Kişisel Gelişim

 

Duygusal Şantaj

Susan Forward


Duygusal şantaj dünyası kafa karıştırıcıdır. Bazı duygusal şantajcılar tehditlerinde apaçık davranırlarken, diğerleri bize çoğu kez iyi davranıp şantaja ancak ara sıra başvurarak karışık mesajlar gönderirler. İşte bu yüzden, bir ilişkide kişinin şantaj yoluyla kullanıldığını farketmesi zorlaşır.

Elbette suyuna gitmezseniz neler olacağına ilişkin doğrudan tehditler savuran ve boyun eğmemenin sonuçlarını ayrıntılarıyla açıklayan zorba şantajcılar vardır. Onlardan şu tür sözler duymak olasıdır: "Benden ayrılırsan çocuklarını bir daha göremezsin.", "Projemi desteklemezsen, başarı belgeni askıya alırım." Niyet açık, tehdit açık!..

Bununla birlikte, çoğu kez duygusal şantaj çok daha belirsizdir ve iyi, olumlu yönleri bol olan bir ilişkide ortaya çıkar. Karşımızdakinin en iyi durumunu biliyoruzdur ve olumlu anıların bir şeylerin aksadığına ilişkin rahatsız edici duyguları bastırmasına izin veririz. Duygusal şantaj bize sinsice yaklaşır. Normal ve kabul edilebilecek düzeydeki davranışların sınırını sessizce aşarak, mutluluğumuzu tehdit eden öğelerin önce hafifçe bulaştığı, sonra da iyice içine işlediği etkileşimlere doğru ilerler.

Birinin davranışını duygusal şantaj olarak nitelemeden önce belli bileşenlerin varlığından emin olmalıyız. Bir doktor fiziksel hastalığı nasıl belirliyorsa, biz de tanıyı o şekilde koyabiliriz: belirtilere bakarak. Aşağıdaki örnekte, iki sevgili arasındaki ilişkiye tanık olacaksınız; ama çatışma durumundaki kişiler arkadaş da, meslektaş da, aile bireyi de olsalar belirtiler aynen geçerli olabilir. Konular değişebilir, ama yöntem ve eylemler özdeş ve tanınabilir olacaktır.

ALTI ÖLÜMCÜL BELİRTİ

Tanıdığım genç bir çift, Jim ve Helen bir yıldan biraz daha fazla bir süredir birlikteler. Bir devlet üniversitesinde edebiyat öğretmeni olan Helen’in iri kahverengi gözleriyle harika bir gülüşü var. Bir partide tanıştığı Jim de hoş biri. Uzun boylu ve yumuşak sesli. Çift birbirlerine yoğun bir duyguyla bağlı. Ama Helen için Jim’le birlikte olmanın hoşluğu azalmaya başlıyor. Aslında ilişkileri duygusal şantajın altı aşaması boyunca ilerliyor.

Altı duygusal şantaj belirtisi hakkında size iyi bir fikir vermesi için, Jim ve Helen’in yaşadığı çatışmanın yalınlaştırılmış bir şeklini inceleyelim. Belirtilerin bazılarının Jim'in davranışını yansıttığını, bazılarınınsa Helen’den kaynaklandığını farkedeceksiniz.

Talep. Jim, Helen’den bir şey istiyor. Birlikte zaten çok vakit geçirdiklerini, aynı evde de yaşayabileceklerini söylüyor. "Ben zaten burada yaşıyor gibiyim," diyor. "Gel bunu resmileştirelim." Helen’in dairesi oldukça büyük ve Jim’in eşyalarının yarısı halen orada, yani kolay bir geçiş olacak.

Şantajcılar bazen ne istediklerini Jim’in yaptığı kadar açıkça söze dökmezler. Bunun yerine, bizim bulup çıkarmamıza bırakırlar. Jim aklındakini dolaylı olarak da belirtebilir, belki bir arkadaşın düğününden sonra surat asar ve Helen'in anlamasını sağlayabilirdi. "Keşke daha yakın olsaydık, bazen çok yalnız olduğumu düşüyorum," der ve sonunda eve taşınmak istediğini söylerdi.

Jim’in önerisi, ilk bakışta sevecen geliyor; hatta bir talep olarak bile görünmeyebiliyor. Ama bu adımın, onun tartışmak ya da değiştirmek istemediği eylem planının bir parçası olduğu ortaya çıkıyor.

Karşı koyma. Helen, Jim’in taşınması fikrinden rahatsız oluyor ve ilişkide bu tür bir değişikliğe hazır olmadığını söyleyerek isteksizliğini anlatıyor. Jim’e çok yakın ve derin ilgi duyuyor ama onun kendi evinde yaşamaya devam etmesini istiyor.

Helen bu denli doğrudan yaklaşımı benimsemiş biri olmasaydı, başka yollarla bu isteğe karşı koyabilirdi. Geri çekilebilir, sevecenliğini azaltabilir ya da evi yeniden boyamayı planladığını söyleyerek iş bitene dek eşyalarını almasını isteyebilirdi. Ama Helen direncini ifade ediyor, mesaj açık. Yanıt hayır.

Baskı. Helen’den istediği yanıtı alamayan Jim, onun duygularını anlamaya çalışmıyor. Bunun yerine, onu fikir değiştirmeye zorluyor. Başta onunla konuyu konuşacakmış gibi davranıyor, ama tartışma tek yönlü gelişiyor ve ders verme biçimine dönüşüyor. Helen’in karşı koyuşunu ondaki bir eksiklikmiş gibi gösteriyor; kendi arzu ve taleplerini en olumlu sözlerle sunuyor. "Ben yalnızca ikimiz için en iyi olanı istiyorum. Sadece sana daha yakın olmak istiyorum. İki insan birbirini sevdiklerinde yaşamlarını paylaşmak istemeliler. Sen kendini benimle niye paylaşmak istemiyorsun? Bu kadar benmerkezci olmasaydın, yaşamını birazcık açardın."

Sonra çekiciliğe başvuruyor ve soruyor: "Beni hep burada isteyecek kadar sevmiyor musun?" Başka bir şantajcı, taşınmasının ilişkiyi geliştireceği ve onları yakınlaştıracağını vurgulamaya inatla devam etme yoluyla baskıyı sürdürebilirdi. Baskı, biçimi ne olursa olsun oyundaki rolünü oynayacaktır. Bu sevecen ve dokunaklı yaklaşımların ardına gizlenmiş olabilir; Jim’in Helen’e, isteksizliğinin kendisine ne kadar acı verdiğini anlatması bunun örneğidir.

Tehditler. Bir direnme duvarına çarpmayı sürdüren Jim, istediğini vermezse bunun bazı sonuçları olacağını Helen’in anlamasını sağlar. Şantajcılar, bizi mutsuzluk ya da acıya sürüklemekle tehdit ederler. Onlara ne kadar eziyet çektirdiğimizi söyleyebilirler. Onların suyuna gidersek bize neler vereceklerine ya da bizi ne kadar çok seveceklerine ilişkin sözler vererek boş ümitlere kapılmamıza çalışabilirler. Jim örtülü tehditlerle Helen’e yüklenmeyi sürdürüyor: "Bu ilişki bizim için böylesine anlamlıyken benim için bu bağlılığı gösteremezsen, belki başka insanları görmemizin zamanı gelmiştir." Doğrudan ilişkiyi bitirme tehdidini savurmuyor; ama olası sonuçlar Helen’in gözden kaçıramayacağı kadar önemli.

Boyun eğme. Helen, Jim’i yitirmek istemiyor ve rahatsız edici duygularına karşın, taşınamayacağını söylemekle hata ettiğini düşünüyor. Jim’le kaygıları hakkında yalnızca yüzeysel olarak konuşurlar ve Jim onları yatıştırmak için hiçbir çaba göstermez. Birkaç ay sonra Helen direnmeyi bırakıyor ve Jim taşınıyor.

Yineleme. Jim’in zaferinden sonra sakin bir döneme girilir. İstediğini almıştır; baskıyı kaldırır ve ilişki yatışmış görünür. Helen olayların akışından hala rahatsızdır, ama baskıdan kurtulduğu ve Jim’in sevgisiyle onayını yeniden kazandığı için rahatlamıştır. Jim görmüştür ki, Helen’e baskı kurmak ve onun kendini suçlu hissetmesine yol açmak, istediğini almanın doğru yoludur. Helen de Jim’in baskı taktiklerini sona erdirmenin en kolay yolunun onun isteklerini kabul etmek olduğunu görmüştür. Talep, baskı ve insan kullanmaya dayalı bir ilişkinin altyapısı böylece oluşmuştur.

Duygusal şantaj sendromunun kalbinde yatan bu altı özelliğe, kitapta ilerledikçe dönüp daha yakından bakacağız.

NİYE AÇIKÇA GÖREMİYORUZ?

Bu belirtiler o kadar açık ve rahatsız edici görünebilir ki, belirmeye başladığında tehlike çanlarını duyacağınızı düşünebilirsiniz. Ama çoğu kez, bizi kuşatmakta olduğunun farkına varmadan duygusal şantajın batağına gömülmüş buluruz kendimizi. Bunun nedeni kısmen, birçok kez başvurduğumuz ve karşılaştığımız bir davranış biçiminde belirmesidir: insan kullanma.

İnsan kullanmanın birçok biçimi rahatsız edici bile değildir. Hepimiz ara sıra birbirimizi kullanırız. İnsanlara istediğimizi yaptırmak için türlü oyunlar oynamayı öğrenmişizdir. Örneğin, "Pencereyi açar mısın lütfen?" yerine, "Biri keşke pencereyi açsa," gibi bir şey söylemek bunlardan biridir.

Birçoğumuz için, büyük şeylerin söz konusu olduğu ya da önemli bir şey istediğimiz durumlar şöyle dursun, küçük şeylerde bile insanlara doğrudan yaklaşmanın ne kadar zor olduğunu görmek şaşkınlık vericidir. Neden doğrudan sormayalım? Çünkü riski var! Ya hayır derse? Karşımızdakine, doğrudan ve açık bir biçimde ne istediğimizi anlatmak çok azımızın başvurduğu bir yaklaşımdır. Ne istediğimizi ya da nasıl hissettiğimizi açıkça söyleyerek kendimizi öne sürmekten korkuyoruz. Ya bunun sonunda kendimizi kızgın, hatta daha da kötüsü, reddedilmiş hissedersek? Eğer bir şeyi açıkça istemezsek, karşımızdaki hayır derse; bu aslında gerçek anlamda hayır olmaz, değil mi? Böylece her türlü rahatsızlığı gidermek için bir açıklama bulmuş oluruz.

Açık bir istekte bulunmadığımız zaman çok saldırgan ya da ihtiyaç içinde görünmekten de kaçınabiliriz. İnsanların, anlatımımızdaki örtülü anlamı keşfetmesi umuduyla onlara işaret göndermenin dolaylı yollarını bulmak ve uygulamak daha kolaydır.

Bunu bazen sözsüz olarak yaparız. Bir iç geçirme, somurtma, "o bakışı" fırlatma... En iyi ilişkilerimizde bile bunları kullanırız. Ama bu tür olağan durumların çok daha zarar verici bir biçimde belirdiği alanın sınırlarını çizmek mümkündür: İnsan kullanma, kendi arzularımız ve mutluluğumuz pahasına karşımızdakinin isteklerine zorla uymamız için defalarca kullanıldığında duygusal şantaja dönüşür.

SINIRLAR KOYMA HAKKI

Duygusal şantajdan söz ederken, doğal olarak, çatışma, güç ve haklardan söz ediyoruz. Bir kişinin istediği şeyi diğeri istemediğinde her iki taraf durumu nereye kadar sürdürebilir? Birinin baskısı ne zaman sınırı aşar? Bu hassas bir bölgedir; üstüne üstlük, artık duygulan ifade etmeyi ve sınırlar koymayı vurguluyoruz. Her anlaşmazlığı, yoğun duyguların ifade edildiği ya da doğru sınırların koyulmaya çalışıldığı her durumu duygusal şantaj olarak nitelememek çok önemlidir.

Ayrımı daha İyi anlamanıza yardım etmek için, önce uygun sınır koyma davranışının gözlendiği ilişkilerin duygusal şantajın mayın tarlasına nasıl girebileceğine ilişkin birkaç örnek sergileyeceğim.

Burada Şantaj Yok

Arkadaşım Denişe üzerinde bir yıla yakın zamandır çalıştığı fotoğraf, kitabını sattıktan sonra çok geçmeden arkadaşı Amy’yle yaşadığı durumu anlattı. Her ikisi de serbest çalışmaya karar verene dek bir reklam ajansında birlikte çalıştığı Amy’nin kendisine duygusal şantaj uygulayıp uygulamadığını merak ediyordu.

Baştan beri hemen her şeyi konuşabilirdik. Kendi başımıza ve ölçek küçülterek çalışmanın zorluklarına ilişkin görüşlerimizi paylaşırdık. Her ikimiz de çalışmaya büyük şirketlerde başlamıştık ve bazen bunu özlüyorduk. Sık sık yalnız başımıza çalışmanın ürkütücülüğünden söz eder ve birbirimize destek olurduk. Ona bu kitap üzerinde çalışmaktan söz edene dek birbirimize gerçekten yakındık.

Benim için sevinmiş göründü, ama çok geçmeden aradı ve şöyle dedi:"Biliyor musun, biraz kıskançlık duyuyorum. Şu sıralar çok sıkı çalışıyorum ve pek bir şey olmuyor. Keşke çalışmandan ve ne kadar heyecan duyduğundan bir süre söz etmeseydin; bu bana biraz dokundu Öyleyse, tamam, dedim. Böylece hiçbir şey olmamış gibi vites değiştirdik ve onun çalışmalarından söz etmeye başladık.

Şimdi kitapla ilgili en ufak bir şey söylesem konuşmayı kesiyor ve, "En iyisi bundan hiç söz etmeyelim/ diyor. Üzerimde bir yük hissediyorum; ama onu seviyorum ve onun kurallarıyla oynamaya alışmaya çalışıyorum.

İlk bakışta, Amy konuşmak için neyin uygun olup olmadığına karar vererek etkileşimi denetimi altına almak için Denise’e baskı kuruyor gibi görünebilir. Ama gerçekte, Amy duygularını dürüstçe kabul ediyor ve Denise’in iyi haberlerine ne kadar dayanabileceğine ilişkin sınırlar koyarak kendini koruyor. Amy’nin buna hakkı var. Kendimiz için istediğimiz bir şeye başkası sahip olduğunda kıskançlık duymak insanın doğasında vardır ve yaşamımızın alçakta seyreden evrelerinde bu eğilimimiz artar. Hepimizin belli konulardan kaçınmak ve Amy gibi, sınırlar koymak istediğimiz zamanlar vardır. Denise’in de, Amy’nin koyduğu sınırları beğenmediğine karar verme ve rahatsızlığını ifade etme ya da Amy’yle daha az vakit geçirme hakkı olduğu gibi.

Bu durumda, Amy isteği yerine gelmezse ne yapacağına ilişkin, doğrudan ya da dolaylı hiçbir tehdit savurmuyor. Aynı zamanda, gerçek bir baskı da yok; yalnızca gereksinim ve duyguların anlatımı var. Evet, bir çatışma var ve Denişe ilişkideki değişimden rahatsız. Kuşkusuz burada bazı güçlü duygular var. Ama hayır, bu duygusal şantaj değil.

Tehlike Çemberine Girmek

Şimdi, aynı duruma duygusal şantaj unsurunu katalım. Sanırım, ortamın ve senaryonun nasıl değişeceğini anlayacaksınız. Diyelim ki, Denise’in haberini alan Amy şöyle karşılık veriyor: "Kitap projeni duyduğuma çok memnun oldum! Biliyorsun ya, bu sıralar benim için işler hiç de yolunda gitmiyor. Roger’dan ayrılmak yeterince zorlu bir deneyimdi. Üstüne üstlük, o dev vergi faturasını aldığımdan bu.yana maddi durumumun nasıl olduğunu da biliyorsun. Canım o kadar sıkkın ki, zorla çalışabiliyorum. Senin de muhtaç bir arkadaşına yardım edecek biri olduğunu düşündüm."

Amy direnmeyle karşılaştıkça, Denise’in cömertliğine sığınarak baskıyı artırır. "İyi haberlerini benimle paylaşmanın sana ne kadar zor geldiğini göremediğimi sanma. Biliyor musun, ben de senin için aynısını yapardım." Denise’i bencil ve açgözlü olarak nitelemeye başlayıp kendi çaresizliğinden dem vurur. Aynı zamanda, Denise’in yardımcısı olamazsa, ipleri koparma tehdidinde bulunur. Sonunda Denişe teslim olur.

Bu senaryo duygusal şantajın tüm unsurlarını içeriyor: talep, direnme, baskı, tehditler ve boyun eğme. Ayrıca bu, yinelenmeye yüz tutmuş bir senaryo!

BİR ÇATIŞMA, İKİ ÇÖZÜM

Kişinin kendisine dokunan bir konudan söz etmemesini karşısındakinden istemesi oldukça zararsız bir davranıştır. Ama ya anlaşmazlık daha ciddi bir şey içerirse: bir eşin başka biriyle ilişkisi, birinin alkol sorunu ya da iş yaşamında birinin dürüst davranmaması gibi. Bu tür durumlarda, insanlar birbirlerine korkunç sözler sarf edebilirler; sınır koymak duygusal şantaj gibi görünebilir, çünkü duygular çok yoğundur. Yine de, bu durumlarda bile, uygun sınır koyma davranışıyla duygusal şantaj arasında önemli ayrımlar vardır. Gelin yine, benzer durumdaki bir çifte bakalım.

Başka Bir İlişki

Yıllardır tanıdığım arkadaşım Jack ve eşi Michelle’in evliliklerini hep takdir etmişimdir. İkisi arasında büyük yaş farkı var, Jack on beş yaş daha büyük. Ama her ikisi de senfoni orkestrasında müzisyen olan bu çift ender görülen bir yakınlığı yaşıyor. Bir gece Jack beni, ikimizin de bağlı olduğu bir opera grubunun toplantısına götürmeyi önerdi ve dönüş yolunda konuşma olanağı bulduk. "İkinizi bu kadar bağlayan şey nedir?" diye sordum. "Mükemmel evliliğin gizini nereden buldunuz?"

Jack’in yanıtı beklediğimden oldukça farklıydı.

Gerçeği söylemek gerekirse, işler; hep o kadar mükemmel gitmedi. En azından ben öyle olmadım. Sana çok az kişinin bildiği bir şeyi anlatacağım. Üç yıl önce aptalca bir şey yaptım. Orkestrada konuk kemancı olarak çalan genç bir kadınla görüşmeye başladım. İlişki kısaydı, ama ben kendimi son derece suçlu hissettim. Sersemlik ve düşüncesizlikti kuşkusuz. Bu sırrı Michelle’den gizleyemezdim. İtiraf etmezsem onunla bir daha asla tümden yakın olamayacağımı biliyordum. Böylece tüm riski göze alıp ona açıklamamın benim için en iyisi olduğuna karar verdim.

Baştan beni öldüreceğini sandım. İki hafta boyunca benimle zorla konuştu. Aşağı kata, küçük odaya taşındım. Ama sonra beni şaşırttı. Düşünmekte olduğunu ve yaşamımızın geri kalanında birlikte olacaksak bir plana gerek duyduğumuzu söyledi. Delicesine kızdığını, ama bir anlaşma önermek istediğini söyledi. Bu olayı bir yük olarak taşımak istemediğini ve benden bir şey istediğinde koz olarak kullanmayacağını belirtti. Ama bu özel ilişkide ona bağlı kalmazsam ve bu pisliği temizlemek için onunla psikolojik danışmanlığa gitmezsem artık birlikte olmamızın anlamı kalmayacağını söyledi. Ayrıca bu sözleri veremeyeceksem evli kalmasının mümkün olmadığını, çünkü güvensizlik, belirsizlik ve şüphe içinde yaşayamayacağını bildirdi. .

Jack’e, karşısında Michelle olduğu için şanslı olduğunu söyledim. Çünkü sınırları sağlıklı bir biçimde koyuyordu; bu, burada vurguladığım ve kitabın ikinci yarısında derinlemesine inceleyeceğim bir süreçtir. Michelle, Jack’le etkileşiminde ne yaptı?

Kendi durumunu açıkladı

Neye ihtiyacı olduğunu ortaya koydu

Neyi kabul edip etmeyeceğini açığa kavuşturdu

Jack'e evet ya da hayır deme fırsatı verdi

Ayrıca her ikisi için de terapide ısrar etti.

Hepimiz, aynı Michelle’in yaptığı gibi, davranışlarının bizim için ne zaman kabul edilemez olduğunu başkalarına söyleme hakkına sahibiz. İlişkilerimizde gerek aldatmaca, gerek herhangi bir bağımlılık, gerekse kötüye kullanma olsun zehirle iç içe yaşamayı reddetmek hepimizin temel hakkıdır.

Biri yaptığımız bir şeyle ilgili dürüstçe karşımıza çıktığında, sözler ve duygular acıtabilecek kadar güçlü olabilir; ama tehdit ve baskı yoksa bu şantaj değildir. Uygun sınır koyma davranışı zorlama, baskı ya da karşıdakinin faka bastığını defalarca yüzüne vurmak değildir. Yaşamımızda ne tür davranış biçimlerine yer vereceğimizi ve vermeyeceğimizi anlatmaktır.

Bir Şantajcının Yaklaşımı

Michelle’in bu krizle başa çıkma yolunu, iki üç yıl önce müşterim olan bir çiftin yaklaşımıyla karşılaştırın. Birbiriyle zorla konuşur bir durumda büroma geldiklerinde Stephanie ve Bob’un evlilikleri uçurumun kıyısındaydı. Otuzlu yaşların sonlarında alımlı bir çift; Bob mali müşavir ve Stephanie emlak İşiyle uğraşıyor. Bana gelmek Bob’un fikri olduğundan görüşmeyi onun başlatmasını istedim.

Daha ne kadar kaldırabileceğimi bilmiyorum. On sekiz ay önce korkunç bir hata yaptım ve bu bizi parçalıyor. Bir iş gezisinde tanıştığım bir kadınla kısa bir ilişkim oldu. Tümüyle suçluyum. Asla olmamalıydı. Ama oldu. Ve Stephanie’nin. gözündeki değerimi yeniden kazanmanın yolunu bulmak için elimden geleni yapıyorum, çünkü onu seviyorum ve onunla kalmak istiyorum. İyi bir yaşamımız, iki güzel çocuğumuz var. Ama olamaz, bana eli kanlı bir katilmişim gibi davranıyor. Bundan vazgeçmiyor.

Ne zaman benden bir şey istese o olayı önüme sürüyor. Anne babası gelip bizimle kalacağı zaman, hangi filmi göreceğimiz gibi küçük bir şeyi bile dayatıyor; onu mutlu etmek için neyi satın almam gerektiğini söylüyor. Şimdiyse gi, eleğim büyük bir dava yaklaştığı sırada, Avrupa'ya gitmek istiyor ve benim elim kolum bağlı. Bir arkadaşıyla gidecek olsa çok sevineceğim, ama bir şey istedi mi gözü başka bir şey görmüyor. Her şeyi bırakıp önüne düşmeliyim. Sanki ona ihanet ettiğim için buna mecburum. Bana borçlusun. Bin yıl yaşasan yaptığını telafi edemezsin diyecektir. Her zaman suyuna gitmezsem nasıl bir pislik olduğumu anımsatacaktır. Hatta ecza dolabının üzerine bir ilan panosu asarak üzerine "sahtekar" yazdı. Ona teslim olmamam mümkün mü? Korkarım teslim olmazsam beni terkedecek. Bu doğru, onu aldattım ve bunun için kendimi berbat hissediyorum. Ama böyle devam edemem. Bu bataklıktan nasıl kurtulabiliriz?

Stephanie’nin de, Michelle gibi, kızmaya hakkı vardı. Ama onun Bob’a verdiği karşılık cezalandırıcı ve sömürücü cinsten. İşte bu şantajdır. Stephanie, Bob’un ilişkisini öğrendikten sonra kapıldığı korku ve güvensizlikle büyük bir yanılgıya düşüyor; her istediğini yaptıracak kadar suçluluğa boğarak onu kendine bağlayacağına inanıyor. Sürekli onu ahlaki açıdan düşük ve değersiz olarak niteleyerek kendisini aldatmasını silah olarak kullanıyor. Tehdidi açık ve kesin: "İstediğimi almazsam seni perişan ederim." Şu mesajı da veriyor: "Denetim bende!"

İlişkide bir tarafın ihanetinden sonraki kriz durumu, hem tehlike, hem de fırsatlara gebedir. Aynı zamanda şantaj potansiyelinin çok olduğu karmaşık yaşam deneyimlerinden biridir. Michelle deneyimini, Jack’le ilişkisine yeniden odaklanmak ve ondan, kendinden ve evliliğinden ne beklediğini ifade etmek için bir fırsat olarak kullandı. Ama Stephanie hışımla intikam çamuruna battı.

Bir ilişki, ciddi bir yanlıştan sonra, hem incinme, hem de iyileşme olasılığı barındırır. Bunlar bir çalışma arkadaşının ihaneti, bir ailede insanların arasının yaralayıcı bir şekilde bozulması ya da bir arkadaş tarafından aldatıldığımızı anlamak gibi çeşitli durumlar olabilir. Ama her iki taraf da iyiniyetli ve ilişkiyi bozan krizi çözmek kararlılığında olduğu zaman duygusal şantaja yer yoktur.

ASIL NİYET NEDİR?

Birinin aklındakinin, kazançlı çıkmak mı, yoksa sorunu çözmek mi olduğunu nasıl bilebiliriz? Kendisi söylemez. Elbette bize gelip, "Senin ne istediğin umurumda değil, ben yalnızca kendi isteklerimi elde etmeye çalışıyorum," demeyecektir. Duygusal yoğunluğun yüksek olduğu bir durumda, özellikle de baskı hissettiğimizde, algılamalarımız gölgelenebilir. Aşağıdaki liste, karşınızdaki kişinin davranışlarının ardındaki niyet ve amaçları anlamanıza ve duygusal şantaj tanısını doğru yerde koymanıza yardım edecektir.

Aranızdaki çatışmayı gerçekten, hakça ve özenli bir biçimde çözmek isteyen kişi:

Çatışma hakkında sizinle açıkça konuşur.

Duygu ve kaygılarınızı öğrenir.

İstediğine karşı niye direndiğinizi öğrenir.

Çatışmanın kendi payına düşen sorumluluğunu üstlenir.

Michelle ve Jack’in etkileşiminde gördüğümüz gibi, birini duygusal olarak yıpratmadan da gücendiğinizi belirtebilirsiniz. Anlaşmazlıkları büyük bile olsalar, hakaret ya da olumsuz yargılamalar içermeleri gerekmez.

Birinin başlıca hedefi kazanmaksa:

Sizi denetlemeye çalışır.

Karşı çıkışlarınıza aldırmaz.

Kendi kişilik, niyet ya da isteklerinin sizinkilerden üstün olduğunda ısrar eder.

Aranızdaki sorunlarla ilgili sorumluluk almaktan kaçınır.

Birinin, size ödeteceği bedel ne olursa olsun kendi isteklerini elde etmeye çalıştığını gördüğünüzde, duygusal şantajcının temel davranışını gözlüyorsunuz demektir.

ESNEKLİKTEN DONMAYA

Bir yandan duygusal şantaja yatkın durumları gözlerken, diğer yandan da belirti ve niyetleri yoklarken başka bir soru soruyorum: Bu ilişkide ne kadar esnekliğe sahibim ve izin veriyorum?

Bir ilişkide duygusal şantaj sızıntısı olmaya başladığında, ortamımızda temel bir değişiklik duyumsarız. Stephanie’yle Bob’da gördüğümüz gibi, ilişki sanki bir yere saplanıp kalmıştır. Tehdit ve baskı, günlük etkileşimlerimizin olağan öğeleri durumuna gelir. Havanın sertliği üzerimize çöker; engebeli yollardan rahatça geçmemize olanak tanıyacak esnekliği büyük ölçüde yitiririz.

Esnekliğe sahip olduğumuz çoğu zaman, bunun değerini tam bilemeyiz. Hemen her gün yaşamımızın türlü ayrıntısıyla fazla zorlanmadan başa çıkarız; hangi restoranda yemek yiyeceğimiz, hangi filme gideceğimiz, salonu hangi renge boyayacağımız şirket pikniğini nerede yapacağımız vb. gibi. Aslında çoğu durumda, sonuç pek sorun yaratmaz, önerisi en güçlü olan kişi genelde hükmen kazanır. Ama sıradan anlaşmazlıklara ve insan kullanma davranışlarına karşın, bir alma-verme ritmi, bir denge ve hak anlayışı vardır. Birçok şeyi olumsuz etkilere uğramadan kabul edebilir, ardından benliğimizi çabucak olumlu

Enerjiyle doldurabiliriz. Aynı zamanda başkalarının da ara sıra bize uymalarını bekleriz.

Uzlaşma isteği azalmaya başladığında, süregelen durum geleceğin şablonu olur. Sanki değişme olanağından yoksun kalırız ve bize pek uygun olamayan bir rolün kalıbına kilitleniriz. Bu donduğumuzun resmidir.

Çocukluğumda, arkadaşlarımla donmaca kovalamaca denen bir oyun oynardık. Amaç, ebe olan kişiden kaçmaktır. Bize dokunulduğu anda olduğumuz yerde donup oyun bitene dek kıpırdamamanız gerekirdi. Oyunun oynandığı çimenlik, tuhaf, çarpılmış şekilde duran çocukların bostan korkuluğu gibi yayıldığı bir alana dönerdi. Duygusal şantaj, donmaca kovalamacaya çok benzer; ama bir oyun değildir. Şantajın dokunduğu ilişki katılaşır, talep ve insan kullanma kalıplarına saplanır kalır. Konumumuzu değiştirmemize izin yoktur.

Ailen küçük bir mobilya şirketine sahip olan akıllı ve esprili bir adam. Ama yeni evlendiği eşi Jo’yla ilgili sorunları nedeniyle beni ilk görmeye geldiğinde oldukça gergindi.

"Jo’nun tam istediğim kişi olduğunu düşünmüştüm. Harika biri, zeki ve aynı zamanda müthiş bir mizah yeteneği var," diye başladı anlatmaya.

"Güzel," dedim. "Öyleyse yüzünü niye ekşitiyorsun?"

Bu işe yarayacak mı bilmiyorum. Beni sevdiğini biliyorum, ama yaşadıklarımız hoşuma gitmiyor. Ne zaman birbirimizden ayrı vakit geçirmeyi önersem, ki arkadaşlarım iş çıkışında sinemaya ya da eğlenmeye gidelim diye başımın etini yiyorlar, karım gerçekten incinmiş davranıyor. O iri gözleriyle üzgün üzgün bakıyor ve, "Sorun nedir? Benden sıkıldın mı? Artık benimle olmak istemiyor musun? Bana bayıldığını sanıyordum diyor. Planlar yapmaya başlasam surat asıyor, güceniyor ve onu ne kadar mutsuz ettiğimi söylüyor. Bu kadar bağımlı olduğunu bilmiyordum. O kendi arkadaşlarıyla dışarı çıksa ne güzel, ama buna çok az yanaşıyor. Sanki sürekli cebimde olmak istiyor. Bir kez arkadaşlarımla çıkacak yürekliliği buldum kendimde, ama tüm hafta benimle konuşmadı. Aradığımı bulduğumu düşünmüştüm... aslında harika biri... ama bu davranışına giderek daha çok içerliyorum. İlişkimiz birçok yönden oldukça iyi. Ama olur şey değil; ona vız geliyor ve kendi bildiğini okumak istiyor.

Birine muhtaç ve bağımlı kişiler ilişkilerinde, eşleri onlardan ayrı eğlenmek istediklerinde paniğe kapılırlar. Terk edilme korkusu ve reddedilme kaygısı yaşarlar; bu olumsuz içsel deneyimlerini açıklamak yerine gizlerler. Bununla birlikte yetişkindirler; küçük çocuklar gibi korku dolu değil, bağımsız olmak "durumundadırlar." Allen’ın daha fazla özgürlük istediğini gören Jo, duygularından söz etmek yerine bunları dolaylı olarak ifade etti. Dışarı tek başına çıkmak gibi tümüyle normal bir şey yapmak isteyen Allen’a kendini suçlu hissettirdi.

Ailen onu anlamak için elinden geleni yapıyordu.

Çocukluğu zor geçmişti, böylesine bağımlı olmasının nedenini biliyordum. Kendini güvensiz hissettiği için onu suçlamıyorum. Bazı günler, beni gözden uzak tutmayacak kadar çok isteyen bir kadınla birlikte olmak harika geliyor. Ama bu durum benim moral olarak çökertmeye başlıyor doğrusu. Beni sürekli suçluluğa boğarak istediğini elde ediyor. Böylece kendimi karşısındakine hep teslim olan pısırığın teki gibi hissediyorum.

Ailen, baştan kendine itiraf etmek istemese de, anladı ki, Jo’nun yakaran bakışlarının, o cana yakın ve sevecen ifadelerinin ardında, iyi konumlanmış baskıyla desteklenen, bir talep var. Kocasına, tüm boş zamanını kendisiyle geçirmesi dışında bir rol biçemiyordu. Allen’ın kendine özgü etkinlik ve ilgileri olamazdı. Ama Ailen, duygusal şantajın hedefi durumundaki birçok kişinin özellikle sürecin başlangıcında izlediği bir yola saptı: Kendisini tutsaklaştıran bu bağımlılığın eşine olan derin duygularından ve onun zor geçen çocukluğuna gösterdiği merhametten kaynaklandığını düşünerek mantıklı nedenler bulmaya çalıştı.

Aynı zamanda da böyle bir bağımlılık ve sahiplenme duygularının baskısıyla karşılaşan birçok kişiyle aynı tutumu benimsedi: Bu duyguları onun kendisine duyduğu sevginin bir göstergesi olarak yanlış yorumladı. Kitap boyunca göreceğimiz gibi, duygusal şantajcıya göstereceğiniz anlayış ve sevecenlik sizi çıkmaz sokaktan kurtarmaz, yalnızca şantaj ateşini körüklemeye yarar.

Her tür ilişkide, duygusal şantaj belirtilerini farkettiğinizde, altınızdaki halının çekilmekte olduğunu hissedebilirsiniz. Ansızın sevgili, anne baba, kardeş, patron ya da arkadaşınızı gerçekte tanımadığınızı kavrayıverirsiniz. Bir şeyler gözünüzden kaçmıştır. Uzlaşma ya da esnekliğe pek az yer vardır. Güç dengesi bozulmuş, farklı zamanlarda birbirinize uyabileceğinize yönelik anlayış yok olmuştur.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült