Kişisel Gelişim

 

Herkesi Sevmek Zorunda Değilsiniz

Marion Monteuil


Annemizi ve babamızı biz seçmiyoruz. Doğal olarak, akrabalarımızı da biz seçmiyoruz. Hatta çoğu kez, komşularımızı da seçen kendimiz değiliz. Bunun sonucu olarak da elbette, her zaman istediğimizi bulamamaktayız. Üstelik çoğu zaman, istediğimizin taban tabana tersi ile karşılaşırız. Ama genellikle iyi insan olduğumuz için, çevremizle iyi geçinmeye özen gösterir, komşularımızın kusurlarını görmezden gelmeye çalışırız; onlardan da aynı karşılığı bekleriz.

Buraya kadar söylenecek pek fazla bir şey yok. Fakat her şey burada durmuyor ki! Kişisel yapılarımız açısından uyuşmamıza olanak bulunmayan insanları sevmeye çalışır, hatta bunun için kendimizi zorlarız. Doğal olarak da, bunu becerenleyiz. O zaman da suçluluk duyar ve uygunsuzluğumuzun göze batması sonucunu doğuran çeşitli nedenleri sıralayarak kendi kendimizi cezalandırırız. Psikologlar, bu durumun değme sebeplerden daha fazla üzüntü ve mutsuzluğa yol açtığını keşfetmişlerdir.

Suçluluk duyguları bizim için iyi değildir. Bir psikolog, Bay B’ye, “Annenizden hoşlanmadığınız için suçluluk duymanız gereksiz” demişti. “Annenizle taban tabana farklı bir kişisiniz. Uyuşamamanız son derece normal.”

Bay B birden, annesiyle geçinemeyişinden ötürü kendi kendini tüm yaşamı boyunca suçladığının ayırtına vardı. İkisi, zeytinyağı ve su gibi idiler. Onlar da bir bütün oluşturamıyorlardı. Bu gerçeği görebildikten sonra Bay B, annesinin küçük bir apartman dairesinde oturup zamanını birkaç dostu arasında geçirdiği ve kendisi ise bahçeli bir köşkte karısı ve çocuklarıyla mutlu bir yaşam sürdüğü için suçluluk duymaktan kurtuldu.

Annesiyle birlikte otursaydı, Ak karısının evi yönetme biçimi, çocukların gürültüsü, terbiyesizliği ve kendi kusurları konularında sayısız tartışmalar çıkacaktı. Hatta bu arada belki, çok sevdiği karısı ile arasına soğukluk bile girecekti. Annesinden ayrı yaşaması durumunda, Bay B bir kutu şeker, bir kitap, mektup, telefon ve kısa ziyaretlerle annesinin gönlünü alabilirdi. Bay B hin annesi hasta ya da parasal sıkıntıda olsaydı konu bambaşka olurdu. Ama adamcağızın, öteden beri geçinemediği annesi yalnız yaşıyor diye suçluluk duyması saçmaydı.

Bayan M de, kapı komşusuyla kavga edişine üzülmüş ve bu hislerini bir aile dostuna açmıştı. Dostu ona, “Herkesi sevmek zorunda değilsin” dedi. “O komşunla arkadaş olabileceğini sanmam. Senin tıpatıp zıddın. Ondan hoşlanmaya çalışmaktan vazgeç. ‘Ona karşı kötü hisler besle’ demiyorum. Onu kendi haline bırak daha iyi. Seni anlayamayan kimseler yüzünden kuruntu edip, zamanını boşa harcama. Seni anlamalarını beklemen zaten boş. Onlar sana benzemiyorlar ki. Onları unut. Yaşam ayırdına varamayacağımız denli kısa.”

Dünya çeşit çeşit insanlarla dolu. Siz bu çeşitlerden yalnızca birisiniz. Bu çeşidin, ebeveyninizin, akrabalarınızın, komşularınızın içinde bulundukları çeşit olması gerekmez. Elbette siz onlardan farklı olacaksınız.

Rahatınıza bakıp geçinemediğiniz kişileri sevmeye çalışmaktan vazgeçtiğiniz an, önünüze yepyeni fırsatlar serilecektir. Kendinize benzeyen insanları, görünüşleri ne olursa olsun, tanıyacaksınız. Onların da sizi aradıklarını göreceksiniz. Birbirinizi bulduğunuz zaman ise, akrabalığın temelinin, kan ve yakınlık değil, düşünce ve duygu olduğunu anlayacaksınız.

 

-İnsanları birleştiren duygular, ayıransa düşüncelerdir. Duygular bizi bir araya getiren basit birer bağdır. Düşüncelerse çeşitlilik ilkesinin temsilcisidirler ve bu yüzden insanları çeşitli gruplara ayırırlar.

Gençliğin dostluğunu meydana getiren duygulardır. Yaşlılığın yanlılığını yaratansan düşüncelerdir.

Eğer bunun zamanında ayırdına varabilir ve başkalarına daha hoşgörülü bakacak biçimde düşüncelerimizi eğitebilmek, daha barışçıl bir kişiliğe sahip olur ve düşüncelerin ayırdığı insanları duygularla bağlama

Goethe

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült