Kişisel Gelişim

 

Bahane Arama, Çare Ara

Steve Price

İnsanlar daima koşullara kabahat bulurlar. Ben koşullara inanmıyorum. Bu dünyada başarılı olanlar, içinde bulundukları şartlar hoşlarına gitmediği taktirde gidip kendi koşullarını yaratanlardır.

-George Bernard Shaw, Yazar ve sosyal eleştirmen

Doğuştan gözleri hasta ola Erik Weihenmayer yedi yaşma geldiğinde sadece şekilleri ve gölgeleri ayırt edebiliyordu. Ancak bu durum bile, bu ele avuca sığmayan çocuğu en sevdiği spor olan basketbol oynamaktan vazgeçiremedi. Görme bozukluğu onu daha da şevke getirdi. Kollarını çılgınca sallamak suretiyle takımını rakiplere karşı koruyarak, kendini iyi bir savunmacı olarak yetiştirdi.

Bir karşılaşmada Erik topun önünü kesti ve saha boyunca topu sürerek ilerledi. Seyircilerin tezahüratı eşliğinde Erik basket olduğunu düşündüğü atışını yaptı. Topun puan tahtasına çarparak saha dışına sekmesiyle birlikte seyirciler derin bir sessizliğe gömüldü.

Çok utanan Erik sessizce gidip yerine oturdu.

Ertesi gün Erik ve babası tekrar sahaya gitti. Eric boyalı kenar çizgilerini görebiliyordu ve böylece baba-oğul sahayı beraberce adımlayıp bir kenardan diğerine kaç adım olduğunu hesapladılar. O günden sonraki tüm karşılaşmalarda Erik saha üzerindeki pozisyonunu daima anlayabiliyordu.

Erik o sırada durumun pek farkında değildi ama babası ona hayatı boyunca işine yarayacak bir strateji öğretmişti. Strateji şuydu: Çözüm Erik’in basketi bırakması değildi. Çözüm Eric ’in oyuna ne şekilde katılacağı idi.

Aslında, Eric’in babası, oğluna bu kitabın ardında yatan ana prensibi öğretmiş oluyordu ki bu da Hayal Galiplerinin başarılı olma sebepinin, hiçbir sorun yaşamamalarından ziyade hedefe odaklanmalarını sağlayan bir dizi stratejilerinin olmasıydı

Erik Weihenmayer’in körlüğünden dolayı hayat boyu mücadele vereceği tartışılmaz. Ancak Erik kör de olsa, “gözünü dört açıp düşler” bu onun büyük hayaller kurması anlamına gelir...vereceği mücadelenin ağırlığını tartar... sonra da düşlerini gerçekleştirmesine izin verecek bir plan oluşturur. Erik düşlerini gerçeğe dönüştürecek stratejileri uyguladığı içindir ki sadece gören insanların yapacağı şeyleri değil aynı zamanda da pek çok gören insanın son derece tehlikeli olacağını düşündüğü mücadelelere girecek araç ve güvene sahiptir!

Örneğin, Erik’in en büyük düşü, ergenlik çağının başlarında görme yeteneğini tümden kaybedeceğini bilmesine rağmen, dünyanın en iyi dağcılarından biri olmaktı. 2001 yılının Mayıs ayında 32 yaşında olan Erik Weihenmayer çok az insanın denemeye cesaret edebildiği ya da başardığı bir rüyasını gerçekleştirdi. Dünyanın en büyük dağı Everest’in zirvesine iki ay süren tırmanışını gerçekleştirdi! Diğer dağcılar zirveden aşağıdaki manzaraya bakıp neşeyle bağrışırken, Erik dinleyerek kutladı.

“Etrafımdaki boşluğun o güzel sesini duyabiliyordum. Rüzgarda dalgalanan bayrakların sesini duyabiliyordum. Kara dokundum. Çok güzel bir yerdi.”

Erik’in çok özel bir insan günün olduğu kesin. Dünyanın en yüksek zirvesine tırmanmak olağanüstü bir disiplin, dayanıklılık ve istek gerektiriyor. Ancak eğer babası düş hırsızı bir dünyaya yenik düşüp de Erik’i büyütürken daha güvenli etkinliklerle sınırlandırsaydı, oğlunun potansiyelini geliştirme fırsatı asla olmayacaktı. Ancak Erik’in babası, oğlunu beklentilerinin sınırını zorlamaya teşvik edecek cesaret ve akla sahip olduğu içindir ki Erik, çekingen, “realist” bir Hayal Gömücü olmak yerine, yaratıcı, yürekli bir Hayal Galibi olmayı öğrendi.

Erik Weihenmayer, körlüğüne rağmen, kesinlikle pek çok düşünü gerçekleştirmiştir. Erik üniversite mezunudur. Özel bir okulda öğretmendir. Ve her kıtanın en yüksek doruğu, ‘Yedi Tepe” ile ilgili araştırmasını takiben dünyanın en yüksek dört dağını şimdiden fethetmiş dünya klasmanında bir dağcıdır.

Erik Weihenmayer üniversite öğrencilerine ve şirket liderlerine yaptığı konuşmalarında,

“Zirveye ulaşmak sadece manzara anlamına gelmiyor.” der. “Zirve, hayatınızla ilgili yapmak istediğiniz şeyi gerçekleştirebileceğinizin bir sembolüdür.”

Ya Bahaneler İleri Süreceksiniz

Ya da Düşlerinizi Gerçekleştireceksiniz

Bu dünyada Erik Weihenmayer gibilerinden realitelere yenik düşüp Hayal Gömücüler olmak yerine muazzam engelleri aşarak Hayal Galipleri olan kişilerden çok şey öğrenebiliriz. O halde sorumuz şu: “Erik Weihenmayer gibi insanların çok büyük zorlukların üstesinden gelip düşlerini yaşamasını sağlayan stratejiler nelerdir?”

Cevap Hayal Galipleri bahaneler ileri sürmeyi reddeder!

Gördüğünüz gibi, hepimizin bir seçeneği var. Ya bahane yaratabiliriz; ya da düşlerimizi... Yalnız ikisini birden yapamayız. Bu kadar basit. İşte bu yüzden hayallerinizi gerçekleştirmek için 5 no.lu stratejiyi öneriyor ve “Bahane bulma, çare bul” diyoruz.

Bu kuralı ilk kez, görme özürlü olmasına rağmen, aynı zamanda hem başarılı bir Hayal Galibi hem de Hayal Fırıncısı olan arkadaşım Dr. Bili Quain’den duydum. Öncelikle o bir üniversite profesörüdür...aranan bir konuşmacıdır...gözde bir danışmandır...kitapları çok iyi satan bir yazardır...başarılı bir girişimcidir...zehir gibi bir balıkçıdır...ve, bu da yeterli değilse, görme özürlüler için olan Görmeden Pişir isimli bir TV programının sunucusudur.

Bill’e bazı insanların nasıl olup da en ufacık bir bahaneyi ileri sürerek düşlerinden vazgeçtiğinden bahsediyordum.

“Evet” diyerek bu görüşüme katıldı Bili. “Bazı insanlar uygun bahaneyi bulana kadar çarşı pazar dolaşır durular, sanki ayakkabı arıyormuş gibi; sonra da vazgeçme nedenlerini haklı çıkaracak en uygun bahaneyi satın alırlar.” İşte gerçek bundan ibaret.

Herhangi Bir Bahane Olabilir

İnsanların, düşlerinden vazgeçmelerini haklı göstermek için ileri sürdüğü bahaneler, bana komşusunun evine gidip çim biçme makinesini ödünç isteyen adamla ilgili eski bir hikayeyi hatırlattı.

“Çim biçme makineni ödünç alabilir miyim?” diye sorar komşusu nazikçe.

“Üzgünüm ama bunu yapamam. Karım fırında kuzu pişiriyor.”

“Bunun çim biçme makinesini ödünç vermenle ne alakası var?” diye sorar aklı karışan komşu.

“Şey, çim biçme makinemi sana ödünç vermek istemiyorum da, vermemek için bahane arıyorum işte.”

Aynı şey Hayal Sahtekarları ve Hayal Gömücüler için de geçerlidir eğer faal bir şekilde hayallerinin peşinde koşmuyorlarsa, ihtiyaç duydukları bahaneyi bulana dek dükkan dükkan dolaşmaları büyük olasılıktır:

“Param yok”...

“Zamanım yok”...

“Çok meşgulüm”...

“Çocukların okulu devam ediyor”...

“Çok yaşlandım”...

“Daha yeni hah döşettik”...

Bunun gibi daha pek çoğu. Eğer bir bahane eskirse bir diğerini bulacaklardır. Sanki alış verişe çıkmışlardır.

Bu arada, daima düşledikleri ev asla inşa edilemeyecektir. Hayalini kurdukları araba asla satın alınamayacaktır. Çocuklarını göndermeyi düşledikleri üniversiteye asla başvurulamayacaktır. Sahip olmayı düşledikleri işe asla tam manasıyla başlanamayacaktır. Sanırım artık kafanızdaki resim daha net.

Bahanelerim Hayalime Mal Olabilir

Ya siz en uygununu bulana kadar bahane avına çıktığınız oldu mu hiç? Belki vücudunuzu forma sokma düşünüzden spor salonundaki insanların dost canlısı olmadığı mazeretiyle vazgeçtiniz. Ya da akşamları bir saat geç yemek zorunda kaldığınızı ileri sürdünüz. Ya da işten sonra spora gitmek için çok yorgun olduğunuzu söylediniz, ama sabahları da egzersiz yapamazdınız çünkü uykunuza düşkünsünüz. Hey, bu bahaneleri beğenmediyseniz, aramaya devam edin. Sonunda size uyanı bulacağınıza eminim.

Gerçek şu ki, zaman zaman hepimiz düşlerimizden vazgeçmek için mazeretler uydururuz. Ben yaptım biliyorum. Kendi işimi kurmayı düşlediğim sırada, yerel telefon şirketlerinden birinde teknik yazar olarak kabul ettiğim işi hatırlıyorum da. Bu işi almak için her türlü mazeretim hazırdı.

“Düzenli maaş alacağım” diye kendimi haklı göstermeye çalıştım.

“Sağlık sigortasından yararlanacağım” diye kendimi haklı göstermeye çalıştım.

“İki hafta ücretli iznim olacak” diye kendimi haklı göstermeye çalıştım.

“Ofis araçları almayacağım için para biriktirebileceğim” diye kendimi haklı göstermeye çalıştım.

“Gelecekteki işlerim için iyi bir referans olacak” diye kendimi haklı göstermeye çalıştım.

Neden düşümden vazgeçip “güvenli” bir iş seçmem yazar gerektiğine dair milyonlarca bahanem hazırdı. Ancak teknik yazarlığa karşı asla bir tutku hissetmediğim gerçeği hiç değişmedi. İşin yazma kısmında başarılıydım ama teknik konulardan hiç anlamıyordum. Beni işe alan kişi, henüz bu göreve başlayalı iki ay olmuştu ki bana büyük bir iyilik yaptı. Beni kovdu.

Dürüst olacağım Kovulmak hoşuma gitmemişti. Utanmıştım. Küçük düşmüştüm. Kızgındım. İki gün boyunca somurttum, gecenin bir yarısı evi arşınladım. Sonra üçüncü günün sabahı uyandım ve aynada kendime bakıp şöyle dedim, “Gerçeklerle yüzleş, maaş çeki için hiç sevmediğin ve çok da iyi olmadığın bir işi kabul ettin. Seni kovan adam sana iyilik yaptı artık düşünü kovalamaya geri dön!”

Tam da bunu yaptım. Bir yıl sonra başarılı bir yayıncılık kariyerim oldu. Beni kovan adama gelince, eğer ismini hatırlayabilseydim ona her yılbaşında bir kart gönderirdim. Ayrıca, artık teknik yazar olarak bir yılda kazanacağımdan daha çoğunun bir ayda elime geçtiği sevdiğim bir işi yapıyorum. İnsanların kişisel ve profesyonel anlamda gelişimine yardımcı olacak kitapları çıkarırken, kendi projelerimi seçmeyi ve kendi saatlerimi belirlemeyi seviyorum. Bundan daha iyisi olamazdı. Ve bütün bunları beni kurumsal yuvadan tekmeleyen ve hayallerimin yönünde uçmamı sağlayan bir “patrona” borçluyum.

Dağcı mı, Oyunbozan mı yoksa kampçı mısın?

Düş hırsızı bir dünyada yaşadığımızdan olsa gerek, her gün türlü zorluklarla karşılaşırız. İster çocukları okula vaktinde götürmek gibi küçük çaplı sıkıntılar olsun isterse de önemli bir hastalık ya da daha kötüsü ailede ani ölüm gibi büyük üzüntüler olsun sıkıntılardan kaçamayız. Her yeni sıkıntı beraberinde, kendinizi hayallerinize adamak yerine bahaneler ileri sürmeniz için yeni bir fırsatı getirir.

Fortune 500 şirketleri için yönetici danışman Paul Stoltz 15 yıl boyunca sıkıntı ve bunun çalışanlarla iş performansları üzerine etkilerini araştırmıştır. Stoltz insanların zekaları IQ testleriyle ölçümlenebildiği gibi sıkıntı katsayıları da “AQ testleriyle” değerlendirilebilir der. Stoltz işgücünü üç AÇ) grubuna ayırır: Dağcılar, Oyunbozanlar ve Kampçılar.

Dağcılar mücadeleden hoşlanır.

Oyunbozanlar mücadeleden kaçar.

Ve kampçılar da, sadece yemekte ne olduğunu bilmek isterler.

Dağcıların karşılaştıkları zorluklar için başkalarını suçlamaması ve problemleri çözme konusunda sorumluluk alması bir sürpriz değildir. Diğer bir deyişle, Dağcılar bahaneler bulmayı reddeder ve sonuçta Dağcılar her şeyin olmasını ve çözüme ulaşmasını sağlayan Hayal Galipleridir. Stoltz çalışanların % 10’unun Dağcılar olduğunu tahmin etmektedir.

Diğer taraftan, oyunbozanlar mücadeleden kaçar. Onlarda “Bu benim işim değil” yaklaşımı hakimdir ve Hayal Hırsızları gibi Oyunbozanlar da bahaneler ileri sürme, hatta ve hatta işler planladıkları gibi gitmediğinde başkalarını suçlama konusunda çok hızlıdırlar. Oyunbozanlar işgücünün % 10’unu oluşturur.

Son olarak (aynı derecede önemli), tipik işgücünün %80’ini oluşturan Kampçılar vardır. “İşler zorlaştığında çoğu insan ne yapar?” diye sorar Stoltz. “Kamp yaparlar!”

“(Çoğu) insan bedeli ne olursa olsun rahatını bozmak istemez” yorumunda bulunur Stoltz. Hayal Sahtekarlarıyla Hayal Gömücülere benziyorlar değil mi hayalleri var ama bunları bir bahane yığını altına gizliyorlar. (Ne ilginçtir ki, Stoltz Dağcılar çadırın içinde gerginliğe sebep olduğundan, Kampçılarla Oyunbozanların genellikle Dağcıları kaçırmaya çalıştığını söyler.)

İyi Haber: Siz Doğuştan Bir Hayal Galibisiniz!

AQ’nuzla ilgili işte size güzel haberler. Stoltz’a göre, AQ’sunu ölçtüren 100.000’in üzerinde insan, hepimiz de doğuştan dağcılarız! Bu da demektir ki çoğu kampçı fırtına geçinceye kadar çadırda birbirine sokulup oturmak isteyen % 80’lik kısım dağcı olacak şekilde yeniden programlanabilir!

Hepimiz doğuştan zirveye ulaşacak donanıma sahibiz gibi görünmekte ama ne yazık ki, deneyimlerimiz bize, dağ yaşantısında kötü hava koşullarına maruz kaldığımızda tırmanmaya devam etmek yerine çadırda kalmanın çok daha kolay olduğunu öğretmiştir. Diğer bir deyişle, diğer % 80’le birbirimize sarılmak ve bahane ateşinde ellerimizi ısıtmak daha cazip gelir. Sorun, hepimiz doğuştan Dağcı olduğumuz ve her dağcının düşü de zirveye ulaşmak olduğu için, bahanelerimizi bir kenara itip yeniden düşümüzün peşinden gidene kadar, kendimizi doyumsuz hissedecek olmamızdır.

Bahaneler Her yerde Var

Stoltz’un AQ araştırması iki sebeple önemlidir. Birincisi, hepimizin doğuştan Hayal Galibi olduğumuzu ve insanların düşük AQ seviyelerinin farkında olması bir kez sağlanırsa ve zorlukların üstesinden gelebilecekleri stratejiler öğretilirse, hayallerini gerçekleştirmek üzere tekrar yola koyulabileceğini kanıtlar.

İkincisi de, Stoltz dünyanın gitgide daha karmaşık bir hal almasıyla birlikte, insanların AQ’larını nasıl yükselteceklerini öğrenmelerinin her zamankinden daha önemli olduğuna dikkat çeker. Son 15 yıldır, Stoltz müşterilerinden bir günde yaşadıkları zor olayları saymalarını istemiştir postanın geç kalması gibi küçük sıkıntılardan önemli bir elemanın zimmetine para geçirmesi gibi büyük sıkıntılara kadar. On yıl önce, ortalama zorluk sayısı günde yediydi. Beş yıl önce, bu sayı on üç idi. 2000’de GÜNDE yirmi üçe ulaştı! Stoltz, “Artan zorlukların genel eğilimi, global ve endüstriden bağımsız olmasıdır.” der. Hayal Sahtekarları ve Hayal Gömücüler için pek de yüreklendirici bir haber olmasa gerek, öyle değil mi?

Karmaşıklığın sıkıntıya yol açtığı gerçeğinden kaçmak yersiz. Örneğin, beş yıl evvel, Internet bağlantınız kötüleştiğinde sıkılmazdınız. Neden? Çünkü nüfusun %5’inden de azı Internet’in ne olduğundan haberdardı! Bugünse, Internet’te yaşanacak önemli bir aksama dünyadaki milyonlarca çalışanı etkiler. Kaybedilen cep telefonlarını ve bozulan DVD’leri de buna eklersek, sıkıntılar her beş yılda ikiye katlanacaktır. Bugün bahane bulmanın kolay olduğunu düşünüyorsanız bir beş yıl daha bekleyin — istemediğiniz kadar çok bahaneniz olacak!

Basit, Ama Kolay Değil

Hayallerinizi gerçekleştirmek için 5 no.lu stratejiyi Bahane arama, çare ara — anlamak çok basittir. Ancak uygulamasının kolay olmadığı kesin. Bu, yakın zamanda gazetelerde gördüğüm ve Brian Cane tarafından yapılan Pickles[1] karikatürleri serisine benziyor. Yaşlıca bir çift olan, Mr. ve Mrs. Pickles genç torunları Gina’yla birlikte yemeğe otururlar.

“Pancar turşusu sever misin?” diye sordu Mrs. Pickles küçük kıza.

“Evet, severim” diye yanıtladı onu Gina.

“Kaç tane istersin?” diye sordu Mrs. Pickles.

“Hiç, teşekkürler” diye yanıtladı küçük kız.

“Hiç mi?” dedi Mrs. Pickles. “Severim dediğini sanmıştım.”

“Severim ama tabağımda değil” dedi Gina masumca.

5 no.lu strateji, bu Pickles karikatürüne çok benzemekte teoride hayalleriniz hoşunuza gidebilir ama tabağınızda değil. Neden mi? Çünkü tabaklarımız sıkıntılarla o derece dolmuştur ki düşlerimizi boğar! Bahaneler ileri sürmek işin kolay yoludur çünkü her yerde onlardan vardır! Bahaneler türlü şekillerde ve boyutlarda olabilir , büyük, küçük, basit, komplike, üzücü, komik ve hepsi de çooook caziptir! Ancak bahaneler sigara gibidir. Bağışıklık yapar ve şık bir ambalajın içinde üzerinde şu uyarıyla önümüze gelir: Bu bahane düş sağlığınıza zararlıdır!

Bu bölümü, bütün Hayal Galipleri düşlerini gerçekleştirmek yerine birdenbire mazeretler uydurmaya başlarsa, ne tür bir dünyada yaşayacağımızı gösteren anonim bir şiir ile bitirmek istiyorum.

 

Bu iş olur

Bütün eğlenceyi kaçıran adam,

“Olmaz bu iş” diyendir.

Her şeyden uzak durur ciddi bir kibirle,

Selamlar her yeni girişimi bin bir sitemle

İnsan ırkının tarihini

Silme gücüne sahiptir ki, o zaman

Ne radyomuz ne arabamız,

Ne elektrikle aydınlanan caddelerimiz;

Ne telgrafımız, ne telefonumuz olacaktı şu an.

Taş Devrinden çıkamayacaktık bir an...

Olmaz bu iş” diyen adamlar tarafından yönedlseydi;

Dünya derin bir uykuda olacaktı her zaman...


 

[1] Turşu

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült