Edebiyat

 

Friedrich Hölderlin

Gürsel Aytaç
 

Hölderlin, 1770 yılında, Neckar nehri kıyısındaki Lauffcn şehrinde doğmuştur, yani Suebyalı’dır. Babasını iki yaşındayken kaybeden şair, üvey babasının da ölümünden sonra annesi ve anneannesinin yanında büyümüştür. Ruh gelişiminde bu iki kadının payı büyük olmuş, anneannesinin ölümü onu gerçekten sarsmıştır. Şairin annesi Joharına Christiane (Heyn) ikinci kocasının ve küçük yaşta çocuklarının da ölümüyle sarsılmış, duygulu bir kadındır. Hölderlin, annesinden çok etkilendiğini, yaratıcılığında çeşitli motiflerle göstermiştir. Maulbrorın manastır okulunda din eğitimi, gören Hölderin’in ilahiyat tahlil etmesi istenmiş, bu amaçla Thüringcr Vakfı (Thüringer Stift)’na kaydolmuş, burada Schelling ve Hegel’i tanımıştır. Küçük yaştan itibaren flüt ve piyano çalan Hölderlin, Tübingen'de' bir Fransız flütçüsünden müzik dersleri almaya devam etmiştir, Hölderlin ile Schelling arasındaki dostluk, karşıt tiplerin birbirine sempatisi esasına dayalı, ilginç bir arkadaşlıktır. Her şeyden önce, duygulu bir genç olan Hölderlin, Hegel ile olan dostluğu konusunda şöyle der: Ben, sakin akıl insanlarını severim. Çünkü hangi durumlarda kendimizle ye dünyayla başımız dertte olduğunu tam bilmediğimiz zamanlar onlara danışarak çıkar yolu öyle iyi buluruz ki! Hölderlin Schelling dostluğu ise daha ziyade saygıya dayanan, mesafeli bir ilişki niteliğindedir ve Hegel ile olan dostluğundan daha uzun sürmüştür. Schiller'in aracılığıyla Charlotte von Kalb’ın evinde özel hocalığa başlamış, Schiller’in de aşkım ve saygısını kazanan bu kadına karşı büyük hayranlık duymuştur. Hölderlin'in Schiller’le ilişkisi de önemlidir. Ona karşı her şeyden önce, bir üstada duyulan heyecanlı saygıyı duymuştur. Hatta bunun üzerindeki etkisini ahenkli bir düzeye indirgeyemediği için Schiller'i kendi gelişimi bakımından tehlikeli bularak Jena’dan adeta kaçmıştır. Aynı ruhi çalkantı, Goethe karşısında da söz konusu olmuştur. Goethe ile karşılaşması hakkında şöyle der:

Böylesine muazzam bir büyüklükle böyle muazzam bir insanlığı bir arada görmek, hayatımızın en güzel zevkidir! Sakin, bakışlarında haşmet hem de sevgi, sohbette son derece yalın!

Hölderlin’in Jena’da ilgi duyduğu en önemli alan felsefe, en etkili filozof da Fichte olmuştur. Fakat felsefeyi şiir Sanatıyla birleştirirken şairliği üstün gelmiş, edebi yaratıcılığı soyut kavramlar halinde çözülmek tehlikesine düşmemiştir.

Hölderlin’in hayatında Fichte ilişkisinin tam karşıt kutubu niteliğinde bir yaşantı yer alır: Diotima'ya aşkı. Fichte karşısın» da sürekli eleştirici tutum takman Hölderlin, Diotima karşısın* da hayranlığım gizleyemeyen bir öğrenci saflığına bürünür. Şairin Diotima adını verdiği Susette Gontard, Frankfurtlu bir bankerin karısıdır. Başarılı bir iş adamı olan Gontard, çocuklarının eğitimi için özel öğretmen olarak Hölderlin’i evine almıştır. Hölderlin, Susette Gontard’a platonik bir aşkla tutulur. Onu tanımadan bir yıl önce yazdığı Hyperion adli romanda yarattığı ideal kadın figürü, ideal sevgili Diotima’nın aslıyla karşılaşmış gibi olur. Susette Gontard'a olan aşkında eğitici, olgunlaştırıcı, kutsallaştırıcı bir güç bulan şair, sebep olduğu dedikodular yüzünden ondan ayrılmak zorunda kalır. Hamburg'a gider. Gizli ilişkileri bir süre mektuplaşma halinde devam ederse de 1800 yılında Diotima’nın kararıyla kesin bir şekilde kesilir. Diotima aynı yıl veremden ölür.

Hölderlin'in bundan sonraki hayatına adeta karşı iki güç hakim olur: Bir yandan acı çekme, sevme ve yaratma gücündeki önemli artış, öte yandan da. öldürücü bir melankoliye gittikçe artan bir hızla kendini koyveriş. Hölderlin, Hamburg'da acısını azaltan, kendisine destek olan sadık bir arkadaş çevresi bulmuştur. Von Sinclair, Schmid, Bühlendorff, Emerich ve Jung bu çevreyi meydana getiren şahsiyetlerdir. Şair, daha sonra tüccar ailelerin yanında yine özel hocalık yapmış, sik sık şehir değiştirmiştir. Ruh dengesini kaybederek gittikçe melankoliye dalar. Yaratıcılığında da belli bir değişim göze çarpar. Konu alanında birinden ötekine geçiş vardır: Yaratıcılığın zirvesindeyken, yukardan etkileyen, düzenleyen bir baba-ilkeyi çeşitli motif ve nüanslarla dile getirirken, akıl dengesi bozulduktan sonra ağırlığı daha çok asıl ana güce ve onun mitik görünüşlerine vermiştir, önceleri Herakles, İsa, ruh ve söz ana motifleriyken, sonra sessiz kraliçe, Madorina, Meryem, vatan gibi motifler, ana motif niteliği kazanmıştır. Bu yıllarda şaire hakim olan şey, gittikçe güçlenen bir ölüm düşüncesidir. Hölderlin, kendisine duyduğu hayranlık ve güveni hiç sarsılmayan arkadaşı Sinclair'in aracılığıyla Hamburg Saray Kütüphaneci1 Üğine tayin edilir. 1806 yılında Sinclaire, Hölderlin’in ruh hastalığının ileri bir safhaya girdiğini farkederek onu Tübingen’de muayeneye götürür. Bir yıl klinikte tedavi gördükten sonra iyileşmez bulunarak taburcu edilir. Çağdaşlarının mektuplarında zavallı Hölderlin diye adı geçen şair 36 yıl daha yaşar. Kendi kendine konuşarak, yazdıklarında ve söylediklerinde düşünce zincirini takip etmekten yoksun bir dağınıklık içinde, çevresinden uzaklaşmaya devam etmiştir. Son yıllarında şiirlerine hakim olan motif, sükûna özlemdır.

 

Hyperion oder der Eremit in Griechenland (1797-99)

Mektup tarzında yazılmış iki ciltlik bir romandır. Bazı edebiyat tarihçileri tarafından Alman Bildungs romanları ara'sında mütalaa edilen bu eser, daha çok bir itiraf romanı (Bekerıntnisbuch)'dır. Rodolf Haym’ın deyişiyle konusu İdeale kapılma, idealinde hayal kırıklığına uğrayış ve bunun verdiği üzüntü şeklinde özetlenmelidir.

Roman konusuna sahne olan yer, çağdaş Yunanistan'dır yani 1770’de Ruslarla birleşerek Türklere karşı istiklal savaşma girişen Yunanistan. Roman kahramanı Hyperion, genç bir Yunan idealistidir. Memleketini bağımsızlığa kavuşturmak ve yeni bir altın çağ yaratmak ülküsüyle mücadele etmektedir. Kendisi uzun süre Almanya'da kaldıktan sonra Yunanistan'a dönmüştür. Mektuplarım da Alman arkadaşı Bellarmin’e hitaben yazmaktadır. Günün Yunanistan'ını anlatırken eski anılarını, çocukluk ve ilk gençlik yıllarının Yunanistan'ım da tasvir eder. Hyperion bir idil atmosferi içinde büyümüştür, öğretmeni Adamas ona eski Yunanistan'ın ihtişamını anlatarak büyük etkide bulunmuştur. İzmir'de Alabanda adında bir gençle tanışır ve onun bağımsızlık mücadelesi için tasarladığı planlara katılır. Fakat bu arkadaşının emellerine ulaşmak için başvurduğu iğrenç yollan öğrenince onunla arası açılır ve manevi bir eziklik duyar. Yunanistan'ın Avrupa yakasına geçer. Bu kez de antik Yunan'ın güzellik ve bilgelik idealini bulur. Diotima onu hayalperest olmaktan kurtarmak ister, akıl ve ciddiyetle ülküsünü gerçekleştirebileceğine onu inandırır. Hyperion, Alabanda’dan aldığı bir mektuptan Rusların Türkiye'ye karşı savaş ilan ettiğini, fırsattan yararlanmak gerektiğini öğrenir ve ülküsünü gerçekleştirmek için daha uygun bir an olmadığım düşünerek savaşa katılmaya karar verir. Diotima da onu destekler. Fakat Yunan savaşçıları Türkler karşısında yenilgiye uğrarlar; Hyperion yaralanır, Alabanda Anadolu’ya kaçar. Hyperion, yavaş yavaş iyileşirken Diotima tutulduğu hastalıktan kurtulamayarak ölür. Son mektuplarında Hyperion'u teselli etmek çabasındadır, onun dikkatini manevi dünyaya çekmek ister. Hyperion Almanya'ya gider, büyük bir hayal kırıklığı içindedir. Çağdaş Alman toplumu hakkında da sert ve acı eleştirilerde bulunur. Almanya’da ilkbaharın büyüsüne kapılarak tabiata duyduğu sevgiyi ve Diotima ile olan anılarını ahenk içinde yaşar.

Empedokles Fragmente (1797) :

Hölderlin’in kendisi tarafından yayınlanmamış olan bu eser, ikinci şeklinde (Zweite Fassung) Der Tod des Empedokles başlığım almıştır. Hölderlin, bu trajedisini üç kez ele almış ve bazı değişikliklerle işlemiştir. Tarihin antik filozoflarından olan Empedokles, aynı zamanda hekim ve büyücüydü. Kendisi soylu bir aileden geldiği halde aristokrat hakimiyetine karşı mücadele etmiştir. Efsaneye göre Empedokles, taraflarını kendine inandırmak ve ilahiliği ispatlamak için Etna yanardağına kendini atmıştır, öğretisinde sevgi ve nefreti, egemen iki kozmik güç olarak işler, dört ana unsuru tanımlar, evrenin tekrar sağlanan ahengine dikkati çeker ve ruh göçümüne inanır.

Hölderlin'e bu konuyu işlerken kaynak olan eser, Diogenes Laertius’un Empedokles tasviridir. Hölderlin, trajedisinde Empedokles’i şair ve kahin olarak ele alır, onda kainatın ahengini vücut bulmuş görür. Hölderlin'in Empedokles’i, bireyin mükemmel olmayışının ıstırabını çeker, sonunda da hayatını bu uğurda feda eder. Empedokles, toplumuna yeni bir fikir dini kazandırmak istemiş, tabiata hükmetme gücüne dayanarak onları kendine inandırmıştır. Ama sonunda halk, onun dinine inanmak değil, şahsına tapmak yoluna sapmıştır. Trajedi, Hybris’in sebep olduğu, tabiattan uzaklaşma ve bu yüzden de ölüme karar verme motifiyle başlar. Halkın kurnaz bir rahibin aracılığıyla filozof Empedokles'den yüzçevirişi ve onun birkaç sadık müridi ile birlikte Etna yanardağına ilerleyişi canlandırılır. Empedokles, tanrılara kendini kurban etmek ve halkta kendi öğretisine saygı uyandırmak amacını güder. Trajedinin ikinci şeklinde Hölderlin, Empedokles'in işlediği kelime suçu (Wortschuld) üzerinde durur. öğretisine halkı inandırmak için kendine tanrı diyen Empedokles, bir çeşit şair suçluluğuna düşmüştür.

Empedokles auf dem &tna başlıklı üçüncü işlenişte kendi suçunun cezasını bizzat veren büyük trajik bir şahsiyet söz konusudur. Zaten trajedinin bu üç işlenişinin her birinde oyunun ağırlığı yavaşça Empedokles’in ölüme gidişi konusunda yoğunlaşmaktadır, şöyle ki ilkinde (yani Frankfurt planında) bu konu için bir perde ayrılmışken Tod des Empedoles başlıklı son şeklinde ise beş perde ayrılmıştır. Ana sorun artık ölüm olgunluğudur, yani ölecek kadar olgunlaşmanın ölçüsü nedir ve bu halin etki gücü ne olabilir? Trajedinin dili ritmik nesir dilidir, zaman zaman Jambus’a yaklaşmalar sezilir. Empedoleks'in ayrıntılı nesir ve manzum monologları vardır.

Gedichle (1799) :

Schiller'in çıkardığı Musenalmanach da Sokrates und Alkibiades, An unsere grossen Dichter; Neuffer'in Taschenbuch für Frauenzimmer von Bildung’unda: Diotinta, An ihren Genius, Lebenslauf, Ehemals und jetzt, Die Meimat (1. Fassung),. Ihre Genesung, An die Deutschen, An die Parzen gibi şiirleri yayınlanmıştır. Bu şiirlerin ortak yanı ustalıkla kullanılan antik biçimler, Diotima mutluluğu ve Diotima ıstırabı, sükûnet hasreti, bilgeliğin baş eğdiği bir güzelliğin terennümüdür. şiirlerin yapısında belli bir diyalektik tarzı kendini gösterir.

Spatlyrik (İhtiyarlık şiirleri) (18011808):

Hölderlin’in çeşitli yıllıklarda ve cep kitaplarında yayınlanmış bu şiirleri ağıt (Elegie) ve övgü (Hymjıe) lerdir. Mesela Menons Klagen um Diotima, Rückkehr indie Heimat, Der Archipelagus,, Stuttgart, Brot und Weirt, Der Rhein, Ganymed, Germanien, Friedensfeier gibi. Genellikle çağdaş dünyayı, çağdaş Almanya’yı kötümser bir gözle işlerken, antik Yunanistan'ı ideal olarak canlandırır ve yeni bir Yunanistan'ın Almanya'dan doğabileceğini ileri sürer. Bu şiirleri mecazlar yönünden oldukça zengindir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült