Eski Şiirimiz

Melih Cevdet Anday


Tazimattan beri durmadan kötülenen Divan şiiri Cevdet Kudret'in de Türk Dili dergisinde çok doğru olarak belirttiği gibi, dili bakımından yerilse de, yapı ve söz istifi yönünden eşi az gösterilir bir başarıdır. Elbette kimi örnekleri ile... Hangi dönemin şiiri tümden kusursuzdur ki! Hiç olmazsa şurada herkes birleşebilir. Divan Şiirini kötülemek için Namık Kemal'den bu yana söylenen sözlerin hiçbiri kandırıcı bulunamaz. Halk ozanlarının Türkçe yazdıklarına bakmayın, onlar bile ellerinden geldiğince Farsça ile, Arapça ile söylüyorlardı şiirlerini. Daha ileri gitmelerine halk Şiirinin geleneği elverişli değildi. Türk ve Türkçe, Cumhuriyet'ten sonra almıştır saygın yerini. Bunun yanında, Divan ozanlarının öz Türkçe ile söyledikleri bir yığın koşa (beyit) gösterilebilir.

Ataç’ın Divan şiiri üstüne yazdıklarından iki parça almış Cevdet Kudret yazısına; birinde "Divan Şiirini sevmeyen, ondaki sesi duymayan bir Türk, Avrupa Şiirini, yeni şiiri de gerçekten sevemez" diyerek Divan Şiirini öven Ataç, ötekinde, "Kapamalıyız artık o edebiyatı, büsbütün bırakmalıyız, unutmalıyız, öğretmemeliyiz çocuklarımıza" diyor. Yadırgamadım bu ikiliği, ben de düşüyorum o ikiliğe; gün oluyor yüceltiyorum Divan Şiirini, onda Şiirin söz sanatı olarak nice incelikler buluyorum, ama gün oluyor, onun dilinden güçlük çeken, onun sanatlarını öğrenmek için zorluktan zorluğa düşen ve en kötüsü, öğretim yöntemimizden ötürü ondan hiçbir tat alamayan gençleri, öğrencileri düşününce, "unutmalı, kaldırmalı Divan Şiirini" deyiveriyorum. Nitekim Cevdet Kudret de şöyle yazıyor: "Yüz yılı aşkın bir süredir Divan şiiri geleneğinden kopmuşuz. Ondan öylesine uzaktayız ki, yeniden o geleneğe dönme, onu sürdürme olanağı yoktur elbette." Evet, yok ama, Divan Şiirini kimi koşalarını, dizelerini görüp ansıdıkça, yeni kuşakların bu şiirden yoksun kalmasına gönlüm razı olamıyor. Hele genç ozanlarımızın, batıya öykünen ozanlarımızın ondan yararlanamayışlarına yazıklanıyorum.

Bizde antologya düzenleyenler iyi bilirler, Tanzimat Şiirinden örnek seçme güçlüğü çekilir. Öyle ki üçü beşi geçmez o dönemden kitaplara alınan şiirler, onlar da duygularımıza seslenmez, yazın bakımından eğitsel değildir, birtakım düşünleri dile getirmişlerdir ama o düşünleri duygusallaştıramamışlar, Şiirsel bir yapıya sokamamışlardır, ölçülü uyaklı düzyazıdır tümü. Böylece şiirimiz gelir, Cumhuriyet döneminden başlar. Bugün eğitimcilerimiz istediklerince okutmaya, öğretmeye çalışsınlar. Divan Şiirini, Tanzimat Şiirini. Edebiyatı Cedide Şiirini yeni kuşaklara sevdiremezler; bunlar gençlerimiz, öğrencilerimiz için katlanılması zorunlu bir yorgunluk, geçilmesi gerekli bir güçlük durumundadır. Kısacası yazınımızın geçmişi yoktur, yaşayan bir geçmişi yoktur. Bunun için değil midir ki, bana klasiklerimizi soran bir yabancı yazara "Bizim klasiklerimiz yoktur" yanıtı vermiş, böyle dediğimi de yazmıştım. Düşünmeyi sevmeyen kimileri "Vay efendim" diye tutturdular, yok olur muymuş bizim klasiklerimiz, hadi Baki’yi, Nef’i'yi unutmuşum, bilmezmişim. Yunus Emre'yi de söyleyemezmişim!

Söyleyemezdim; çünkü Burhan Toprak Yunus Emre Divanı adlı kitabını yayımlayıncaya değin kimse Yunus Emre'nin sözünü etmiyordu. Sadece halkın ağzında söylenegelmesi halk ozanlarının "klasik" sayılmasına elvermeyeceğine göre, onların yerini yazınımızın gelenek zinciri içinde aramamamız gerekir. Yoktur bizim yazılı şiirimizde böyle bir gelenek; Divan şiiri de, Tanzimat şiiri de. Edebiyatı Cedide şiiri de yaşamını sürdürememiş, örnek alınma talihine erememiştir. Bir Şiirin eskimesi başka, yaşamda kalması başkadır. Eski bir şiir, bakarsınız, bir gün canlanıverir, onda yeni bir tat bulan yaratıcılar, onu yeni zamana uygun gören düşünürler çıkmıştır çünkü, yeni bir yorumla değerlendirirler. Bu gibi olayların gelenek içinde yeri vardır. Ama yaşamdan kopmuş bir şiir için böylesi bir olasılık düşünülemez demek istiyorum, ama yine de diyemiyorum, yeni şiirimizin Divan Şiirinden yararlanabileceğini düşünüyorum.

Dilidir elbette o Şiirin bunca yabancı düşmesinin başlıca nedeni, dildeki değişme, daha doğrusu dilimizin özbenliğine kavuşmasıdır. Ben yine de Divan Şiirinin unutulmasına karşıyım. Şiir sanatının, salt şiire özgü en ustaca söyleniş örneklerini buluyorum onda, sözcüğe sözcük olarak değer biçmenin örneklerini görüyorum, anlamın biçim olarak, yapı olarak göründüğünü gözlemliyorum. Sanıyorum ki. Divan Şiirinden yapılacak yeni bir antologya, yeni kuşaklan o şiire ısındırabilir; başka bir deyişle, o şiire bir bakış, bir ilgi uyandırabilir. Elbette dili anlaşılır olmalıdır seçilecek beyitlerin, dizelerin; ama onunla yetinmemelidir, öğretim yöntemimizi de değiştirmek gerekir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült