Kişisel Gelişim

 

Aşırı Kıskanç Sevgili Simon

Marcianne Blevis


Yirmi dokuz yaşında ticaretle uğraşan genç bir adam olan Simon'ı bana getiren şey, sürekli suçlamalarından bıkan kız arkadaşının, onu terk etmekle tehdit etmesiydi. Ona, 'Beni durmadan böyle taciz etmeyi sürdürürsen, şüphelerini haklı çıkaracağım haberin olsun,' demişti. Az rastlanan bir şey gerçekleşip de bir an için aklı başın geldiğinde, bu davranışının onu kız arkadaşının gözünde neredeyse tiksindirici birine dönüştürdüğünü fark etmişti.

Simon durmadan kız arkadaşını arıyor ve onu iş yerinde görebilmek adına türlü bahaneler uyduruyordu. Tıpkı diğer kıskanç kimseler için olduğu gibi onun için de cep telefonu Tanrının bir lütfüydü! Artık sevgilisinin her hareketini izleyebileceği bir göbek bağı vardı. Sevgilisinin onsuz bir an olsun geçirmesine tahammül edemiyordu. "Onunla sürekli temasta olmam gerek" diye düşünüyordu. "Bir toplantıdayken ona katılamamaya ya da ulaşılmak istemediğinde cep telefonunu kapatmasına katlanamıyorum." Sevgilisinin nefes almasına, kendine saklayacağı bir düşüncesinin ya da en ufak bir mahremiyetinin olmasına kesinlikle izin yoktu. Bir defasında,"Nerede olduğunu bilmek için onun ölüp gitmesini mi bekleyeyim yani? Ancak öldüğünde bir başka adamı düşünmediğinden emin olacağım!" diye haykırmıştı.

Pek çok kıskanç insan sevdikleri için buna benzer ölüm dileklerinde bulunup, ilgilerinin nesnesi ortadan kalktığında bu içsel karmaşanın da sonunda durulacağına inanır. La Rochefoucauld, "Kıskançlık sevgiyle doğar ama onunla ölmez” der.

Simon'ın menzilinin dışında kalan her şey ondaki kıskançlığı körüklüyordu. Hatta anne babasının önceden başkalarıyla yaşamış olduğu deneyimleri de sevgilisine karşı sürekli ürettiği sadakatsizlik senaryolarının kanıtı yapıyordu. Hem yargıç hem davacı rolüne soyunup sevgilisini boyuna suçlu buluyordu.

İster istemez daima sevgilisinin ondan bir şeyler gizlediğinden şüpheleniyor ve hiçbir şey sevgilisinin hislerini bilme arzusunu dindirmiyordu. En ufak bir bahanede kuşkularının şahlanmasına izin veren Simon, varsayımsal sadakatsizlik kurgulan yapmaktan adeta zevk alıyordu. Bir yandan günah çıkarma sanatında ihtisas yaparken, diğer yandan da kız arkadaşına boğucu sorgulamalarla işkence etmekten geri durmuyordu. Kıskanç insanlara katlanmanın bu kadar zor olması, onların aslında sadistçe davranışlar sergiledikleri anlamına mı gelir?

SADİSTLİK VE KISKANÇLIK

İlk bakışta kıskanç kimselerin on sekizinci yüzyılın tartışmalı düşünürü Marquis de Sade'ın öğretilerini izledikleri sanılabilir. Sade, "Benim sana tamamen sahip olmaya hakkım var," diye yazmıştır. Ancak kıskanç aşık sadistlik yapmaktan acizdir. Sade'a göre aşık sevgilisinin bedenini umuma açık bir mal gibi görebilir. Dahası Sade aşk ilişkilerini karşılıklı şiddet olarak tanımlamış ve bu fikri de 'devrim niteliğinde' görmüştür. Bu durumda kontrol ve hakimiyet kurma arzusunu beraberinde getiren kıskançlık, modası geçmiş burjuvaziye özgü tavrın bir uzantısıdır. Demek oluyor ki Sade'm dünya görüşü tutkuyu ortadan kaldırıp, bu sayede aşkın ıstıraplarından kurtulmayı amaçlar.

Dolayısıyla kıskanç kişinin sadistliği, Sade'ın savunduğunun zıddı bir karakter sergiler. Kıskanç kişiye böylesine acı ve öfke nöbetleri yaşatan şey zaten tam da aşkın kontrol edilemezliğidir.

Simon'ın kontrol ve hakimiyet kurma arzusu hayatındaki pek çok şeyi etkiliyordu ve de doğrudan kıskançlıkla ilgiliydi. Örneğin, eşinin erotik isteklerini, kendi inisiyatifi dışında olduğu için yerine getirmeyi reddedip, "ben gerçek bir erkeğim" diye savunmaya geçiyor ve dahası sevgilisinin bu arzuları ona tamamen kontrolü dışında, dolayısıyla da tahammül edilemez görünüyordu. Simon için eşinin ani tepkileri de birer tehlike alameti olduğundan kıskançlığım tetikliyordu. Simon gibi kıskanç bir kişi için her sürpriz bir sıkıntı kaynağıydı. Arzunun ortaya çıkışım kendisi kontrol edemediğinde, ondan korkuyordu.

Analizlerimiz Simon'ın ondan bir şey, herhangi bir şey, hatta kiminde bir paket sigara bile olsa isteyen herkese aynı aksilikle yaklaştığım görmesini sağladı. Bir başka insanın isteklerince tehdit edilmiş hissediyordu. Tam olarak kontrol edemediği her şey onu sıkıntıya düşürüyordu. O ve ben birlikte çalışarak, kız arkadaşı ne zaman kendi alanım ve özgürlüğünü istese onun kıskançlıkla karışık bir rekabet hissi yaşadığı gerçeğini ortaya çıkardığımızda, bu kişilik özelliği daha da netlik kazandı.

Özellikle bir olay vardı ki her şeyi özetliyordu. Kırsal kesimde bir yerlerde arkadaşlarının evinde birkaç gün geçirdikten sonra, Simon bu evden, ev sahiplerinden habersiz, almaya hakkı olduğuna gayet inandığı bir nesneyi cebine atmadan ayrılamamıştı. "Büyük değil, ufak bir şey, bir hatıra eşyası gibi!" diyordu. Söz konusu nesne değerli bir şey değildi, ama asıl mesele Simon'ın burada bir şeyler talep etme hakkı olduğunu düşünmüş olmasıydı. Bu sadece bir nesneye duyulan basit bir arzu muydu? Hayır, çünkü nesnenin gözünde çok az değeri vardı. Burada Simon için önemli olan onu çalıyor olmaktı.

Simon kendinde başka insanların eşyalarına el uzatma hakkım görmüştü çünkü aslında birbirlerinin sırtlarını sıvazladıkları bu insanları kıskanmıştı. Ondaki çalma dürtüsünü tetikleyen şey kıskançlığıydı, yoksa nesneye duyduğu arzu değil. Bu tür kıskanç kimselerin sorunu ciddi bir kimlik yoksunluğu yaşıyor olmalarıdır, onlar adeta vekaleten yaşar, başkalarından beslenirler. Tıpkı etçil hayvanların düşmanlarını hırsla silip süpürmeleri gibi onlar da güç toplamak için elde edilecek bir nesne belirlerler. Hırsızlığın (ya da avım mideye indirmenin) içten içe haset duydukları kimselerin niteliklerinin kendilerine geçmesini sağlayacağına inanırlar. Simon arkadaşlarının evinde kendine 'ufak bir şey, minik bir hediye' aramış, bunun da kendi gözünde mekanın tasavvur dahi edilemeyen hazinesini oluşturan nesne dışı, manevi kısmı ele geçirmesine yarayacağım düşünmüştü.

KISKANÇLIĞIN GÜNDELİK SEYRİ

Simon'ın hareketleri, birlikte olduğu kişi bir konuda ona bağımlı olduğu ya da morali bozuk olduğunda bir hayli değişiyordu. Sanki bu zamanlarda endişeleri hafifliyordu. "Bana ihtiyacı olursa, benden kaçmaya çalışmaz/' diye düşünüyordu. Ama karşısındaki kişi iyileşme gösterdiğinde, bu hissi görmezden gelmeye çalışıyordu. "Kendi hazlarına kapılıp giderse, bağımsız olur ve beni dışlar." Kıskanç bireyler için diğer kişinin özel alanı resmen onların işkence odasına dönüşür. Simon işe yaradığım hissettiğinde kıskançlığı da akacak bir yol buluyor, böylece yeniden sakinleşebiliyordu. Ancak bunu güzellikle değil, sevdiği üzerinde hakimiyet kurma hissinin tatminiyle başarıyordu. Simon ancak kendi tanımım kendi yapıp sınırlarını kendi belirlediği bir yardım anlayışının içerisinde kendini işe yarar hissediyordu.

Simon gibi kıskanç bir insan size istediğiniz bir paket sigarayı getirmek yerine, üç paket puro getirmeyi tercih eder! Simon'ın inşam bıktırıp usandıran katılığım görmek, aslında bize onun kıskançlığının, ister sevgilisi ister arkadaşı olsun, birinin en ufak isteği üzerinde dahi hakimiyet kurma şeklinde kendini gösteren o yıkılmaz arzusunun nasıl bir yansıması olduğunu da gösterir.

Günlük hayatta yaşanan pek çok asabiyetin kökeninde de kıskançlık yatar. Örneğin Simon'ın sevgilisi ona bir şeyden bahsettiğinde, en fazla birkaç saniye bununla ilgileniyormuş gibi görünüp, derhal onun hoşlandığı şeyi sevimsizleştirmek ten başka bir amacı olmayan küçümseyici bir tavır takınıyordu. Diğer zamanlarda ise farkında olmadan kız arkadaşından duyduğu konu ya da fikirleri benimseyip, kız arkadaşı (haklı olarak) bu durumdan yakınmaya başlayıncaya kadar da onlara kendirlinmiş gibi sahip çıkıyordu. Bu durumda, kıskanç kişinin bir başkasını taklit etmesi, yani onun fikirlerini çalması ya da onlara saldırması hep dönüp dolaşır ve aynı sonuca bağlanır: bu kişi, başkaları üzerinde hakimiyet kurma isteğiyle sevdiğini sandığı insanların yaşam enerjilerini yiyip bitirir.

Kıskançlık özünde hep aynıdır: Simon da, tıpkı diğer kıskanç insanlar gibi, sevdiği kişinin onun dahil olmadığı alanlara ilgi duyması fikrine dayanamıyordu. Sevgilisinin kendine özel bir alanı, gizli bir bahçesi olmasına izin yoktu. Sevgilisi mutsuz olduğunda kusursuz bir yaklaşım sergileyen Simon'ın tavırlarına, o iyileştiğinde açık ve anlaşılmaz bir soğukluk gelip yerleşiyordu.

En yakın arkadaşının kötüleyen sağlığı konusunda gayet endişeli olan Simon hastaneye ona eşlik etmeye gitmeden önce, arkadaşının, morali düzelsin diye hazırladığı bavuluna koyduğu o son derece şık giysileri gördüğünde gözlerinin hasetle açılmasına engel olamamıştı. Arkadaşının kendine bunca özen gösterişiyle kendini belli eden o müthiş hayata tutunma arzusu, Simon için tahammül edilemezdi çünkü kontrolünün dışındaydı. Eğer arkadaşının ona bir borcu yoksa, o zaman arkadaşı bedava demekti. Kıskanç kimseler samimiyet kurdukları insanlar üzerinde hakimiyet kurmaya çalışırlar. O zaman neden sürekli sadakatsizlik kanıtlarının izini sürdükleri daha kolay anlaşılır. Sevdiğinin onun hizmetinde olmak yerine, kendi şahsi sahasına çekilmeyi başarması, karşı taraf için adeta bir ölüm kalım meselesine dönüşür.

Simon, sevgilisinin aleni kaçış arzularım yakın takibe alarak onu bastırmak istemişti. Hakimiyet kurma arzusu susturulduğunda öfkeden deliye dönüyordu. Zorba iktidarı bozguna uğradığında, patlıyor, böyle bir hakarete katlanmaktansa ilişkiyi bitirmeyi yeğleyecek duruma geliyordu.

Kıskanç insanın acısı hakimiyet kurma arzusunun doyurulamamasından ileri gelir. Benlik duygusu kuşatma altındadır. Sonuç olarak, artık nerede ve kim olduğundan habersiz olan kıskanç erkek, hasedini gizler ve karşısındakinin arzulan üzerinden bir parazit gibi yaşar. Tekrar var olduğunu hissedebilmesi için sevdiğine yapışık olması gerekir ve sadece düşüncede dahi olsa ondan ayrı düşme ihtimaline savaş açar.

Nitekim insanın başkasından çalınma bir sığmakta gerçek anlamda bir şeylerden korunması mümkün değildir. Örneğin sevgilisi kendi arzularının peşinden gidip ne zaman onu bıraksa, Simon kendini paniğe kapılmaktan alıkoyamaz. Simon keza bir rakibin günün birinde bu sevgili sığmağım ondan çalacağım da öngörmektedir.

Böylesi parazitvari bir tavır Simon'ın yetişkin bir erkek olarak sağlam bir kimlik edinmesini de imkansız hale getiriyordu. Onun hakimiyet kurma arzusu kafasındaki belirsizliklere denkti. Nitekim Simon'ın rakibi, sevdiğinde karşılaştığı arzuydu. Akıl sağlığını güvence altına almak için kullandığı o kontrol stratejilerinin kısır bir kendi kendim yok ediş döngüsünden başka taahhüdü yoktu.

İhanet

Simon'ın psikanalisti olarak benim bile diğer hastalara daha fazla ilgi göstererek ona ihanet etmiş sayılacağım aklıma gelmemişti. Simon'ın beni, tıpkı büyük oğlunu Simon'a yeğlediğini söyleyen babasının yerine koyduğunu açıkça görebiliyordum. Simon'ın ağabeyi babasının ölen kardeşinin oğluydu. Bu evlat edinme aile içinde asla açıkça dile getirilmemiş olduğundan Simon'ın ağabeyiyle de babasıyla da normal bir ilişki kurabilmesini imkansız hale getiriyordu. Ağabeyini sevmek zorunda hissediyor ama aynı zamanda onunla rekabet etmesine ya da onun ailedeki konumunu tehlikeye atacak herhangi bir hareketine izin verilmiyordu. Sonuçta Simon, kendisiyle yakınlaşma girişimine set çekmek için ağabeyi bir kalkan olarak kullandığını düşündüğü babasından git gide uzaklaşmıştı. Bu durumda Simon'ın gözünde babası dokunulmaz biri olup çıkıvermişti. Ve bir erkek çocuk için başa çıkması en zor şey bir oğlunu korumak adına diğeriyle yakın temastan kaçman babadır. Bu ihanetin gölgesi benimle ilişkisi de dahil Simon'ın bütün ilişkilerine düşüyordu. Bu yüzden de mahrum kaldığı bu yalanlık gereksinimini ara sıra insanlardan çaldığı sembolik nesnelerle kapatmaya çalışıyordu.

Simon günün birinde hiç beklenmedik bir şey yaptı. Bir seansımızı iptal etti. Ancak yine de seans vaktinden birkaç saat önce arayıp kendini çok kötü hissettiğini ve gelmek istediğini söyledi. Biraz üzerine gittikten sonra seansı sadece beni sınamak için iptal ettiği itirafıyla karşılaştım. Ayrıca onun seansına ayırdığım vakti bir başkasına verip vermediğimden emin olmak için de gelmek istemişti. Önceki gece rüyasında kondüktörünün ben olduğum bir trene girmesine izin verilmediğini görmüştü. Ona ayırdığım vakte bir başka hastayı sıkıştırmadığımı ve tekrar aramakla çok iyi ettiğini söyledim. Dahası benim ulaşılmaz biri olmadığımı ve benimle teması dilediği kadar sürdürebileceğini de ekledim. Bu paylaşım onun babasıyla delicesine temasa geçme arzusu ve babasının, hayatındaki varlığı ve hayatına katılmasına duyduğu özlemle yüzleşmesini sağladı. Babasıyla bağlantıya geçme arzusuyla yüzleşmesi, sadece bütün çocukluğuna değil hayatının bugününden kimi kesitlere de başka bir pencereden bakabilmesini sağladı. Babasına doğrudan sormaya cesaret edemediği şeyin yanıtını benden alabildiğini fark etti: onun kendine ait bir alanı vardı ve bunu kimse ondan alamazdı. İlk defa yakınlık ve sıcaklığın başkalarından çatınabilir şeyler olmadığını, bunların, aramaya kalkışıp sonra da rastladığı vakit zaten almaya hakkı olan şeyler olduğunu anladı.

Eski ihanetler, hırsızlıklar ve karanlık sular her ailenin geçmişinde bulunur ve gün yüzüne çıkarılmadıkları sürece çocukların ve torunların hayatlarım törpüleyip, onların kimlik ve kendine değer verme hislerinden beslenmeyi sürdürür. Geçmişin perdesini kaldırmak cesaret ister çünkü bu süreç üstleri kapalı kaldı mı aslında daha rahat edeceğimiz kimi durumların masaya yatırılmasını gerektirir. Bu, suçu başka tarafa atmaya değil bizi geçmiş tarafından rehin alınmaktan kurtarmaya yarar. Geçmişi aralamak, suçluyu bulmak için değil biraz daha hürleşmemiz için gereklidir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült