Öfke Kontrolü Kızgınlığın Yönetimi

Prof. Dr. İlkay Kasatura


Bilişsel kontrol

Öfkeli olduğumuzda düşüncemiz gerçekleri yansıtmaktan çok o andaki duygularımızı ortaya koymaktadır. Duygular da kendi bakış açınızdan gerçeği çoğu kez abartılmış veya kendinize göre yorumlamaktan başka bir şey değildir. Öfkelendiğinizi hissettiğinizde, mantığınızı kullanmaya çalışın. Mantığınız daha gerçekçi bir yorum yapabilmenize yardımcı olacak, sizi dengesiz ve saldırgan bir şekilde davranmaktan koruyacaktır. Öfkenin hiçbir şeyi çözemeyeceğini gösterecek, öfkenin altında yatan nedenleri görmenize yardımcı olacaktır.

 

Öfkenin altında yatan neden

Elde etmek istediklerini elde edememek, ulaşılmak istenilen amaçlarda bir engellemeyle karşılaşmak, hayal kırıklığına uğramak her insanı üzer. Ancak istekleri karşılanmayan kişiler öfkelenmek yerine, hangi faktörlerin, hangi kişilerin ve hangi davranışların etken olduğunu düşünmeyi bilirlerse, çözüm kendiliğinden ortaya çıkabilir. Üzüldüğünüz için, hayal kırıklığına uğradığınız için, isteklerimiz karşılanmadığı için duyduğumuz öfke ve saldırgan davranışlar, üzüntüyü engellemediği gibi daha büyük üzüntüler ortaya çıkarır.

Öfkenizi fark etmek yeterli değildir, öfkenizi ifade ediş biçiminiz üzerinde bilinçlenmek gerekir

Yaşadığımız çevre, eğitiliş biçimimiz ve kişilik yapımız, öfkemizi ifade ediş biçimimize sınırlar koymaktadır. Belli bir düzeyde öfke, bireyin kendisini savunabilmesi ve savaşması için gerekli olan tepkilerin ortaya çıkmasını sağlar. Ancak bu tepkiyi uygun bir dozda, uygun bir zamanlamayla doğru kişilere verebilmek, bireyin heyecansal olgunluk kazanmış olmasıyla orantılıdır.

Aşağıda rahatsızlığı için acilen hastaneye başvuran bir öğretmen hanımın yazdıklarına bakalım:

"Önceki hafta gece sabaha karşı iki ile üç arası bir sancıyla uyandım. Çok fazla önemsemedim, çünkü gaz sancısıdır, diye düşündüm ama çok şiddetli bir ağrıydı. Sabah uyandığımda ise tüm iç organlarım ağrıyor ve tam olarak doğrulamıyordum. Derste bir ara gülerken sağ omzuma doğru bir ağrı hissettim. Her gülüşümde ya da kendimi zorlayışımda ağrı devam ediyordu. Sağlık ocağına gittim ve oradaki doktor, acile gitmem gerektiğini, kendisinin herhangi bir müdahalede bulunamayacağını ve safra kesesinden şüphelendiğini söyledi.

"Devlet hastanesinin aciline gittim. Diğer binaya gönderdiler. Dahiliyeye gittim aşağı inip numaramı almamı söylediler. Aşağıdan acile gitmen gerek dediler. Ben artık patladım. Orada bağırmaya başladım. Bu ne biçim hastane filan diye bağırıyordum. Başhekimin odasını sordum. Buna tam dışarı çıkmak üzereyken karar verdim. İkinci katta olduğunu söylediler. Nefes nefese ikinci kata çıktım. Bir yandan da sakin olmaya, ağlamamaya çalışıyordum. Önüme önce müdürün odası çıktı ve kapıda bekledim. Sonra beni içeri aldılar. Ayaküstü yüksek bir ses tonuyla hastaneyi eleştirmeyi', şikayet etmeye başladım. Müdür bu arada, 'Şikayetiniz nedir?

Buyrun,’ dedi. Neye uğradığını şaşırmıştı. Artık asla burada muayene olamayacağımı söyledim ve çıktım. Hala nefes nefeseydim.

"Şu an başhekime gitmemin doğru olduğunu düşünüyorum. Öfkelenmiştim ve öfkemin sebebi sadece benim durumum dolayısıyla değildi. Çünkü ben çok acil bir durumda değildim ama bu şekilde acil bir hastaya davranıldığını düşündükçe hala öfkeleniyorum. Sonra sırada bekleyip, 'Saat 15.00 oldu, muayene bitmiştir,’ diye geri çevrilenleri düşünüp yine öfkeleniyorum..."

Öğretmen hanım, acil olarak ve üstelik yanında hiç kimse olmadan bir yardım arayışına girdiğinde "yardım" geciktiriliyor ve gerçekten acil bir durumun gerektirdikleriyle hiç bağdaşmıyor. O kadar öfkeleniyor ki, başhekimin odasına girdiğinde sadece hastaneyi eleştiriyor ve burada muayene olmayacağını söyleyerek, nefes nefese çıkıyor. Daha sonra olayı değerlendirdiğinde bekleyip bekleyip de, "Saat 15.00 oldu muayene bitmiştir," diye geri çevrilenleri düşünüp yine öfkeleniyor.

Bu haklı öfke ile kendisini ifade edebilmiş midir? Hayır! Başhekimin odasına gittiğinde, kendisini ifade edememiş, sadece bundan böyle orada muayene olmayacağım öfkeyle bağırarak söylemiş ve çıkmıştır. Daha sonra, üzüntü ve öfkelerini ifade edemeyen diğer hastalar için de üzülmeye ve yaşadıkları koşullara öfke duymaya devam etmiştir. Kendi kendine öfkelenmesi öfkeden kurtulmak ya da öfkesine neden olan koşulları ortadan kaldırmak için kendisine yardımcı olabilecek midir? Hayır! Görevini yaptığına inanabilmesi için, bu koşullarda yapması gereken, öfkelenerek o ortamdan uzaklaşmak değil, o ortamı değiştirebilmek için, yazılı bir şikayeti ilgililere ulaştırmak olmalıydı. Belki böylesi bir davranış ilgilileri bu konuda düşündürecek, hiç tepki göstermeden kendi kendine üzülen ve öfkelenen bir kalabalığa da yol gösterici olacaktı. 


 

Zamanlamanın önemi

Yorgun bir kişiyle önemli bir konuyu tartışmak istiyorsanız, tartışmanızın iç açıcı bir şekilde gelişmeyeceğini önceden kabul etmelisiniz. Karşınızdaki kişinin sizi kabul edebileceği ve konuşmaya hazır olabileceği bir saati seçmeye çalışmanız, elde edebilecekleriniz açısından daha verimli olacaktır. Örneğin bütün gün işinde yorulup trafikle boğuşarak eve dönmüş bir anne baba için içeri girer girmez çocukların veya diğer eşin ihtiyaçlarını sıralaması, isteklerini iletmesi için uygun bir zaman değildir. Aynı şekilde yorgun bir şekilde ve stres içinde eve dönen aile bireyi de bu ruh halinden ailesini haberdar etmeli, "Bana yarım saat hiçbir şey söylemeyin. Önce kendime gelmeliyim," demelidir. Kişiler gergin oldukları zamanların ayırımını yapabiliyorlarsa, gerginliğin yol açabileceği sonuçlardan kaçmaları daha kolaydır.

Zamanlamayı konuya göre yapmak

Birçoğumuz yapmamız gereken işlerin zamanlamasında gecikir, sonra da sorumlu tuttuğumuz kişilere öfke duyarız. Oysa mantıklı düşünebildiğimiz zaman, sorumluluk payından büyük bir bölümün bize ait olduğu ortaya çıkar. Master yapmaya çalışan ancak master programı için gereken devamlılığı da öğretmenlik yaptığı için sağlayamayan bir öğrenci duygularını şöyle ifade ediyor:

"Geçen hafta pazartesi, seçmeli bir ders olarak almak istediğim istatistik dersinin hocasıyla görüşmek üzere, odasına gittim. Derse gittiğini öğrendim. Geçen dönemin programına göre pazartesi öğleden sonraları bizim dersimiz vardı. Demek ki bu dönem o saatleri doluydu.

"Daha sonraki gün yine aradım ve bulamadım. Çarşamba günü saat 22.00’de evine telefonla ulaşabildim. Ders programında bu dersin pazartesi öğleden önce konulmuş olduğunu söyledi. Ancak aynı saatte, öğretmenlik yaptığım okulda dersim vardı. Başka uygun bir güne alıp alamayacağımızı sordum. 'Hangi güne mesela?’ dedi. Çarşamba sabah 10.00’un bana uygun olduğunu söyledim. Lisans öğrencilerinin aynı günde dersi olduğunu söyledi. Bu dersin devam gerektiren bir ders olduğunu, şimdiye kadar nerede olduğumu sordu. Birkaç kere geldiğimi, hatta bayramdan önce de geldiğimi ve kendisini bulamadığımı söyledim. 'Ama iki hafta geçti bayramdan sonra derslerin başlaması gerekiyordu. Nasıl yapacağız?’ dedi. 'Bugün çarşamba ve saat 10.00’u geçiyor,’ dedi. Tabii bunları söylerken ki ses tonu suçlar tarzdaydı. Haklı olduğunu ancak bugün 23 Nisan dolayısıyla çalışmaların olduğunu, gelemeyeceğimi söyledim. Bir sessizlik oldu ve telefonu kapattı. Hiç beklemediğim bir davranıştı, çok şaşırmıştım. Aslında kapatmış olduğunu anlamış olduğum halde yine aradım. "'Telefon kapandı galiba,’ dedim. Sert bir ses tonuyla, 'Benden daha ne istiyorsunuz,’ dedi, yine çok şaşırdım ve bir şey istemediğimi söyledim. 'Tamam,’ dedim. Yine telefonu kapattı. Bu olaydan sonra kendime çok kızdım. Ağlamaya başladım. Sürekli olarak bu tür şeylerle karşılaşıyordum ve bunları çekmek zorunda olmadığımı düşündüm. Masterı bırakmaya karar verdim. Çok da kararlıydım. Ayrıca bıraktığımda bana kalacak zamanı düşünerek, bir yandan da kendimi avutuyordum. Çünkü zaten işim çok yoğundu. Üstüne bir de master dersleri eklenince, çok fazla yoruluyordum. Yani kendimi haklı çıkaracak birçok sebep çıkarıyordum.

"Daha sonra konuştuğum birçok insan bunun 'pire için yorgan yakmak’ olduğunu söyledi ve bu kadar zaman ve emeğimin boşa gideceğini düşündüm ve yine direnmeye karar verdim. Oysa o olaydan sonra çok kararlı olduğumu sanıyordum."

Öfkeli insanların ortak özelliği, kendilerinde öfkelenmek için hak görmeleridir. Herkesin kabul edilmeye, onaylanmaya, isteklerinin yerine getirilmesine ihtiyacı vardır. Ancak elde edilemeyen şeylere öfke duymak yerine, neden elde edemediğimizi düşünmek, düşüncelerimizi yeniden yapılandırmak, beklentilerimizin gerçekliliği konusunda bize yol gösterecektir."

Sömestre başladıktan iki hafta sonra seçmeli istatistik dersine girmek isteyen master öğrencisi söz konusu dersin yapıldığı pazartesi günü çalıştığı için, bu dersin çarşamba gününe alınmasını istemiş, dersin öğretim üyesi de diğer öğrencilere de uyan ve iki haftadır yapılmakta olan bir dersin gününü, değiştirmek istememiş, "İki haftadır neredeydin?" diye sormuş.

Şimdi burada düşünecek olursak, acaba master öğrencisi isteği yerine getirilmedi diye öfkelenmekte haklı mıdır? İki haftalık gecikme olmadan sömester başında fırsat yaratarak gelebilse veya şimdi telefon etmek yerine iki hafta önce dersler başlamadan, isteğini iletse, dersin öğretim üyesi bu isteği dikkate alarak diğer öğrencilerle de uzlaşabilecek bir program yapabilirdi.

Ayrıca bu kadar gecikmeye rağmen, derslerde gün değişikliği istemek, telefonla gerçekleşebilir mi? Öğrenci telefonda isteğini belirtmek yerine hocasıyla yüz yüze görüşebilseydi daha uygun bir çözüm bulunamaz mıydı? Burada öğrencinin koşullara, kendisine ve hocaya duyduğu öfke masterı bırakmak gibi daha kötü bir sonuca ulaşabilirdi. İyi ki arkadaşları kendisini uyarmışlar ve mastera devam etmesini sağlamışlardı. Ancak master eğitiminde devam (o dersi bırakarak başka derslere devama) kararı vermesine rağmen haksızlığını kabul etmemiş olması ve karşı tarafı suçlaması, öfkesini bastırdığını göstermektedir ki, bastırılmış öfke bir süre sonra psikosomatik bazı belirtiler ya da hostil (düşmansı) bir kişilik ortaya koyabilir.

 

Öfkeyi biriktirmemek

Hepimizin karşılaşmaktan memnun olmayacağımız davranışlar vardır: üst komşumuzun sürekli gürültü yapması, ev arkadaşınızın sürekli dağınıklığı, kalabalık arkadaş gruplarını davet etmesi, bir türlü dinlenme olanağım yakalayamamak gibi. Başlangıçta bu davranışları önemsemiyor gibi bir tavır takınırsak, karşımızdakiler de tepki verilmediği için farkına varmadan davranışlarını tekrarlama yoluna gidebilirler. Bizi rahatsız eden davranışların tekrarı ise, öfkemizi biriktirmemize neden olduğu için, büyük öfke patlamalarına yol açar. Başlangıçta küçük bir uyarıyla halledilebilecek bir sorun büyük bir olaya dönüşebilir.

Uyarıya rağmen karşı tarafın davranışları, rahatsızlık vermeye devam ediyorsa:

Aynı evi paylaşan birkaç öğrenci düşünelim. Aralarında ev işleriyle ilgili bir işbölümü yaptıklarım, ancak birisinin kendisine düşen görevleri yerine getirmediğini, bu durumda da diğer iki arkadaşın sinirlendiğini farz edelim. Birisi yemekleri yapıyor diğeri alışveriş ve bulaşık işlerini üstleniyorsa üçüncü arkadaşın da ortalığı toplamaması ve ev işleriyle ilgili bir sorumluluk almaması, iki arkadaşı ister istemez kızdıracaktır. Onun sorumluluğunu da üstlenmek istemediklerini, dağınıklığını toplamaya çalışırken zaman kaybetmek istemediklerini anlatacaklardır. Ancak tekrarlanan uyarılara rağmen üçüncü arkadaş sorumsuzca davranmaya devam ediyorsa, bu iki arkadaş kendilerine daha çok sorumluluk sahibi bir üçüncü arkadaş bularak sorumsuz davrananı dışlayabilirler.

Komşunun gece 24.00’ten sonra da çok gürültü yaptığını ve rahatsız olduğumuzu düşünelim. Rahatsız olduğumuzu daha ilk seferde ifade etmezsek, gürültünün bizden duyulmadığını rahatsız olmadığımızı düşünerek, davranışlarım tekrarlamakta haklı olabilirler. Ancak dostça bir tavırla, belli bir saatten sonra gürültü ve yüksek sesle dinledikleri müziğin bizi rahatsız ettiğini, uyuyamadığımızı açıklarsak, büyük bir olasılıkla komşumuz bu uyarıyı dikkate alacaktır. İyimser düşüncelerin tutmadığı, rahatsız edici ortam uyarılara rağmen devam ediyorsa bu iş yöneticiye havale edilebilir. Veya yasal yollara başvurulabilir. İnsanların büyük öfke patlamaları ya da fiziki güçle sorunlarını çözmeye çalışmaları bir çözüm değildir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült