Kişisel Gelişim

 

Niçin Öğrenmeyi Öğrenmeliyiz?

Mümin Sekman


Bir Amerikalı işadamı ile Japon meslektaşı orman içerisindeki bir otelde düzenlenen 'Etkin Yönetim Teknikleri' seminerinin arasında ormanda dolaşıyorlardı. Duydukları vahşi bir sesle her ikisi de irkildi. Dönüp arkalarına baktıklarında aç bir aslanın üzerlerine doğru koşmaya başladığını gördüler. Her ikisi de hızla oradan kaçmaya başladı. Kaçarken Japon aniden durdu ve yere oturarak çantasından bir şeyler çıkarmaya başladı. Bu sırada Amerikalı yaklaşık 20 metre kadar fark yapmıştı. Japon un ne yaptığını merak eden Amerikalı geriye dönüp baktığında gözlerine inanamadı. Japon işadamı, aç aslanın hızla üzerine yaklaşmasına rağmen, çantasından spor ayakkabılarını çıkarıp giyiyordu. Amerikalı 'O spor ayakkabılarını giyerek aç bir aslandan daha hızlı koşabileceğini mi sanıyorsun?' diye bağırarak kaçmaya devam etti. Spor ayakkabılarını giymeyi tamamlayan Japon ok gibi yerinden fırlayarak Amerikalıyı önce yakaladı, sonra da geçti. Amerikalı iş ayakkabılarıyla koşarken Japon spor ayakkabılarıyla koştuğu için Amerikalıya fark atmaya başlamıştı. Amerikalının gerilerde kaldığını ve aslana yem olmak üzere olduğunu gören Japon Amerikalıya cevabını verdi 'Evet ben bu spor ayakkabılarımla aç bir aslandan daha hızlı koşamayabilirim ama senden daha hızlı koşarım.'

Bu öykünün bize mesajı nedir? Bundan ne gibi dersler çıkarabiliriz? Çıkarılabilecek derslerden birincisi 'asla bir Japon'a güvenerek tehlikeli ormanlarda dolaşma!'. İkincisi kritik anlarda yapıları kritik 'yatırım gibi davranışlar' uzun vadede çok büyük etkiler oluşturur. Üçüncüsü ise olumlu yöndeki fark (avantaj) farklılığı yaratır. Önde olmak için önce bizi öne geçirecek farklara sahip olmamız gerekir.

Bir seminerimde üniversite adayı olduğunu söyleyen katılımcı 'Bütün arkadaşlarım Tarih, Türkçe, Matematik çalışırken benim burada öğrenmeyi öğrenme seminerine katılmam ne kadar doğru?' diye sordu. Ona yukarıdaki hikayeyi anlattıktan sonra 'Emin ol, doğru olanı yapıyorsun. Rakiplerin Tarih, Türkçe, Matematik çalışırken sen öğrenmeyi öğreniyorsun. Bir fark yaratıyorsun. Öğrenmeyi öğrenme sınav maratonunda spor ayakkabılarını giyerek koşmak gibidir' dedim. Şimdi bu genç istediği bölümde okuyor.

Rakiplerinizin ders çalıştığı ya da çalışmaya çalıştığı şu zamanda siz başarılı öğrenmenin stratejileriyle ilgileniyorsunuz. Siz taşı doğru yere, havuzun ortasına atıyorsunuz. Rakipleriniz sizden daha büyük taş atsa da taşı suyun kenarına attığı için istediği büyüklükte halka oluşturamayacaktır. İşte öğrenmeyi öğrenmenizin bir nedeni de bu; gerçek bir avantaj sahibi olmak.

Bilinçli öğrenebilmek için...

Sizce sınav birincilerinin her sene değişmesine rağmen TV spikerlerinin sorduğu 'Başarınızın sırrı neydi?' sorusuna hep 'Çok değil bilinçli ve planlı çalışmak' cevabının verilmesi bir tesadüf mü? Öğrenmeyi öğrenme ile ilgilenmenizin ikinci önemi işte budur: neyi, niçin, nasıl yapmanız gerektiğinin sizlere anlatmak. Önemli olan ne kadar çok çalıştığınızdan daha çok nasıl çalıştığımızdır. Bu kitap neyi, nasıl yapabileceğiniz hakkında size bilinç kazandırmak ve yapma isteğinizi kışkırtmak için yazıldı.

Gazetecilerin sloganı, haber = hayattır. Mesleği öğrenmek olan ve Marksizm'de bile 'hiçbir sınıfa ait değil' denilen öğrenciler için öğrenme = hayattır. Hukuk fakültesinde okuduğum ilk günde ilk oturduğum sıranın üzerinde şöyle yazıyordu: 'İnsanı insan eder gayret ile çalışmak, fakat işin zor yanı çalışmaya alışmak.' sözü yazan altına imzasını atmayı ihmal etmemişti; 'Büyük reisten çaylaklara nasihat! ' Madem ki öğrenmek bizim için bir tercih değil zorunluluk, o halde yapmamız gereken ilk şey eğlenerek öğrenmeyi öğrenmektir. Bu kitabın bir amacı da öğrenmeyi sizler için işkence olmaktan çıkararak eğlenceye dönüştürmeye çalışmak olacaktır.

Öğrenme sadece okul hayatında 'mecburi' değildir. Okul hayatı bittikten sonra başlayan hayat okulunda da öğrenme bir seçim değildir. Bazı düşünürlere göre hayat 'öğrencilerine haber vermeden yazılı yapan zalim bir öğretmendir. Hayat okulunda sınıfta kalmak yoktur! Sadece küme düşersiniz! Zengin bir işadamıyken bir iflas hayatınızı değiştirebilir! Öğrenmeniz gereken çok şey var, o halde önce öğrenmeyi öğrenin. Bunu kendi iyiliğiniz için yapın, öğrenmeyle iyi geçinmeye bakın! Tam adam olmak için...

Üniversite yıllarımda birçok yazar, çizer, düşünür, bilge kişilerle tanıştım. Bu insanların hepsi kitapları olan, birçok okuyucuları bulunan, tanınmış kişilerdi. Bu kişilerle vakit geçirirken hepsinin ortak bir yönü dikkatimi çekti. Kafaları doluydu, ancak cepleri boştu! Üniversitede okurken bir yandan da çalışmaya başlamıştım. Birçok varlıklı, tanınmış işadamıyla röportajlar yapıyordum. Bu defa bilge insanlardakinin tersine bir gerçekle karşılaştım. Birçok işadamının cebi doluydu ancak kafası boştu! Kısacası insanları, bir kısmı 'var olmayı’ diğer bir kısmı ise 'varlıklı olmayı' seçmişti. 'Bu adamların hepsi eksik! Acaba tam adam nasıl olurdu? İnsanın nasıl olması gerekir?' diye düşünmeye başladım. Bir süre sonra cevap geldi!.. 'Tam adam para ve bilgiye eşit önem veren, var olmayı ve varlıklı olmayı birlikte başarabilmiş kişiye denir' O halde tam adam olmanın yolu bilgi ve para sahibi olmaktan geçiyor. Bu durum 'olması gereken' olmasa bile gerçeğin kendisidir. Bilgi sahibi olmak için okumak, dinlemek, öğrenmek zorundasınız. Para sahibi olmak için de bir işe yaramak, bir mesleğe sahip olmak ya da ticari işlerle ilgilenmek gerekir. O halde öğrenmek 'adam olmanın' bir parçasıdır. Paramız kadar 'varlıklı' olsak da bilgimiz kadar 'varlık' olabiliriz. Gerçeğin gerçeğini anlamak

Bir düşünür 'Öğrenme toplu iğnenin başı ile boyalı camı kazıma sanatıdır' diyor. Gerçekten de insan ilk doğduğunda beyni 'Tabula rasa Boş levha!' durumundadır. Çocukluk yıllarımız, doğum anından itibaren en hızlı öğrendiğimiz dönemdir. Yeni doğduğumuzda gerçeğin ne olduğunu bilmez ve merak ederiz. Gerçekler ile aramızda boyalı bir cam vardır. O boyalı camı kazıyarak kendimize küçük bir. pencere açarız. Bazılarımızın penceresi küçüktür, bazılarımızınki ise büyük. Bazıları köşeli, bazıları ise yuvarlak pencereler açar. Açtığımız küçük pencereden dışarı bakarak olup biteni anlamaya, bilmeye, görmeye, 'gerçeğin sırrına ermeye' çalışırız. Yaşımız ilerledikçe pencereyi kazımayı bırakır, ilgimizi dışında olup bitene yöneltiriz. Bazılarımız pencereden bakar, bazılarımız pencereye bakar. Bazıları pencerede dışarıyı, bazıları kendini görür.

Descartes varlıkların gerçekten var olup olmadığından, gerçeği yeteri kadar doğrulukta bilip bilmediğinden sürekli şüphe ediyordu. Ona göre tüm yaşadıklarınız bir büyücü veya sihirbazın oyunu gibi yanıltıcı olabilirdi. Gerçeğin tam olarak ne olduğunu araştırırken sürekli 'düşündüğünü' keşfetti. 'O zaman varlıklar gerçek olmasa bile düşündüğüm gerçek’ dedi ve Düşünüyorum, o halde varım’ sonucuna ulaştı. Siz de ’öğreniyorum, o halde varım’, diyebilmek için bu kitabı sonuna kadar okumalısınız. Unutmayın ki öğrendiğiniz sürece, öğrendiğiniz kadar varsınız.

Şimdi sizlere seminerlerimize katılan kişilere sorduğumuz ’Niçin seminerimize katılıyorsunuz?’ sorusuna verilen cevapları aktaralım,

"Öğrendiklerimi hayatıma uygulayabilme yeteneğini geliştirmek için"

"Notlarımı yükseltmek için"

"Tekniği öğrenip öğrencilerime öğretmek için"

"Az zamanda daha çok kitap okuyabilmek için"

"Yazılı basını ve gündemi daha az zaman ve çaba harcayarak takip edebilmek için"

"Sinema filmlerindeki altyazıları kolay ve hızlı bir şekilde okuyabilmek için"

"Okuduğum yazıya kendimi verebilmenin yollarını öğrenmek için"

"Daha az zamanda daha çok kitap okuyabilmek için"

"Bilgiyi kullanabilmeyi ve kendi hayatıma uygulayabilmeyi öğrenmek için?"

"Teknikleri öğrenip çocuklarına derslerinde yardımcı olurken kullanmak için." Seminer ve programımız bu ihtiyaçlara cevap verecek şekilde hazırlanmıştır.

Öğrenmeyi öğrenmiş olmak bize neler sağlar? Şu an olduğunuzdan daha hızlı okuyabilirsiniz. Okuduğunuzu anlayamama güçlüğü ortadan kalkar. Öğrenme sizin için ’işkence’ olmaktan çıkar eğlenceye dönüşür, öğrenmeyi bir yaşam tarzı olarak görür ve öğrenmek için ’fazladan bir çaba’ harcamak zorunda olmadığınızı hissedersiniz. Dikkatinizi toplamayı ve korumayı öğrenebilir, belleğinizden şaşırtıcı sonuçlar alabilirsiniz. Verimli öğrenme ve öğrendiğini yaşamında kullanabilme becerisi gelişir. Sınavlardaki zaman baskısı ve sınav heyecanını kontrol etmek öğrenilir. Prof.

Dr. Reha Oğuz Türkkan ’Kolay ve İyi Öğrenme Teknikleri’ adlı kitabında ’2000’li yıllara doğru yol alan dünyamızda daima daha iyi bir yol vardır ilkesi tercih edilmekte ve ilerlemenin itici gücü olmaktadır. Öğrenmede de kolay, dolayısı ile daha iyi yollar vardır. Bunlardan yararlanmak akıllılıktır. Ülkemizde de bu anlaşılmış olmalı ki, hafızanın kestirme yollarını öğreten ve okumayı kolaylaştırıp, hızlandıran kurslar bu kadar rağbet görmektedir’ diyor. Kanınızın son damlasına kadar öğrenin!..

Modern çağı karakterize eden kavramlardan biri de sürekli öğrenmedir. Artık öğrenme okul ile sınırlı tutulmamaktadır. Hayat boyu öğrenme anlayışı yerleşmeye başlamıştır. Değerli dostumuz, Dr. İhami Fındıkçı da ’Yaşadıkça Eğitim’ diye bir dergi çıkarmaktadır. Kanınızın son damlasına kadar öğrenin! Çin atasözünü unutmayın Öğrenme akıntıya karşı yüzmeye benzer. İlerlemezseniz gerilersiniz. ’ Çok hızlı bilgi üretilen, dağıtılan, tüketilen bir dünyada öğrenmek, bilmek, anlamak bir tercih değildir, zorunluluktur. Ya öğrenirsiniz ya öğrenirsiniz! İyisi mi siz bir an önce öğrenmeyi öğrenin. Burhan Şenatalar, Yeniyüzyıl’daki bir röportajında şunları söyledi: Elektronik devrimle birlikte emeğin niteliği yükseliyor... insanlar eskiden doktor, mühendis çıktılar mı, bu onları 25 sene idare ederdi. Şimdi yeniden yeniden öğrenmek gerekiyor. Eğitim sistemi buna göre yapılanıyor. Tekrar tekrar öğreneceği için Batı artık araştırmayı ve öğrenmeyi öğretiyor.’ Yapıları bilimsel araştırmalara göre üniversite mezunu bir genç 1 yıl içinde sahip olduğu mesleki bilgiden % 10’unu kaybediyor.

Bilginin taşıyıcısı değil, kullanıcısı olabilmek için de öğrenmeyi öğrenmeniz gerekir. Bilgili insan çok şey bilir, ancak bilgilerini kendi yaşamına uygulamaz. Bilge insan ise hayatını bilgilerine göre düzenler, bildiğini yaşar, davranışlarında bilginin ve duygunun verdiği ağırlığı hissedersiniz. İnsanlar bilgili insanları dinler ancak bilge insanları takip eder.

Bilgisi ile amel (davranış) etmeyen alim; elinde meşale tutan köre benzer. Başkasının önünü aydınlatır ancak kendi dünyası karanlıktadır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült