Kişisel Gelişim

 

Az Çabayla, Çok Başarı

Chin-Ning Chu


Fiziksel duruşlarla ilgili bir Hint sistemi olan hatha yoga’daki ana ilkelerden biri, bedeni istenen duruşa zorlamak yerine belirli bir yoga gerilişi içinde rahatlamasına izin vermektir. Alabildiğine gerilme konusunda kaygılı olduğunuz sırada bedeninizi o pozisyona geçmeye zorlarsanız, kaçınılmaz olarak direnir.

Serbest ve gevşemiş bir haldeyken, bir yere varma girişimi olmaksızın çaba göstermeden çalıştığınızda, beden kendi içinden doğal olarak açılarak derin ve tam gerinme halinde rahatlamanızı sağlar. Başarıya yönelik tutumlarımız ve kazanç simgelerinin elde edilmesi de buna benzer biçimlerde işler.

DAVRANIŞ VE KAYGI İKİLEMİ

Herhangi bir işi büyük kaygılarla sürdürdüğünüzde, ufak sonuçlar elde etmek için bile muazzam bir çaba gerekir. Çok fazla arzular ve düşünürsünüz; daha çalışmaya başlamadan yorgun düşersiniz. Bedeniniz henüz bir iş yapmamış olsa da, zihniniz algılanabilen koşullarınıza direnmek ve kavga vermek için yoğun çalışmıştır.

Tek bir kası oynatmadan önce, zihin yükselip alçalmış, zaferden ve yenilgiden geçmiştir. Enerjinizi hedeflerinizin meşru takibine adama şansına sahip olamadan zihin içinde öyle çok enerji harcanmıştır ki, istemenin kaygısı sizi istediğinizi elde etmekten epey uzaklaştırmıştır. Gönülsüzce dönüp duran bozuk bir mekanik oyuncak bebek denli etkisiz hale gelirsiniz. Rahatlamak istersiniz ama dün yapılmış olması gereken binlerce ayrıntıdan nasıl kurtulacağınızı bilemezsiniz. Kendinizi yavaşlamaya zorladığınızda, suçluluk duyarsınız.

RAHATLIĞIN VE ÇABANIN RİTMİ

Çaba harcamanın, rahat olmanın tersi olduğunu düşünürüz. Paradoksal gerçek şudur ki çaba ile rahatlık birbirine zıt değildir, birbirini tamamlarlar. Bir olimpiyat koşucusu gibi, yarışı kazanmak için büyük bir çaba harcamaksınız. En yüksek performansı sağlamak için, uğraşma çabasıyla akıcı eylemin rahatlığı arasında bir denge kurmanız gerekir. Aynı şey artistik patinaj için de geçerlidir. Eğer patinajcılar çok fazla enerji ortaya koyarlarsa aşırı dönme sonucu yere düşerler. Öte yandan, en yüksek zihinsel ve bedensel çabayı harcamazlarsa, en iyi performanslarına ulaşamazlar.

Çaba harcamada aranacak hedef onu çabasızlaştırmaktır. Bir balerinin parmak uçlarında dans ederken, sınırsız saatler boyunca yaptığı çalışmalar sayesinde güzelliğini ve zarafetini sergilemesi gibi. Luciano Pavorotti tüm bir operayı tamamen rahatlamış sesiyle söylemek için kendisini eğitmişti. Bu rahatlamış sesi elde etmek için, sesinin gevşemesini sağlayacak gayreti gösterebilmek amacıyla, bedeninin her parçasını eğitmek durumunda kalmıştı. Rahatlamak ve yaşamın meydan okumalarına kendinizi vermek için güçlü olmalısınız. Zarafet ve gevşeme sağlam kuvvet tarafından desteklenir. Birinci sınıf bir şarkıcının, koşucunun ya da dansçının üstünlüğüne rehberlik eden bu başarı sırrı, her uğraşta üstün bir insana yol gösteren aynı ilkeden kaynaklanır.

UZLAŞMAYLA UĞRAŞMANIN UYUMU

Başarmanın ikili doğası içinde uzlaşmayla uğraşmanın gücü yer alır. Bir nehrin bu iki doğayı nasıl içerdiğini bir düşünün. İlerledikçe geçtiği bölgeleri aşındırarak ve düzleştirerek coğrafi bölgeyle uzlaşır, aynı zamanda da aralıksız ileriye doğru akarak nihai hedefine ulaşmak, yani denizle birleşmek için uğraşır. Bu iki doğa her zaman aynı anda dengededirler.

Nehir, çabasını öncelik sırasına göre düzenler: okyanusa doğru akmak ilk hedefidir, taşları kaldırmak ya da etraflarından dolanmak da ikincil hedefi. İkinci hedefine ulaşırken ilkini asla gözden uzak tutmaz. Nehrin, akışı durdurup ileriye atılmadan önce engel çıkartan tek bir taşı yok etmekle uğraşacak zamanı hiç yoktur.

Aynı şekilde, başarıya ulaşmak için gayret sarf ederken, daima gözünüzü dört açarak dikkatli olun, amacınıza giden yolda rahatlığın ritmini arayın. Bu ilke yaşamımızın her yönü için geçerlidir. Evlilik yaşamımızda, ilk hedef ailemiz için sevgi dolu ve uyumlu bir ortam yaratmak ve bu ortamı korumak için uğraşmaktır. İkincil hedef ise bireyselliğimizi yitirmemektir. İlk hedefimize varmak için uğraşırken, çoğu kez bireysel farklılıklarımızı uzlaştırırız.

Aynı durum bir iş görüşmesinde de ortaya çıkabilir. Birincil hedef şirketimizin küresel pazarını genişletmek için işbirliğine dayalı bir ortaklık kurmak olabilirken, ikincil hedef en iyi anlaşma için mücadele etmektir. En iyi sonucu alabilmek anlaşmayı yapabilmek için görüşmeci, anlaşmayı yapma ve uzlaşma zorunluluğu arasında denge kurmalıdır. Çünkü uzlaşma olmazsa, anlaşma da olmayacaktır.

AZ OLAN ÇOKTUR

Az çaba harcamak hiçbir şey yapmamak demek değildir. Aşağıda, az olan çoktur ilkesinin yaşamımızın her yönünde nasıl işe yaradığını gösteren çeşitli örnekler bulacaksınız.

BIRAKIN SU KAYNASIN

Suyu kaynatmak için bir çaydanlığa doldurur, çaydanlığı da ateşin üzerine yerleştirirsiniz. Bu davranışlar enerji harcamayı gerektirir. Çaydanlığın kapağını kapattığınızda suyu kaynamaya bırakırsınız. Ama sonucu çok merak edip ikide bir çaydanlığın kapağını açıp bakarsanız, suyun ısınma sürecini engellemiş olur ve kaynamayı geciktirirsiniz.

Bir girişimci ya da satış elemanı olarak size, meseleyi halletmek için özenli ve sabırlı bir şekilde takip etmemiz gerektiği söylenir. "Takip etmek" gibi basit bir kavramın bile hassas nüansları ve içgörüleri vardır. Bazı satış elemanları, dostça yaklaşan, potansiyel bir müşteri bulduklarında, can sıkıcı bir "hava saldırısı" tarzında takibe başlarlar. Tıpkı suyun çabucak kaynadığını görme isteğiyle çaydanlığın kapağını açıp duran ev kadını gibi, gözü dönmüş bir şekilde anlaşmanın tamamlandığını görmek isterler. Ne kadar gözü dönmüş bir hal alırlarsa, anlaşmayı kaçırma olasılıkları da o kadar artar.

NEDEN VAZGEÇECEĞİNİZİ BİLİN

Kaynaklarınıza odaklanın; neden vazgeçeceğinizi ve neyi sürdüreceğinizi bilin. Uzun süredir sürünen küçük bir Avrupalı yayıncıyı gözlemledim. Geçen yıl, şirketi tüm zamanların en iyi satış rekorlarını kıran bir kitap yayımladı. Bu beklenmedik başarı dolayısıyla, pek çok prestijli yazar yeni kitaplarının yayımı için ona başvurdular.

Yayıncı bu ivmeden yararlanarak kitapları en kısa zamanda yayımlamak istedi. Ancak, şirketi kitapları gereğince yayımlayabilecek kaynaklara sahip değildi. Hedefine varabilmek için, kısa zamanda yeni editörler ve yan personel tutmak durumunda kaldı. Bu yeni elemanların çoğu deneyimsizdi ve bu zor işe uygun değildi. Yayıncı tüm çalışanlarını bedensel ve duygusal yorgunluğa sürükledi, bunun kaçınılmaz sonucu da çıkan işin yeterince dikkatle gözetilip denetlenememesi oldu.

Kitaplar alelacele piyasaya sürüldü, kaliteleri ise hem yayıncı hem de yazarlar için utanç verici düzeydeydi. Dahası, genişleme masrafını karşılayabilmek için, yayıncı çok satan ilk kitabından elde ettiği nakit girdiyi de tüketmişti. Bu durum, en önemli yazarının telif haklarını ödemediği için onu dava etmesiyle sonuçlandı. Yutabileceğinden daha fazlasını ısırmıştı ve sonuçta hem yeni "hit" kitaplar çıkaramadı hem de büyük ekonomik zarara uğradı.

Çoğumuz bu yayıncı gibi ders alabileceğimiz zor dönemeçlerden geçeriz. Bazen korku ve hırsla motive oluruz ve standartlarımızı "azıcık" eğerek kendimizi dağıtırcasına koştururuz. Gene de, dönüp geriye baktığımızda, sonuçlar ender olarak tatmin edicidir.

Yeterince uzun yaşayıp kendimizi yeterince dikkatle incelediğimizde ve yanlışlarımızdan ders aldığımızda, sonunda paniğe kapılmaktan ve her "iyi" fırsatın peşine düşmekten vazgeçeriz.

Bir süre önce, Singapur’daki bir işadamı bana telefon ederek yakında gerçekleşecek olan uluslararası teknoloji transferi konferansıyla ilgili bir görüşme için Pekin’e gitmemi istedi. Benim için o zamanlar Çin başbakanı olan Li Peng’le ve modern Çin’in ekonomik gelişmesinin mimarı ve şimdiki başbakanı Zhu Rong Ji ile bir buluşma ayarlamıştı.

Singapurlu işadamı bu üst düzey Çinli yetkililere benden söz ettiğini ve bu toplantıda adı öne çıkarılacak en ideal kişi olduğumu söyledi. Oysa ben, Terınessee’nin Nashville kentinde düzenlenen Güney Kitap Fuan’na katılmak için önceden söz vermiştim. Güney Kitap Fuarı ulusal ölçekte çok büyük bir olay değildi ve ben orada yer alması planlanan tek yazar değildim. Gerçekleşmesine daha altı ay olduğuna göre katılımımı iptal edebilirdim, ama bunun doğru olmayacağını hissettim. Çin’de üst düzey yetkililerle buluşmayı pas geçtim.

Li Peng’le buluşmama kararım sadece Kitap Fuarı broşürünün üzerinde adımın bulunması ya da konferans organizatörünün benim yokluğumda hayal kırıklığına uğrayacağı olgusuna dayanmıyordu. Eğer kendi disiplinimde büyük bir isim olmak kaderimde varsa bunun her koşulda gerçekleşeceğine dair bilgime dayanıyordu. Li Peng’le tanışmak bunu gerçekleştirmeyeceği. O her yıl "yüzü olmayan" binlerce konuk karşılıyor; ben sadece onun önünden geçen binlerce bedenden biri olacaktım. Tek bir buluşma bana onu arayıp bir iyilik isteme ayrıcalığını tanımayacaktı. Ama kararlaştırılmış takvimimi değiştirecek olursam, kendim ve diğerleri için stres ve karışıklığa yol açacağım kesindi.

Çok sıkı çalışmalarla geçen yıllardan sonra, şimdi kendi kaderime nelerden vazgeçmek gerektiğini bilerek sakince yaklaşıyorum.

TALİH KUŞUNUN BAŞINIZA KONMASINA İZİN VERİN

Diğerlerinden belki daha sıkı çalışan kişiler vardır, ama Talih Kuşu geldiğinde, onların üzerinden geçip gidiyor gibidir.

Richard serbest çalışan bir girişimci. Enerjik, atak ve zeki biri. Bununla beraber, uzun zamandır, pek başarılı olamıyordu. Başarısızlığının nedeni çalışmaması değil, tersine çok sıkı ve çok fazla çalışmasıydı. Gerçekleşeceğini umduğu projelerin öyle büyük ekonomik karşılıkları vardı ki kemiği kapmaya çalışan bir bulldog köpeği gibi kovalıyordu işleri. Richard anlaşmaları boğup öldürüyordu.

Bir satış çağrısına gittiği zaman, alıcı satın almaya karar verdikten sonra bile satışı kesmiyordu. Alıcı Richard’ın sunumunu yeterli bulsa da Richard bunu anlamıyordu. Onun için çok kolay olduğundan daha fazla konuşması gerektiğini hissediyordu. Bunun ardından, işin hala tamamlanmadığını hissederek konuşmayı biraz daha uzatıyordu ta ki canı sıkılan alıcı, anlaşmayı bozup ona kapıyı gösterinceye dek.

Richard’la birkaç ay önce tesadüfen karşılaştım. Bana son başarılarından söz edince, yaşamında neyin değiştiğini sordum. "Aşırıya kaçma ve kendi kendimi sabote etme arzumu denetlemeyi öğrendim. Başarının peşinden çılgınca koşmaktan vazgeçtim. Adımlarımı yavaşlattım ve Talih Kuşu’nun başıma konmasına izin verdim," dedi. Tıpkı Richard gibi, çoğumuz amaçsızca ilerliyoruz, yakalanması zor başarıların peşine çılgınca düşüyoruz ve kendi kaderimize boşverdiğimizi fark edemiyoruz.

HOŞNUTLUĞUN MANYETİK GÜCÜNÜ KULLANIN

Hoşnutluk, modern kültürümüzün tersine giden yakalanması zor bir hedef gibi duruyor. Zihinlerimizde, hepimiz hoşnut olabilmek için yaşamımızda her şeyin çok iyi gitmesi gerektiğine inanıyoruz. Sorun şurada: Eğer hoşnutsuz bir zihniniz varsa "çok iyi gitmek" ne anlama gelir? Hoşnutsuz bir zihin her şeyin yeterince iyi olmadığını düşünür. Eğer işiniz iyi gidiyorsa, diğerlerininki daha iyi gidiyordur. Eğer hoş bir eviniz varsa, başkalarının evi daha büyük ve daha iyidir. Eğer çocuklarınız zekiyse, komşunun çocukları dahidir.

Hoşnutluk sözcüğü genelde arzusuzluğu ve eylemsizliği ima eder. Başarı özleminin gerektirdiği durumla çelişiyor gibidir. Verili bir amaca veya hedefe varma arayışındaysanız, muhtemelen bir eksiklik ya da özlemsizi sonsuz etkinliğe yönlendiren bir hoşnutsuzluk hali içindesinizdir. Yürütme kurulu başkanları asla sonuçtan hoşnut olmazlar, görüşmeyi yapanlar asla yapılan anlaşmadan tam anlamıyla tatmin olmazlar, bir çalışanın performansı her zaman daha çok gelişmeye muhtaçtır, çiftlerden biri hep diğerinin daha düşünceli olması gerektiğini düşünür. Hoşnutluk, insanların zihnindeki en son şey gibidir. Dışardan bakıldığında, başarılı bir insan asla hoşnut olmayan ama hoşnutsuzluğun gücüyle çalışan biridir. Oysa, aslında durum göründüğü gibi değildir.

Gerçekten başarılı olan kişi hoşnutluğun manyetik gücünü bilir. Daha iyiye varabilmek için, elde ettiğiniz her türlü olumlu sonucu kabul etmelisiniz yetersiz sayılsalar bile çünkü nerede olursanız olun, orası sadece başlangıç noktanızdır. Hoşnutluk, daha fazlasını başarmak için ne kendinize ve diğerlerine yerli yersiz saldırmak, ne de sıradanlıkla tatmin olmaktır.

Hoşnutluk yaşamlarımızın her alanında daha yüksek ve daha yüce standartlara ulaşma konusunda kendimize ve diğerlerine minnettarlıkla ve zevkle meydan okurken eriştiğimiz olumlu sonuçların tadını çıkarmaktır. Hoşnutluğun gücü kendini kabul etmeyi ve özgeci sevgiyi doğurur. Ardından bu sevgi, geliştirmeye de yer bırakarak, temas ettiğiniz her şeye işinize, ailenize yayılır.

Hoşnutluk içinde çalıştığınızda, her yeni gün, projelerinize nasıl yaklaşacağınız konusunda yeni bir perspektif sunar. Açık olduğunuz zaman, işinizi "anında" yapmanın tadına varacaksınız. Çalışan kişi ve çalışmanın tadı, zamanla, en çılgınca beklentilerimizi bile aşan sonuçlar doğurabilecek dinamik bir sinerji yaratırlar. Bu hoşnutluk tutumu nasıl kazanılabilir? Nasıl sürdürülür? Bunun yolu her zaman kendini hoşnut hissetmektir, geçici olarak hoşnutsuz olduğunuzu hissetseniz bile.

SONUÇ

Başarı Meleği talepkar bir metrestir. Peşinden koşmanızı ister ama üzerine. fazla düşerseniz sizi kesinlikle atlatacaktır. Onu ele geçirmek için rahat bir atmosfer yaratmalısınız. Rahatlama ve çabalama ritminizi dengeleyerek, uzlaşmayla uğraşmanın uyumunu sağlayarak, ve az olan çoktur ilkesini benimseyerek günlük davranışlarınızı doğal bir biçimde —kaygıyla güdümlenmekten başarılı olmak için sakince çaba harcamaya doğru— ayarlayacaksınız...


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült