Edebiyat
Edebiyat

 

 

Şiir Günleri

Nesimi Karikutal


Galatasaray Lisesi'nden aşağıya doğru inerken, sağ kolda, küçük insanların omuz omza oturduğu, içkilerin ayakta keyifle içildiği şirin bir bar var, bu bar Meis Bar..

Çarşamba günleri şiire ayrılmış.. Şiir okumayı sevenlere kürsü serbest.. İyi okudun, kötü okudun gibi yargılar yok.. Bir yarış da.. Can Yücel'den Atahol Behramoğlu'na değin şairlerin geldiği, şiirseverlerle bütünleştiği, şiirle alkolün kıyasıyla seviştiği bir mekan.. Müşterileri toplumun, düzenin baskısını, sıkıntısını omuzlarında taşıyan, yorgun, yenilmiş insanlar.. Bir kaçış mı, yoksa bir birleşme mi, Meis Bar'a gelmek?..

Barın sahibi Sabahattin Karahan'a, "Nereden doğdu bu fikir?" diye sorduğumda yanıtı, " Arkadaşlarla eğleniyorduk.. Türkü şarkı söyledik. Bir arkadaş şiir okudu. Olumlu bir tepki alınca böyle bir yer açma fikri doğdu" oldu..Sabahattin'in anlattıklarından çıkardığım sonuca göre şiirden çok, para kazanma isteği ağır basmış. Kimler geliyordu.. Sabahattin yanıtlıyor; "Öğrenciler, amatör profesyonel şairler, sanatçılar, gazeteciler".

Meis Bar'da bir bayan.. Bira içiyor., mikrofondaki sese pür dikkat... Ayla Öz "Şiir" diyor... Ya alkol...O alkolü pek sevmiyor.. Ya aşk ve şiir.. "Şiirde aşk olmazsa şiir olmaz"

diyor...Alkolsüz aşk olur mu?. "Olur" diyor.. Ya kuşatılmışlık, çözümsüzlük, baskı ve ısmarlama yaşam... Çok uygar bir ortamda yaşadığını, bu tür baskılan çok canlı yaşamadığını belirtiyor.. Ya yalnızlık.. Onun yarattığı korku.. "belki" diyor.. Ayla kaçıyordu.. Hepimizin kaçtığı gibi... Kendinden, kendi gerçeğinden kaçıyordu. Sevgilisini de şiir gibi Meis Bar'da bulmuş.. Bir de bu iş için gelenler var..

Bir başka tip buluyorum.. Sakin sakin şiir dinliyor. Şiiri sevdiği gözlerinden belli. Bir öğretmen.. Ali Erdoğan.. Edebiyatçı.. Şiir yazdığını söylüyor mahçup mahçup.. Bostancıdan geliyor Galatasaray'a şiir dinlemek için.. "Alkol, sevda, şiir yaşamın sac ayakları" diyor.. Ne arıyordu?.. "Böyle sıcak ortamlarda, ortak paydada buluştuğum insanlar var" diyor.. Hemen hepsinin aradığı yeni bir dünya.. Bunu kaldıracak yürekleri ve enerjileri var mı? Yeni insanları bulmak o kadar kolay mı? Bütün insanlar birbirlerine benzemiyorlar mı?.. Aynı değer yargıları, aynı eğitim modeli''tek tip basın ve aynı beklentiler.. Farklı insana bu atmosferde yaşam hakkı var mı?..

Şiir okunduğunda susan insanlar, şiir kesildiğinde hararetli konuşmalara dalıyor.. Kulak kabartıyorum bazı masalara, hemen her konuşan kendini övüyor.. Dinleyicisine hava atıyor. Hepsi kendi doğrulan ile gelmiş.. Yeniliğe hiçbirinin tahammülü yok.. Karşılarında kendi suretlerini arıyorlar.. Bir tiyatro sahnesindeymiş gibi birbirlerine oynuyorlar.. Bir başka gariplik de bu insanlar arasında yaşanıyor. Korkuyorlar.. Düşünmekten, tanımaktan, yaşamaktan, sevişmekten korkuyorlar.. İnsanlar hala şiir mi, arıyor insan mı? Sorusu devam ediyor. Çok güzel bir bayan geliyor.. Şiir bitmiş bir bira içip gidiyor. İlk defa geldiği her halinden belli.. Ne arıyordu? Şiir mi, bira mı? Soramadım....

Genç bir kız arkadaştan ile oturmuş... 17'sinde daha. Oya Erkaya.. İlk gelişi. Boğaziçi'nde öğrenci. Arkadaşı yanlışlıkla benim biramı içiyor. Çok utanıyor.. Keşke utan masadı.. Oya da şiir için geldiğini söylüyor.. Aradığını bulamadığından yakınıyor. Barın dar oluşundan sıkılmış.. Gitar da istiyor şiirle birlikte.

Cezmi Ersöz'le gitmiştik bara.. Cezmi'yi gençler çok seviyor. Onunla tanışmak istiyorlar. Cezmi mikrofona gidiyor. Şiir yerine bir yazısını okuyor.. Yazıda hayvanları kayırdığı için, bir Kürt dinleyiciden tepki alıyor. "İnsanların patır patır öldürüldüğü yerde hayvanlardan söz etmemesi" gerekirmiş. Cezmi kızıyor.. Haklı olarak...

Zaman ilerleyip bir kaç kadeh içilince şiirden iyice kopuluyor. Artık konuşma faslı başlıyor. Bereket bu kopuş fark ediyor, şiir kesilip müzik başlıyor. Aradığını bulamayanlar, aile, okul ve devletten oluşan şeytan üçgeninin yarattığı tahribatı unutmak için mi içiyorlar?. Bir kadeh rakıda, bir bardak şarapta kayboluyorlar.. Olsunlar.. "Ya alkol olmasaydı".. Nasıl yaşayacaktı bu insanlar.. İnsanlar duyarlıysa, soruşturuyorsa, soru soruyorsa, kokuşmuşluğa itirazı varsa, özgür ve kendisi olmak istiyorsa, beceremiyorsa, yorgunsa içmesi de ne yapsın? Yarasın..

Ailelerinde, arkadaşlarında, bulamadıkları sıcaklığı, samimiyeti barda, arıyorlardı.. Baş kaldıracak kadar güçlü değiller. Faturası ağırdı baş kaldırmanın.. Zaten birçoğu da ödemişti bu faturayı.. Çoğu eski solcu ve şimdilerin içine kapanmış demokratları.. Yorgun ve yenilmiş, yavaş yavaş yok mu oluyorlar, var mı? Birileri geçmişini arıyor, birileri geçmişinden kaçıyor.. Arkamıza dönüp baktığımızda ne gerçek ki.Yaşananlar da yaşanmayanlar da birer anıdan ibaret değil mi?. Belki birkaç fotoğraf.. Nerede göğsündeki benleri tek tek öptüğümüz sevgili?.. Nerede sefaletine sevdalandığımız dilber?.. Nerede iki kadeh sonrasında öz gürleşen güzel kadın..

Bu rezil tufanda bir o yana, bir bu yana yalpalanan insanlar, kendilerini yitirmişler.. Arıyorlar..

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült