Kişisel Gelişim

 

Duygusal Şantaj İki Kişi Gerektirir

Susan Forward


Şantaj için iki kişi gerekir. Bu bir düettir, tek kişilik bir gösteri değil; hedefin etkin katılımı olmaksızın işleyemez.

Bunun çoğu kez böyle duyumsanmadığını ve kişinin kendi davranışıyla ilgili savunucu bir tutum takınmasının ne kadar kolay olduğunu biliyorum. Karşıdakinin ne yaptığına yoğunlaşmak, kendi katkımızı anlamaktan daha kolaydır. Ama şantaj çevrimini kırmak için, içe dönmeniz ve duygusal şantaja çoğu kez bilmeden nasıl katkıda bulunduğunuzu görmeniz gerekir.

Duygusal şantaja katılmaktan söz ettiğimde, onu ateşlediğinizden ya da ona neden olduğunuzdan söz etmediğimi anlamanızı istiyorum. Daha çok, gerçekleşmesine izin vermenizi açıklıyorum. Yalnızca, iyi bir eş, iyi bir çalışan ya da iyi bir evlat olmaya çalıştığınızı sanabilirsiniz, ama bu arada belki karşıdakinin tercihlerini sorgusuz kabul ediyorsunuzdur, çünkü sizden beklenenin bu olduğunu öğrenmişsinizdir.

Ya da şantajın farkında olabilirsiniz; ama direnemezsiniz gibi gelir, çünkü şantajcı içinize neredeyse programlanmış tepki kalıpları yerleştirmiştir ve otomatik olarak tepki verip durursunuz. Şantaj girişimlerine herkesin boyun eğmediğini akılda tutmakta yarar var. Siz boyun eğiyorsanız, bunun nasıl ve neden gerçekleştiğini kavramanıza yardım etmek istiyorum. Başlangıç olarak, lütfen aşağıdaki sorulara yanıt vermeye çalışın.

•        Şantajcıların baskılarıyla karşılaştığınızda, taleplerine teslim oldunuz diye kendinize sürekli kızıyor musunuz?

•        Sık sık engellenmiş ve içerlemiş mi hissediyorsunuz?

•        Teslim olmazsanız suçlu hissediyor ve kötü biri olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?

•        Teslim olmazsanız ilişkinin biteceğinden mi korkuyorsunuz?

•        Onlara yönelik yükümlülüğünüzün kendinize olandan daha fazla olduğuna mı inanıyorsunuz?

Bu sorulardan birine bile evet yanıtını verdiyseniz, baskıya verdiğiniz karşılıklar, şantaj için en uygun ortamın oluşmasına yardım ediyor demektir.

SICAK NOKTALAR

Neden bazı kişiler, ne kadar akıllı olurlarsa olsunlar, duygusal şantajın etkisine çok açık oluyor da, başkaları bunun üstesinden kolayca gelebiliyorlar? Yanıt, içimizdeki sıcak noktalarla, duygusal sinirlerin oluşturduğu duyarlı yumaklarla ilgilidir. Her bir sıcak nokta, birikmiş içerleme, suçluluk ya da güvensizlik gibi, psikolojik olarak çözüme kavuşmamış deneyimlerle yüklü enerji hücrelerine benzer. Bunlar küçüklüğümüze dek uzanan deneyimlerle yaşanmış duyarlılıklarımızın ve temel mizacımızın biçimlendirdiği yumuşak noktalarımızda. Her biri, incelendiğinde, yetişme tarzımız, benlik imgemiz ve geçmişimizin izlenimlerinden nasıl etkilendiğimiz gibi, kişilik tarihçemizin canlı katmanlarını ortaya çıkarır.

Sıcak noktalarımızda yoğunlaşan duygu ve anılar yürek parçalayıcı olabilir: Bugünün deneyimlerinin belli yönlen içimizde gömülü olanları çağrıştırdığında, mantık tanımayan duygusal tepkileri veririz.

Sıcak noktalarımızı oluşturan olayları her zaman anımsamayabiliriz. Bunun da etkisiyle, davranışlarımızın neden sonuç ilişkisi karmaşık ve anlaşılmaz gelebilir. Ama hassas deneyim ve duyguların iç dünyanızda biriktiği yer, sıcak noktalardır.

Şantajcının Önüne Haritayı Koymak

Yıllar geçtikçe duygu evrenimiz bu sıcak noktalarla dolabilir. Birçoğumuz yaşamlarımızın önemli kısmını, onların çevresinde dönerek geçiririz. Gerçekte, bu sıcak odaklarla başa çıkmaya çalışan kişilerin en yaygın yöntemi şu sözlerle anlatılabilir: Ne pahasına olursa olsun kaçının. Yaptığımızın bilincinde olmayabiliriz, ama bu kaçınma yolunu izlerken kendimizi, farkında olduğumuzdan daha çok dışa vururuz. Sıcak noktalarımızın çevresinde ayaklarımızın ucuna basarak ilerledikçe, aslında onların nerede bulunduklarını gösteren haritayı çizmekteyizdir ki, bizi bilenler bunu görmezlikten gelemezler.

Çoğumuz yakın çevremizdekilerin önemli duyarlılıklarını biliriz. Bir arkadaşın öfkeden korkması ya da suçluluğa gömülmesi sır değildir. Ama çoğunlukla oldukça sevecen yaklaşır ve bu bilgileri kendi çıkarımıza kullanmayız. Şantajcılarımız da kendilerini güvende hissettiklerinde böyle yaparlar. Ama dirençle karşılaştıklarında korkuları şaha kalkar. Sevecenlikten sıyrılırlar ve bize egemen olmak için hakkımızdaki her bilgiyi kullanabilirler.

BİZİ ŞANTAJIN ETKİSİNE AÇIK BIRAKAN ÖZELLİKLER

Sıcak noktalarımızın harekete geçmesini önlemek için bazı kişisel özellikler geliştiririz. Bunlar benliğimizle o kadar bütünleşmişlerdir ki, korktuğumuz şeylere karşı savunma oluşturdukları ilk bakışta göze çarpmaz. Ama yakından bakınca, tümünün sıcak noktalara derinden bağlı olduğunu görebilirsiniz. İlginçtir ki, bizi şantaja açık bırakan, bu “koruyucu" özelliklerdir.

•        Aşırı onay gereksinimi

•        Öfkeden çok korkmak

•        Ne pahasına olursa olsun uzlaşma gereksinimi

•        Başkalarının yaşamlarında çok fazla sorumluluk üstlenme gereksinimi

•        Kendinden aşırı şüphe etmek

Bunların ölçülü düzeyleri zararlı değildir. Gerçekte, bazıları aşırıya kaçmadıkça yararlı bile olabilir. Ama bize egemen olur ve benliğimizin aklı başında, güvenli ve düşünceli kısmına savaş açmaya kalktıklarında, kullanılmanın kapısını aralıyoruz demektir.

Bu özellikleri ve yol açtıkları davranış biçimlerini inceledikçe, hedefin davranışının gerçekte geçmişten kaynaklanan duygulara tepki niteliğinde olduğuna dikkat edin. Aynı zamanda, hedeflerin kendilerini koruyacağına inandıkları tepkilerin ihanetine uğradıklarını da gözden kaçırmamak gerek.

ONAY BAĞIMLILIĞI

İlgi duyduğumuz insanların bizi onaylamasını istemek kesinlikle normaldir; tüm istediğimiz onların rızasıdır. Ama bu bizim için bir zorunluk haline gelirse, spot ışıklarını sıcak noktalarımızdan birine doğrultmuş oluruz ve bir şantajcının buna yüklenmesi çok kolaylaşır.

Giriş bölümünde, kendini sürekli erkek arkadaşı Frank’e kanıtlamak zorunda hisseden müşterim Sarah’dan söz etmiştim. Frank’in testlerinden birini geçtiğinde onayının tadını çıkarıyordu. Ancak ne zaman karşı çıksa, onaydan eser kalmıyordu ve kendini perişan hissediyordu. Böylece, kendisinden istenenler doğasına aykırı olsa bile, onay akışının kesilmemesi için, baskılara boyun eğiyordu.

Bana bozulmasına dayanamıyorum. Hafta sonunu kulübeyi boyayarak geçireceğimi düşünmemiş olduğumu söylediğimde, yalnızca kafasını salladı ve verandaya çekildi. Onu takip ettim; ne kadar şımarık ve çocuksu olduğuma inanamadığını söyledi. Büyük korku ve sarsıntı hissettim. Böylece gittim, üzerime bazı eski giysiler geçirdim ve elime bir fırça aldım. Sonra suratına ona özgü o kocaman gülümsemeyi takındı da, ancak ondan sonra rahat bir nefes alabildim.

Sarah böylece onaylanmanın rüzgarına kapılmıştı. Onay beklemek ya da bu isteği ifade etmenin yanlış bir yanı yoktur. Ama onay bağımlıları buna sürekli gereksinim duyarlar ve elde edemezlerse kendilerini başarısız görürler. Biri onaylamadığı sürece iyi olduklarına inanmazlar. Güvenlik anlayışları tümüyle başkasının onayına bağlıdır. Onay bağımlısı şu inançtadır: "Onaylanmıyorsam, yanlış bir şey yapmışımdır." Ya da daha kötüsü: “Onaylanmıyorsam, bende bir bozukluk var."

Sarah’nın, Frank kendisine bozulduğunda ne kadar çöktüğünü anlatışı, onay gereksinmesinin etkisine ve onaylanmazsa yaşayacağı dehşete işaret ediyor. Bu korku küçük bir çocuğunkine çok benziyor. Çocuğun düşleminde, onaylanmamanın sonuçları felakettir. "Babamın (ya da annemin) istemediği bir şey yaptım. Babam bana kızıyor. Beni artık sevmiyor. Belki babam beni bırakacak. Yalnız kalacak ve öleceğim."

Sarah onayı yaşamının temel ekseni yapma eğiliminin, anne babasından çok büyükannesiyle ilişkili olduğunu keşfetmişti. Anne ve babası çalışırken ona büyükannesi bakıyordu.

Tanrım, o çok korkunç biriydi! Annem ve babamın ayarladıkları bir bodrum katında kalıyordu ve her gün okuldan sonra oraya gidiyordum. Hep eleştiren bir yaklaşımı vardı; çok gürültücü ve tembel olduğumu söylüyordu. Tanrı’nın tembel kızları sevmediğini söylerdi. Davranışlarının kötü niyetinden kaynaklandığını sanmıyorum, ama kendi çocukluğunda da benzer tavırlarla karşılaşmış olmalı. Ama beni çok korkuturdu. Bana bir şiir öğretmişti ki, aklımdan hiç çıkmayacağını sanıyorum. "İyi, daha iyi, en iyi” /Asla bırakma işin ucunu,/Olana dek iyi daha iyi. /Daha iyi en iyi."

Sarah hayran olduğu ve gelişim yıllarında birlikte çok vakit geçirdiği büyükannesinden birçok şey öğrenmişti. Öğrendiklerinin bazıları oldukça işine yaramış, bazılarıysa yaramamıştı. Büyükannesinin onaylayacağı tarzda davranırsa iyi bir kız ve böylece güvende olduğunu öğrenmişti. Ama öğrendiği başka bir şey de şuydu: Ne yaparsa yapsın, mükemmeliyetçi büyükannesi için asla yeterli olmayacaktı. O "en iyi", erişebileceğinin hemen ötesindeydi her zaman.

Sarah’nın Frank’e ilişkin duyguları memnun etme takıntısı ve onaylanmama korkusu tüm onay bağımlılarında vardır ve birinin bir sıcak noktaya bastığının belirtileridir.

Bizler küçükken, bakımımızı sağlayan büyüklerin onayına gereksinim duyarız; bu gereksinimin hayaleti, kendi ayaklarımız üzerinde durmayı öğrendikten çok sonra bile bizi rahatsız edip durabilir. Sarah’nın yetiştiği aile ortamında sevgi gösterilmesi ya da gösterilmemesi onun istenildiği gibi davranmasına bağlıydı.

Böylece başkalarının onayına dönük büyük bir gereksinim duygusu geliştirdi. Frank ilgisini ve takdirini geri çektiğinde bu gereksinime yükleniyordu. Sarah mantık olarak, herkesi her zaman memnun etmesinin mümkün olmadığını biliyordu; ama böyle yapmaya çalışması gerektiğini hissediyordu.

Sarah temel olarak Frapk'in onayına odaklanmıştı. Başka bir kadınla ilişkisinden sonra bile, kocasının evliliği sürdürmesine yönelik baskısıyla başa çıkmaya çalışan Maria’ya egemen olan kaygıysa biraz değişikti: Başkaları ne düşünür?

Ailem ya da yakınlarım boşanma nedir bilmezler. Buna eski kafalılık diyebilirsiniz; bir bakıma da doğru. Ben eski kafalıyım ve bununla gurur duyuyorum. Bu evliliği yürütemediğim düşüncesine dayanamıyorum. Ve Jay'i terketmeye karar verirsem neler olacağını aklımın köşesinden bile geçiremiyorum. İnsanlar ne düşünecek? Yaşamımın omurgası parçalanacak. Annem babam, onun anne babası, çocuklarım, rahibim, hepsi bana bozulacak. Evliliğimi kurtarmak için savaşım verme yürekliliğine sahip olmadığımı düşünecekler.

Maria için, aile geleneğinin, geçmişinin ve sosyal çevrenin ayrılmamasından yana koyduğu ağırlık ona neredeyse başka bir seçenek bırakmıyordu. Boşanmanın kendi ilkelerinden uzaklaşmak olduğu görüşündeydi. Ama birlikte çalışırken bir gerçeği kavramaya başladı, büyük bağlılıkla taşıdığı inançlar ona dayatılmıştı. Savunduğu düşünceler kendinin bile değildi. İyi bir ailenin nasıl olması gerektiğine ilişkin kendi anlayışı gerçekte, "ne olursa olsun birlikte yaşamak" anlayışının çok ötesindeydi.

Bu keşif onun için rahatlatıcıydı. Yine de akrabalarının, arkadaşlarının ve kilise çevresinin onayına olan gereksinimi yüzünden kendi benliğini yansıtan duygu ve düşünceleri ne keşfetmeye, ne de ifade etmeye yeteri kadar istekliydi. İyi bir işi yürüten, kilisede ve sosyal yaşamında etkin olan bu kadın, ilgi duyduğu insanların onayını yitirme kaygısı yoğunlaşınca aciz bir çocuğa dönüyordu. Haftalarca uğraş vererek onay açlığının kökenlerine indikçe, Maria ortaokulda gerçekleşen "küçük bir olay“ı anımsadı.

Ben hep "iyi" bir kız olmuştum. Ama öğretim yılının bitimine. doğru bir gün, yaşamımın aşkı olan erkek arkadaşım Darıny, son dersi asıp sahile gidersek kimsenin ruhunun duymayacağını söyledi. Böylece gittik, sonra da bunu aklımdan çıkardım. Ama birkaç gün sonra babam, ona söylemek istediğim bir şey olup olmadığını sormaya başladı. Aklıma böyle bir şeyin gelmediğini söylediğimde, kızının kendisine yalan söylemesini düşünemeyeceğini belirtir ve yeniden sorardı. Ona söyleyecek bir şeyim var mıydı?

Kalbim küt küt atıyordu, ama itiraf edemedim. Sessiz kaldım. Sonra babam çok kısık bir sesle, okuldan aradıklarını ve ne yaptığımı bildiğini söyledi. Onu ve ailemi utandırmıştım, o gece yemekteki herkesten özür dilemem ve pazar günkü dinsel eğitim için doğruyu söylemenin önemi konusunda bir ders hazırlamam gerekiyordu.

Çok mahcup olmuştum. Dediğini yaptım, ama duyumsadığım aşağılanmayı ve dışlanmışlığı asla unutamayacağım. Yalancı damgası yemiştim ve insanlar bana haftalarca farklı davrandı. Herhalde çizgiden çıktığım son deneyimim oydu.

Okulu asmanın, okulun ve ailenin kurallarını çiğnemenin sonuçları Maria’ya şunu öğretmişti:

Ailemden ve çevremden aldığım destek çok kırılgan ve onları memnun etmediğim her an geri çekilebilir. Onların onayını kazanmam gerek.

Bu yönde kasıtlı bir mesaj yoktu; ama başarısını başkalarının onayıyla ölçen Maria’nın yaşamında bulduğu anlam buydu.

Jay in baskısına karşı gelmeyi düşünmeden önce, onun için artık otuz yıl gerilere dayanan yararsız düşünce ve davranış kalıbından vazgeçmesi ve başkalarının onu onaylamamasına yaklaşımını değiştirmesi gerekiyordu.

Onay bağımlılarının en duyarlıları, başkalarının kendilerini hor görmesine yol açabilecek adımları atmaktan kendilerinin yararlarına olsa bile kaçınırlar. Örneğin, Eve, bir tezgahtarın kendisine kaşlarını çatmasına dayanamıyordu. Birçoğumuzun ara sıra yaptığı gibi, karşısındaki kişi ona kendini suçlu hissettirirse, geri vermek için getirdiği ürünleri alıkoyardı. Bir yabancının onayını bile tehlikeye atamazdı.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült