Edebiyat

 

Sonu Olabilen Şey Neme Gerek?

Etienne Pivert De Senancour
 

Hüzünlü bile olsam akşamı severim ben. Gündoğumu bir an için hoşuma gider, güzelliğini duyumsayacağımı sanırım, ama ardından gelen gün ne de uzundur. Elbette gezip dolaşacağım özgür bir toprak var ayaklarımın altında. Ne ki bu toprak yeteriyle vahşi, yeteriyle güçlü değildir. Şekiller basık, kısa boylu, kayalar küçük ve tekdüzen. Bitki örtüsü benim için gerekli güç ve bolluktan yoksun. Erişilmez derinliklerdeki sellerden eser yok. Ovaların toprağıdır bu. Ve böyle bir toprakta hiçbir şey ağırlığını koyamaz bana, hiçbir şey doyurmaz beni. Hatta sıkıntımın arttığını sanarım, yani yeteriyle acı çekmem. Peki mutlu mu olurum? Hayır: acı çekmek ya da mutsuz olmak aynı şey değil. Haz duymak ya da mutlu olmak da aynı şey değil.

İyi bir konumdayım ve hüzünlü bir yaşam sürüyorum. Hiçbir eksiğim yok gibi, özgür, dingin ve sağlıklıyım, işgüç endişesinden uzağım, gelecek diye bir kaygım yok, zaten gelecekten hiçbir şey beklemiyorum, günler geçiyor diye hayıflanmıyorum, zira geçmişten de bir zevk almadım. Yine de içimde beni hiç terk etmeyecek bir endişe var. Bilmediğim, kavrayamadığım, ağırlığını koyan, buyurgan, beni içine alan, ölümlü ve geçici varlıkların ötesine götüren bir gereksinim bu...

Yanılıyorsunuz ben bile yanılmıştım: sevmek gereksinimi değil. Yüreğimdeki boşlukla yüreğimin onca arzuladığı aşk arasında çok büyük bir mesafe var. Olduğum halle olmak gereksinimini duyduğum hal arasında ise sonsuzluk var. Aşk elbette ki çok büyük, ama sonsuz değil. Haz duymak değil, umutlanmak istiyorum, bilmek istiyorum. Beni hep aldatmak için benden uzaklaşan sınırsız düşler, sınırsız yanılsamalar gerek bana. Sonu olabilen şey neme gerek? Altmış yıl sonra gelecek saat şimdiden yanımda benim. Hazırlanan, yaklaşan, gelen ve sona eren şeyleri hiç mi hiç sevmiyorum, iyi olanı, düşü, hep önümde, benim de ötemde, beklediğim, umduğumdan da büyük, gelip geçen, olup biten her şeyden daha büyük bir umudu arzuluyorum.

Bütün bir zeka; kavrayış, beyin olmak isterdim ve dünyanın ölümsüz düzeni... Ve evet otuz yıl önce düzen vardı ama ben hiç yoktum. Geçici ve yararsız olayda ben yoktum, olmayacağım da. Düşüncemi varlığımdan daha geniş buluyor, buna ben de şaşıyorum. Ve eğer yaşamımı kendi gözlerimde gülünç bulursam içine girilemeyen yoğun karanlıklarda yitip giderim. Odun kesen, kömür yapan, gök gürlediğinde kutsal suyu içen insan kuşkusuz benden daha mutlu. Vahşi gibi, dağlı gibi mi yaşıyor? Hayır. Çalışırken türküler söylüyor. Onun gibi bir gün göçüp gideceğim ama ondakı bu huzur ve esenliği tanımak hiç nasip olmayacak bana. Zaman onun yaşamını su gibi akıtacak. Benim yaşamımı ise huzursuzluk, endişe, çocuksu bir büyüklüğün hayaletleri sapıtıp perişan ediyor.*

(*) Görülüyor ki Scnancour’un duyduğu acı duygusal olmaktan çok metafizik.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült