Kişisel Gelişim

 

Dinleme Duyunuzu Uyandırmak

Rebecca Shafir


İşitme duyusu iyi olan çoğumuz sessiz bir dünyayı hayal bile edemeyiz, tıpkı tat alma duyusuna sahip olanlarımızın tat alınmayan bir hayatı hayal edemedikleri gibi. Ne yazık ki, bizler bu kıymetli armağanları ne kadar kanıksamış olduğumuzun farkına ancak onları kaybettiğimizde varırız. Onları bir kez kaybedip tekrar bulacak olsak kıymetlerini daha önce hiç olmadığı kadar bilirdik.

Çok eski olduğu her halinden belli olan bir fotoğraf albümü, bir bebek giysisi yığınının ve otuz yıllık oyuncakların altından tekrar ortaya çıkıp da unutulduğu yerden yavaşça kaldırılırken eskimiş derinin veya kağıdın kokusu yükselir. Kapağını açarsınız ve size doğru bakan yüzlere göz gezdirirsiniz. Sevinç ve melankoli duyguları içinizde hafif bir titreme uyandırır. Fotoğrafların yapışkan, tozlu kenarları sayfaları çevirirken parmaklarınıza takılır. O albüm sehpanızda günlerce duruyor olsaydı yine aynı saygıyı gösterir miydiniz? Muhtemelen hayır.

İşitme, bize dünyamızı dinleme şansını veren, sesleri algılayıp onları ayırt etmemizi sağlayan duyumuzdur. Dinlemek ise bu işaretleri anlamlandırma ve onları birer ifadeye dönüştürme işlemidir. İşitme duyumuzu ve dinlemeye olan mükemmel yeteneğimizi genelde değerlendirdiğimizi zannederiz. Bir işitme problemimiz oluştuğunda veya bir kuşun ya da fısıltının sesine karşı duyarlılığımızı yitirdiğimizde hayatlarımız belirgin bir şekilde değişir.

İşitme problemi, kulaktaki bir akıntıdan, kulak kirinden ya da enfeksiyondan kaynaklanıyor olabilir ya da gürültüden veya ilaç kullanımından dolayı meydana gelerek ilerleyen yaşın veya yıpranan kulak sinirlerinin de buna eklenmesiyle daha da ilerleyebilir. Birçok vakada tedavi edilebilir veya hafifletilebilir durumdadır. Dinlemeye karşı olan bu engeller genelde bizim kontrolümüzde değildir, bunlar yaşın ya da çevrenin birer fonksiyonudur. Bazen kulaklarımıza hücum eden bu ses okları o kadar karmaşık olurlar ki, bu aşırı bilgi yüklemesini sürdürebilmek için dinlediklerimizi kontrol etmemiz gerekir. Dinleme engelleri şu durumlarda ortaya çıkar: [1]

Şu anda her neredeyseniz işe gözlerinizi kapatmakla başlayın. Etrafınızdaki farklı sesleri dinleyin, seslerin yapılarının nasıl çeşitlendiğine dikkat edin. Tavandaki vantilatörün havaya karşı direnç gösterirken çıkardığı sesi duyun ve bunu pencerenizin dışındaki, tüy gibi narince titreşen rüzgarla karşılaştırın. Şimdi de bir kerede sayabileceğiniz sesleri sayın, örneğin saatin tik taklarını, köşeyi dönen arabanın sesini, kahve yaparken makineden çıkan sesi ve diğer birçoklarını.

Bazı seslerin diğerlerine göre nasıl daha yüksek ya da zayıf kaldığını duyabiliyor musunuz? Dikkatinizi tek bir sese odaklayabilme ve arka planda bıraktığınız seslerin de son derece farkında olduğunuz halde isteğinize bağlı olarak odaklandığınız sesi değiştirebilme yeteneğinize hayret edin. Bütün bu seslere verdiğiniz isimler var ve hepsini de farklı şiddetlerde olmak üzere deneyimlediniz. Bazılarını tattınız, bazılarının peşinden sürüklendiniz, bazılarını elinizde tuttunuz. Bu seslerin birçoğunu çekiciliklerine göre yargıladınız ve sınıflandırdınız. Bu seslerin bilincinize kendilerini yönlendiriş biçimleri adeta bir mucize.

Tam şu anda bilgisayarımın önünde oturuyorum ve etrafımdaki çeşitli ses katmanlarını duyabiliyorum. Bu küçük senfoniye dikkatimi vermek için bir saniyemi ayırsam, beynimin küçük bir bölümünün bu sesli bilgiyi alırken bana aynı zamanda bir Cumartesi gecesi saatin yedi buçuk olduğunu hatırlattığını fark etmem şaşırtıcıdır.

Bulaşık makinasının durulama aşamasında olduğunu duyuyorum (durulama aşamasında makine, yıkama aşamasındakinden daha yüksek ses çıkarıyor). Birisi salonda CRIN'i seyrediyor (haber spikerinin sesini iyi tanıyorum) ve köpeğim Spud ayaklarımın üzerinde yatarken bilgisayarımdan çikan sabit sesle beraber horlayarak düet yapıyor. Ara sıra caddeden aşağıya doğru bir araba geçer veya telefon çalar ve bu sabit ritimleri bozar. Alışılmamış bir ses, ne kadar yumuşak olsa da bu ses mozaiğine müdahale ettiğinde, ben bunu hemen sorgularım. Avizedeki hafif bir çınlama veya penceremden giren hafif bir fısıltı sesi bir alarm etkisi yapar ve dikkatimi çeler.

Kaynağı ne olursa olsun tüm sesler çeşitli seviyelerdeki titreşimlerdir. Titreşimler dış kulak tarafından toplanırlar, bunlar başımızın her iki yanında bulunan tuhaf şekilli haznelerdir. Bu titreşimler kulak zarının titreşmesini sağlayan orta kulağa giderler. Bu da iç kulaktaki kemikçik denilen üç küçük kemiğin sırayla titreşmesine neden olur. Kalite, yükseklik, hacim ve rezonans bir dizi vibrasyondan diğerine değişir. Bulaşık makinamın hafif su püskürtme sesi, köpeğimin burun deliklerinden çıkan tiz ve baslardan oluşan daha geniş ses yelpazesine kıyasla hayli farklıdır.

Titreşimler orta kulaktan salyangoz şekilli, içi sıvı dolu olan ve koklea ya da kulak salyangozu adı verilen iç kulak boyunca ilerler. Kokleadaki mikroskopik tüy hücreleri sıvıdaki bu hareketi elektrik enerjisine dönüştürür. Bu enerji tüy hücreleri tarafından işitme sinirine aktarılır. İşitme siniri ise elektrik sinyallerini otomatik olarak beynimize gönderir ve böylece bizlerin o anda televizyonda bir erkek ve bayanın konuştuğunu anlamamızı sağlar.

Kadın sesleri daha çok 139 ile 1108 Hz arasında bir seviyede bulunurken erkek sesleri ise 78 ile 698 Hz arasındadır. Hafızalarımızda yüklü olan geniş skalaya sahip kadın karakteri kataloğu içinden sesin burundan gelme derecesine, mevcut aksana ve de kelimelerin ritmine, ayrıca yükselip alçalmalarına dikkat ederek konuşanlardan hangisinin kadın olduğunu ayırt edebiliriz. Sesin hacmine, seviyesine ve hızına göre belirlenen duyguyu tanımlayabiliriz. Onları sevip sevmediğimizi veya dinlemeye değer bulup bulmadığımızı biliriz.

Kelimeler, hisse senedi fiyatları, politik analizler, spor karşılaşmalarının sonuçları gibi bilgi akışlarını sağlarlar ama öncelikle ayrı ses karakterlerine bağlı olarak kimin konuştuğunu anlayabilmemiz konusunda bizi desteklerler. Beyin an içinde hem köpekten, hem bulaşık makinasından, hem de caddeden gelen sesleri algılıyor ve bunların karışmasına değil de "evet, bu tipik bir Pazar akşamı” şeklinde sakince bir kabule neden oluyor.

Klinikteki bir hasta olan Jane Sokol Shulman, ilkokuldayken işitme yeteneğini yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştı. On yedi yaşındayken konuşmalar sırasında sesler arasındaki ince farkları duymakta güçlük çektiğini fark etti. Sonraki yirmi yıl boyunca, Jane duyma yeteneğini daha fazla yitirdi. Mükemmel dudak okuma yeteneğine karşın eğitimini tamamlarken işitme konusunda yardım almaya mecbur kalmıştı. Otuz yedi yaşına yaklaştığında Jane artık telefon kullanamıyordu, hatta en güçlü ses artırıcı cihazlarla bile. O noktaya geldiğinde sağırlığı kabul etti ve en sonunda Sonradan Sağırlaşan Yetişkinler Birliği'nin Boston şubesi başkanı oldu.

Jane yeni hayatını kabul etmesine rağmen yine de sesler dünyasını özlüyordu. Koklea nakli denilen bir ameliyattan bahsedildiğini duymuştu. İşitme yeteneğinin bir kısmını yeniden kazanabilme olasılığını araştırmaya başladı. Sonradan sağır olanlarla ilgili farklı sonuçlar olduğunu duymuştu ve cihazın nakliyle sonuçlanacak olan muhtemelen zorlu bir rehabilitasyon döneminden de haberdardı. Ama dudak okumak yorucuydu ve mesleki seçeneklerini kısıtlıyordu. Arkadaşları arasında yaşadığı soyutlanma hissi tahammül edemediği bir boyuta gelmişti. 1997 yılında Jane koklea nakli yaptırmaya karar verdi.

Ameliyatından birkaç hafta sonra rehabilitasyon seanslarından birinde onunla bulunma fırsatını elde ettim. Jane'in işitme yeteneğinin yeniden uyanmasını tarif etmesi beni koltuğuma çivilemişti. Jane hikayesini şöyle anlatıyor:

Yeniden işitmek nasıl bir duygu? Aklıma gelen ilk kelime büyülü, ikincisiyse mucizevi... En büyük sürpriz ise sahip olduğum duyusal keskinlikti. Hiçbir şey beni hafif sesleri duymanın şokuna hazırlamamıştı. Arkamdaki ayak seslerini ve araba farlarımı açık unuttuğumda öten zil sesini duyabileceğimi bilmek bana kendimi daha güvende hissettirdi. Cıvıldayan kuşlar, yağmur, hışırdayan kağıtlar... arka planda duyulmasına rağmen insanları bulundukları ortama bağlayan sesleri yeniden duymaya başlamıştım. Yeni sesler keşfettim, örneğin ATM para çekme makinasının tuşlarının bip sesleri gibi. Aynı zamanda diğer bazı seslerin ne derece can sıkıcı olduklarını keşfettim; televizyondaki gülme efektleri gibi... Sürekli olarak mesleğimi yapmak, ailemle ilgilenmek ve evle ilgili sorumluluklarımı yerine getirmek zorunda olmadan yeni duyma yeteneğimi geliştirebilmeyi ister hale geldim. Duyduğum şaşkınlık ve merak bazen inanılmaz derecede güçlüydü. Arkamdan "özür dilerim" diyen insanları duyabiliyordum. Yabancılarla havadan sudan laflamak benim için artık bir Herkül gücü gerektirmiyordu. İşiten insanların kanıksadıkları şu sıradan, bizi birarada tutan sosyal zamk olan bu sohbetlere katılabiliyordum.

Önünüzdeki üç dört gün içinde birkaç kez bu dinleme egzersizini deneyin. Müzikten hoşlanmıyorsanız bile dikkatle dinleyin. Radyoda verilmekte olan bir konser bulun ve farklı sesleri, enstrümanları ve armonileri algılayıp algılayamadığınıza bakın. Belirli bir sese ya da enstrümana olabildiği kadar uzun saniyeler boyunca odaklanıp sadece onu dinlemeye çalışın. Ardından dikkatinizi tekrar bütün enstrümanların beraberliğine çevirin ve parçayı bütün olarak algılayın. Her bir sesin bu performansı sağlayabilmek için ne kadar gerekli olduğunu ama her bir sesin bütünün sadece bir parçası olduğunu fark edin. Şimdi, müzikal performansı analiz etmeden ya da parçalara ayırıp incelemeden birkaç dakika oturun ve müziği dinleyip içinize alın. Buna sadece tanıklık edin. Müziği bu şekilde dinlediğimizde, dinlemenin Zen'i denilen yaklaşımının tadını alırız. Şu anda, az önce dinlediğiniz notaları düşünmüyorsunuz ve bundan sonraki bölümü de tahmin etmeye çalışmıyorsunuz. O bölümü yargılamıyor ve ne kadar uzun olduğunu düşünüp bundan dolayı endişelenmiyorsunuz. Sadece müzik sürdükçe ve değiştikçe tüm varlığınızla onu içinize alıp özümsüyorsunuz. İşte bu, başka bir kişiyi dinlerken gereken zihinsel boşluktur. Bir mesajı anlamak ile onun içeriğini yorumlamak arasındaki zaman boşluğunu genişletmek, dikkatle dinlemenin özüdür.

Çince'de karakterler ya da resimyazılar fikirleri ve olayları ilişkilendirir. Dikkatli dinleme karakteri kulak, sessiz kalma, on, göz, kalp ve zihin karakterlerinden meydana gelmektedir. Zen ustası Dae Gak'a göre, dikkatli dinlemeye dair bu resimyazı "sessizlik içindeyken kişi yüreğiyle dinler ve kulak on tane göze bedeldir" anlamında. Tıpkı bir geyiğin bakışlarını pusuya yatan bir yırtıcı hayvanın bulunduğu yöne odaklaması gibi, bizim duyularımızın da tüm mesajı dinlediğimizde dengelenmiş bir şekilde odaklanmış olmaları gerekmektedir.

Nerede olursanız olun, seslerin ne kadar çok sayıda ve güçlükle anlaşılabilecek şekilde her yönden geldiğini fark edin. 360 derecelik bir açıdan gelen sesler sürekli olarak kulaklarımızı doldurmaktadır. Bodrum kattaki ping pong, ütüden çıkan buhar sesi, koridordan gelen Bach'ın müziği, üst kattan gelen spor aletlerinin şiddetli sesi kendimizi sürekli bir ses balonu içindeymişiz gibi hissetmemize neden olur. Birçok gürültü duyguları kelimelerden daha iyi açığa çıkarır. Düşen yaprakların hışırtısı ve ağaçlıklarda cıvıldaşan kuşlar mevsimlerle ilgili düşünceleri akla getirir. Dalgaların sesi büyüleyicidir ve sakin olmayan bir zihni kendisine çeker. Yıllar boyunca, sesler ve üzerimizdeki etkileri, stresle ilgili rahatsızlıkları tedavi etmede bilimsel araştırmaların konusu olmuştur. Çoğu zaman zihinlerimizi yavaş yavaş sakinleştiren şey, bir göldeki balıkçılları veya bahar yağmurunu bir süre dinlemektir. Bu ani bir etki değildir ve biz de o seslerin çabuk gelip geçmesini istemeyiz. Martıların çığlıklarının ya da çatırtıların yükseldiği bir şöminenin cızırtılarının sesini dakikalarca ya da saatlerce dinlemek isteriz. Bazıları, Mozart dinlerken zihnimizi daha iyi kullandığımızı söylemektedir.

Basit bir ses bile hafızamızdaki kaybolmuş bir düşünce ve duygu selini açığa çıkarabilir. Bir yürüme bandının sesi bize, büyürken seyrettiğimiz futbol maçlarını veya gösterileri hatırlatır. Yukarıdan geçen bir trenin hızı, ilk işimiz için şehir merkezine gidiş gelişlerimizi hatırlatır. Hepimizin bir sesin bizi alıp başka bir zaman ve mekana götürdüğü anları vardır.

Neredeyse isteğim dışında bile olsa, altmışlı yıllara ait tanınmış bir şarkı beni, Homewood Flossmoor Lisesi'nin meşhur çikolata parçalı kurabiyelerinin ağız sulandıran kokusuyla beraber okul kantinine geri döndürecektir. Beatles'ın "Hey Jude” parçası, öğle vakti müzik otomatında sıkça çalınırdı ve binanın karşısındaki spor sınıfından çıktıktan sonraki açlık ve yorgunluk hissine eşlik ederdi. Şuurumuzu ışık hızıyla başka bir zamana ve mekana aktarabilmemizi sağlayan duyma yeteneğimiz ne ilginç ve güçlüdür!

Bazı sesler gerçekten de diğerlerine göre daha güzel gelir, ama daha az melodik olan sesler; örneğin bir duman alarmı veya kaya matkabı gibi, bizim için hayati önemi olan ya da hayatımızın niteliğiyle ilintili olanlardır, örneğin bir yangını önlemek ve kırık su borusunu tamir etmek gibi hoş olmayan özelliklerine rağmen onlara sundukları şeyden dolayı minnettarızdır. Bunlar dikkatimizi iyi oluşumuzla ilgili konulara çekerler. Aslında, birçok ses varlığımız açısından çok gereklidir çünkü hoş olan ya da kötü niteliklerine karşın bizler onları kayıtsız şartsız kabul ederiz. Tüm sesler çevremizi dengelemede bir rol oynarlar, her bir ses büyük resimde bir rol oynar. Arkadaşınıza size yeni işinden bahsederken gösterdiğiniz tolerans ile en tez canlı müşterinin sıranın sonunda olduğu için şikayet etmesine gösterdiğiniz toleransın aynı olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Yine de her sese eşit derecede dikkat etmek karmaşık ve muhtemelen hayatınızı tehlikeye atabilecek bir hareket oldurdu. Bilgi sahibi olan toplumumuzda seçilen işitsel bilgiye odaklanmak ve arka plandaki gürültüyü odağımızın dışında bırakmak giderek bir mücadeleyi gerektirir hale geldi. Dinlememizin zayıf kalmasına izin verdiğimizde, önemli konuların sadece küçük parçalarına yönelik acele kararlar alma riskine girmiş oluruz. Diğer yandan, dinlediğimiz insanlar ya da programlarla ilgili çok fazla seçiciysek bu sefer de bakış açımızın daralmasıyla çok fazla yargılayıcı ve eleştirel davranma riskine gireriz. Dinlemede amaç, dikkatimizi odaklama ile bakış açımızın genişliğini koruyabilme arasındaki dengeyi bulabilmek ve farklı bakış açılarına hoşgörüyle yaklaşabilmektir.

Bu dengeyi sağlamaya yönelik iyi niyetlerimize karşı çalışan en olumsuz ve bazen de zalim güçler bizim zihinsel engellerimizdir. Şimdi, düşmanla yakın çarpışmaya hazırlanmak için kendimizi tanıma ve keşfetme sürecimize devam edelim.


 

[1]        Şahsi çıkarlarınız bazı sesleri ön planda olmaları gerekirken sürekli olarak arka planda tutmaktadır, veya

Dikkatiniz o kadar dağılmıştır ki dinlemeyi tercih ettiğiniz konuşmaları ön planda tutmakta zorlanırsınız.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült