Kişisel Gelişim

 

Ben Koşulların Kurbanı Değilim

Gerald Jampolsky


Ne kadar sık içinde bulunduğumuz koşullar yüzünden kendimizi haksızlığa uğramış hissettiğimizi bilmem farkettiniz mi? Çünkü, çoğu zaman çevremizin cinnetle sarıldığını, tuzağa düşürüldüğümüzü hissederiz. Oysa dostluktan uzak, yaralanmaktan ve haksızlığa uğramaktan korktuğumuz bir çevrede yaşamak zorunda olduğumuzu düşünürsek, yalnızca acı çekeriz.

İç huzuru yaratmakta ısrarlı olabilmek için, herkesin suçsuz olduğu bir dünyayı düşünmek zorundayız.

Herkesi masum olarak düşünürsek ne olur? Onları başka türlü görmeye nereden başlayabiliriz? Başlangıç olarak sevgi dışındaki yaşanmış bütün bir geçmişi silip atabilir; dünyayı korku penceresi yerine, sevgi penceresinden görmeyi seçebiliriz. Bu bilinçli olarak güzelliği ve sevgiyi tercih etmek, insanların kusurları yerine güzel yanlarını öne çıkarmak demektir.

Dışımda gördüğüm her şey zihnimin ürünüdür. Dünyayı yansıttığım, kafamı sürekli meşgul eden düşüncelerim, duygularım ve tavırlarımdır. Görmek istediklerimi önce zihnimde değiştirerek, dünyayı farklı bir biçimde görebilirim.

Geçmişte bir araba satın almaya kalktığımda, paronayak gibi davranmanın sağlıklı ve genel kabul gören ilkelerden olduğunu düşünürdüm. Araba satıcılarına güvenmek doğru olmazdı. Satıcılardan şüphelenmek doğal olduğu kadar sağlıklıydı da. İddiamı kanıtlayacak birçok seçilmiş örnek verebilirdim. Bu yaklaşımın seçim hakkımı bir hayli sınırladığını ise farkedemiyordum; satıcıya karşı tek bir yaklaşımım olabilirdi: Korku ve şüphe. Bu koşullarda zihinsel barış imkansızdı.

Satıcının da benzer tecrübeleri olabileceğini ve müşteriye karşı, bizzat müşteriler tarafından "öğretilen" şüpheler taşıyabileceğini aklımın ucundan bile geçirmezdim. Satıcı müşterilerin kendisine saygı duymadığını "öğrenir" ve karşılığında ancak bir çeşit bayağılık sunabilir; kendisinin alıcılar tarafından ikinci sınıf vatandaş olarak algılandığını görerek öyle hissetmeye ve davranmaya başlar.

Araba satıcısı ile aramdaki tek ortak nokta, birbirimiz hakkında saptırılmış düşünceler taşımamızdır. İkimizin de görüşümüzü bulandırmak için kullandığınız araçlar aynıdır. Birbirimizi tartmak için kullandığımız malum ölçütleri geçmiş deneylerimizden titizlikle seçeriz.

Şu sıralar büyük bir araba acentesiyle ilişkideyim. Tutumumun değişmekte olduğunu farkediyorum. Beraberce geçmiş dertlerimizden uzaklaşma yollarını keşfediyoruz. Çabalarımızı bağışlayıcılığı geliştirmek için yoğunlaştırıyoruz.

Eğer alıcı ve satıcı geçmiş deneylerin günümüzle ilgisi olmadığını yani unutulabileceğini düşünseler ne olur? Bu yoldan yanlış bulucu olmak yerine sevgi kaşifi, sevgi peşinde koşan yerine sevgi dağıtıcısı haline gelmez miyiz? Böylece belki, barışı geliştirmek yegane amacımızmış gibi birbirimize yaklaşmayı başarabiliriz. Belki de "koşulların kurbanıyım" anlayışını "koşulların kurbanı değilim" anlayışına dönüştürmemiz bu yoldan mümkün olabilir.

Merkezdeki çalışmalarımızdan haberi olan bazı kişiler tarafından, kafası bir traktör tarafından iki kez çiğnenen, 15 yaşındaki Joe adlı erkek çocuğunu görmem istendi. Gözleri görmüyor, konuşamıyor ve hissedemiyordu. Vücudunun iki yanı da felçti. Dört ay komada kalmıştı ve doktorlar iyileşmesi için bir mucizenin bile yararının olmayacağını düşünüyorlardı.

Ancak ailesi Joe'nun iyileşmesinden bir an bile ümidi kesmemişti. Her günü, her anı değerlendirmeye çalışıyorlardı. Joe önce bilincini kazandı ve tamamen iyileşme kararlılığıyla müthiş çaba harcadı. Sonra, sanki, bir dizi mucize gerçekleşti. Joe konuşmasını düzeltti ve yürümeye başladı. Bu süreç boyunca başkalarına yardımcı olmak için çabalamayı da ihmal etmedi.

Onu gördüğüm sürece, morali hemen her zaman çok yüksekti. Bir gün, bu ruh halini nasıl sürdürebildiğini sordum. "İnsanların yalnızca olumlu yanlarını görür ve olumsuz yanlarına hiç aldırış etme/r!' dedi. " Ve kitabımda imkansız kelimesinin yeri yoktur."

Joe kendisi için pek üzülmezdi. Oysa kolayca feleğin ağır bir sillesini yediğini düşünebilirdi.

Ama o, dünyaya ve içindekilere sevgi penceresinden bakarak, çatışma yerine barışı tercih etmişti. Şunu unutmamalıyız: Her zaman seçim yapmak imkanı vardır.

Bana göre Joe, en saf haliyle, tepeden tırnağa sevgidir. O bunu etrafına yayıyor. Joe ve ailesi, benim için ve başka birçok insan için sevginin gerçek öğretmenidirler ve şu deyişin mükemmel örneğini oluştururlar: "Koşulların kurbanı değilim." Bazen kendimi kötü

hissettiğimde Joe'yu düşünerek koşulların kurbanı olmadığımı, benim de seçim hakkım olduğunu kendime hatırlatırım.

Gün boyunca kendinizi haksızlığa uğramış hissettiğinizde şunu tekrarlayın: Yalnızca Sevgiyle İlgili düşüncelerim gerçek. Bu koşullarda nelere, kimlerle birlikte sahip olabileceğimi açık seçik belirlemeliyim.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült