Kişisel Gelişim

 

Evdeki Tutsaklar

Tim Kimmel

Annesinin sarılmasıyla Cynthia irkildi. Zor bir bahar tatili olacaktı. Yirmi iki yıl annesinin "küçük kızı" olarak yaşayan o kızın yerinde yeller esiyordu. Aynı kadını hem bu kadar çok sevdiğine hem de bir o kadar ondan nefret ettiğine inanamıyordu, ama öyleydi. Annesinin olmasını istediği kadını özlüyordu ve annesi olan bu kadından nefret ediyordu.

Şu anda büyüdüğü evin girişinde dururken kendini bir yabancı gibi hissediyordu. Yirmi iki yıl boyunca annesinin arzu ettiği gibi yaşadı, nefes aldı, konuştu ve oynadı. O yıllarda kendisini uzaktan bile olsa özgür hissettiği bir anı hatırlamıyordu. Annesinin bir türlü vazgeçemediği o boğucu kontrolüne—kendi evinde adeta bir tutsak gibi—prangalarla bağlanmıştı.

Tüm vücudu geçen beş ay boyunca katlanmak zorunda kaldığı acılar yüzünden hala sızlıyordu. Duygusal açıdan artık tükenmişti. Kısa bir zaman içinde annesinin kendisi üzerinde kurduğu kontrole bir dur demezse bir daha içinden asla çıkamayacağı duygusal bir boşluğa düşebilirdi.

Beş ay önce saçının rengini asıl rengine çevirmeye karar verdiğinde olay patlak verdi. Doğuştan sarışın olmasına rağmen ergenlik döneminde kendiliğinden koyulaşmıştı saçları. O zamanlar Cynthia'nın saçını kesmekte olan kuaför, annesine sarışın çocukların kahverengi saçlı birer yetişkin olmalarının normal olduğunu söylemişti. Ama annesi kuaförün dediğini bir türlü kabullenemiyordu. Bilinmeyen bir sebepten dolayı "küçük kızının" sarı saçla daha güzel göründüğüne karar veren annenin kararını hiç bir şey, hatta Tanrı'nın genetik programı dahi değiştiremeyecekti. O andan itibaren Cynthia'nın saçının rengini açtırmaya başlamıştı. Aradan on sene geçmesine rağmen hala aynı şeyi yapıyordu.

Bir gün, yaz tatilinden sonra üniversiteye geri dönen Cynthia değişiklik yapmak için doğru zamanın geldiğini düşündü. Saçındaki gölgelerden, mücadeleden, en çok da yirmi iki yaşında hiç bir söz hakkına sahip olmayan bir kadın olmaktan sıkılmıştı.

Bu, onun saçının rengini doğal hali olan kahverengiye çevirmesine sebep oldu. Birdenbire, bir çok sorunu kısa sürede çözebileceğini düşündü. İki hafta sonra kuzeninin düğünü için eve geldi. Arabayı otoparka sokarken, annesi evden dışarı çıktı ve Cynthia'nın saçını görüp, çığlık attı. Aslında, Cynthia daha arabadan çıkmadan aynı tiz sesle yıllardır tekrarlanıp duran bağrışlar başlamıştı bile.

"Ne oldu benim bebeğime? Ne oldu benim küçük kızıma? Cynthia Allah aşkına ne yaptığını sanıyorsun?

Gözlerindeki ışıltı yok olmuş. Bu renk sana hiç yakışmamış. Bu sen değilsin. Sen sarışın bir kız olmalısın!"

Bütün bir hafta sonu böyle geçti. Annesinin hemen bir randevu ayarlayıp saçının rengini tekrar sarıya çevirmesi için yaptığı zorlamalara karşı çıktı. Annesi "sosyal bir olaya yabancı biriyle katılmayı" reddedince düğünde tek başına oturdu, ve üniversiteye geri dönerken sürekli ağladı.

Sırada annesinin Cynthia'nın üniversite kızlar birliği toplantısında çekilen resimleri için kopardığı yaygara vardı. Annesi resimleri satın almayı reddedip, Cynthia'nın da resimlerden bir tanesini bile almasını yasakladı. Annesi bu acının üzerine bir de kuzeninin düğününde tuz biber ekti. Düğünde profesyonel bir fotoğrafçı bulunduğundan, Cynthia'nın annesi yılbaşı kartları için bir aile fotoğrafı çekilmesini istedi. Kardeşlerinin yanına bir yere sıkışmaya çalışan Cynthia'yı da "bu karede yer almamasını" söyledi. Cynthia, fotoğrafçının arkasında bir yere otururken "Küçük kızımın başına gelenler için dostlarımızın hepsine ayrı ayrı mektup yazacak vaktim yok" diye bağırdı. Kardeşlerinin yalvarmaları da işe yaramadı. Anneleri kısaca başkalarının işine burunlarının sokmamalarını ve kameraya bakıp gülümsemelerini istedi.

Cynthia'nın daha fazla dayanacak gücü kalmamıştı. Umutsuzluk içinde annesinin onayını alması gerekiyordu. Şükran günü tatilinden sonra üniversiteye geri döndüğünde, saçını tekrar eski rengine çevirmek üzere GÜÇLÜ KİŞİLİKLER kuaförden randevu aldı. Sonra da annesine telefon edip, savaşmaktan bıktığını ve teslim olacağını söyledi

Ama her şey henüz bitmemişti. Cynthia daha sonra başına gelenlere inanamadı. Tam saçı yıkanırken telefon çalmış, kuaförü telefona çağırılmıştı. Arayan annesiydi. Telefonda Cynthia'nın saçı hakkında gerekli gördüğü ayrıntılı talimatlar veriyordu.

Ve bir kaç hafta sonra, evin girişinde tanıdık görünüm ve kokular içerisinde dururken, annesinin ona sarılmasıyla Cynthia kaskatı kesildi. Annesinin "küçük kızının gözlerindeki ışıltının geri geldiği" üzerine yaptığı bitip tükenmeyen konuşmalar Cynthia'nın midesini bulandırıyordu.

Şimdi babasının onları neden terk ettiğini anlıyordu. Annesinin ikinci kocasının da evi terk etme hazırlıkları içinde olmasının sebepleri gayet açıktı. Ama Cynthia için, olaylar evi terk edip gitmek kadar kolay değildi. Olanlar karışıktı. Doğduğu günden beri hayatını annesi yönetiyordu ve bu konuda herhangi bir şey yapacak gücü yoktu. İstemeden "boğucu bir sevginin" kurbanı olmuştu ve böyle bir sevgi insanın ruhunu tüketip, bir başka insanın beklentilerinin yarattığı kişi olmasına sebep oluyordu. Cynthia en çok ihtiyaç duyduğu kişi tarafından çok kötü yaralanmıştı.

Oraya Giden Dost mu, Düşman mı?

İhı kitap, yemek yemek gibi hayatımızın bir parçası olan bir olguya uzun süreli bir bakışın sonucudur. Bu olgu kontroldür. Bu kitap kontrolün sebep olduğu bir dizi—özellikle danışmanlıkla ilgili—vakaların gelmesiyle doğdu. Bu vakalardan birinde genç bir erkek babasının izni olmadan nefes bile alamıyordu. Atletik,, akademik ve sosyal hayatı öncelikle babasının onayından geçmeliydi, yoksa... Bir başka vaka, sekiz yaşında ülserli bir çocuktu. O, annesinin sert geçmiş çocukluk devresinin acılarını dindirdiği bir merhemdi. Annesinin de doğru bir şey yapabileceğinin dünyaya kanıtıydı o. Fakat annesinin aniden patlak veren hayal kırıklıkları kız üzerinde duygusal ve fiziksel darbelere yol açmıştı.

İnsan, kontrol etmeye eğilimlidir. Bu sebepten dolayı acı çeken insan sayısı hiç birimizin saymayacağı kadar çoktur. Bu sorun üzerine eğildikçe kontrol edilen insanların üzerinde kontrolün etkilerinin ne kadar yıpratıcı olduğunu gördüm. Bir çok kişi için kontrol, 1990'ların ilacıdır. O güçlü kişilikler, insanları kontrol altında tutmanın tek yolunun onları kontrol etmekten geçtiğini düşünmektedir.

Güçte hiç bir kötülük yok. Güçlü bir kişiliğe sahip olmakta da. Aslında şu an kültürümüzde, özellikle evlerimizde eksik olan şey, güçlü ve ahlaka uygun bir liderlik anlayışıdır. İnandıkları şeyin ne olduğunu sorduğumuzda parmaklarını yalayıp, rüzgarın esişine göre cevap vermeyecek liderlerin özlemi içerisindeyiz. Bütün başımıza gelenler, kararlarını güçlü ve kuvvetli olmalarına dayanarak değil, duydukları güvensizliğin derinliklerinden alan insanların başının altından çıkıyor.

Peki ya, güç çizgiyi aşınca ne oluyor? Ayrıcalıkları kötüye kullanılıp, güçle cezalandırılınca ne oluyor? Her ne kadar bir çok kültürel düşman (kalabalık randevular, yeniden tanımlanan roller, aşırı bilgi yüklenmesi vs) insan ilişkilerinin altını oyuyor olsa da, bunların saçtıkları olumsuz etki, yüksek kontrollü kişiler tarafından başka insanlar üzerinde kurulan otoritenin yol açtığı karşı konulmaz hasarla kıyaslandığında en alt düzeyde kalmaktadır.

Olan Mills portresi arkasına saklanmış bir çok Amerikan ailesi yıllar boyunca kontrol edilmekten duydukları gerginlik sonucu dişlerini gıcırdatıp duran bireylerdir. Dışarıdan gözlemleyen biri için bu ailelerde yanlış giden herhangi bir şey yoktur ama aşırı kontrol ve boğucu bir sevgiyle devam eden günlük yaşamda, onlar için hayat yalnızlık ve öfke doludur.

Bu problemin belli bir dereceye kadar her ailede varolduğunu söylemek durumu abartmak olmaz. Kontrol etme isteği insanın doğasında vardır. Bu, bir kişinin bir başka kişiye kuvvet uygulayarak kendini korumaya gereksinim duymasıdır. Kontrol, hem kontrol eden hem de kontrol edilen için sağlıklı değildir. Kontrol edenin sevme kapasitesini körelttiği gibi aynı zamanda kontrol edilenin düşleme yeteneği ve kapasitesini sınırlar. Başkalarını kontrol etmeye bayılırız ama birisi bizi kontrol etmeye kalkarsa, bundan nefret ederiz.

Hepimiz bir çok alanda bir çok şeyle uğraşırız: iş, okul, kulüpler, yakın arkadaşlar ve en önemlisi aile. Yüksek kontrollü patronlar, yönlendirici genel müdürler, güven kırıcı papazlar, kötü arkadaşlar ve kontrolcü aile fertleri, kişiliğimizdeki çatlaklardan içeri sızıp, içimizdeki potansiyeli sonuna kadar emerler. Bizi deli gömleğinin içine sokar ve kendi arzularına göre yeniden yaratmaya çalışırlar

Bu kitap, sevgi ve—liderler çevrelerini etkilemek istediğinde, maruz kalanlar paniğe kapıldığında, aşıklar birbirlerini bencilce yönettiğinde meydana gelen— kontrol arasındaki ince çizgiyi keşfediyor. Bireylerin sevdikleri ve güvendikleri insanlar tarafından tutsak alınıp, içten içe kuşatıldığı ilişkileri anlatıyor. Ve bu kitap zarar verenler kadar zarar gören insanların da, aşırı kontrolün nasıl insan ruhunu öldürdüğünü anlamalarını sağlamak amacıyla yazıldı. Her iki tür insana da anlayış ve umut telkin ediyor.

Bu kitabın sayfalarını çevirdikçe, denetleyen ve denetlenenlerin, cezalandırıcı kişiliklerden kendilerini nasıl uzaklaştıracaklarını gösteren yolları bulacaksınız. Kendilerini, ailelerini ve ilişki içinde bulundukları herkesi olduğu gibi kabul edip, özgür bırakmayı öğrenecekler.

Bilge Olana Bir Söz

Siz daha sonraki sayfaları okuyup okumayacağınıza karar vermeden önce, açıklamam gereken bir kaç şey daha var. Bu, kontrol konusu üzerinde klinik bir inceleme olmayacak. Bunun iki nedeni var. Birincisi, klinik kitaplar okumaktan hoşlanmıyorum. (Gene de bu kitabı hazırlarken bu kitaplardan çok okumak zorunda kaldım.) İkincisi, bu tip kitapları yazmaktan daha az zevk alıyorum. Hayat çok kısa, zaman çok değerli ve çoğu insan konu başlığı ne olursa olsun karmaşık tedavilerin anlatıldığı kitapları okumaktan çok çabuk sıkılıyor. Psikolojik laf kalabalığını ve denenmiş testleri, bir sonraki toplantılarında tartışmak üzere "psikolog" ve sosyologlara bırakıyorum. Ben tıpkı diğer insanlar gibi yaşıyorum ve bu kitabı yaşamın içinde her gün yanlarından geçtiğim insanlar için yazıyorum.

Size söylemem gereken bir başka şey daha var. Ben bu konuda otorite sahibi olmayı kabul etmiyorum. Otoriteler, kendi tanımlamalarıyla çok sert ve katı oluyorlar. Pratiklikten yoksun ve hazır cevap bir mantıkla hareket ediyorlar. Kon trolcü kişilikler, birkaç basmakalıp formülle çözülmeyecek kadar çok geniş ve karmaşık bir konu. Eğer tecrübeli olduğum bir konu varsa o da bu konudur. Yirmi yıldan fazla bir süredir, gözlemledim, deneyim edindim, acı çektim ve bundan dolayı acı çeken insanlarla yan yana çalıştım. Eğer bu konuda uzmansam bunun sebebi kontrolü herhangi birinden çok daha yakından izlemem ve bu sırada bir şeyler öğrenmiş olmamdır. Öğrendiklerim işte bu kitapta. Eğer izin verirseniz size yardımcı olacaklar.

Benim hakkımda bilmeniz gereken son bir şey var: Ben bir aile babasıyım. Ben, çocuklarını McDonalds'taki çocuk alanında oyun oynamaya götürmektense evde oturup eşyaların tozunu almayı tercih ederim. Büyük patronlarla güç kokan öğlen yemekleri yemektense, oturma odamdaki şöminede ateş yakmaktan daha büyük zevk alırım. Yirmi yıldan fazla bir süredir aynı kadınla beraberim ve piyasanın ne durumda olduğunu öğrenmektense, karımla hiç bir şey yapmasak da başbaşa geçireceğimiz bir akşamı tercih ederim.

Benim de yükseleceğim merciler, varacağım hedefler ve meydan okuyacağım insanlar var. Ama bir arkadaşım bana "Dünya mütevazi olana kalacaktır", dedi ve ben ona inanıyorum.

Mütevazi insanlar zayıf değildir. Onların gücü hayatın kazanılması zor, kaybedilmesi kolay boyutlarında yatıyor. Bu güç karakterlerinin büyüklüğünde, inançlarının derinliğinde ve ideallerinin yüksekliğiyle sarılıp sarmalanmış. Gelişmesi için yıllar geçiyor ve eski halini ölçmek mümkün olmuyor. Bunlar benim başka insanlara saygı duymama ve kendi hayatım için de aynı şeyleri istememe yol açıyor. Güçlü niteliklere sahip insanlar gerçekten hayatı sarsıp, istediklerini alıyorlar. İlişkileri kuvvetlendirmeyi becerip, insanların içindeki en iyiyi ortaya çıkarma becerisine sahipler.

Bu kitap evliliğim, dört çocuğum, arkadaş ilişkilerim, mesleki çevrem ve yazma hazırlıklarını tamamladığım ev ödevim sayesinde ortaya çıktı. Kitabın ruhları özgür bırakma potansiyeline sahip olduğu inancındayım. Bunu iki şekilde gerçekleştirecek: İlk olarak, bireylerin kendilerini denetleyen ya da denetlenen olarak görmelerini sağlayarak; ikinci olarak da baskıcı ya da baskın ilişkilere çözümler önererek.

Bu uzun ve çetin yolculukta bana eşlik edin. İlerledikçe, birer birer kalbinizi tutsak almış kontrolü çözümledikçe kolaylaşacak bir yolculuk bu. Gelin. Kontrol yerine zarafetle bezenmiş bir ilişki yolunda beni izleyin.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült