Kişisel Gelişim

 

Öğrenilmiş Çaresizlik

Bahri Durabay


Çocuklarımızın ellerine vuruyoruz, "sen yapamazsın" diye. Bir zamanlar bizim de ellerimize vurulduğu gibi. "Sus sen bilmezsin" diyoruz, bizim de bir zamanlar bilmezliğimize hükmedildiği gibi. "Sen anlamazsın" diyoruz, bizim de anlamazlığımızın yüzümüze vurulduğu gibi.

Sonrasında toplum başlıyor denetlemeye. "Aykırı gitme ezilirsin" deniliyor, bize de dendiği gibi. Biz de ezilmemek için hep uyum halinde oluyoruz, bu uyum bizi silikleştirse bile.

"Eski köye yeni adet çıkarma" denildi, biz tüm yeni adetlerin keşfini başkalarına bıraktık. Bıraktık ama o başkalarının yeni adetlerini eski köyümüzde kullanmaktan da hiç geri kalmadık.

"Sus küçüğündü, söz büyüğün." "Büyüklerimiz daha iyi bilirdi" hep. Hep sustuk ve bizden büyükler veya büyük zannettiklerimiz konuştu. Konuştu konuştu da bu arada susa susa konuşmayı unuttuk. Bir gün bir söz söylememiz gerekti, bir gün kendimizi, hakkımızı ifade etmemiz gerekti, ama biz yapamadık. Yine sustuk. "Söz gümüş ise sükût altındı" ama biz gümüşü dahi göremedik. Her nedense biz susarak altına taliptik ama yine de altını konuşanlar götürdü.

Toplumda top yekûn bir çaresizlik öğretme kampanyası var sanki. Daha iyi bildiğini zannedenler geriden gelenlerin ne düşündüklerine bakmadan, ilgilenmeden dayatıyorlar ve bu dayatma bize "öğrenilmiş çaresizlik" olarak dönüyor.

Bunları bu gün biz de yapıyoruz, dün hep bizlere yapıldığı gibi. Artık hareketlerimiz zamanla kısıtlanır hale geliyor ve en ufak, meşru ama sanki çizgi dışında gibi görünen hareketlerden bile korkar, yapamaz hale geliyoruz.

Hayvanat bahçelerinde fillere rastlamışsınızdır sanırım. Kocaman fil ve ayağında bağlı ona göre incecik bir ip. Ayağını biraz hızlı çekiverse koparır atar. Ama o nedense o ipi koparamaz. Çünkü ayağını o kadar hızlı çekmez. Daha küçük bir yavru iken ayağına bağlanan o ipi yavru haliyle koparamadığı için yıllarca buna alışır. O ipi koparamayacağına dair bir inanç gelişir ve kocaman cüssesine rağmen onu yapamaz.

Yine size yapılmış iki çalışmadan bahsetmek istiyorum. Bunlardan biri köpek balığı, diğeri ise pirelerle ilgili. Bir akvaryum yaptırılır ve içine bir tane köpek balığı konur. Aç bırakılan bu köpek balığının bulunduğu akvaryum bir cam bölmeyle ikiye ayrılır. Bölmenin boş olanına küçük ama köpek balığının ağzına layık balıklar konur. Zaten aç olan köpek balığı onları yemek için hamle yapar ama aradaki cam bölmeye çarpar. Birçok defalar denemesine rağmen hep çarpar ve yiyemez. Sonunda vazgeçer. Yiyemeyeceğini düşünür, öyle inanır. Aslında çaresizliği, acizliği öğrenmiştir. Sonra o bölme kaldırılır ama köpek balığı, altında, üstünde, sağında solunda dolaşan bu küçük balıklara hiç dokunmaz. Zira artık çaresizdir. Daha doğrusu o öyle inanmaktadır. Bu inanç onu açlıktan ölüme kadar götürür.

Yine bir başka çalışma pireler üzerinedir. Pireleri alırlar bir kavanoza koyarlar. Pireler normalde iki metre kadar zıplayabilmektedir. Kavanozun altı hafif ısıtılmaya başlanır. Pireler zıplamaya başlarlar. Ama her seferinde kavanozun kapağına çarpıp geri düşerler. Uzun süren bu gayretten sonra kavanozun kapağı açılarak yine alttan ısı verilir. Artık kapak açık olmasına rağmen pireler ancak kapağa kadar sıçrayabilmektedirler. Onlar da öğrenir çaresizliği.

Lütfen çevremize bir bakalım ve bize nelerin böyle öğretildiğini görelim. Tabii ki kimseyi toplumuna ters düşmeye, ahlak değerlerini göz ardı etmeye, usulsüz hareket etmeye davet etmiyoruz. Meşru ama kaçındığımız o kadar çok şeyler var ki sadece onları görelim. Zira hem bizim, hem toplumumuzun geleceğe dokunmak adına buna ihtiyacı var.

Geceleri kitap okurken annem bu kadar okuma bu kitap öldürecek seni dedi ama ben o kitaplarda can buldum.

Doğru bildiğini savunmanın neresi yanlış dedim ve muhatabımın gözlerinin içine bakarak doğruyu ve hakkımı konuştum, kimliğimi buldum.

Teamüle göre değil gelişen ve değişen insanlığı hedefledim ona göre çalıştım, ona göre ürettim huzur buldum.

Yeninin derdini eski formüller çözmeyebilir. Bazı konuları zamanın durumuna göre ama tabii ki özden ayrılmadan yorumlamak gerekebilir. Bu durumda kabuğumuzu kırmak ve farklı olmak, belki bazen sıra dışı düşünmek ama her zaman görünen ve bilinen düz mantığın esiri olmamak gerekir.

Geleceğe uçmak ve ona dokunmak için dışımıza ördüğümüz veya örülen kozayı yırtmak gerekir. Bunun için kendi donanımımız, kendi kaynaklarımız kesinlikle dikkate alınmalıdır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült