Sevgi Hediyesini Etkin Yapmak

Kaja Silverman


Sevgi hediyesinin idealleştirmeyi, bu nedenle de benlikten uzakta özdeşleşmeyi içerdiğini artık saptadığımıza göre şimdi sevgi hediyesinin "etkin" olmasının tam olarak ne anlama gelebileceğini belirlemeye çalışalım. Yukarıda edilgin idealleştirmenin, kişinin ötekine öteki'nin özü olarak vermiş olduğu idealliği yanlış tanımasını içerdiğini iddia etmiştim. Dolayısıyla bu tözleştirmeye bir şekilde ket vuran, idealliğin sevilenin kendine özgü bir niteliğine dönüşmesini engelleyen sevgi hediyesinin de, kelimenin ilk anlamında "etkin" olması gerekir. "Etkin" kelimesinin üzerindeki bu pırıltı kelimeyi Lacan'ın kullanışında da mevcuttur.

Seminar VII, örnek teşkil edecek yüceltmenin öznede "boşluğun [emptiness] üretildiği sürecin sadece parçası değil, aynı zamanda boşluğu ima eden bir örgüt olduğunu söyler:

Yüceltmenin her biçiminde boşluk, belirleyicidir... Sanatın tamamı, belirli bir örgütleme usulüyle bu boşluğun etrafında nitelendirilir... Din, tüm biçimleriyle, bu boşluktan kaçınmaktan ibarettir...Yine de, dini ibadetlerin törensel şekli bu çerçeveye girse de...boşluk merkezde kalır ve yüceltme işte tam olarak bu yüzden işin içine girer.

Son derece talihsiz bir şekilde anatomiye başvuran Lacan, eski tarz sevgi söz konusu olduğunda boşluğun kadın cinsel organları alanına yazılmış olduğunun söylenebileceğini ileri sürer (s. 168169). Bununla birlikte Seminar V7/'ın başka bir yerinde, belirli bir yüceltme ediminin nasıl sadece boşluk üretmek için değil, aynı zamanda boşluğa işaret etmek için çalışabileceği hakkında çok daha ilginç bir açıklamada bulunur. Söz konusu pasajda Lacan, Şey statüsüne yükseltilen nesne hem Şey yerine geçmeli hem de kendisinin yalnızca ikame edici olduğuna işaret etmelidir, iddiasında bulunur; Şey'i "hem var [present] hem de yok' [absent]" kılmalıdır (s. 141). Bu suretle bizi, etkin sevgi hediyesi vasıtasıyla öznenin bir başkasına verdiği parlaklığın, ötekine muntazaman yapışmadığını ideal egoyu ya da ego-idealini aydınlatana benzemediğini,ödünç alınmış ve geçici bir niteliği alıkoyduğunu düşünmeye teşvik eder.

Lacan, sevilen öteki ile öznenin ona verdiği ideallik arasındaki aralığı, yüceltmeyle ilgili başlıca örneği olan eski tarz sevgi vasıtasıyla betimler. Eski tarz sevginin her şeyden önce kadını kültürün toplumsal olarak içine hapsettiği konumdan şaşırtıcı biçimde apayrı bir konuma koyduğunu gösterir. Böylece de perdenin normatif parametreleri dışında idealleştirme olanağına kasıtsızca işaret eder ki, bu noktaya daha sonra döneceğim. Lacan, eski tarz sevginin cinsiyetler arasındaki ilişkileri dönüşüme uğrattığını, ama bu yüceleştirmeden fayda sağlayan gerçek kadının fiziksel öz nitelikleri ile kadını yüceleştirmede kullandığı imgeler arasında tam bir eşleşme sağlamak için hiçbir girişimde bulunmadığını da ileri sürer:

(kadın,) kişiliksizleştirilmiş özelliklerle sunulur. Bunun sonucunda yazarlar, tüm şairlerin aynı kişiye hitap eder gibi göründüklerini belirtmişlerdir.

Kadın bedeninin bazen g'ra delgat e gen olarak tarif edildiği gerçeği bu, o dönemde tombulluğun cinsel cazibenin parçası olduğu anlamına gelir, e gen ise zarafeti gösterirsizi aldatmamalı, çünkü o her zaman böyle tarif edilir, (s. 149)

Tüm yüceltme biçimlerinin bu en mükemmeli aracılığıyla verilen ideallik yine ışıltılı bir ciltten çok ötekinin üzerindeki dökümlü bir toga gibi tarif edilir.36

* Yazarın vurgusu, (ç.n.)

Özne, klasik olarak ego-idealinin ya da onu ikame eden insanın ayaklarına kapanır ve ona içsel olarak yüceleştirilmiş bir şeymiş gibi tepki verir. Oysa etkin sevgi hediyesini birine vermek, onunla üretken bir ilişki içine girmeyi içerir. Stendhal'ın deyimiyle ötekini sadece "kristalleştirmek"37yani o ötekini ideallik pırlantalarıyla süslemek değil, bir de bunu bilerek ve bir an için bile olsa onun da eksikle işaretlenmiş bir özne olduğunu unutmadan yapmaktır. Dolayısıyla etkin sevgi hediyesi, hem ötekini benlik parametrelerinin ötesinde idealleştirmeyi hem de kişinin bunu nihai sonuçla ilgili kendi yaratıcı katılımını tam olarak anlayarak yapmasını içerir. Bu, idealliği vermektir, onu bulmak değil. Ayrıca Lacan Seminar'da, seven özne ötekinin "zayıflıklarını," "sapmalarını" ve "hatalarını" "büyük çapta kabul" edebilse bile, cömertliğinin "sekteye uğradığı bir nokta vardır, bu noktanın yeri sadece varlıkla ilişkili olarak saptanır: Sevilen varlık kendine ihanet etme konusunda çok ileri gidip kendini aldatmayı ısrarla sürdürdüğünde, sevgi artık takip edemez" (s. 276) dediğinde Lacan, böyle bir ilişkinin tabi kılma değil, cömertlik içerdiğini vurgular.

"Etkin" ve "edilgin" sıfatlan, Lacan'ın sevgi hediyesi hakkındaki dağınık sözlerinden çok, I. bölümde incelenen görüş alanıyla ilgili bambaşka bir anlamda da düşünülebilir. Seven özne kendini sevgi hediyesini verdiği ötekine tabi kılabileceği gibi, kültür perdesinin kısıtlayıcı emirlerine de tabi kılabilir. Bu ikinci bağımlılık belki de ilkinden daha da sorunludur. Diğer yandan "etkin" kelimesinin, kültür perdesinin ideal olarak dayattığına körü körüne ve istenç dışı bir şekilde uymayı değil, yozlaştırılmış imgelerle zoraki aynı hizaya gelmeye uzun süredir alışmış bedenleri pırıltılı bir ışıkla aydınlatan o idealleştirme sürecini en iyi şekilde nitelediği söylenebilir. Bu etkin idealleştirme süreci, eski tarzda seven erkeğin kadınını idealleştirdiğinde yaptığı gibi, sahiden "yeni" olan bir şeyi var edebilir.

36.      Seminar Vltöan bu pasajı alıntılamaktaki niyetim elbette sevilen öteki ile öznenin onu idealleştirmekte kullandığı imgeler arasına bir mesafe koymaya örnek teşkil edecek bir klişe önermek değil. Aksine, bana göre böyle bir strateji Seminar t da üzerinde durulan, ötekini kendi "tikelliği"yle sevme tasarısına tamamıyla zıttır.

37.      Lacan'ın sevgi hediyesi tanımı Stendhal'ın On Love, çev.: Vyvyan Beresford Holland, Grosset&Dunlap, New York, 1967 adlı kitabında özellikle de sevenin sevginesnesini idealleştirmesini tuzun kristalleşmesiyle karşılaştıran pasaja çok şey borçludur. Bu pasajda Stendhal şöyle yazar: "Salzburg'un tuz madenlerinde kışın yapraklarından ayırdığı bir dal, kullanılmaz durumdaki hafriyatın derinliklerine atılır; iki üç ay sonra geri çıkarıldığında parlak kristallerle kaplıdır: Bir serçenin tırnağından daha büyük olmayan minicik sürgünler bile ışıldayan, parıldayan sayısız pırlantayla süslenmiştir, öyle ki asıl dal artık tanınamaz" (s. 6).

Burada kısa bir ara vererek, etkin sevgi hediyesi ikinci şekilde de verilmediği sürece, biraz önce belirttiğim birinci şekilde verilmesinin çok zor olduğunu belirtmek istiyorum. Her kültür, hangi nesnelerin Şey statüsüne yükseltilebileceğini ayrıntılarıyla planlama, yani Lacan'ın Seminar VITda ifade ettiği şekliyle "das diriğ'in alanını imgesel şemalarla sömürgeleştirme" girişiminde bulunur. Dolayısıyla, objet a kendini özneye genellikle "tarihsel ve toplumsal açıdan özel biçimler" içinde takdim eder (s. 99). Ancak bir ideal, libidinal açıdan da onaylanana kadar cansız kalır. Böyle bir onaylamanın meydana geldiği libidinal süreç elbette idealleştirmedir.

Kültürel işleyişin psişik işleyiş tarafından onaylanması gerektiğindendir ki belirli bir toplumun merkezindeki değerlerin etrafında böylesine şiddetli bir mücadele olabilmektedir. Bu değerlerin sorgulanmasına ve hatta gerçeklikten uzaklaşmasına, diğerlerininse kendi yerlerinde olumlanmasına izin veren budur. Ancak, perde seviyesinde onaylanan bir nesne psişe seviyesinde de onaylandığında neredeyse karşı konulmaz bir gerçeklik etkisi yapar; hiç zahmetsiz, idealleştiren öznenin kendini tabi kılacağı, içsel olarak ideal ya da özünde ideal olan bir şey statüsü üstlenir. Aynı düzeyde bir kültürel meşruluğa sahip olmayan bir nesneyi libidinal olarak onayladığımızda ise sonuç çok farklıdır. Burada hasıl olan ideallik benzer bir doğallaştırılmaya meyilli değildir ve bu yüzden bir vasiyet tarzında ayakta tutulması daha kolay olabilir.

Etkin sevgi hediyesinin, Freud'un tarif ettiğine sevilen ötekinin ego idealinin yerini aldığı modele alternatif bir romantik tutku modelinden fazlasını temsil ettiği sanırım artık açıktır. En başta, özdeşleşmenin, ki bu psişik işleyiş olmazsa ne özne, ne dünya ne de ötekiyle bir ilişki mümkün olur, Lacan'ın efendi/köle ilişkisiyle ilişkilendirdiği libidinal ekonominin dışında nasıl çalışabileceğini anlatmaktadır. Diğer bir deyişle özdeşleşmenin, hem kendi ile aynılığın zaferiyle sonuçlanmayacak hem de dışsal, ama öze indirgenmiş bir ideale korkakça boyun eğmeyecek şekilde nasıl işleyebileceğinin bir anlatımıdır. Burada saptanmış olduğu gibi etkin sevgi hediyesi, perdenin katı emirleri dışında nasıl idealleştirebileceğimizi; bize nefret etmemiz ve reddetmemiz öğretilmiş olan bedenlerle kendimizi olumlu bir özdeşleşme ilişkisi içine nasıl koyabileceğimizi kavramlaştırmanın temelini de sağlar.

Ama kişi etkin sevgi hediyesini tam olarak nasıl verir? Lacan bu konuda pek de yardımcı olmaz; aslında, kesinlikle yanlış yönlendirdiğini söyleyecek kadar ileri gidebilirim. Bazen bu psişik işlemden sanki gönüllü olarak gerçekleştirilebilirmiş gibi, sanki idealleştirme bilinçli ve istençli bir şekilde "idare edilebilir"miş gibi bahseder. Bazense imgenin bir gösteren olarak ön plana çıkmasını gerektiren bu yüceltmenin tamamen bilinçsiz bir şekilde gerçekleştirilebileceğini ileri sürer gibidir. Bana her iki varsayım da yanlış geliyor.

İlk olarak idealleştirme, hükmedebileceğimiz bir şey değildir. Bilinçdışının derinliklerine uzanan bir etkinliktir ve bilinçli şekilde manda edilemez. İkinci olarak, sevgi hediyesi bilinçdışı seviyede etkin şekilde verilemez çünkü hiçbir bilinçdışı idealleştirme edimi, kendini bir Belehnung, bir yatırım yapma, kılığında yazmaya muktedir değildir; bilinçaltı her zaman, temsillere şey ve teferruatlara da öz muamelesi yaparak tözleştirir. Sevgi hediyesinde "etkin"lik yalnız bilinç seviyesinde meydana gelebilir çünkü aksi halde imgeselin sisi içinde saklı kalacak şeye epistemolojik erişim gerektirir: Yani öznenin, eğer gözünü bir şey kamaştırırsa bunun nedeninin onu kendisinin göz kamaştırıcı kılması olduğu bilgisine ulaşmasını. Ve Freud'un Ben ve İd'de ileri sürdüğü gibi, "Bütün bildiklerimiz kaçınılmaz bir biçimde bilince bağlıdır."38

38. Sigmund Freud, The Ego and The İd, The Standard Edition, c.19. [Sigmund Freud, Haz İlkesinin Ötesinde, Ben ve İd, çev.: Ali Babaoğlu, Metis Yayınları, 2001, s. 81.]

Dolayısıyla "etkin" sıfatının, sevgi hediyesini bireysel insan öznelliğinin etki alanı içinde sadece Nachtranglichkeit, ya da ertelenmiş eylem mantığına göre nitelediği anlaşılabilir. Bu hediyeyi etkin şekilde veremeyiz, ama verdikten sonra onunla etkin bir ilişki içine girebiliriz; diğer bir deyişle, bilinçsizce idealleştirdiğimiz şeyle ilgili olarak üretkenliğimizi bilinçli şekilde olumlayabiliriz ve bu suretle tözleştirmeyi uykuda değilse bile uyanıkken tersine çevirebiliriz. Bu, sonlu bir eylemlilik nosyonudur, ama belirli bir öznenin kişilerarası ilişkiler alanının bütünü içinde yankılanması sağlanabilir.

Hiçbir şekilde bu etik tasarının önemini olduğundan az göstermek istemiyorum ancak bu tasanda sevgi hediyesinin yukarıda sayılan anlamlardan sadece birinde "etkin" olduğu açık olsa gerek. Sevgi hediyesi ikinci ve nihayet daha radikal bir anlamda nasıl etkin olabilir? Yani kültür tarafından "ideal" olduğuna hükmedilenin dar hudutları dışında kalanları sadece bilinçli değil bilinçdışı şekilde de idealleştirmeyi nasıl öğrenebiliriz? Kültürün değersizleştirdiği bedenlere imgesel bir parlaklık verebilmek için psişemizin en derinlerine nasıl inebiliriz?

Bilinçdışı idealleştirmenin normatif doğasını vurguluyorum, çünkü ne yazık ki özne daha çok kültür tarafından değeri yükseltilenleri libidinal olarak olumlar. Daha önce de vurguladığım gibi belirli bir toplum tarafından tekrar tekrar "ideal" olarak temsil edilen nesneler, neredeyse karşı konulmaz bir çekim uygulayabilir. Bu yüzden benim talep ettiğim tasan yalnızca etik bir tasarı olmanın sınırlarını ister istemez aşar; kültürümüzün das Ding'i "sömürgeleştirdiği" etki alanına siyasi bir müdahale gerektirir. Ama bu alan neresidir?

Lacan, özneyi bazı cismani parametreleri ötekilerden daha çok idealleştirmeye teşvik edenin metinsel üretim, özellikle metinsel üretimin görsel ya da "imgesel biçimler"i olduğunu iddia eder. Seminar Virda, bazı bedenlerin libidinal olumlamamıza ötekilerden daha fazla layıkmış gibi görünmesinin sebebinin "sanatçılar, zanaatçılar, kıyafet ve şapka tasarımcıları ve genel olarak imgesel biçimler yaratanlar" tarafından üretilen fanteziler olduğunu söyler (s. 99). İçinde bulunduğumuz 1995 yılında kültürel perdemizin başlıca katılımcıları olarak sinema, televizyon ve fotoğrafçılığı saymaya daha yatkın olsak da, çoğumuz bu formülasyonun mantığının her şeyi kapsadığından şüphe etmeyecektir. Çıkarmaya teşvik edildiğimiz sonucun basitliği hayret vericidir: Eğer özne belli bedensel parametreleri idealleştirmeye metinsel üretim vasıtasıyla, özellikle de görsel ya da imgesel metin biçimleriyle teşvik ediliyorsa, yeni özdeşleşme koordinatlarından faydalanma imkanına sahip olmasının tek yolu, alternatif imge ve kelimelerin yaratılması ve tedavüle çıkarılmasıdır.

Sonuç olarak ileri sürmek isterim ki sevgi hediyesinin belirttiğim tüm şekillerde etkin olabilmesi sadece sürekli bir metinsel müdahale sonucunda sağlanabilir. Aklımdaki metinsel müdahale, kültür perdesinin karanlık köşelerini "aydınlatabilecek" ve böylelikle de, aksi halde korkarak ve hor görerek reddedeceğimiz bedenlerle hem bilinçli hem de bilinçdışı şekilde özdeşleşmemizi mümkün kılacak bir müdahaledir. Bu aynı zamanda, ideal imge "olmak" için o koordinatları kendimizinkilere uydurma girişimimize de ket vuracaktır. Nihayet, hem aydınlatılmış imgenin tamamen geçici doğası hem de ışığı açma ve kapatma yeteneğimiz konusunda bizi daha bilinçli hale getirecektir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült