Kişisel Gelişim

 

Duygusal Şantaj: Hastalıklı Gösterme

Susan Forward


Bazı şantajcılar, onlara direnmemizi hasta ya da kaçık olmamıza bağlarlar. Terapi dünyasında buna patolojileştirme denir. Patoloji, Yunanca kökenlidir, acı çekme ya da derin duygulanım anlamındaki pathos sözcüğünden gelir; ama sözcüğün şimdiki kullanımında aldığı anlam "hastalıktır. Buradaki kullanımı, şantajcının, suyuna gitmeyen kişiyi hastalıklı gösterme eğiliminin ifadesidir. Şantajcılar bizi nörotik ya da sapık olmakla suçlayabilirler. En acısı da, onlarla paylaştığımız tüm üzücü olayları teker teker önümüze getirip bunlara duygusal sakatlığımızın yol açtığını iddia ederek ilişkide güvenden eser bırakmazlar.

Şantajcıların bizi hastalıklı gösterme deneyimini yaşamak, benlik değerimiz üzerinde ezici bir etki yapabilir; bu, güçlü bir zehirdir.

Sevgi Talep Edildiğinde

Hastalıklı gösterme arzuların dengesiz olduğu aşk ilişkilerinde sık yaşanır. Taraflardan biri, diğerinden daha fazla ister; daha fazla sevgi, daha fazla zaman, daha fazla dikkat, daha fazla bağlılık. Bunlar gerçekleşmediğindeyse karşısındakinin sevgisini sorgulayarak amacına ulaşmaya çalışır. Birçoğumuz, sevdiğimizi ve sevgiye değer olduğumuzu kanıtlamak için her yola başvururuz. Bazılarımız da şu yanlış inanca kapılır: '‘Biri beni severse, benim de onu sevmem gerek; yoksa bende bir bozukluk vardır." Otuzlu yaşların ortalarında bir metin yazarı olan müşterim Roger, sekiz ay önce, bir 12 Adım toplantısında tanıştığı Alice’yle ilişkisinde biraz bağımsızlık isteyince hastalıklı davranmakla suçlandı.

Alice'in bana, şu aha dek tanıdığım herkesten daha fazla bağlı olduğunu hissediyorum. Onunla vakit geçirmek baştan beri harikaydı. Gelir, yatağımın üzerinde oturur, çalışmalarımı okur ve öve öve bitiremezdi. Uğraşılarımın değerini biliyor, onları takdir ediyor ve benim kadar seviyor gibiydi. Ona bayılıyordum. Gelmiş geçmiş tüm filmleri görmüştü, neşe saçıyordu, harikaydı ve birbirimiz için yaratıldığımızı söylüyordu.

Ama yalnızca birkaç ay sonra birlikte yaşamamızda diretir olmuştu. Birbirimizi bulmuş olmamızın ona ne kadar coşku verdiğini ve bu değişikliğin yaşamımızı tümden zenginleştireceğini söylüyordu. Tüm yapmam gereken direnmekten vazgeçmek ve ilişkinin akışına kapılmaktı. Gönülsüz olabileceğimi bildiğini, bunun, geçen yılki ilişkimden kaynaklanabileceğini, ama zorluklardan kaçmak yerine onlara göğüs germem gerektiğini söylüyordu. İyi görünüyordu, ama çok hızlı geliyordu.

Alice ve Roger katıldıkları kişisel 12 Adım çalışması hakkında uzun süre konuşuyorlar ve bu alanda birbirlerini destekliyorlardı. Ama özellikle de Roger ilişkinin gidiş hızı hakkındaki çekincesinden söz edince Alice terapist rolünü oynamayı seviyordu. Alice’e göre, Roger, her şeyi denetime almak istiyordu; oysa direnmekten vazgeçmesi gerekiyordu. Bu erken evrede bile, Alice, on bir yıldır içkiden uzak olan Roger’ın tereddüdünü, içkiye düşkün olduğu zamanlardan kalan nörotik davranış olarak görüyordu. Roger onun değerlendirmelerini çok ciddiye alıyordu. Başının etini yiyor olsa bile Alice’in haklı olabileceğini düşünüyordu. Ona evine taşınabileceğini söyledi.

Geleceğimize ilişkin görüşü çok belirgindi. Bense adım adım ilerlemeye çalışıyordum. Ama biri sizi böylesine sevdiğinde, bu büyük enerji akımına kapılıyorsunuz. Bunun beni biraz gergin yaptığını kabul etmeliyim, ama başa çıkıyorum. Bu arada, son iki üç aydır, çocuk sahibi olmaktan söz etmeye başladı. Bu kadın otuz beş yaşında ve dayanılmaz bir bebek arzusu duyuyor. Evlenmek zorunda olmadığımızı ama bunun, tüm sevgi ve yaratıcılığımızın mükemmel bir ifadesi olacağını söylüyor. Efona bebek kitapları okuyor ve benim çocukkenki resimlerimi çıkararak bebeğin nasıl olacağını görmeye çalışıyor. Çok oluyor. Tüm yaşamımı onunla geçirmek ya da baba olmak istediğimden emin değilim. Benim çalışmam ve yazmam gerek.

Sözkonusu olan, onu sevmemem ya da harika biri olduğundan şüphe etmem değil. Ama işleri düzene koymam gerek. Onun benim için hissettiklerini onun için hissettiğimden emin değilim. Böylece bakış açımı sağlamlaştırmak için bir süre kendi başıma yaşamam gerektiğini söyledim.

Alice'in planlarına Roger’ın direnmesi, çok sert bir tepki doğurdu.

"Benimle böyle konuştuğunda senden korkuyorum," gibi bir şey söyledi. Beni sevdiğini söyledin, ama şu andaki sözlerinden müthiş bir yalancı olduğun sonucu çıkıyor. Son ilişkinin yıkıntısının ardından benimle yakınlaşmaktan korktuğunu biliyorum, ama geçmiş yerine şimdide yaşamaya hazır olduğunu sanmıştım. Duyguları yoğun yaşayan biri olduğumu biliyorum, ama bana uygun olanı bulduğumu düşünüyordum. Sana kızmak yerine acıyorum. Yaşamdan, sevgiyi yaşayamayacak kadar korkuyorsun. Ancak küçük senaryo düşlerinle rahat ediyorsun. Gerçekle yüzleş; aynı zampara baban gibi hasta bir sarhoşsun

Roger ardından, gergin bir kahkahayla şunu söyledi:

Bu konuşmasını aklımda tekrar tekrar canlandırıyor ve haklı olup olmadığını düşünüyorum. İlişkileri geliştirmek benim için kolay olmuyor. Belki de beni gerçekten seven biriyle nasıl birlikte olacağımı bilmiyorum.

Roger’a, önemli bir noktayı, birçok kişi gibi gözden kaçırdığım söyledim: Birine duyduğun arzunun, onun sana yönelik arzusu kadar yoğun olmaması sende bir bozukluk olduğunu göstermez. Karşısındakini hastalıklı gösterme eğiliminde olan birçok kişi gibi, Alice de sevgi sözcüğünü hatalı kullanmıştı. Davranışları bağımlılık ve çaresizlik doluydu; Rogert’e tümden sahip olma gereksinimi duyuyordu. Bunların da olgun bir sevgiyle ilgisi yoktu. Ama Roger’a duyduğu büyük tutku, uyguladığı baskı için yeterli gerekçe oluşturuyordu. Böylece Roger onun yaşadığı yoğun duygulara karşılık veremiyorsa, bunun tek açıklaması, korkunç psikolojik sorunları olmalıydı.

Roger’ın kendine daha fazla zaman ayırma isteğine tepki verirken Alice’in kullandığı yöntem, karşısındakini hastalıklı göstermeye çalışan birçok kişinin bel bağladığı yaklaşımdır: Roger’ın kendisi ve ailesiyle ilgili olarak onunla paylaştığı sırları, olumsuz deneyimleri yüzüne fırlatmak. Roger ona, içkiyi bıraktıktan sonra kadın peşinde koşmaya başlayan babasından söz etmişti. Alice de, Roger’ın korkusunu biliyordu: "Babam gibi olmak." Bizi hasta gibi göstermeye çalışan biriyle paylaştığımız sırlar, korkular ve güven, çatışmalarda kolayca başvurabileceği silahlara dönüşür. Yakınlığın yoğunlaştığı anlarda paylaştığımız geçmişteki acı deneyimler, boşanmalar, çocukların vesayetiyle ilgili kavgalar ve kürtaj gibi olaylar, dengesizliğimize kanıt olarak kullanılır. Roger için Alice’in "kanıt"ı, zor aştığı içki bağımlılığının tehlike işaret eden kalıntısıydı.

Duygusal şantajcılar bizi sık sık, arkadaş ya da sevgili olarak, onlara yeteri kadar yakınlık duymamakla suçlarlar ve bu yüzden sevemediğimizi ve arkadaşlıkları koruyamadığımızı öne sürerler. Özellikle de yakın ilişkileri ruh sağlığının ölçüsü olarak görürsek, hastalıklı göstermenin birçok türünün etkisine açık olmamız kaçınılmazdır. Bir ilişkinin yürümemesini bizim hasta ya da kusurlu olmamıza bağlamak şantajcılar için ipleri oldukça germek olsa bile, çoğu kez hedeflerini on ikiden vurarak amaçlarına ulaşabilirler.

Neyin Var?

Hastalıklı gösterme taktiği kullanan her şantajcı, insana doğrudan hasta etiketi yapıştırmaz. Bu taktiğin daha belirsiz görünümleri de vardır. Catherine önceki terapistiyle yinelenen anlaşmazlıklar yaşamasının ardından beni aradığında güveni sarsılmış durumdaydı.

Muhasebe işimde yarı zamanlı çalışarak MBA derecesi almak üzere bir programa katılmak üzereydim. Bunun da etkisiyle oldukça kaygılıydım. Ama temel nedeni, yakın zamanda bir erkekle yaşadığım kötü deneyimdi. Gerçekten neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. Böyle olunca, arkadaşım Lanie’nin coşkuyla anlattığı terapiste gitmeye karar verdim.

Rhonda'nın yasaklayıcı bir yönü vardı, ama bu yeni ilişkiye zamanla alışacağımı düşündüm. Bununla birlikte, bana karşı iğneleyici tavırlar sergiliyordu. En hoşlandığı şeylerden biri, başarılı kadınlarla ilgili gazete haberlerini kesip "ilham" vermesi için önüme koymasıydı. Bu kendimi aşağı görmeme yol açtı. Mesaj şuydu: *İşte olman gereken bu; ve sana söylediğimi yaparsan oraya ulaşırsın."

Terapi gruplarından birine katılmamdan söz edip duruyordu, ama ilgilenmiyordum. Belki haklıydı, bana çok şey kazandıracaktı; odaklanmam gereken yüksek lisans programı ve işimden zaman kalmıyordu. Rhonda olaya başka türlü bakıyordu. İnatçı ve denetim düşkünü olduğumu, yaşamımdaki sorunların bundan kaynaklandığını söylüyordu.

Hastalıklı gösterme davranışı özellikle doktor, öğretim üyesi, avukat ya da terapist gibi, bir otorite konumundan gelirse, çok etkili olabilir. Bu kişilerle olan ilişkilerimizin güvene dayanmasını isteriz ve onlara bazılarının hak etmediği üstün nitelikler yakıştırırız. Belli bir alanda sahip oldukları uygulama yetkilerinin sınırını bilmeyenler çoktur. Karşımıza çıkıp da, "Sende bozukluk var" ya da "Sen hastasın" demezler; ama tavırlarıyla sert ya da eleştirel bir ses tonuyla konumunuzu aşağılarlar.

Bana bozulduğu, ses tonundan, beden dilinden ve tüm tutumundan belliydi. Bu da berbat bir duygu veriyordu. Bana kızacağından korkuyordum. Ve bu, benim dengeli olmadığımın en son kanıtıydı. Bununla birlikte, terapistiniz, sizin için doğru ve yanlışın hakemi gibidir; o da sizi sevmez ve onaylamazsa sizde gerçekten yanlış bir şeyler vardır. Ayrıca öfke dolu ve sert sözlerden hep korkmuşumdur. Otorite konumunda biriyle etkileşimdeyken, bu korku on katına çıkıyor.

Rhonda gibi otoriteler, hadlerini bilmeyerek üstünlük taslarlar. Bizim için en iyisini aradıklarını; onlara direnmemizin, dikkafalı, sapkın ve güvensizliğimizin göstergesi olduğunu belirtirler. Uzman olan onlardır. Kendimizle ilgili derin bilgiler sözkonusu olduğunda bile, onların yorum ve önerilerini sorgulamak bize düşmez.

Tehlikeli Sırlar

Çocuklara yönelik eziyetlerin, alkolizmin, duygusal rahatsızlıkların ve intiharın "utanç dolu" deneyimlerini yaşayan birçok aile, bunları gizli tutmak ve asla konuşmamak için sözsüz bir anlaşma yaparlar. Sırlara ve yadsımaya dayanan bir aile anlayışının dışına çıkan kişi büyük tepki toplar. Diğer bireylerin onu kaçık, bağışlamaz ya da ailenin saklı ve uzun zamandır yadsınan geçmişini tartışmaya kalktığı için mikrop olarak nitelerler. Bu hastalıklı gösterme türüyle, çocukken cinsel ve/veya fiziksel tacize uğrayan yetişkinlerin terapilerinde uzmanlaştığım yıllarda sık karşılaştım. Müşterilerim ruh sağlıkları iyileştikçe deneyimlerinden söz etme isteği ve gereği duyuyorlardı. Ama bazı aileler onları sessizliği korumaya zorluyordu.

Ailede ne kadar çok sorun varsa, büyük olasılıkla, iyileşmeye karşı bireylerinin yaşadığı direnç ve baskı da o kadar yoğundur. Bu durumlarda sık sık şantaj yaşanır. Terkedilme, uzaklaştırılma, ceza, öç ve tümden reddetme ya da aşağılama tehditleri kişinin gelişme isteğine set çekebilir; bencil, gereksiz ve yıkıcı olarak nitelendirilmenin tuzağından kurtulmasını engelleyebilir.

Otuz yaşında bir telefon pazarlama yöneticisi olan, 30 yaşındaki Roberta, çocukluğunda babasından yediği dayakların boynunda ve kemiklerinde bıraktığı izleri hala taşıyor. Karşılaştığımızda, çalışmakta olduğum kurumda, duygusal çöküntü nedeniyle tedavi görmekteydi. Bana ilk söylediklerinden biri, çektiği eziyetlerle ilgili aile sırlarını tutmaya daha fazla dayanamayacağıydı.

Roberta çocukluğunu inceledikçe, anımsadıklarını doğrulatmak için annesine başvurmuş. Ama umduğu anlayış yerine onu hastalıklı gösterme tutumuyla karşılaşmış.

Babamın dayaklarının izlerinin hala vücudumda olduğunu söyleyerek anneme altı ay boyunca yaklaşmaya çalıştım. Ama o beni tümden tersledi. Babamı canımı almış gibi göstermeye çalıştığımı söyledi. "Babamın beni saçlarımdan tutup döndürerek nasıl yere çarptığını anımsıyor musun? dedim.

Bana, sanki başka bir dünyadan gelmişim gibi bakıyordu. "Aman Tanrım, bun tan nereden buluyorsun böyle? O doktorlar sana neler söylüyor orada? Beynini mi yıkıyorlar dedi. Ben de dedim ki: "Anne, dayak yediğim zamanların çoğunda sen orada, kapının eşiğinde durarak olan biteni izliyordun." Çılgına döndü. Buna dayanamıyordu. Her şeyi uydurduğumu ve keçileri kaçırdığımı söyledi. Babam hakkında nasıl böyle konuşabilirdim? Düzelmek için adım atmadıkça ve bu tür iğrenç yalanlar anlatmaktan vazgeçmedikçe benimle konuşmaya dayanamayacağını söyledi. Korkunçtu.

Roberta’nın annesi kızının anılarını o kadar tehdit edici bulmuştu ki, onları yadsımıştı. Aynı zamanda, yadsıması için ona baskı uygulamış ve aileyi üzmekten vazgeçmezse onunla ipleri koparma tehdidinde bulunmuştu. Roberta’nın kendini açması gibi sağlıklı adımlar, diğer aile bireylerince çoğu kez "uydurma" ya da "abartma" olarak nitelenir. Başımıza gelenlerin gerçeğini ifade etmeye dönük büyük bir gereksinim duyabiliriz. Ama bu azim ve hazırlık gerektirir. Aile içindeki derin sorunların ya da uzun dönemli eziyetlerin getireceği "sen hastasın" suçlamasına göğüs germek destek gerektirebilir.

Bizi hastalıklı gösterme taktiği savunmamızın zor olduğu bir alana yüklenir. Çoğumuz için beceri ve başarılarla ilgili eleştirilere karşı koymak kolaydır, çünkü çevremizde yapabileceklerimize yönelik sağlam dayanaklarımız vardır. Buna karşılık, bir şantajcının ruhsal bozukluk yaşadığımıza yönelik açıklamasını akla uygun bir değerlendirme olarak görebiliriz. Kendimize tümden nesnel yaklaşamayacağımızı biliriz. Böylece birçoğumuz, içimizde korkunç cinler dolaştığı sanısıyla yaşar. Hastalıklı göstermeye çalışanlar bu korkuya yüklenir.

Sarmal örneğindeki gibi, hastalıklı gösterme taktiği de anılarımız, yargılarımız, zekamız ve kişiliğimizle ilgili güvenimizi sarsar. Ama bu sonuncunun bedeli daha ağırdır. Bu silah aklımızdan şüphe etmemize yol açar.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült