Kişisel Gelişim

 

Hepimiz, Yalnız Olduğumuz Kadarız Aslında

Altay Öktem


Herkes kendini tahmin ediyor. Hiç kimse, şöyle etraflıca, detaylı biçimde farkında değil kendinin.

Herkes kendini tatmin ediyor. Eliyle ya da başka bir uzvuyla... Yalnız olmadığını sananlar, mesela aşık olduklarını tahmin edenler ise, başka birinin eliyle ya da bir başka uzvuyla tatmin ediyorlar kendilerini. Başkasının vücuduyla mastürbasyon yapıyorlar, o kadar.

Herkes yalnız aslında. Yapayalnız. Bir de, herkesin kendine özgü bir yalnızlığı var. Birinin yalnızlığı diğerinin ki ne uymuyor. Herkes kendi açısından yalnız!

Herkes kendi açısından yalnız olduğuna göre, yalnızlığın açısı da var demektir. Kimininki dik açılı yalnızlıktır, kimininki geniş açılı... En pisi de dar açılı yalnızlıktır. Buna iflah olmaz yalnızlık da diyebiliriz...

Yalnızlığın açısı olduğuna göre, şekli de olması gerekir. Mantık böyle buyurur. Ama kimse bu şekli görememiştir dünya gözüyle. Mesela sokakta yürürken, pat diye yalnızlığın şekli çıkmaz karşımıza. Demek ki bu şekil, soyut şekildir.

Bunca muhabbetten sonra, yalnızlığın tanımını yapabilecek kıvama geldik demektir: Yalnızlık, kendini tahmin ve tatmin etme becerisine sahip olan canlılara özgü, değişik açıları olan geometrik şekilli soyut bir kavramdır.

Yalnızlığın, insanın ekseni etrafındaki kişi sayısıyla ya da civar mahallelerdeki yalnızların oranıyla ilgisi yoktur. Bu arada, "En pisi de kalabalık içindeki yalnızlıktır" gibi klişe laflardan da uzak durmak gerekir. Yok öyle bir şey. Kalabalık içindeki yalnızlık ne ya... Kalabalık içindeki yalnızlık, sadece cumhurbaşkanı adaylarına mahsustur. Gerisi palavra.

Asıl yalnızlar, yalnızlığı bir stil olarak üstüne yakıştıranlardır. Onların yalnızlığı sakil değildir. Üstlerinden dökülmez. Pot yapmaz. Kırışmaz. Paçalarından ya da omuzlarından iki parmak kestirmek gerekmez. Kalıp gibi oturur üstlerine. İlik açmaya, düğme dikmeye, overlok çekmeye ihtiyaç kalmaz.

Yalnızlık, kutsal olduğu kadar kutupsal bir kavramdır. Her iki kutupta ayrı yaşanır. Bir Eskimo'nun yalnızlığıyla, Afrika'daki balta girmemiş ormanların civar köylerinde yaşayan bir kabile mensubunun yalnızlığı aynı değildir. İklime ve coğrafyaya göre farklılık gösterir. Dağlarda başka yaşanır, denizlerde başka. İç kısımlarda koyu ve sert, kıyı kesimlerdeyse mutedildir. Islak ya da cıvık olduğu bölgeler de vardır, kupkuru ve katı olduğu bölgeler de.

Demek ki yalnızlık, yaşandığı yer itibariyle evrensel değil, bölgeseldir. Yaşanma sıklığı ve dünya genelindeki genel dağılımı açısından da evrenseldir. Karışık bir şeydir yani. Tuhaftır.

Sadece coğrafi olarak değil, zihinsel olarak da farklı yaşanır yalnızlık. Kiminin yalnızlığı depresif, kimiminse coşkuludur. Kimisi de takıntılı yalnızlıklar yaşar. Ama değişmeyen bir tek şey vardır; yalnızın halinden yalnızlar bile anlamaz.

Peki, "Bilmezler yalnız yaşamayanlar: Nasıl korku verir sessizlik insana" diyen şair kimdir? Evet, parmakları görmek istiyorum... Orhan Veli tabii... Hani şöyle bir kalıp vardır ya; şair ne güzel açıklamış yalnızlığı, değil mi...

Açıklamış açıklamasına da, benim sorum tuzak soruydu... Parmakları görelim ne demek ya... Yalnız değiliz demek. Kalabalığız demek. İstersek kaldırırız demek!

Oysa, havaya kalkmış parmakların içindeki her bir parmak, yalnız bir parmaktır aslında. Yüz tane parmak varsa, parmak kalabalığından değil, yüz yalnız parmaktan söz edebiliriz ancak. O yüzden, verilen cevabın doğru ya da yanlış olması bile önem taşımaz.

Yalnızlığın ötesi nedir, diye soran olursa, bu kez ben parmak kaldırırım. Daha doğrusu Özdemir Asaf'ın zaten kaldırmış olduğu parmağı, tutar bir daha kaldırırım: "insanın kendine mektup yazması ve dönüp dönüp onu okuması yalnızlığın da ötesidir" derim, susarım.

Oysa susmak, yorar insanı. Ben de uzun zamandır, hatta kendimi bildim bileli yorgunum. Gereğinden fazla süren suskunluk da, yeterince etki uyandırmayan gürültü de yorar insanı. Haddinden fazla yorar. Sessizliğin bir mükafat olduğunu bildiğim halde sessiz kalamıyorum bazen, gürültünün erdem olduğunu bildiğim halde, yeri geliyor, yeterince gürültü çıkaramıyorum. Kimseye verilecek hesabım olmaması bir şeyi değiştirmiyor, kendime hesap vermekten yoruluyorum.

Yalnızlık yıpratıyor çünkü, yoruyor. Bir yandan da mutlu ediyor, o ayrı. Bağışıklık kazanılmıyor yalnızlığa; alışılıyor yalnızca.

Hiç kandırmayalım kendimizi. Hepimiz, yalnız olduğumuz kadarız aslında.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült