Adalet Tuzağı

Dr. Wayne W. Dyer


Dünya, her şeyin adil olduğu mükemmel bir düzene sahip olsaydı, hiçbir canlı bir gün bile yaşayamazdı. Kuşların solucan yemesi yasak olurdu ve herkesin kişisel isteklerinin karşılanması gerekirdi.

Yaşamda adalet aramaya şartlanmışızdır ve onu bulamadığımızda sinirlenir, gerginleşir ve sıkıntı duyarız. Aslında gençlik iksiri ya da başka bir mitin peşinde koşmak ve ne kadar sonuç vericiyse, bu arayış da o kadar verimlidir. Adalet yoktur. Hiç olmadı ve olmayacak. Dünya böyle düzenlenmiştir. Ağaçkakanlar solucan yer. Bu, solucanlara haksızlıktır. Örümcekler sinek yer. Bu da sineklere haksızlıktır. Pumalar kurt öldürür, kurtlar da porsuk. Porsuklar fareleri öldürür, farelerde böcekleri. Böcekler... Dünyanın adaleti olmadığını anlamak için doğaya bakmak yeter. Tornadolar, seller, dev dalgalar, hortumlar, hiçbiri adil değildir. Adalet kavramı mitolojik bir kavramdır. Dünya ve içindeki insanlar, her gün adaletsiz davranmaya devam ederler. Mutlu ya da mutsuz olmayı seçebilirsiniz, ama bunun çevrenizde gördüğünüz adaletsizliklerle bir ilgisi yoktur.

Söylediklerimiz dünya ve insanlığa kötümser bakmak değil, dünyanın durumunun gerçekçi bir tarifidir. Adalet hemen hiçbir duruma uygun olmayan bir kavramdır, özellikle de doyum ve mutluluk hakkındaki tercihlerinizle ilişkili olduğunda. Tüm bunlara rağmen çoğumuz, adaletin başkalarıyla ilişkimizin ayrılmaz bir parçası olmasını isteriz. “Bu çok adaletsizce.”, “Ben yapamıyorsam senin de hakkın yok.” ve “Ben sana hiç bunu yapar mıyım?” Kullandığınız cümleler bunlardır. Adalet ararız ve mutsuzluğumuzu haklı çıkarmak için onun olmamasını kullanırız. Adalet istemek nevrotik bir tavır değildir. Yalnızca tek bir koşulda nevrotik hale gelir: Tutkuyla olmasını istediğiniz adaletin olmadığını gördüğünüz zaman kendinizi olumsuz duygularla cezalandırırsanız. Bu durumda kendinizi dışlayan tavır adalet arayışı değil, onu bulamamaktan kaynaklanan parilizasyondur.

Toplum adalet vaadeder. Politikacılar tüm kampanya konuşmalarında ondan bahsederler; “Herkes için adalet ve eşitliğe ihtiyacımız var.” Ancak günler, aylar, yüzyıllar geçer ama adaletsizlikler sürüp gider. Yoksulluk, savaş, salgın hastalıklar, suç, fahişelik, uyuşturucu bağımlılığı ve cinayetler, toplumsal ve özel yaşamda nesiller boyu devam eder. Ve insanlık tarihine bir göz attığınızda, sonsuza dek devam edeceklerini anlayabilirsiniz.

Adaletsizlik hep vardır ama siz, yeni ve sonsuz bilgeliğinizle onunla savaşmaya karar verebilir ve onun yüzünden duygusal olarak paralize olmayı reddedebilirsiniz. Adaletsizliği yok etme çabalarına yardımcı olabilir ve onun sizi psikolojik bir yenilgiye uğratmayacağına inanabilirsiniz.

Hukuk sistemi adalet vaadeder. “İnsanlar adalet talep eder” ve bazıları onu elde etmek için çaba bile gösterir. Ama bu çabalar boşunadır. Parası olanlar asla suçlu bulunmaz. Yargıç ve polisler genellikle güçlüler tarafından satın alınır. ABD’nin bir Başkanı ve Başkan Yardımcısı, çok açık suçlar işlemiş olmalarına rağmen salıverilmişlerdir. Yoksullar cezaevlerini doldurur ve sistemi alt etmek için hiç şansları yoktur. Hiç adil değil. Ama gerçek. Spiro Agnew, gelir vergisi kaçırdıktan sonra zengin olur. Yoksullar ve etnik azınlıklar bir dava, bir umut için hapislerde çürürken Richard Nixon temize çıkarılır ve danışmanları da neredeyse açık bir cezaevinde birkaç ay geçirirler. Herhangi bir yerel mahkeme ya da karakolu ziyaret etmek, etkili insanlara ayrı kanunlar uygulandığını kanıtlayacaktır, otoriteler bunu kesin bir dille yalanlaşa da. Adalet nerede? Hiçbir yerde! Onu elde etmek için savaşmaya karar vermeniz kutlanacak bir tavır olabilir, ama onun yüzünden mutsuz olmayı seçmek; suçluluk, onay arama ya da hatalı alanlarınızı oluşturan diğer nevrotik tavırlar kadar zararlıdır.

 

Etkisiz İlişkilerin Sloganı: “Bu Adil Değil!”

Adalet isteği kişisel ilişkilerinize sızarak başkalarıyla etkin bir iletişim kurmanızı engelleyebilir. “Bu adil değil.” sloganı, birisine yapılan en tahrip edici yakınmalardan biridir. Bir şeyi adaletsiz olarak nitelemeniz için, kendinizi başka bir birey ya da bireylerle kıyaslamanız gerekir. Mantığınız şöyle işler: “Onlar yapabiliyorlarsa ben de yaparım.”, “Benden daha fazla şeye sahip olman adil değil.”, “Ben onu yapmaya çalışmadan, neden sen yapasın?” Bu sözler sürüp gider. Bu durumda, kendiniz için neyin iyi olduğunu başkalarının tarzlarına bakarak belirlersiniz. Duygularınızın kontrolü sizde değil onlarda. Başkalarının yaptığı bir şeyi yapamadığınız için üzülüyorsanız, sizi onların kontrol etmesine izin vermişsinizdir. Kendinizi ne zaman başkalarıyla kıyaslarsanız “Adil değil” oyununu oynar ve özgüvenden uzaklaşıp başkaları tarafından yönlendirilen dışsal düşünce tarzına yaklaşırsınız.

Judy adlı genç ve çekici bir bayan hastam, bu tahrip edici düşünce tavrına iyi bir örnektir. Judy’nin şikayeti, beş yıllık mutsuz evliliğiydi. Bir gece danışma seansında grup içinde bir karıkoca kavgasını canlandırdı. Bir sigorta satış elemanı olan Judy’nin kocasını canlandıran genç adam ona tatsız bir şey söylediğinde Judy hemen “Neden bunu söyledin? Ben sana hiç böyle şeyler söylemiyorum.” diyerek karşılık veriyordu. Erkek ona çocuklarından bahsettiğinde de, Judy hemen “Bu adil değil. Ben asla tartışmalarda çocuklarımdan bahsetmem.” diyordu. Bu küçük oyun güzel bir eğlenceye döndüğünde bile Judy, “Bu adil değil, ben evde çocuklarıma bakmak zorundayım ama siz burada gülüp eğleniyorsunuz.” deyiverdi.

Judy’nin evliliği tam bir hesap çetelesi gibiydi. Bir sana, bir bana. Her şey adil olmalı. Ben böyle davranırsam sen de aynısını yapmalısın. Sık sık incinip gücenmesi hiç de şaşırtıcı değildi, evliliğini inceleyip ilerletmeye çalışmak yerine hayali adaletsizlikleri düzeltmekle uğraşıyordu.

Judy’nin adalet arayışı nevrotik bir çıkmaz sokaktı. Kocasının davranışını kendi tavrıyla, mutluluğunu da kocasının tavrıyla ölçüyordu. Sürekli iz peşinde koşmayı bırakıp başkalarına borçlu olmak zorunda kalmadan istediği şeylerin peşine düşseydi, ilişkisi çok daha güzel olabilirdi. Adalet, yaşamınızın dizginlerini elinize almaktan kaçınma yolundan başka bir şey olmayan dışsal bir kavramdır. Herhangi bir şeyin adaletsiz olduğunu düşünmek yerine gerçekten ne istediğinize karar vererek, diğer insanların ne isteyip yaptığından bağımsız olarak ona ulaşma stratejileri geliştirmeye başlayabilirsiniz. Temel gerçekler herkesin farklı olduğu ve kendinizi olumlu yönde değiştirmek yerine başkalarını kafanıza takmanızın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğidir. Başkalarını referans almayı durdurarak onların yaptıklarına odaklanan dürbünleri atmanız gerekir. Bazı insanlar az çalışıp çok kazanırlar. Bazıları, sizin yeteneğiniz olduğu halde kayrılırlar. Eş ve çocuklarınız sizden farklı davranmayı sürdürecektir. Ancak kendinizi başkalarıyla kıyaslamak yerine kendinizde odaklanırsanız, gözlediğiniz eşitsizliklerle kendinizi üzme fırsatınız olmayacaktır. Tüm nevrozların temelinde, başkalarının tavrını kendi tavrından daha önemli kılmak yatar. “O yapabiliyorsa ben de yapmalıyım.” anlayışını devam ettirirseniz, yaşamınızı başkaları üzerine kurar ve asla kendi yaşamınızı yaratamazsınız.

 

Adalet Talebinin Getirdiği Duygu: Kıskançlık

John Dryden, kıskançlığı “ruhun hastalığı” olarak tanımlar. Kıskançlığınız sizi engelleyip az da olsa duygusal bir paralizasyona yol açıyorsa, bu yararsız düşünceyi yok etmeyi hedeflemeniz şarttır. Kıskançlık; başkalarının sizi belli bir tarzda sevmesini talep etmek, böyle yapmadıklarında da “Bu adil değil.” demektir. Kendinize güven duymamaktan kaynaklanır, çünkü başkaları tarafından yönlendirilen bir duygudur. Onların davranışlarının, duygusal rahatsızlığımızın nedeni olmasını sağlar. Kendilerini gerçekten seven insanlar, bir başkası adil davranmadığında ne kıskançlığı seçer, ne de kendilerini üzerler.

Sevdiğiniz bir insanın bir başkasına ne tepki vereceğini asla tahmin edemezsiniz, ama sevecen davranmayı seçtiklerinde bu kararlarını kendinizle ilişkilendirirseniz yalnızca kıskançlık duyar ve paralize olursunuz. Tercih sizin. Eşiniz başkalarını sevdiğinde “adaletsiz” davranmaz, yalnızca davranır. Davranışını adaletsiz olarak damgalarsanız, büyük olasılıkla bunun nedenini aramaya başlarsınız. Kocasının bir ilişkisi olduğu için öfke duyan bir hastam buna müthiş bir örnektir. Kocasının neden böyle davrandığını anlamak için çırpınıp duruyordu. Sürekli, “Nerede hata yaptım?”, “Benim nerem kötü?”, “Ona yeterli gelmedim mi?” gibi kendinden şüphe etmesine yol açan sorular soruyordu. Helen, sürekli kocasının sadakatsizliğinin ne kadar haksız bir davranış olduğunu düşünüyordu. Dengeyi sağlamak için evlilik dışı bir ilişki kurmayı bile düşündü. Sürekli ağlıyor ve öfke ile üzüntü arasında gidip geliyordu.

Helen’i mutsuzluğa götüren hatalı düşüncesinin nedeni, bu ilişkide onu bunaltan adalet arayışıydı. Mutsuz olmasının nedenini, kocasının farklı bir cinsel ilişki yaşama tercihi olarak görüyor. Aynı zamanda onun tavrını, uzun zamandır yapmak istediği ama adil olmadığı için yapamadığı bir şeye bahane olarak kullanıyordu. Helen’in katı bir adalette ısrar etmesi belki de şu anlama geliyor: İlk evlilik dışı ilişkiyi kendisi kurmuş olsaydı, kocası ondan intikam almak zorunda olurdu. Helen’in duygusal durumu, kocasının kararının kendisinden bağımsız olduğunu ve cinsel isteği için binlerce ilişkisi olsa da hiçbirinin Helen’le ilgili olmayacağını kabul edene dek iyileşmeyecek. Belki kocası biraz değişiklik istedi, belki başkasına gerçekten aşık oldu, belki de erkekliğini kanıtlamak ya da yaşlılığı kendisinden uzak tutmak amacındaydı. Neden ne olursa olsun, Helen’le hiçbir ilgisi yok. Bu ilişkiyi kendine karşı görmek yerine, iki insan arası bir sevgi ilişkisi olarak görebilir. Helen’i mutsuzluk sarmış. Kendisini kocasından ya da onun metresinden önemsiz gördüğü o zararlı kıskançlık duygusuyla yaşamaya devam edebilir, ya da başka birinin ilişkisinin kendine verdiği değerle hiçbir ilgisi olmadığını anlar.

 

Tipik Adalet Arayıcı Tavırlar

“Eşitlik arayışı” yaşamın hemen tüm alanlarında görülür. Biraz zekanız varsa, bu tavrı sık sık kendinizde ve başkalarında açığa çıkarken görürsünüz. İşte bu davranışa sık rastlanan bazı örnekler:

Başkalarıyla aynı işi yapmanıza rağmen, onların daha çok para almalarından şikayet etmek.

Frank Sinatra, Sammy Davis, Barbra Streisant, Catfısh Hunter ya da Joe Namath’ın o kadar para kazanmasının haksızlık olduğunu söyleyerek mutsuz olmak.

Siz hep yakalanırken başkalarının kanundan kurtulmasına üzülmek. Aşırı hız yapanlardan Nixon’a kadar, adaletin yerini bulması gerektiğinde ısrar edersiniz.

Herkesin tıpkı sizin gibi olduğunu farzettiğinizi gösteren “Ben sana böyle davranır mıydım?” cümlesi.

Başkası size iyilik yaptığında daima karşılık vermek. Beni yemeğe davet edersen ben de sana bir yemek, en azından bir şişe şarap borçluyum. Bu tip bir tavır genelde nezaket olarak görülüp haklı çıkarılır, ama aslında adalet terazisini dengede tutmanın bir yolundan başka bir şey değildir.

Duygularınızı istediğiniz zaman ifade etmek yerine, birisi sizi öptüğünde onu öpmek ya da size sevgisini ifade ettiğinde “Ben de seni seviyorum” demek . Bunun anlamı, karşılığını vermeden bir öpücük ya da bir sevgi sözü almanın haksızlık olduğudur.

İstemediğiniz halde, zorunluluklar nedeniyle birisiyle sevişmek, çünkü karşılık vermemek adil değildir. Böylece belirli bir anda yapmak*istediğiniz şeyi yapmaz, adalet duygusuyla hareket edersiniz.

Her şeyin istikrarlı olmasında ısrar etmek. Emerson’un genelde yanlış anlaşılan ünlü sözünü hatırlayın:

Aptalca bir istikrar, küçük beyinlerin gulyabanisidir.

Daima her şeyin doğru yapılmasını istiyorsanız, siz de “küçük beyinler” kategorisindesiniz.

Tartışmalarda kazananın haklı, kaybedenin ise haksız olduğunu söylemek zorunda olduğu kestirme kararlarda ısrar etmek.

İstediklerinizi yapabilmek için adalet kavramını kullanmak. “Dün gece dışarı çıktın, bu gece benim evde kalmam adil değil.” Sonra da adalet yerini bulmazsa üzülmek.

Çocuklara, aileye ya da komşulara haksızlık olduğunu söyleyip, ısrarla yapmayı tercih etmeyeceğiniz şeyleri yapmak ve sonra da içerlemek. Adaletsiz gördüğünüz her şeyi suçlamak yerine, sizin için uygun olana karar verme yeteneğinizi geliştirmeye çalışmalısınız.

Bir şeyi başkasının davranışıyla haklı çıkardığınız “O yapabiliyorsa ben de yaparım” oyunu. Bu oyun; sahtekarlık, hırsızlık, flört etme, yalan söyleme, geç kalma ya da değerler sisteminize sokmamayı tercih ettiğiniz diğer davranışların nevrotik temeli olabilir. Anayolda yolunuzu kestiği için bir sürücüye aynı şeyi yapmak, hantal bir sürücü önünüze geçip sizi yavaşlattığında hızla önüne geçip yavaşlamak, karşıdan gelen araba uzun farları yaktığı için aynısını yapmak, kısaca adalet duygunuz ihlal edildiği için yaşamınızı tehlikeye atmak. Bu, daha çok ebeveynlerinde bu tavrı yüzlerce kez görmüş çocukların “O bana vurdu, ben de ona vurdum.” anlayışının aynısıdır ve büyük ölçeklere genişletildiğinde, ülkeler arası savaşların nedeni dahi olabilir.

Birisi size belirli bir değerde hediye aldığı için aynı miktar parayla ona bir hediye almak. Size yapılan her iyiliğe, eşit değerde bir iyilikle karşılık vermek. İstediğinizi yapmak yerine çeteleyi dengede tutmak, ne de olsa “adil olmak” gerekir.

İşte kafanızda her şeyin adil olması gibi gerçekleşmesi imkansız bir düşünce olduğu için kendinizi ve çevrenizdekileri sarsan bir yolda, Adalet Sokağında kısa bir gezinti.

 

“Adalet Taleplerinizi” Sürdürmenizi Sağlayan Bazı Psikolojik Ödüller

Bu davranışın ödülleri, gerçekler yerine asla varolmayacak bir hayal dünyasına odaklanmanıza yol açtıkları için genelde kendinizi dışlayıcıdır. “Adalet Talebi” düşünce ve davranışını korumanızın en sık görülen nedenleri şunlardır:

Onurlu olduğunuz için kendinizi beğenirsiniz. Bu davranış, kendinizi üstün ve iyi hissetmenin bir yoludur. Her şey için mitolojik bir adalet sisteminde ısrar edip çetelenizi dengede tutmaya dikkat ettiğiniz sürece, kibirlilik duygunuza tutunur ve yaşamınızı etkili yaşamak yerine kendini beğenmişlikle geçirirsiniz.

Sorumluluğu adil olmayan insan ve olaylara yükleyerek ondan kurtulabilir ve paralize olmayı haklı çıkarırsınız. Bu, varolma ve tercih ettiğiniz duyguyu hissetme yeteneksizliğinizin günah keçisidir. Böylece risklerden ve değişim çabasından kaçınırsınız. Sorunlarınızın nedeni adaletsizlik olduğu sürece; adaletsizlik ortadan kalkana kadar değişemezsiniz. Ve adaletsizlik asla ortadan kalkmaz.

Adaletsizlik, ilgi ve acıma toplamanızı sağlar, üstelik kendinize de acırsınız. Dünya size haksızlık etmiştir, siz ve çevrenizdekiler bu durumdan üzüntü duymalıdır. Bu, değişimden kaçınmak için müthiş bir tekniktir. Ödülleriniz ilgi ile acınmadır ve kontrolünüzü ele alıp karşılaştırma yapma tavrınızı yok etmek yerine, ödüllerinize yaslanırsınız.

Hareketinizden başkasını sorumlu tutarak tüm ahlakdışı, yasadışı ve uygunsuz tavırları haklı çıkarabilirsiniz. O yapabiliyorsa ben de yaparım. Bu düşünce, tüm davranışları mantıklı kılmak için etkili bir sistemdir.

Etkili olmamanız için size mazeretler verir. “Onlar bir şey yapamayacaklarsa ben de yapamam.” Tembel, yorgun ya da korkak olmak için zekice bir manevra.

Size bir tartışma konusu sağlayarak, çevrenizdeki insanlara kendinizden bahsetmenizden kaçırmanıza yardımcı olur. Dünyadaki tüm haksızlıklardan şikayet ettiğinizde hiçbir şey değişmez, ama en azından o anları öldürdünüz ve belki de karşımızdakilerle daha dürüst ve kişisel konuşmaktan kurtuldunuz.

Adalet kavramına sahip olduğunuz sürece, daima adil karar verebilirsiniz.

Başkalarına, özellikle de çocuklarınıza; sizin gibi olmazlarsa size haksızlık ettiklerini hatırlatarak onları yönetebilir, bu ilişkilerinizde alıp verdiklerinize dair kesin bir çetele tutmaktan kurtulursunuz. İstediğinizi yapmak için güzel bir yöntem.

Misilleme yapmanızı haklı çıkarabilirsiniz, çünkü her şey adil olmalıdır. Bu, her çeşit kumandacı ve çirkin aktiviteyi korumak için bir manevradır. İntikam haklıdır, çünkü her şey adil ve karşılıklı olmalıdır. Tıpkı bir iyiliğe karşılık verdiğiniz gibi, kötülüğün de karşılığını vermelisiniz.

Adalet talebini sürdürmenin temeli olan psikolojik koruma sisteminiz bu unsurlardan oluşur. Ancak bu destek sistemi sarsılmaz değildir. Aşağıda, bu düşünce tarzım silip atmak ve adalet talebinizin yeşerdiği hatalı alanları temizlemek için bazı stratejik yöntemler sıralanmıştır.

 

Adalet Hakkında Boş Israrları Bırakma Stratejileri

Dünyada adaletsiz gördüğünüz her şeyin bir listesini çıkarın. Bu listeyi, etkili kişisel bir hareket için kılavuz farzedin. Kendinize şu önemli soruyu sorun: “Üzülürsem eşitsizlikler yok olur mu?” Kesinlikle hayır. Üzüntüye neden olan hatalı düşünceye saldırarak, adalet tuzağından kurtulmak için ilk adımınızı atabilirsiniz.

“Ben bunu sana yapar mıydım?” gibi cümleler söylediğinizi farkettiğinizde, bu sözü “Benden farklısın, ama şu anda bunu kabullenmekte zorlanıyorum.” diyerek düzeltin. Bunu söylemek, karşınızdaki insanla iletişimin kapılarını ardına kadar açacaktır.

Duygusal yaşamınızı, başkalarının yaptıklarından bağımsız olarak görmeye başlayın. Bu bakış açısı, başkaları isteklerinizden farklı davrandığında acı çekmenizi engelleyecektir.

Her kararınızı muazzam bir değişiklik getiren bir olay olarak değil, bir bakış açısı olarak değerlendirin. Carlos Castaneda bilge bir insanın davranışlarını şöyle anlatır:

Hareket etmeyi düşünerek ya da davranışını sonuçlandırdığında ne düşüneceğini düşünerek değil, hareketin kendisiyle yaşar... Yaşamının kısa sürede tamamen biteceğini bilir, çünkü hiçbir şeyin başka bir şeyden daha önemli olmadığını görür... Bilge bir adam terler ve nefes alır ve ona baktığınızda sıradan bir insana benzer, ama yaşamının saçmalığı kontrolü altındadır. Hiçbir şey başka bir şeyden daha önemli olmadığı için bilge insan her davranışı seçebilir ve onun için önemliymiş gibi uğraşır. Kontrol ettiği saçmalık, yaptığının önemli olduğunu söylemesini ve buna göre davranmasını sağlar. Ancak önemli olmadığını bilir; işleri tamamlandığında huzur içinde geri çekilir. Yaptıklarının iyi ya da kötü, sonuç verici ya da boşuna olması, onu asla endişelendirmez.

“Bu adil değil” cümlesini, “Talihsiz bir durum.” ya da “Bunun olmamasını tercih ederdim.” ile değiştirin. Böylece, dünyanın olduğundan daha başka olmasında ısrar etmek yerine, gerçeği kabul etmeye başlarsınız bu gerçeği onaylamasanız bile.

Kendinizi dış referanslarla kıyaslamayı bırakın. Hedeflerinizi Tom, Dick ya da Harry’nin yaptıklarından bağımsız kılın. Başkalarının sahip olup olmadıkları şeylere aldırmadan, istediklerinizi yapmaya çalışın.

“Eve geç kalacağımda sana daima telefon ediyorum, sen beni niye aramadın?” gibi bir cümle kullandığınızda, “Beni arasaydın kendimi daha iyi hissederdim.” deyip kendinizi düzeltin. Bunu yaptığınızda, başkasının size benzemesini istemek gibi hatalı bir anlayışı yok edersiniz.

Bir yemeğe ya da partiye davet edildikten sonra, sizi davet eden kişiye bir şişe şarap ya da herhangi bir hediye alıp borcunuzu ödemek yerine, bunu yapmak isteyeceğiniz zamanı bekleyin. Sonra da üzerine “Sırf çok iyi bir insan olduğun için.” notu iliştirilmiş bir şişe şarap gönderin. Değiştokuşlarla çeteleyi dengelemeye gerek yoktur; güzel bir şey yapmanızın nedeni karşınızdakinin belirli bir tavrı değil, kendi isteğiniz olmalıdır.

Hediye alırken, size alınmış hediyenin değerine eşdeğer bir şey almak yerine, ne kadar istiyorsanız o kadar para harcayın. Zorunluluk ve adalete dayanan davetleri gözardı edin. Kimi göreceğinize karar verirken dış değil, iç standartlarınızı dinleyin.

*Carlos Castaneda, Ayrı Bir Gerçeklik: Don Juan'la Ayrıntılı Konuşmalar (New York Pocket Books, 1972)

Ailenizle, kendiniz için uygun gördüklerinize dayanarak davranış standartları belirleyin ve bunu herkesin yapmasını sağlayın. Sonra, bu davranışları birbirinizin haklarını çiğnemeden yaşama geçirip geçiremeyeceğinizi görün. Haftada üç gece dışarıda olmak istiyor, ama birisinin çocukların başında kalması gerektiği için bunu yapamıyorsanız, vereceğiniz kararın “adalet” ile bir ilgisi olması gerekmez. Belki bir dadı tutmak ya da çocukları kendi hallerine bırakmak gibi öneriler, tüm tarafları tatmin edecek çözümlere dönüşebilir. Ancak “Bu adil değil.” anlayışını sürdürmek, kesinlikle herkesin gücenmesiyle sonuçlanacak, üstelik de evden çıkmanızı engelleyecektir. Adaletsizlikler hakkında şikayet eden değil, işyapan biri olun. Acı çektiğiniz her adaletsizlik için, herhangi bir şekilde paralize olmanıza neden olmayacak bir çözüm mutlaka vardır.

İntikamın başkaları tarafından denetlenmenin bir yolundan başka bir şey olmadığını unutmayın. Onların kararlarına değil, kendinizinkilere uyun.

Bunlar, kendinizi başkalarıyla kıyaslama ve mutluluğunuzu belirlemek için onların statüsünü bir barometre olarak kullanma gereksinimlerini yok ederek daha mutlu olmanıza yardımcı olacak yalnızca birkaç öneriydi. Önemli olan adaletsizlik değil, adaletsizlik karşısında ne yaptığımızdır.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült