İş Stresi

Acar Baltaş & Zuhal Baltaş


İş hayatından yansıyan stresler ve bunların sonuçlan doğrudan veya dolaylı gerçekte dünya üzerindeki herkesi ilgilendirmektedir.

Her ne kadar hayatı güzelleştirmek ve sağlığı korumak için bireysel çabaların hiçbir zaman elden bırakılmaması gerekirse de, iş hayatından yansıyan stresler o kadar geniş bir çerçeveyi kapsamaktadır ki, bu stresleri sağlığı tehdit etmeyecek düzeye indirmek esas olarak bireysel çabalan aşmaktadır.

Stres olarak bilinen problemleri doğuran iş şartlan, çalışanlar üzerinde baskı ve zorlanma yaratır. Bu zorlanmanın uzun sürmesi de sağlıkla ilgili ciddi sonuçların doğmasına sebep olur.

 

TÜKENME BELİRTİSİ (BURNOUT SYNDROME)

İnsanlar bazen yoğun olarak “hayat çekilmez” duygusunu yaşarlar. Bu duygu, Dr. Freurenberger tarafından “tükenme belirtisi” olarak tanımlanmıştır.

Bu tablonun belirtilerinin anlaşılması bazen güç, bazen de oldukça kolaydır. Bedensel belirtiler uykusuzluk, canlılığı kaybetmek, başağrısı, ciddi göğüs ağrıları ve genel sağlıkla ilgili belirsiz şikayetlerdir.

Davranışlar ve duygularla ilgili belirtiler daha önce ortaya çıkar ve daha kolay tanınır: Ani öfke patlamaları, sürekli kızgınlık, yardımsızlık, yalnızlık ve umutsuzluk duygulan, çaresizlik, engellenmişlik, güceniklik, şüphecilik, cesaretsizlik ve can sıkıntısı en sık dile getirilen şikayetlerdir.

Tükenme belirtisi, genellikle “çok başarılı” olmak için yoğun ve dolu bir programla çalışan, her çalışmada, kendi üzerine düşenden fazlasını yapan ve sınırlarını tanımayan kişilerde görülür.

Belirtilerin ağırlaştığı dönemlerde, bu kişiler “Etrafımdaki her şey ters, bunlara ne oluyor?’ diye sorarlar. Cevap “kendilerinin tükendiği”dir.

 

İŞ SAĞLIĞININ TANIMI

İş sağlığının ve çalışma şartlarının dünyadaki en üst sağlık kuruluşu olan Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) tarafından nasıl değerlendirildiğini bilmenin yararlı olacağına inandığımız için,birçoğu bize yabana olan kavrama rağmen bu tanımı aşağıya alıyoruz.

“Her türlü işte çalışanların bedensel, ruhsal ve sosyal refahlarını en üst düzeye yükseltmek; çalışanların sağlıklarında iş şartlarından kaynaklanan bozulmaları önlemek; çalışanları sağlığa aykırı risk faktörlerinden korumak; her çalışanı kendi iş çevresinde bedensel ve psikolojik şartlarına uygun yere yerleştirmek ve orada muhafaza etmek”.

Bu tanımda özellikle dikkat edilmesi gereken üç temel nokta vardır.

Sağlıklılık sadece hasta olmamak değil, kendini iyi ve sağlıklı hissetmektir. Burada mutluluk, refah ve hastalıktan korunmak kastedilmektedir.

Sağlıklılık sadece bedenin fizyolojik fonksiyonlarının doğru çalışmasını değil, aynı zamanda doyumlu bir ruhsal ve sosyal hayat yaşamayı da içerir.

İş şartlan çalışanların refahlarım yükseltmek üzere organize

edilmeli ve çalışan her bireyin ihtiyacı, becerisi ve amaçlarına uygun biçimde düzenlenmelidir.

Eğer bu tanımı kabul edecek olursak, hiç şüphesiz çalışanların çok büyük bir bölümünün sağlıklarım ve refahlarım yükseltmeyecek işlerde çalıştıklarını itiraf etmek zorundayız. Bu durumda da çalışan birçok kişinin iş stresleri sebebiyle katlanılması imkansız zorlanmalarla sağlıklarım kaybetmesi ender rastlanan bir durum değildir.

Tablo 4 ’te iş stresleri, yolaçtıkları bazı sonuçlarla birlikte özetlenmeye çalışılmıştır.

Bu tablodan da kolayca anlaşılabileceği gibi iş hayatı içinde her çalışanın belirli zamanlarda etkilenebileceği son derece çeşitli ve yüksek bir stres potansiyeli vardır.

Çalışanlar iş hayatı ile ilgili streslerden çeşitli derecelerde etkilenirler. Birçok kişi işten kaynaklanan bazı endişeleri sebebiyle zaman zaman uykusuz kalır. Bazıları işin sebep olduğu endişeler ve gerginlikler yüzünden başağnsı ve hazımsızlık çeker. ayrıca acaba işte birine olan kızgınlığım evine getirmemiş, eve işle ilgili konulardan ötürü yorgun, sıkıntılı, tahammülsüz, patlamaya hazır gelmemiş kimse var mıdır?

Bütün bu şikayetler nispeten küçük ve önemsiz gibi gözükebilir ancak bunlar bile stresin iş hayatının kaçınılmaz bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır.

 

 

Bundan sonraki sayfalarda çalışanların iş hayatında karşılaştıkları belli başlı stresler anlatılacaktır.

Düşük ücret

Yetersiz kazanç, çalışanın ailesini gerektiği gibi besleyemeyeceği, giydiremeyeceği ve yeterli konfora sahip bir evde oturmasını sağlayamayacağı anlamına gelir. Ailenin tatil ve boş vakitlerini geçirmesi ve kendileri için asgari şartlan sağlaması aşın fazla mesaiye ve gece mesailerinden sağlanacak ek gelirlere bağlı olacağı için bu durumdan aile hayatı ve sosyal hayat büyük zarar görecektir.

Teşvik edici ödeme sistemleri

Prim sistemleri çalışma temposunu ve üretim hızını artırmaya zorlar. Böyle bir düzen içinde çalışanlar güvenli çalıştıkları için değil, hızlarını artırdıkları için ücretlerini yükselteceklerinden, bu durum kaygıya (endişeye), yorgunluğa ve sisteme dahil olanlar arasında rekabetten doğan düşmanca duygulara sebep olur.

 

Vardiya çalışması

Bu çalışma biçimi, çalışanın normal biyolojik, psikolojik ve sosyal yaşama kalıbını ciddi biçimde bozar. Vardiya çalışması bedenin normal biyolojik ritmi ile çeliştiği için kronik yorgunluğa ve bireyin aile ve sosyal hayatının yıkılmasına sebep olur.

Çalışma düzeni

Modem çalışma sistemleri, yapılacak işleri gittikçe daha düşük beceri gerektiren, işi başarmaktan kaynaklanacak hiçbir doyum duygusu vermeyen fakat çalışanı çok sıkı bir makine denetimi altında tutan gittikçe daha küçük parçalara bölmüştür. Bu tür işler “insanlığa aykın” olarak kabul edilmektedir.

 

Çalışma organizasyonu

Modem çalışma organizasyonları çoğunlukla otoriter bir denetime yol açan, üst kademedekilerin alt kademedekileri yönlendirdikleri ve kontrol ettikleri otoriter bir hiyerarşiyle düzenlenmiştir. Bu tür hiyerarşik düzenlemeler organizasyon içindekiler arasında sık sık çatışma ve gerginliğe sebep olmaktadır.

 

ÜCRET, ÜRETİM VE STRES

Bir çalışanın ürettiği değer ile bunun karşılığı alacağı ücret arasındaki ilişki bir ticari kuruluşun temel fonksiyonudur. Çalışanın ücretini artırarak hayat şartlarım yükseltme çabası, kurumların en az yatırım ve harcamayla en çok "kar”ı elde etme düzenlemeleriyle çatışır. İş hayatındaki streslerin büyük çoğunluğu bu çatışmadan kaynaklandığı için, biz de konuya buradan giriyoruz.

Emeğin piyasa fiyatı birçok faktör tarafından belirlenir. Ancak çalışanların pazarlık gücünün sınırlanması onlar adına birçok stresi de beraberinde getirir. Düşük ücret, iş güvencesi, geçimi sağlayabilecek ücret uğruna fazla mesailere ve vardiyalardan sağlanacak primlere aşın bağlanma çalışan birey ve ailesi için büyük streslerin tetikleyicisidir. Çünkü yukarıda sıralanan ve bilmeyenler için basit gibi görünen bu dört sebep kötü evde yaşamanın, yetersiz beslenmenin, çocuklarına iyi bir eğitim yaptırtamamanın, hayatın zor günleri için küçük bir tasarruf bile yapamamanın, hiçbir zaman borçtan kurtulamamanın uzun vadede ruh ve beden sağlığı üzerinde doğuracağı sonuçlan içinde barındırmaktadır.

Fakirlik, tek başına hem ruh hem de beden sağlığı açısından ciddi problemler getirir. Şikago’da gettoda yaşayan zenciler arasında kansere rastlanma sıklığı hem siyahlardan hem de genel ulusal ortalamadan 1,5 kere daha fazladır.

Gerek ABD, gerek İngiltere’de alt gelir düzeyinde boşanma sıklığı, orta ve üst gelir düzeyine kıyasla iki kere daha fazladır.

Fakirlik, sebep olduğu sonuçlar bir yana, kendisi başlı başına büyük bir stres kaynağıdır. Çünkü insanı sevdiklerine ve çevresindekilere çok basit bile olsa birşeyler vermekten alıkoyar. Vermek güçlülüktür. İnsanın duygularını ifade etmesi ve ilgisini ortaya koyması için maddi değeri küçük bile olsa sevdiklerine verecekleri bir araçtır. Fakirlik bu imkanı insanın elinden önemli ölçüde alır. Hiç şüphesiz hediye maddi değeriyle ölçülmez, duygulan ortaya koymak için madde şart değildir. Ancak yine de fakirlik “verme” yi,eli açık olmak bir yana gönül zenginliğini bile önemli ölçüde sınırlar.

 

İşsizlik

İşsizlik düşük ücretle beraber gitmektedir. Çünkü büyük çoğunlukla düşük ücretli işler, iş güvenliği açısından da zayıf işlerdir. İngiltere’de işsizlik, niteliksiz işgücünde, genel ortalamadan 2,5 kere dalja fazladır. Düşük ücret alan niteliksiz işçi, kapıya en yakın kişinin kendisi olduğunun farkındadır ve böyle sürekli tehdit altında bulunmak büyük bir kaygı doğurur.

İşsizliğin doğuracağı sonuçların ciddiyeti iş kaybının sürpriz olması, işsizlik süresi gibi birçok faktöre bağlıdır. İşsizlik süresinin uzaması, birikmiş olan paranın azalması kaygı ve depresyona sebep olur.

Depresyon yerleşmiş bir ruh hali durumuna gelince, kişinin enerjisi bütünüyle tükenir, günün tamamını yatakta geçirmeye başlar. Ayrıca özellikle erkeklerde kendine güven ve saygının azalması, değersizlik duygulan görülür. Böyle bir durum gerek eşler arasında, gerek ana baba ve çocuk arasında yıkıcı problemlerin doğmasına sebep olur.

İşsizliğin doğurduğu sonuçlar bu sayılanlardan ibaret değildir. İşsizliğin doğurduğu bazı sonuçlar yanında yukarıda sayılanlar hafif kalmaktadır. İşsizlikle intihar arasında, işsizlikle alkol ve uyuşturucu kullanımı arasında ve işsizlikle suçluluk arasında bilimsel araştırmalarla ortaya konmuş çok açık ilişkiler vardır.

 

VARDİYA ÇALIŞMA DÜZENİ VE STRES

Vardiya düzeni ile çalışma ülkemizin endüstrileşmesine ve gelişmesine paralel olarak artmaktadır. Bu sistemi çok uzun süreden beri uygulamakta olan ülkelerde yapılan araştırmalar, sistemin insan sağlığı üzerinde son derece olumsuz ve yıkıcı etkileri olduğunu ortaya koymuştur.

Vardiya düzeni ile çalışma çeşitli fabrikaların yanısıra, ulaşım, posta ve haberleşme, sağlık hizmetlerinde de uygulanmaktadır.

Vardiya uygulamaları çeşitlidir. Gece vardiyası olmaksızın gündüz iki vardiya, gece vardiyasıyla beraber üç vardiya, hafta sonunu da içine alan üç vardiyalı sistemler, vardiya düzeninin belli başlılarıdır. Birçok işte,24 saatin bütününü içine alan,hafta sonlarının bütününü içine alan sistemler uygulanmaktadır. ayrıca vardiya sistemleri dönüşüm düzenleri açısından da çeşitlidir. Aynı vardiyada 7 günden fazla çalışmak, uzun süre olarak kabul edilir.

Vardiya düzeni sağlığı ve esenliği iki temel noktadan etkilemektedir. Birincisi vardiya düzeni özellikle uyku ve sindirim açısından bedenin biyolojik ritmi ile çelişir; İkincisi aile hayatını ve sosyal hayatı bozar.

İnsanın temel bedensel faaliyetlerinin belirli bir kalıbı vardır. Uyku-uyanıklık düzeni bunun en belirgin ve önemlisidir. Beden sıcaklığı ve çeşitli hormonların düzeyi insanın günlük hayatını sürdürmesi için gün içinde dalgalanma gösterir. Bedensel aktivite uyanmayı izleyen günün ilk saatlerinden başlayarak artar ve uyku saatine doğru azalmaya başlar.

Şekil 9 beden sıcaklığı ve aktiviteyi belirleyen en önemli hormonlardan biri olan adrenalinin 48 saatlik süre içindeki dalgalanışını göstermektedir.

Sindirim ve uyku faaliyetleri de birçok başka beden faaliyeti gibi çok sıkı bir günlük ritme bağlıdırlar. Bu biyolojik ritmler sosyal çevre ile eşzaman (senkronize) olmuşlardır ve çok kere bu sayede saate bakmadan zamandan haberdar olabiliriz.

Biyolojik ritm, değişikliğe karşı çok dirençlidir ve çalışma, yeme, uyuma düzeninde yeni bir kalıba uyum son derece yavaş olmaktadır. Bilimsel olarak birçok araştırmayla ortaya konmuş olan bu olgunun doğurduğu önemli sonuç şudur: Çalışma günleri sırasında vardiya düzenine uyum göstermeye başlayan biyolojik ritm, dinlenme, günleri sırasında hızla eski kalıbına geri dönecek ve dinlenme günlerini izleyen çalışma döneminde zorunlu olarak yeni bir uyum süreci başlayacaktır.

 

 

İş stresi başlığı altında insanların iş hayatından yansıyan streslerin genel bir çerçeve içinde ele alınması amaçlanmıştır. Vardiya düzeninde çalışma bunlardan biridir. Ancak vardiya düzeninde çalışmanın birey hayatında öylesine özel ve kaçınılmaz etkileri vardır ki, bunları genel hatları ile de olsa yazmanın konu ile ilgilenmeyenleri sıkmak pahasına yararlı olacağını düşündük.

 

Uyku

Gece vardiyasında çalışmak gündüz uyumak demektir ve bu da uykunun hem süresini, hem kalitesini etkiler. Bu etkinin nasıl meydana geldiği uyku bölümü okunduğunda kolayca anlaşılabilir.

Yapılan araştırmalar gece vardiyası çalışanlarının bir ila ikibuçuk saat daha kısa uyuduklarını, rüyalı uykunun daha kısa olduğunu, dış dünyadan yansıyan uyaranlarla daha sık kesildiğini ortaya koymuştur. Muhtemelen bütün bunların sonucu olarak azalan uyku miktarı zaman içinde birikerek kişinin kendisini sürekli olarak yorgun, huzursuz, sinirli ve gergin hissetmesine sebep olmaktadır.

Yapılan çeşitli araştırmalarda uyku bozukluğuna rastlanma sıklığı gündüz çalışanlarda % 5 % 11 arasında değişirken, gece vardiyasında çalışanlarda % 50 % 62 arasında değişmektedir.

 

İştah ve sindirim

Birçok araştırma gece vardiyasında çalışanlarda görülen temel sağlık problemlerinden birinin başta ülser olmak üzere çeşitli sindirim sistemi hastalıkları olduğunu ortaya koymuştur.

Bu sonucu iki biçimde yorumlamak mümkündür. Birincisi, gece vardiyasında çalışanlarda görülen sindirim sistemi hastalıklarının sebebi doğrudan doğruya düzensiz yemek yemeye ve sindirim faaliyetinin zamanının biyolojik ritme uygunluk göstermemesi olarak yorumlanabilir. İkincisi sindirim problemleri ve ülser psikosomatik olarak yorumlanabilir. Aşın ve sürekli yorgunluk, vardiya düzeninde endişe ve stres böyle bir hastalığın gelişmesi için yeterlidir.

Bütün bunlara ek olarak bilinmektedir ki; çay, kahve, alkol ve sigara sindirim faaliyetini bozmaktadır ve bu maddeler gece vardiyasında çalışanların çoğunluğu tarafından çok kere yaygın olarak, aşın düzeyde kullanılmaktadır.

 

Aile hayatı

Vardiya düzeninde çalışmanın kaçınılmaz sonuçlarından biri de, aile hayatıın çeşitli ölçülerde değişen, bir zarar görmesidir. Vardiya düzeninde çalışan kişinin çocuklarıyla bir masa başında toplanması, eşiyle bir dost toplantısına gitmesi, çocuğunun okul problemleriyle ilgilenmesi, düzenli bir cinsel hayatı sürdürmesi mümkün gözükmemektedir. Eğer vardiya düzeninde çalışan evin kadınıysa, üzerindeki yük daha da ağırlaşmakta, evin düzeni daha derinden sarsılmaktadır.

Her türlü sosyal faaliyet gündüz çalışan insanlara göre düzenlendiği için, gece vardiyasında çalışanların durumlarını ifade eden en iyi tanım “sosyal ölüm”dür. Çünkü gece vardiyasında çalışanlar bir süre sonra kendilerini kaçınılmaz olarak çevrelerinden soyutlanmış olarak hissetmeye başlamaktadırlar.

 

Sonraki yıllar

Yapılan çok sayıda araştırma gece vardiyasında çalışmanın doğurduğu sonuçların sadece çalışılan süreyle sınırlı olmadığını da ortaya koymaktadır.

Norveç’te yapılan böyle bir araştırmada gece vardiyasında çalışanlarda akıl ve ruh sağlığı problemlerine ve sindirim sistemi hastalıklarına rastlanma sıklığının gündüz çalışanlara kıyasla çok daha yüksek olduğu görülmüştür.

Bu araştırma, daha önce de belirttiğimiz bu gerçeklerden başka, bir önemli gerçeği daha ortaya koymuştur. Gece vardiyası çalışması sırasında sağlıklı kalmış birçok kişi, bu şekilde çalışmayı bıraktıktan sonra, eski çalışma düzeninden ötürü hastalanmaktadır.

Vardiya düzeninde çalışmaya uyum sağlanabilir mi?

Bu soruya bedensel açıdan verilecek cevap “hayır”dır. Daha önce de anlatıldığı gibi insanlık tarihinin başından beri gündüze göre düzenlenmiş olan biyolojik ritmin bütünüyle ve tam anlamıyla geceye göre düzenlenmesi mümkün değildir.

Genel olarak gençlerin vardiya düzenine daha kolay alıştıkları bilinmektedir. Ancak vardiya düzeninde çalışma süresi uzadıkça sağlık problemleri görülme ihtimali de artmaktadır.

Yine yapılan araştırmalar yaşı kırk ve ellinin üzerinde olanların gece vardiyasında çalışmaya başlamalarının birçok açıdan sakıncalı olduğunu ortaya koymuştur. Aynı şekilde gece vardiyasında çalışmaya başlayacak kişinin geçmişinde sindirim sistemiyle ilgili bir problem olmaması gerektiğini, epilepsisi olanların, diyabetiklerin (şeker hastalarının) ve tiroid beziyle ilgili bir problemi olanların da gece vardiyasında çalışmaya uygun olmadıkları bildirilmektedir.

 

İŞ HAYATINDA SOSYAL İLİŞKİLER VE PSİKOLOJİK BASKI

İnsan sağlığının bedensel ve ruhsal açıdan iş hayatından yansıyan çok yönlü streslerin etkisi altında kaldığı açıktır. İş hayatının doğurduğu en önemli stres kaynaklarından birisi pek çok kişi için birincisi insanlararası ilişkilerdir. Lirçok araştırma, koroner kalp hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları, yüksek tansiyon, gerginlik ve depresyona kişinin işinden ve çalışma şartlarından memnun olmayışının sebep olduğunu bildirmektedir.

İş hayatında strese yol açan durumların başlıcalarına birlikte göz atalım:

 

Amirlerle doğrudan çatışma

Çalışanın kendini amirinden daha yetenekli veya üstün görmesi, veya amirin ilişkiyi böyle algılaması veya amirin çalışanın işinden bütünüyle memnun olmaması veya amirin kılı kırk yarar, vesveseli olması çalışanlar için büyük bir stres kaynağıdır. Böyle bir amiri memnun etmek mümkün olamayacağı için çatışma, sürtüşme ve bunların doğal sonucu gerginlik günlük hayatın bir parçası olur.

 

Rol çatışması

Özellikle ara kademelerde olanların problemidir. Üst kademeden gelen emirle en alt kademedekilerden yapılması beklenenleri gerçekleştirmek her zaman çok kolay olmaz. Çok kere bu tür görevlerde kişilere verilen sorumluluklarla yetkiler aynı ölçüde değildir. Ara kademedeki kişi çok sınırlı yetkileriyle geniş sorumluluklarını gerçekleştirmek zorundadır. Bu durum da çok kere özellikle alt ve orta kademeler arasında gerginlik ve sürtüşmeye yol açar.

 

Rolde belirsizlik

İşin amaçlarının ne olduğunu tam anlamıyla bilememek, yaptığı işin bütün içinde ne anlam taşıdığından haberdar olmamak, çalışanlarda gerginliğe ve isteksizliğe sebep olmaktadır. Aynı şekilde kişinin sorumluluk sınırlarının iyi çizilmemiş olması, görevin kişiden beklediklerinin açık olmaması, çalışanları çelişkiye düşürmektedir.

Örneğin, ülkemiz hava yollarında çalışan hostesler görevlerinin Türk insanına hizmet etmek olduğunu bilmemektedirler. Başlangıçta bu kendilerine söylenmiş olsa bile, ortalama iç ve dış hat havayolu yolcusunun nitelikleri ve muhtemel talepleri yeterli açıklıkta ortaya konmamaktadır. Bunun sonucu olarak ülkemiz havayolu hostesleri kamuoyunda, asık suratlı, yolculardan gelecek herhangi bir talepte insanı terslemeye hazır kişiler olarak tanınmaktadır. Eğer bu genç insanlara başlangıçtan itibaren açık seçik, ortalama altı ve üstü Türk insanı ve beklentileri ayrıntılı olarak tanıtılsa ve görevlerinin bu insanlara hizmet etmek olduğu ve bu konuda ödün verilemeyeceği anlatılsa, hem çalışanlar açısından, hem de yolcular açısından önemli bir stres kaynağı ve olumsuz propaganda vesilesi ortadan kalkar. Birçok hostes durumu yukarıda açıklandığı gibi değil, “tam biz ne güzel gezip dolaşacaktık, bu görgüsüz insanlar bize güçlük çıkartıyor, canımızı sıkıyor” gibi algılamaktadır.

Ülkemiz havayolları çalışanlarının durumu bu konuda verilebilecek birçok örnekten sadece biridir. Devlet dairelerinde, hatta birçok özel bankada çalışanlar görevlerini, karşılarındaki insan hoşlarına giderse veya kendileriyle istedikleri gibi egolarını okşayarak ilişki kurdukları takdirde yapmak eğilimindedir.

 

Çok fazla sorumluluk

Çok önemli stres kaynaklarından biridir. Ya kişiye yüklenen sorumluluk çok yüksektir veya çalışan sorumluluğu kendi kişilik özelliklerinin sonucu daha yüksek olarak algılar. Bu durum kısa zamanda sağlığın bozulmasına yol açar.

 

Kesin zaman sınırlamaları

Bazı işler kesin zaman sınırlamalarına sahiptir. Vergi dairesinde çalışanlar, muhasebeciler, öğretmenler yılın belirli zamanlarında, kesin bir tarihte bitmesi gereken yoğun bir yükle karşılaşırlar. Bu durum, kişilerin özel durumlarına ve sorumluluklarını algılayışlarına göre önemli bir stres kaynağı oluşturur. Gazeteciler ise sadece yılın belirli dönemlerinde değil, günlük olarak bu baskıyı hissederler.

 

Aşırı çalışmak

Bu iki türlü olabilir. Ya kişinin yapacağı iş miktarı çoktur veya iş, kişinin gücünü aşacak kadar zordur. Her iki durumda da bireyin ruh ve beden sağlığının bozulması kaçınılmazdır. Çok kere özel sektörde çalışanlar ağır bir iş baskısı altodadırlar ve yine birçok kuruluşta çalışanlar iradeleri dışında fazla mesaiye zorlanmaktadırlar. Bu durum onların ailelerine ayırdıkları zamanın azalmasına, kendilerine dinlenmek ve hobileri için ayırdıkları zamanın daralmasına veya böyle bir zaman kalmamasına ve kişilerin çalışan bir makineye dönmelerine sebep olmaktadır.

 

YORGUNLUĞUN SEBEPLERİ

 

 

Dedikodu

Ülkemizde çalışan insanlara iş hayatından yansıyan önemli stres kaynaklarından biri de “dedikodu”dur. Çalışanların zamanlarının ve enerjilerinin önemli bir bölümünü alan bu olgu ne yazık toplumsal bir hastalık durumundadır. Toplumsal kültürümüz kişileri yüzüne karşı eleştirmeye yönelik değildir. İnsanlar genellikle birbirlerine ya birbirlerinin hoşlarına gidecek şeyleri söylemektedir, ya da başkalarıyla ilgili olumsuz düşüncelerini. Bu sebeple toplumumuz insanları kendi başarısızlıklarım ve yetersizliklerini ve özlemlerini başkalarını arkalarından eleştirerek, davranışlarına kendilerine göre anlamlar yükleyerek gidermeye çalışırlar. Bu durum da özellikle iş yerlerinde önemli ölçüde zaman ve enerji kaybına sebep olduğu gibi, kişisel ilişkilerde de gerginliğe yol açar.

 

OTOMATİZASYON

Üretim teknolojisindeki gelişmeler ve “bilimsel yönetim” ilkelerinin uygulanması, çalışanların gerek elle, gerek zekayla yapılacak katkılarının son derece basitleşmesine yol açmıştır. Bunun sonucu büyük endüstri kuruluşlarında çalışanların son derece küçük bir beceriyle kendi yaratıcılıklarını, inisiyatiflerini ve kararlarını kullanmalarına imkan bırakmayan sistemler kurulmuştur.

Bu durumun çalışanlar üzerinde yarattığı strese ek olarak, çalışanların çalıştıkları işletmenin kime ait olduğunu ve hangi güce hizmet ettiklerini bilmemekten kaynaklanan özdeşleme problemleri de konunun önemli bir bölümünü oluşturur. ayrıca yine kime ve neye hizmet ettiği belli olmayan merkezi bir otoritenin yarattığı bürokrasi de çalışanlar üzerinde ciddi bir stres faktörüdür. En önemli stres kaynağı da hareket eden bir kayış üzerinde çalışmak zorunda olmaktır.

Verimliliğin iş hayatında gittikçe daha büyük önem kazanması, yapılacak her işin gittikçe daha az beceri gerektiren çoğunlukla hiç beceri gerektirmeyen parçalara bölünmesine sebep olmuştur. Bunun sonucu olarak da üretim de en üst verimlilik düzeyine ulaşmak işgücü üzerinde son derece sıkı bir disiplin ve kontrol kurmayı gerektirmektedir.

 

Hareket eden bir kayışta çalışmak ve doğurduğu sonuçlar

“Bilimsel Yönetim”in işgücünde verimliliği en üst düzeye çıkarmak konusunda varacağı son nokta, büyük bir ihtimalle hareket eden kayış sistemidir. Böyle bir sistem içerisinde iş, her biri ayrı bir işçi tarafından birbirinin tekrarı hareketlerin yapılmasıyla dakikalar içinde tamamlanacak şekilde organize edilmiştir.

Her iş bölümü yaklaşık 1 dakika sürer ve iki veya üç kısım işlemin yapılmasını gerektirir. Böyle bir iş ne herhangi bir beceriye sahip olmaya ne de herhangi bir hazırlık ve eğitim sürecine ihtiyaç gösterir.

Yapılacak işin sayısı, hareket eden kayışın hızıyla kontrol edilir. Belki de bu tür bir çalışma sisteminin en kötü yönü hıza olan bu bağımlılıktır. Birbiri ardınca gelen işleri yetiştirmek zorunda olmanın baskısı büyük bir yorgunluk ve tükenme hissi doğurur ve işçiyi ezer.

Bunlardan başka, bir kayış çevresinde topluca çalışmanın monotonluğundan kaçış yoktur. Örneğin, tuvalete gitmek demek, kendi yerine bakacak birini bulmak zorunluluğu demektir.

Kısaca, bu sistemde işçinin bireysel zekası ve yaratıcılığıyla beraber her konudaki özgürlüğü de ortadan kaldırılmıştır. İşçinin hareketleri otomatik bir makine veya robota uygulanacak biçimde saniye düzeyinde kontrol altına alınmıştır. Bütün bu sayılan sebeplerden ötürü böyle bir iş “insanlık dışı” (dehumanised) olarak nitelendirilmektedir.

Araştırmalar kırk yaşından yaşlı işçilerin bu düzenin getirdiği güçlüklerle daha zor başedebildiklerini ve bu sistemde çalışma süresinin yaklaşık 10 yıl olduğunu göstermektedir.

Kayış sisteminde işçiler her ne kadar toplu olarak çalışıyorlarsa da, yaptıkları işin çok dikkat ve yüksek konsantrasyon gerektirmesi sebebiyle aralarındaki ilişkinin son derece yüzeysel olduğu bilinmektedir.

Bu tür işyerlerinin çoğundaki yüksek ses ayrı bir gerginlik ve zorlanma sebebi olmaktadır. Böyle bir işte çalışmak, çalışan kişiye hiçbir doyum sağlamamakta ve işçi “sadece para için orada” olduğunu bilmektedir.

Aşağıdaki sözler hareket eden kayış sisteminde çalışan bir işçiye aittir: “Burada hiçbir şey elde edemezsin. Yaptığımızı robot da yapar. Buradaki kayış kafasız insanlara göre yapılmıştır. Hiçbir şey düşünmene ihtiyaç yok... Zaten açık açık ‘Size düşünmeniz için para vermiyoruz’, diyorlar. Herkes yaptığı işin önemli bir iş olmadığını biliyor. Bütün yapılacak olan kayışın önünde durmak... Para için... Hiç kimse başarısız bir insan olduğunu düşünmekten hoşlanmaz. Bir makine olduğunu bilmek çok kötü. Sadece aldığın paraya bakıyorsun ve bunun çocukların ve karnı için ne anlama geldiğini düşünüyorsun. İşte bütün bunlara neden katlandığımızın cevabı.”

 

İŞ ORGANİZASYONUNDA YENİ BİR MODEL

Böyle bir model için tam bir tanım yapmak çok zordur. Her şeyden önce her işin kendi özelliği böyle bir şeyi imkansız kılmaktadır. “Dehumanize” sistem gökten zembille inmemiştir. Daha önce de belirtildiği gibi bu sistem bilim adamlarının katkısıyla, milyonlarca dolar yatırımla, araştırma ve geliştirme laboratuarında adım adım oluşturulmuştur. Bu sistemi hazırlayanlar için amaç en üst düzeyde verimliliği sağlamaktı. Artık pek çok ülkede en üst verimliliğin “ne pahasına” olduğu da sorulmaya başlanmıştır .Bugün için hayali ve biraz romantik gözükse bile cevabın aşağıdaki çerçeve içinde bulunacağı kanısındayız.

Yapılacak işin değişik işlemlerden meydana gelmesi sıkılmayı ve yorgunluğu önleyecektir.

İşçilerin ürettikleri malın niteliği ve niceliğini denetleyecek kendi ölçülerini geliştirmeleri ve üretimlerinin sonuçlarından haberdar olmaları yararlı olacaktır.

Üretilmekte   veya yapılmakta olan işlemlerin bir dereceye kadar gayret, beceri, bilgi veya özen istemesi gerekir.

Mümkün olan yerlerde veya ölçüde, işin bireysel olmaktan çok grup çalışması şeklinde organize olması ve aynı çalışma alanı içinde grup üyeleri arasında işin çeşitli kademelerinde de dönüşüm sağlanarak hem grup dayanışması, hem de yapılan işe anlamlılık katması mümkün olacaktır.

Kısacası işçilerin ruh ve beden sağlıkları açısından her işin toplum tarafından bir ölçüde takdir edilecek bir beceri gerektirmesi ve böylece işçinin toplumsal bir birimin uyumlu bir parçası olması sağlanabilir.

•

Endüstriye robotların girmesi şimdilik Japonya ve ABD’de yukarıdaki problemlerin bir bölümünü ortadan kaldırmıştır. Basit ve tekrarlayıcı işlerin birçoğu robotlara devredilmiştir. Diğer taraftan robotların devreye girmesi işsizliğe sebep olmakta ve işçilerin ruh ve beden sağlıklarım bozan işlerini özlemelerine ve benzeri işler aramalarına sebep olmaktadır. Günümüzde 2000 saat dolayında olan çalışma süresinin geçen yüzyılda 5000 saat dolayında olduğu düşünülürse, önümüzdeki 20 yıl içinde başka tür çözümlerin devreye girerek işsizlik ve verimlilik konularına çözüm getireceği muhakkaktır. Büyük bir ihtimalle gelecek yüzyılda çalışma süresi 10001500 saat olacaktır. Bu da haftada 2030 saat çalışmak demektir.

Robotların ürettiği ve hizmet ettiği bir dünyada sadece yaratmak ve tüketmek için yaşayan insanları hayal etmek konusundaki önemli engel, üçüncü dünyanın kontrol edilmeyen nüfus artışıdır. Umarız bu konuda bulunacak çözümler, insanlığın yüzünü ağartacak çözümler olur.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült