nin pek çok mücadelesinde gördüğümüz gibi, uygun zamanlarda uygun kişilerle uygun sınırlar belirleyememek, son derece yıkıcı olabilir.

Bu, günümüzde insanların karşılaşmakta olduğu en ciddi sorunlardan biridir. İçten, kendini adamış insanların pek çoğu, ne zaman sınırlar koymak gerektiği hakkında büyük zihinsel karışıklıklarla boğuşmaktadır. Sınırların belirsizliği ile karşılaştıklarında, anlamlı sorular ortaya atarlar:

Sınırlarımı belirlerken, sevecen bir insan olmayı sürdürebilir miyim?

Uygun sınırlar nelerdir?

Ya birisi benim sınırlarım yüzünden kızarsa veya incinirse?

Zamanımı, sevgimi, enerjimi veya paramı isteyen birine yanıtım ne olmalı?

Sınırlar belirlemeyi düşündüğümde neden kendimi suçlu veya korkmuş hissediyorum?

Sınırlar teslimiyetle ne şekilde ilintilidir?

Sınırlar bencil midir?

Kutsal kitapların bu hususlara sağladığı yanıtlar hakkında yanlış bilgilenme, sınırlar hakkında pek çok yanlış bilgiler edinilmesine yol açmıştır. Sadece bununla kalmamakta, depresyon, yoğun endişe, yeme bozuklukları, bağımlılıklar, tepki bozuklukları, suçluluk sorunları, panik, evlilik ve ilişki mücadeleleri gibi pek çok klinik psikolojik belirtinin (semptomun) kökeninde, sınırlar konusundaki çelişkiler yatmaktadır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült