Kişisel Gelişim

 

Kabul Edilebilir Sınırlar Belirlemek

Harriet G. Lerner


Kristen bir grup terapisinde şöyle dedi: "Babamın içki içmesine çok tepki duyardım, neyse ki bundan kurtuldum.” Kristen bunları, alkolik kocasını iyileştirmeye çalışan Alice'e anlatıyordu.

"Çok zor oldu, ama onu değiştiremeyeceğimi anladım" dedi Kristen. "On yıl uğraştım, öğüt verdim, bağırdım, kriz geçirdim, yalvardım, rica ettim. Hastalığının tüm ailemizi yıktığını söyledim. İki kere annemle birlikte onu bir tedavi programına yazdırdık, sürükleyerek götürdük. Hiçbir şey işe yaramadı. Babamı içki içmekten alıkoyamayacağımı ve onu değiştiremeyeceğimi anlayana kadar on yıl geçti."

Alice sonsuz bir dikkatle dinliyordu. Kendi deneyimlerinden, içki şişelerini lavaboya boşaltmanın bir işe yaramadığını biliyordu. "Babanın içki sorunuyla şimdi nasıl başediyorsun?” diye sordu. Kristen donuk bir şekilde "görmezlikten geliyorum" dedi. "Geçen akşam eve girer girmez, yine içtiğini anladım. Öğle yemeğinden sonra eve geldiğimde korkunç görünüyordu, dili dolanıyordu. Pazar günü konuşmaya güçlükle katılıyor, çoğunlukla dışında kalıyordu. O aşağı indiğinde, annem, daha da çok içtiğini ve kontrol için doktora da gitmediğini söyledi. Babam hala daha ciddi bir sorunu olduğunu yadsıyor. Ben de konuya hiç girmiyorum. Ona yardım edemeyeceğimi gerçekten kabul ettim."

"Yani onun içtiğini görmezlikten mi geliyorsun? İlgilenmiyor musun?" diye sordu Alice.

"Evet" dedi Kristen. "Yapabileceğim bir şey olmadığını anlamak epey zaman aldı. İçiyor, bu onun seçimi. Sen de hala kocanı içmekten vazgeçirmeye çalışıyorsan, bir yere varamazsın".

Kristen'in öyküsü yalnızca alkolizme özgü olmayan, yaygın bir durumu yansıtıyor. Bir yakınımız sürekli olarak hiç yüklenmiyorsa, ya da kolayca hoşgöremeyeceğimiz, kabul edemeyeceğimiz bir şekilde davranıyorsa nasıl davranmamız gerektiği sorusunu gündeme getiriyor. Nasıl davranmalı ya da nasıl davranmamalı?

Neyin işe yaramadığını anlayıp, kabul edebildiğimiz zaman, zaten yolun yarısını geçmiş sayılırız. Kristen, gruba babasının durumunda neyin işe yaramadığını anlatmıştı. Babasının içmesine tepki göstermesi ve bu konuya dikkatini yöneltmesi işe yaramamıştı. Onu kurtarabileceğini, düzeltebileceğini düşünmek de işe yaramamıştı. Başkalarına karşı onun içtiğini gizlemek, onun için özür dilemek ya da yalan söylemek de işe yaramamıştı. Eleştiri, suçlama, utandırma, işe yaramıyordu. Kristen'in dediği gibi, bu eski davranışların işe yaramadığını anlayıncaya kadar on yıl geçmişti.

Konu diğer kişinin içmesi olsun, bunalımı olsun, sorumsuzluğu olsun, şizofrenisi olsun, yukarda sözü edilen davranışlar, ancak o kişinin kendi sorununu çözmek için sorumluluk alması olasılığını azaltır. Bu davranışların işe yaramadığını anlamak için bazılarına on yıl, bazılarına ise bir ömür gerekebilir. Bu davranışlar hiç yüklenmeyen karşı tarafın aleyhine işler ve karşılıklı ilgiye dayalı herhangi bir yakınlık olasılığını tehlikeye sokar.

Bu eski yöntemlerin işe yaramadığını görmek, düşünmemizi, bilgi toplamamızı, verileri anlamamızı ve davranışlarımız için yeni seçenekler üretmemizi sağlar. Hele bunu kaygıyla dolu bir duygusal ortamda yapabilmek çok özel ve önemli bir başarı olur. Kristen bu eski örüntüyü değiştirmek istediğinde nasıl bir çözüm seçmişti? Kendi söylediğine göre artık babasının içmesini görmezlikten geliyordu bir tür uzaklaşma yolunu seçmişti. Artık uzaklaşmanın kaygının neden olduğu tepkisel bir tavır olduğunu biliyoruz yoğınluğu bir noktada hasıraltı etmeye yararken, başka bir alanda tepkili ve incinebilir olmamıza neden olan bir tavır.

Babası içtiğinde sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi davranarak sessiz kalarak, onu tedirgin eden önemli bir konuda hiçbir tavır almamış oluyordu. Bunun sonucunda yine boğazı düğümleniyordu, çünkü bunlar, önemli bir ilişkide alınacak sorumlu tavırlar değil, tepkisel tavırlardı.

Kristen annesiyle, babası hakkında konuşuyordu ama babasıyla konuşmadığı için aralarındaki uzaklık büyüyordu. Böylece Kristen, anne ve kızın babaya hep duydukları kızgınlık ve düş kırıklığı aracılığıyla yakınlaşabildikleri, çok yaygın bir aile üçgenine katılmış oluyordu oysa, hem annesi hem de Kristen onunla doğrudan bağlantı kurarak, kendi ilişkileri üzerinde durabilirlerdi. Bu arada baba da uzaklığı ve hiç yüklenmemesiyle üçgendeki yerini alıyordu. Aynı Adrienne'in Frank'le ilişkisinde olduğu gibi (5. bölüm), Kristen'in babasıyla ilişkisi de kaygıyla başa çıkmanın yaygın örneklerini oluşturuyordu. Bu durumu kendi deneyimlerimizde de görürüz. 'la açıkça tepkili bir tavır alır ve yaşam enerjimizin (öfke ya da endişe enerjisi) çoğunu diğer kişiye yöneltiriz ya umutsuz bir biçimde karşımızdaki insanı değiştirmeye, utandırmaya çalışırız; ya da gizli bir tepkisellik içinde, karşımızdaki insandan ve ana konudan uzaklaşarak bu yoğunluktan kaçarız. Bu tavırlar, geçici olarak kaygıyla başetmek için ortaya çıkmak yerine kalıcı olduğunda takılır kalırız.

Peki öyleyse aşırı yüklenmek ve aşırı sorumluluk almakla, uzaklaşmak ve ilgisiz olmak arasındaki orta yol nedir?

Bir Tavır Belirlemek

Kristen, uzun ve zorlayıcı bir uğraştan sonra babasıyla ilişkisi ve onun içmesi konusunda kabul edebileceği sınırlar tanımlayabildi. Bu ne demekti? Önce babasının alkolik olduğunu bilmiyormuş gibi davranmaktan vazgeçti. İçtiği sürece evde kalamayacağını, onunla telefonda konuşamayacağını açık bir dille belirtti. Bunu sakin bir dille, suçlamadan, babası için ya da babasına karşı olmak için değil, kendisi için yaptığını anlattı. Bunu uygulamak çok da kolay olmadı. Sırasında çocuklarıyla dört saatlik bir yol yapıp eve geldiğinde babasını içki içerken bulduğunda geceyi geçirecek başka bir yer ayarlaması gerekti. Kristen grup terapisi ve katıldığı "Alkoliklerin Yetişkin Çocukları" grubunun desteğiyle ayakta kalabildi, daha doğrusu, doğrulabildi. Telefonda konuşurken babası nezle olduğu için dilinin dolandığını söylediğinde, Kristen sakin bir şekilde "Babacığım içmediğini söylüyorsun ama şu an seninle konuşamıyorum, onun için kapatıyorum, hoşçakal" dedi ve telefonu kapattı. Babası ayıkken Kristen eskiden yaptığı gibi suçlayıcı olmamaya özen gösterdi. "Ben" diye başlayan cümleler kullanmaya çalıştı; yani kendisiyle ilgili, suçlama içermeyen cümleler kullandı. Bir hafta sonu tatilinde, ailesini ziyaret etmeye gittiğinde, Kristen anne ve babasının evinde kalmaktan vazgeçmek zorunda kaldı. Babasının açıkça alkolün etkisinde olduğunu görünce, akşam yemeğinden sonra, çocuklarıyla birlikte yakındaki bir motele yerleşti. Çocuklarına da abartmadan, babası içki içtiği zamanlar onların evinde kalmak istemediğini anlattı. O haftanın sonlarına doğru babasına şunları aktardı:

"Babacığım, sen içki içince evde kalmama planıma uymak içine elimden geleni yapacağım. Bunun nedeni sana önem vermemem değil, tersine i düşünmem. Sana yardım edemeyeceğimi biliyorum, ama seni belki de yakında aramızda göremeyeceğimi düşündükçe, içki içtiğini gördükçe çok acı çekiyorum."

Babası savunmaya geçerek onun abarttığını, pireyi deve yaptığını söyleyince Kristen "Sana katılmıyorum. Ben sorunun senin sandığından çok daha ciddi olduğunu düşünüyorum; ayrıca tedavi edilmen gerektiğini düşündüğümü de biliyorsun. Senin içki içtiğinden en ufak bir kuşku duyduğum zaman bile o kadar geriliyorum ki, yanında durmaya dayanamıyorum. Yani, bazen gerçekten de aşırı tepkisel bir davranış da olsa, geçen cumartesi günü yaptığım gibi toparlanıp gitmekte kararlıyım."

Sınanıyoruz!

Sürekli kaygı yüklü bir ortamda tepkisel davranmak yerine düşünerek davranmak çok güçtür; özellikle de karşı oyunlar ve "sınavlar" devreye girince düşünmek iyice zorlaşır. Gecenin ilerlemiş saatlerinde, Kristen'in babası, eve yirmi dakika uzaklıktaki bir telefon kulübesinden telefon etti. Gündüz iş için şehre inmişti, ve şu an eve kadar araba kullanacak halde değildi. Kristen hemen annesine telefon etti. Annesi deliye döndü, Kristen'e babası kendisini ya da bir başkasını öldürmeden hemen gidip onu almasını söyledi. Kristen daha önce de benzer durumlarla karşılaşmış ve babasına, içki içtiği zamanlar onu kurtarmaya koşmayacağını, bunun ona çok ağır geldiğini, bu şekilde ilişki kuramayacaklarını anlatmıştı.

Kristen o kadar kaygılanmıştı ki düşünemiyordu. Eskiden yaptığı gibi babasını kurtarmaya koşmanın bir işe yaramadığını biliyordu. Ama bu arada tehlike içeren bir durumda hemen yardıma koşmak da istiyordu. "Alkolik

Anne babaların Yetişkin Çocukları" grubunun başkanına bir telefon etti ve rahatladı. Yaptıkları plana göre Kristen polise telefon etti ve babasını almaya bir polis arabası gönderildi. Şimdi Kristen anne ve babasından gelecek patlamaya hazırlanmalıydı.

"Bunu babana nasıl yaparsın?"

Eski bir davranış biçimimizi değiştirince karşılaşacağımız karşı adımlar ve "eskisi gibi ol" çağrıları başlamıştı işte. Bunu bilmek işleri kolaylaştırmıyordu tabii. Hem annesi hem de babası ateş püskürüyorlardı, neredeyse onu evlatlıktan reddedeceklerdi. Telefonda öylesine saldırdılar ki Kristen telefonu yüzlerine kapatmamak için kendini zor tuttu. Aileyi nasıl böylesine aşağılayabilirdi? Babasının mesleki saygınlığını iki paralık ettiğinin farkında mıydı? Babasına neler ödettiğinin farkında mıydı? Hangi evlat kendi babası için polisi arardı?

Telefonda Kristen'in içinde öyle bir öfke yükseldi ki tepki göstermeden önce beklemesi gerektiğini anladı. Babasına bunu yapanın o olmadığım, buna babasının neden olduğunu, ne zamandır kendi davranışlarının sorumluluğunu üstüne almadığını onların yüzüne haykırmak istiyordu ama; bunu yapmadı; bunu yapmanın ateşe körükle gitmek olacağını biliyordu. Kristen, dinleyebildiği kadar dinledi. Sonra, onlara telefonu kapatması gerektiğini, söylediklerini düşüneceğini ve daha sonra onları arayacağını söyledi. Babası son olarak öfkeyle "Zahmet etme!” diye bağırdı; belli ki bu kez ayıktı.

Yoğunluğa yoğunlukla, tepkiye tepkiyle karşılık verince olaylar tırmanıverir. Bir süre sonra Kristen anne ve babasına, kızının futbol başarılarından sözeden hoş bir mektup yazdı. El yakan konuya da, ayrıntılı açıklamalara girmeden, bir paragraf içinde kısa ve öz olarak değindi. Kabul edebileceği sınırları değiştirmedi.

Önce babasına verdiği üzüntü, utanç ve maddi zarar için özür diledi; amacının onu üzmek ya da aileye zarar vermek olmadığını belirtti. "Başka seçenek göremedim, hala da göremiyorum. Seni almaya, ben gelemezdim, buna dayanamadığımı ve bunu yapınca seninle doğru dürüst bir ilişki kuramadığımı biliyorum. Senin tehlikede olduğunu bile bile hiç bir şey yapmadan da duramazdım. Aklıma polisi aramak geldi ve aradım. Aynı şey yine olsa, yine polisini arardım, çünkü başka ne yapabileceğimi bilmiyorum." Kristen'in ağabeyisi de oyuna katılıp "Babamıza bunu nasıl yaparsın?" havasına girince, Kristen aynı kısa açıklamayı ona da yaptı.

Anne Tepkisi

İlginç bir şekilde Kristen'in değişmesine en çok tepki gösteren annesi olmuştu. Gerçi bu beklenen, normal bir tepkiydi. Bir kere, bir aile üyesinin eskisinden farklı adımlar atması (yeni adımlar atan da dahil olmak üzere) tüm aile üyelerinin kaygılanmasına neden olur. Kristen'in annesinin özellikle tepki duymasının nedeni de, kızının yeni davranışı sonucu, kocasının içki sorunu karşısında kendi tavrı ya da tavır eksikliğiyle yüzleşmiş olmasıydı. Bu onun elinden gelen her şeyi yaptığı, yapılacak başka şey olmadığı inancını sarsmıştı.

Uzun evlilik yılları boyunca, Kristen'in annesi, kendi yaşantısını en iyi nasıl sürdürebileceğine enerji harcamak yerine, dikkatini kocasının alkol sorunu üzerine yoğunlaştırmıştı. Kocası için aşırı yüklenmiş (onu zor durumlardan hep o çıkartmıştı), kendisi için de hiç yüklenmemişti (yaşam amaçlarını belirlememiş, kocasının içki sorunuyla ilgili neleri kabul edip neleri kaldıramayacağını ortaya koymamış, yapabileceği ve yapamayacağı şeyleri ayırmamıştı). Alkolizmin bir hastalık olduğunu öğrenince de, bu bilgiyi kocasının hastalıkla başetmesi konusunda hiçbir tavır almayarak kullanmıştı. Kabul edebileceği sınırlar diye bir şey yoktu; kavga, suçlama, utandırma döngüleri içinde sıkışıp kalmıştı. "Bu ilişkide şunları ve bunları kabul edemem, hoşgöremem”, diyemiyordu. Kristen'in annesinin, evliliği sağlam yürütememesinin bir nedeni de bu evlilik olmadan yaşayamayacağına inanmış olmasıydı.

Arada bir boşanma tehditleri yaptıysa da bunlar yüksek gerilim anlarında aldığı tepkisel tavırlar olarak kalmıştı. ("Lanet olsun! Bunu bir kere daha yaparsan seni terkederim"). Bunlar kocasının düzelmesi için umutsuzca yapılan son çırpınışlardı. Oysa, kabul edilebilecek sınırları belirlemek için dikkatimizi kendi benliğimiz üzerinde yoğunlaştırmak gerekir; gereksinmelerimiz ve hoşgörü sınırlarımızın derinlemesine bilincinde olmak gerekir. Kabul edilebilecek sınırların belirlemesi, diğer kişiyi değiştirmeye ya da denetlemeye değil (her ne kadar bunu dilesek de), kendi benlik onurumuzu, bütünlüğünü ve barışıklığını sağlamaya yarar. Herkes için "doğru" sınırlar şunlardır diyemeyiz; ancak sınırlarımız yoksa, anne babamız, çocuğumuz, arkadaşımız, sevgilimiz ya da eşimizle ilişkimiz karmakarışık olur ve bozulur. Karşımızdaki insanın davranışlarının, hastalık, çevre, genler, kötü ruhlar, ya da tembellikten kaynaklandığından emin olduğumuz durumlarda bile, bu öyle olur.

Yaklaşık kırk yıl boyunca Kristen'in annesi, kocasıyla, katılan herkesin ağır bedeller ödediği bir dans yapmıştı, ve "yapılabilecek her şeyi" yaptığına kendini inandırmıştı. Kristen'in, babası üzerinde yoğunlaştırdığı kaygılı dikkatini dağıtabilmesi, bu arada ilişkileri ve içki içmesi konusunda kabul edebileceği sınırları belirleyebilmesi, annesinin en derin inançlarını, varsayımlarını ve davranışlarını sarsmıştı. Onun gerçekle ilgili, her şey böyledir, her şey böyle olmalıdır kavramları sorgulanmıştı. Kendi çocukluğuna ilişkin en derin duyguları karmakarışık olmuştu. Kristen'in anneanne ve dedesi yaşamlarım iyileşmez akıl hastası tanısı konan oğullarına adamışlardı. Hiçbir sınır koymadan her türlü sorumsuz ve çileden çıkaran davranışı hoşgörerek kendilerini tüketmişlerdi. Farklı bir seçenek görememiş ("oğlumuzu sokağa atamayız ya?”) ve bu mutsuz yaşamın sorumluluğunu, onun genlerine yüklemişlerdi. Profesyonel yardım ve destek görememişlerdi, "çok zor gelirse sokağa atın" sözlerinin de bir yararı olmamıştı.

Kristen'in annesi de ay örüntüyü kocasıyla sürdürerek aile ''gerçeğini" kabul etmişti. ("Hasta bir aile üyesiyle sınır tanımlanamaz.") Bu örüntüyü tekrarlamakla, Kristen'in annesi, ilk ailesinin hasta kardeşinin hastalığı çevresinde örgütlenmesine ve yoğunlaşmasına duyduğu bastırılmış öfkeyi yadsıyabilmişti. Aynı şeyleri yaparak, yapılabilecek başka bir şey olmadığını, bunun tek yol olduğunu kendi kendine kanıtlamış oluyordu. Anne ve babalarımız birbirlerine, bize ve diğer aile üyelerine sağlam sınırlar koyamamışlarsa bizim bunu başarabilmemiz oldukça zordur.

Kuşaklar boyu sürmüş bu örüntüyle ilgili bilgilendikçe Kristen'in yapmakta olduğu değişikliğin önemini kavrayabiliriz. Derinlerde kalmış duygulara inmeden, önceki kuşaklardan aktarılan alışkanlıkları sorgulayamayız. Kristen'in annesinin, onun yeni davranışları karşısında kaygı duyması ve bu kaygısını Kristen'e öfkelenerek ifade etmesi doğaldı. Annesinin tepkilerini, eski örüntüye dönmeden ve kopmadan yönetmek Kristen'e düşüyordu. Gerçek değişim, karşı adımlarla uğraşmayı gerektiriyordu.

Keşke değişim bir anda olup bitseydi; ama öyle olmaz. Değişim, sürmesi için elimizden geleni yapmamız gereken bir süreçtir. Kristen'in polisi aramasıyla herkesin kaygısı artmıştı. Ona soğuk duran ve öfkeyle saldıran aile üyeleriyle Kristen'in bağlarını sürdürmesi güçtü. Ancak, gerçek ve özlü bir değişimi sürdürmek istiyorsa Kristen'ın yaratıcı olması ve yalnızca gerektiği zaman kısa süreyle uzaklaşarak, aile üyeleriyle uygun bir yakınlığı tutturması gerekiyordu.

Kristen kopmuş olsaydı, yeni ve etkili bir ilişki örüntüsü oluşamayacaktı. Babasının karşı adımı, bir araba kazasında yaralanmak gibi çarpıcı bir adım olsaydı, Kristen'in kaygısı ve suçluluk duygusu onun yeni konumunu sürdürmesine engel olabilirdi; bağını sorumlu bir biçimde sürdürmeyi başaramayabilirdi. Önemli bir yaralanma ya da çarpıcı bir acının yaşanması olasılığı, eski örüntü içinde gerçekten de daha yüksek olmakla birlikte, bu konu önemlidir.

Aile üyeleriyle sorumlu bir bağı sürdürebilmek ve sağlam bir benlik tanımlayabilmek, başka yakın ilişkilere de sağlam bir benlik taşıyabilmemizi sağlar. Aile ilişkileri acı yüklüyse, önceki kuşaklarda kopukluklar varsa, bağlantıyı sürdürmek kolay olmaz. Aile üyelerinden kopuk ya da uzak olmanın daima bir bedeli vardır. Belki aile üyeleriyle ilişkiyi sürdürmenin yaratacağı olumsuz duygulardan kaçmış oluruz, ama bunun bedeli gözle görülmese de az değildir. Aileyle bağlantılı olmak, ilişkiler güç ve kaygı dolu olsa da, kişinin kendi yakın ilişkilerini zaman içinde sağlıklı ve aşırı kaygı ve tepkisellikten uzak sürdürebilmesinin ön koşuludur. Akrabalarımızdan koparak yoğunluktan kaçtıkça, yoğunluğu başka ilişkilerimize, özellikle de, varsa, çocuklarımızla olan ilişkilerimize taşırız. Bazen bir aile üyesiyle yeniden bağ kurabilmek yıllar alır. Ama kopmaktansa bu yönde ilerlemenin hem kendi benliğimize hem de gelecek kuşaklara yararı olur. Kristen'in öyküsü hepimizin isteyeceği gibi sonuçlandı. Annesi sonunda "bağımlılığı" için bir uzmana başvurdu. Babası içki sorununu bir şekilde ele aldı ve tüm aile üyeleri ilişkilerini daha doyurucu bir hale getirdiler. Bazen böyle olur, bazen de olmaz. Burada önemli olan Kristen'in değişmesinin anne ve babasında da olumlu değişikliklere yol açması değildir. Kristen, ailesi içinde kendisi için sorumlu bir tavır belirleyerek, tüm ilişkilerinde ayaklarını daha sağlam basabilmiş ve diğer aile üyelerinin kendi becerilerini ortaya koyabilme şanslarını artırmıştı.

Kristen'in öyküsü üzerinde düşünmek doğru olacaktır. İnsanlar genellikle, küçük sorunları başarıyla çözmeden, el yakan daha önemli konuları halletmeye girişirler. Ya da hazır olmadıkları değişiklikleri gerçekleştirmeye çalışırlar. Bu kitabın tümünü okuyup bitirdiğinizde, ne zaman, nerede ve nasıl değişebileceğinizi ve değişmek isteyip istemediğinizi anlayacaksınız. Gerçek şu ki, ağır koşullar altındayken değişmeyiz.

Kristen'in öyküsünde gerçekleştirilmesi en güç olan değişiklik anlatılıyor. Unutmayın ki, Kristen bu olaylardan "önce" ve "sonra” hem bir grup terapisine katılıyordu hem de "Alkolik Anne-Babaların Yetişkin Çocukları” grubunun üyesiydi. Babasına karşı yeni bir tavır belirlemeye bir günde karar vermemişti. Bu tür değişiklikler için hepimizin önceden özenle hazırlanması, plan yapması, araştırma yapması gerekir. Bazen de bir uzmanın desteği gereklidir.

Siz Kristen'in öyküsünü, bir yakınınızın kabul edemediğiniz davranışlarını, ya da hiç yüklenmeyen bir insan gösterdiğiniz tepki örüntülerinizi düşünmeye başlamak için bir basamak olarak kullanabilirsiniz. İlişkilerde benlik tanımı ve kabul edebileceğimiz sınırları belirlemenin ya da belirlememenin sonuçlan konusunda daha çok şey öğreneceğiz. Bu arada sabırlı olmanın ilk koşul olduğunu unutmamalısınız; en yüksek tepeden atlamakla yüzme öğrenilmez.

Kristen’in öyküsünde, bizi düşünmeye itecek, alkolik bir babası olmak dışında pek çok şey var. Aslında, Kristen'in gerçekleştirdiği değişim, aile ilişkilerinin yoğun duygusal ortamında, benliğini tanımlamak için verdiği bir savaşı anlatıyor. Bu uğraş, hepimizin yaşamıyla ilgilidir, yaşamımızın merkezidir. Zamanı durduramayacağımıza göre sürekli olarak ilişkilerimiz içinde daha çok, ya da daha az benlikli olmak yönünde yol almaktayız.

Bizim için önemli olan insanlarla bağımızı sürdürebildiğimiz sürece, yaşamda daha başarılı oluruz. Onları değiştirmeye, ikna etmeye ya da düzeltmeye çalışmadan dinleyerek, olayları, tepkisel olmadan düşünmemizi sağlayacak sakin yorumlar yaparak bu bağı sürdürebiliriz. Sessizlik ya da suçlama yerine, önemli bir konuyla ilgili açık bir tavır belirleyebilince daha başarılı oluruz. "Her şey kabulümdür" iletisi yerine, sınırlarımızı belirgin olarak çizebilince daha başarılı oluruz. Ailemizin, geçinmesi en güç bireyleri hakkında diğer aile üyeleriyle konuşmak yerine doğrudan iletişim kurabilince her şey daha iyi olur. Sonuç olarak, dikkatimizi başka birisi üzerinde yoğunlaştırmak yerine, enerjimizi öncelikle kendi düşünce, inanç, değer ve önceliklerimizi anlamaya yöneltirsek, tutarlı planlar yapıp yaşam amaçları belirlersek, hcrşey çok daha iyi olur. Kristen'in öyküsünde benlik tanımlamanın temel öğelerini görüyoruz. Gerçek ve bütün bir benlik tanımlamak, aynı zamanda kendimizin hem aşırı yüklenen, hem hiç yüklenmeyen yanlarımızı yakınlarımızla paylaşmamız anlamına gelir. Böylece yalnızca bir kişinin sorunları üzerine yoğunlaşarak kutuplaşmamış olur, kendi sorunlarımızı da paylaşabiliriz. Ayrıcalıksız olarak her insanın güçleri, yetenekleri olduğu gibi zayıflıkları ve incinebilir yanları vardır; ne var ki çoğumuz onları tanımlamakta ve her iki yönümüzü de ortaya koymakta zorlanırız. Bu özellikle karşılıklı bir aşırı yüklenme ve hiç yüklenmeme kutuplaşması sonucu, iki tarafın da diğerinin davranışını pekiştirdiği durumlarda görülür.

Kristen'in, babasıyla hiç yüklenmeyen yönünü paylaşması ('babacığım bir sorunum var. Senin bu konudaki düşüncelerini bilmek istiyorum") ne kadar zor olduysa, babasının da içki içmemeyi başarması o kadar zor olmuştu. Aşırı yüklenme alışkanlığını değiştirmek çok güçtür ve aşırı yüklenmenin bedelleri gözle görülmez. Hem kendimiz hem de yakınlarımız için bunun üzerinde düşünmeye değer.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült