Saplantılar (Obsesyon)
Obsessif - Kompulsif Bozukluk 1980'den sonraki yıllarda, OKB tedaviye az
cevap veren ve yaygin olmayan bozukluklar olarak kabul edilirdi. Simdiki
bulgularimiza göre ise OKB yaygin olarak görülen ve tedaviye iyi cevap veren
bir bozukluktur. Bir obsesyon, tekrarlayan ve zorla giren düsünce, fikir
veya duygudur. Obsesyonlari literatürde ilk tanimlayan bilim adami
Esquirol'dür. (Rachman ve Hodgson 1980) 1878 'de literatürde sinirlarini
çizen ilk bilim adami da Karl Westphal'dir. (Westphal 1878)
Bir kompulsiyon ise, bir düsünce, standardizasyon, tekrarlayan,bir düsünce
veya davranis, öyle ki saymak, kontrol etmek veya kaçinmak durumundadir.
Obsesyonlar bir kisinin anksiyetesini artirirlar ve kisi anksiyetesinden
kurtulmak için kompulsiyonlara yönelir. Bu durumda kisi kompulsiyonlari
uygulamaya direnç gösterirse, anksiyetesi daha da artar. OKB'u olan bir
sahis genellikle, obsesyonlarin irrasyonelligini bilir ve hem obsessyonlarin
hem de kompulsiyonlarin ego distonik oldugunu hisseder. OKB bir yetersizlik
bozuklugu olabilir. Çünkü obsesyonlar zaman alici olabilir ve sahsin
alisilmis sosyal aktivitelerini, arkadas ve aile iliskilerini, beklentisel
fonksiyonlarini, sahsin normal rutin islerini belirgin bir sekilde müdahele
eder, karistirir.Hastalarin büyük bir kismi hastaliklari ile ilgili bir
içgörüye sahiptir. Obsesyonlar ve kompulsiyonlar ego distonik olarak
algilanir. Sadece %5 hastanin mantikli gerekçeleri vardir. (Foa ve Kozak
1993., Hollander'den naklen)
Etyoloji
Genetik
OKB'lar üzerinde elde edilen genetik verilere göre, belirli genetik
komponentlere sahip OKB'un kalitsal özellikleri ile ilgili görüsler
mevcuttur. Mevcut veriler hastaligin geçisi ile ilgili olarak kültürel ve
davranissal faktörlerin rolünü henüz tam olarak ortaya koyamamistir. OKB'lu
ikizler üzerinde yapilan konkordans çalismalarinda, monozigot ikizlerde
dizigot ikizlere göre daha yüksek bir konkordans elde edilmistir. (Carey ve
Gottesman 1981) OKB'lu hastalarin 1. Derece akrabalarinda hastaliga
yakalanma oranlari %35 olarak bulunmustur. (Carey ve Gottesman 1981.,
Rapoport ve ark. 1981) Aile çalismalarinda OKB ile Tourette sendromu
arasinda genetik bir baglantinin oldugu tesbit edilmistir. (Nee ve ark.
1982., Pauls ve ark. 1986) Benzer sekilde Sydenham Koresi ve bazal
ganglionun diger hastaliklari ile de baglantilari bulunmustur. (Barton
1965., Swedo ve ark. 1989a)
Davranissal Faktörler
Ögrenme teorisyenlerine göre, obsesyonlar sartli uyaranlardir. Göreceli
olarak nötral bir uyaran, anksiyete veya korku ile eslestirilmis olabilir.
Bu süreçte, olaylar birbirleri ile eslestirilerek sartli cevabi prosesi
meydana getirilmektedir. Böylece, herhangi bir nötral obje veya düsünce ,
anksiyete veya sikinti uyarmaya muktedir bir sartli uyaran haline
dönüsebilmektedir. Ilk model Mowrer tarafindan gelistirilmistir. (Mowrer
1939)
Kompulsionlar ise farkli bir sekilde meydana gelmektedir. Obsesyonel
düsüncelerin etkisi altinda anksiyete hisseden sahis, bunlari ortadan
kaldirabilmek anksiyetisini için hareketler yapmayi kesfeder. Böylece birey
anksiyetesini kontrol altina almaya yönelik olarak ritüelli davranislar veya
kompulsiyon formunda aktif kaçinma stratejileri gelistirir.
Bu durum asamali olarak ortaya çikar çünkü aci verici sekonder dürtüyü
(anksiyeteyi) kontrol altina almaktaki basarilari sözkonusudur. Kaçinma
strarejileri, kompulsif davranislarin ögrenme kaliplari olarak fikir haline
gelir.
Ögrenme teorisi, OKB fenomenlerinin belirli yönlerini izah etmek için
yararli bakislari bize temin eder. Mesela, fikirlerin anksiyete uyarici
kapasitesini ögrenebiliriz. Aslinda bu fikir ve düsünceler, davranisin
kompulsif kaliplari olarak tesis edilmis ve kendi kendilerine korkutucu
özelliklerinin gerekli olmadigi yapilardir.
Psikososyal Faktörler
Yalitma, anksiyete uyaran duygulanma ve dürtülerden korunmaya yönelik olarak
gelistirilen bir savunma düzenegidir.
Normal bir durum içindeki bir sahis, emosyonlarin hayalini ve duygusunun her
ikisini de birlikte yasar ve hisseder. Bu herhangi bir fantezi veya daha
önceden yasadigi bir olay olabilir.
Izolasyon meydana geldigi zaman ise, duygu ve dürtü kismen, fikir kismindan
ayristirilarak, bilinç disina gönderilir. Artik olgu izole edilmis,
yalitilmistir. Karsimizda duygusuz bir fikir vardir. Eger yalitma islemi tam
olarak basariya ulasmissa, dürtü ve onun tüm baglantilari tamamen
bastirilir. Bu durumda hastanin bilinçli olarak farkinda oldugu tek sey,
duygu yükünden arinmis saf fikirler ve onun düsünsel baglantilaridir.
Yapboz (Undoing)
Degismeyen ve sürekli tehditi olan impuls, yalitma gibi bir primer bir
savunma düzeneginden kaçarak, bu düzenegi asarak serbest kalir. Bu durumda
birincil savunma düzenegini asan ve serbest hale dönüsen uyarani kontrol
altina almaya yönelik olarak ikincil savunma düzenekleri devreye girer.
Buradan uyarana karsi savas gereksinimi vardir. Bilinçte bulunan ve heran
patlama tehditi içinde bulunan anksiyete sakinlestirilmeli ve kontrol altina
alinmalidir. Iste bu kompulsif eylemin amaci, anksiyeteyi düzeltmeyi
amaçlayan defans mekanizmasinin yüzeysel görünümünü içerir.
Burada izolasyon tarafindan yeterli olarak kontrol altina alinamamis,
problemin temelini olusturan uyaran kontrol altina alma çabasi vardir. Bu
durumda bu kontrolü saglayabilen mekanizma, en önemli sekonder savunma
düzenegi olan yap-boz (undoing)dur. Bu davranislar ya da zihinsel eylemler,
sikintidan kurtulmaya ya da var olan sikintiyi azaltmaya ya da korku yaratan
olay ya da durumdan korunmaya yöneliktir.
Karsit Tepki Kurma (Reaction Formation)
Yalitma ve yapboz, klinik semptomlarin olusumunda baslangiçta gelistirilen
savunma düzenekleridir. Karsit tepki kurma ise, semptomlardan ziyade
karakter özelliginin sekillenmesi ile sonuçlanir.
Yukarida belirtilen terim olarak karsit tepki kurma mekanizmasi, davranisin
açik kaliplarini içerir. Problemin temelini olusturan uyaranlarin tam ziddi
olan bilinçli davranis yönelimleridir.
Ambivalans, dürtü yasaminin özelliklerinin degismesinin direk bir sonucudur.
Bu, çocugun analsadistik gelisim fazinda gözlenen normal önemli bir klinik
belirtidir. Bu dönemde, çocuk ayni objeye karsi hem sevgi hem de siddetli
nefret duygusunu birlikte hisseder. Bazan bu kendiliginden olur. OKB'lu
hasta ekseriya bilinçli olan bir objeye karsi sevgi ve nefreti ayni anda
yasamaktadir. Ters duygularin bu sekilde çatismasi, davranislarinda yap-boz
düzenegi olarak karsimiza çikar ve seçmenin ambivalans duyumu altinda bir
nevi felç hali alir.
Büyüsel Düsünce (Magical Thinking)
Dürtülere karsi tercih edilen, düsüncenin erken dönemlerini kapsayan
regresyonla ulasilan büyüsel düsünce, id in bir fonksiyonu oldugu kadar,
ayni zamanda egonun da bir fonksiyonudur. Büyüsel düsünceye bulasma,
düsüncenin omnipotensidir. Bunu hisseden sahislar, bunun ancak dis
dünyalarinda bir olgu hakkinda düsünerek ulasirlar. Onlar herhangi bir
fiziksel etkide bulunmadan meydana gelen olaylara neden olabileceklerini
düsünürler. Bu his OKB'lu hastalarda aggressif düsünceli korkulara neden
olabilir.
Teshis
OKB'u diagnostik kriterleri DSM III R. dan sonra oldukça degistirilerek DSM
IV de belirtilmistir.(Tablo 11) DSM IV teki büyük degisiklikler, obsesyon ve
kompulsiyonlarin belirlenmesi üzerine olmustur.
A. Obsesyonlar ya da kompulsiyonlar vardir:
Obsesyonlar asagidakilerden (1), (2), (3) ve (4) ile tanimlanir:
(1) bu bozukluk sirasinda kimi zaman istenmeden gelen ve uygunsuz olarak
yasanan ve belirgin anksiyete ya da sikintiya neden olan, yineleyici ve
sürekli düsünceler, dürtüler ya da düslemler
(2) düsünceler, dürtüler ya da düslemler sadece gerçek yasam sorunlari
hakkinda duyulan asiri üzüntüler degildir
(3) kisi, bu düsünceleri, dürtüleri ya da düslemlerine önem vermemeye ya da
bunlari baskilamaya çalisir ya da baska bir düsünce ya da eylemle bunlari
etksizlestirmeye çalisir
(4) kisi, obsesyonel düsüncelerini, dürtülerini ya da düslemlerini kendi
zihninin bir ürünü olarak görür (düsünce sokulmasinda oldugu gibi degildir)
Kompulsiyonlar asagidakilerden (1) ve (2) ile taninir:
(1) kisinin, obsesyonu bir tepki olarak ya da kati bir biçimde uygulanmasi
gereken kurallarina göre yapmaktan kendini alikoyamadigi yineleyici
davranislar (örn. el yikama, düzene koyma, kontrol etme) ya da zihinsel
eylemler (örn. dua etme, sayi sayma, birtakim sözcükleri sessiz bir biçimde
söyleyip durma)
(2) davranislar ya da zihinsel eylemler, sikintidan kurtulmaya ya da var
olan sikintiyi azaltmaya ya da korku yaratan olay ya da durumdan korunmaya
yöneliktir; ancak bu davranislar ya da zihinsel eylemler ya
etkisizlestirilmesi ya da korunulmasi tasarlanan seylerle gerçekçi bir
biçimde iliskili degildir ya da açikça çok asiri bir düzeydedir
B. Bu bozuklugun gidisi sirasinda bir zaman kisi obsesyon ya da
kompulsiyonlarinin asiri ya da anlamsiz oldugunu kabul eder. Not: Bu
çocuklar için geçerli degildir.
C. Obsesyon ya da kompulsiyonlar belirgin bir sikintiya neden olur, zamanin
bosa harcanmasina yol açar (günde 1 saatten daha uzun zaman alirlar) ya da
kisinin olagan günlük islerini, mesleki (ya da egitimle ilgili9
islevselligini ya da olagan toplumsal etkinliklerini ya da iliskilerini
önemli ölçüde bozar.
D. Baska bir Eksen I bozuklugu varsa, obsesyon ya da kompulsiyonlarin
içerigi bununla sinirli degildir. (örn. Yeme Bozuklugunun olmasi durumunda
yemek konusu üzerinde düsünüp durma; trikotillomaninin olmasi durumunda saç
çekme üzerinde durma; Vücut Dismorfik Bozuklugunun Olmasi durumunda dis
görünümle asiri ilgilenme; Bir Madde Kullanim Bozuklugunun olmasi durumunda
ilaçlar üzerinde düsünüp durma; Hipokondriazisin olmasi durumunda ciddi bir
hastalgi biçiminde düsünüp durma; bir Parafilinin olmasi durumunda cinsel
dürtüler ya da fantaziler üzerinde düsünüp durma ya da Majör Depresif
Bozukluk olmasi durumunda suçluluk üzerine gevis getirircesine düsünme).
E. Bu bozukluk bir maddenin (örn. kötüye kullanilabilen bir ilaç ya da
tedavi için kullanilan bir ilaç) ya da genel tibbi bir durumun dogrudan
fizyolojik etkilerine bagli degildir.
Obsesyon ve kompulsiyonlarin yaygin olarak bilinen özellikleri ;
1-Bir fikir veya uyaran, sahsin bilinçli olarak farkindaligina ragmen
dirençli ve devamli olarak zorla zihne girer.
2-Merkezdeki belirli sikinti veren bir anksiyete hissinin bulunmasidir veya
baslangiç düsüncesi veya uyaranin karsisinda karsin tedbir almaya sahsi
genellikle götüren bir durumdur.
3-Obsesyon ve kompulsiyon egoya yabancidir. Bu durum psikolojik bir olgu
olarak sahsin kendi kendine ulastigi deneyimlere yabanci olmak özelligine
sahiptir.
4-Obsesyon veya kompulsiyonlar nasil canli ve zorlayici oldugu problem
degildir. Çünkü sahis bunlari genellikle absürd ve mantiksiz olarak kabul
eder.
5-Sahis, obsesyon ve kompulsiyondan kurtulmaya yönelik olarak onlara direnç
gösterme yönünde kuvvetli bir arzu hisseder. Halbuki, hastalarin çok az bir
kismi kompulsiyonlara karsi ufak bir direnç gösterir. Yaklasik olarak
hastalarin %80 de kompulsiyonlarin mantiksizligini kabul eder.
Bazen obsesyon ve kompulsiyonlar hasta için oldugundan daha önemli bir
özellik tasimaktadirlar. Mesela, hastalar gerçekte yanlis olan kompulsif
temizlik isinde israr edebilirler. Eger bu sekilde devam ederlerse,
zamanlarinin büyük bir kismini temizlik isinde harcayacaklari için onlar
islerini kaybedebilirler.
Obsesyon ve komplikasyonlarin görünümleri adultlarda ve adölesanlarda
farklilik arzeder.
Bir sahsin bireysel semptomlari zaman içinde degisebilir veya semptomlar
üstüste binebilir. Fakat obsessif-kompulsif bozukluk dört ana semptom
kalibina sahiptir. En yaygin görülen kalip bulasma obsesyonundur. Bunun
hemen ardindan yikamak veya kontamne objelerden kaçinma kompulsiyonu olusur.
Korkulan objeler ekseriya siki bir kaçinmaya neden olur. (Mesela,
feçes,idrar, toz veya mikroplar)
Hastalar, ellerini asiri yikamaya bagli olarak ellerinin derileri sürtünme
nedeniyle kavlayabilir veya mikroplarin korkusu ile evlerini terketmeye
çalisabilirler.
Igrenmeye, obsesyonel utanmaya ve korkulan objeye en yaygin emosyonel bir
cevap olarak ortaya çikan anksiyete oldukça güçlüdür. Obsesyonu bulunan
hastalar inanirlar ki, kontaminasyon, en küçük temaslar vasitasi ile
insandan insana objeden objeye dagilabilmektedir.
Bunlarin ikinci en yaygin patterni, süphe obsesyonudur. Hemen bunun ardindan
kontrol kompulsiyonu gelir. Obsesyon genellikle tecavüzkar bazi tehlikeleri
ima eder. Mesela hava gazini açik birakmak veya kapiyi kilitlemeyi unutmak
gibi. Bunun sonucunda mükerrer defa süren kompulsif kontrollere baslanir.
Mesela hava gazi tekrar tekrar kontrol edilir. Hastalar kendi kendilerine
obsesyonel süphelere sahip olurlar. Onlar daima bir seyleri unutmus
olabileceklerini hissederler.
Bunlarin üçüncü en yaygin patterni kompulsiyon olmadan olan zorlayici
obsesyonel düsüncedir. Bunlar öyle obsesyonlardir ki genellikle bazi seksüel
veya agressif eylemlerle ilgili tekrarlayan düsüncelerdir.
Dördüncü en sik karsilasilan kalip simetri veya düzene olan ihtiyaçtir. Bu
da bireyi yavaslama kompulsiyonuna götürür. Bu durumdaki hastalar bir yemek
yemek veya tras olmak için saatlerini harcayabilir. Dinsel obsesyonlar ve
biriktirme, stok yapma kompulsiyonlari da OKB'lu hastalarda oldukça
yaygindir.
Trikotillomani (kompulsif saç çekme) veya tirnak yemek OKB'la baglantili
kompulsiyonlar olabilir.
Mental Durum Muayenesi
Psisik durum muayenesinde, OKB'lu hastalar depressif bozuklugunun
semptomlarini gösterir. Bu semptomlar hastalarin %50 de vardir. Bazi OKB'lu
hastalar OK kisilik bozuklugun telkin eden özelliklere sahiptirler. Ancak
çogunda bu söz konusu degildir. OKB lu hastalar özellikle erkekler,
ortalamanin üzerinde bir bekarlik özelligine sahiptir. Hastalarda, evlilik
anlasmazligi alisilmistan daha yüksek oranlarda bulunmustur.
Klinik Seyir ve Prognoz
OKB'lu hastalarin yarisindan fazlasinda semptomlar birdenbire baslar.
Hastalarin yaklasik % 50-70 de semptomlarin baslamasi herhangi bir stress
dolu olaydan sonra ortaya çikmaktadir. Bu stress olaylari arasinda
hamilelik, cinsel problem veya bir yakinin ölümü söz konusu olabilir. Çünkü
hastalarin çogu semptomlarini gizli tutmayi basarir. Bu sikayetler nedeniyle
psikiyatriye gelmeden önce 5-10 yillik bir süre erteleme söz konusudur. Bir
meslek sahibi profesyoneller arasinda muhtemelen bu süre daha kisa sürmekte
ve doktora daha erken basvurulmaktadir.
Klinik seyir genellikle uzun, ancak degiskendir. Bazi hastalar dalgalanmali
bir klinik seyir gösterirken bazilari sabit bir klinik seyir gösterir.
Hastalarin yaklasik %20-30 u semptomlarinda belirgin düzelme gösterirken,
yaklasik %40-50 si orta seviyede bir düzelme göstermektedirler. Hastalarin
geriye kalan 20-40 da ise hastalik ya kalmakta veya daha kötü bir semptom
tablosuna dönüsebilmektedir. (Black 1974)
Kötü prognoz kriterlerine baktigimizda konvülziyonlara direnmek yerine
teslim olmak, hastaligin çocukluk döneminde baslamasi, bizar kompulsiyonlar
hastahaneye yatirma gereksinimi, komorbidite olarak major depresyonun
bulunmasi, delüzyonel inançlar, yüksek kiymetli fikirlerin varligi bir
bilinç bozuklugunun (özellikle sizotipal) bulunmasidir.
Iyi prognoz özelliklerine baktigimizda sunlar vardir. Iyi bir sosyal ve is
uyumu, olayi ortaya çikarici faktörlerin olmasi ve semptomlarin epizodik
yapisidir.(Goodwin ve ark. 1969)
Obsesyonel içerigin prognoz ile bir alakasi bulunamamistir.
Tedavi
OKB'la ilgili bulgularin artmasi ile olayin biyolojik faktörlerle daha çok
baglantili oldugunu bize göstermistir. Bu çerçevede klasik psikanalistik
kuram favori olmaktan çikmistir. Herseyin ötesinde, çünkü OKB semptomlari,
psikanaliz ve psikodinamik psikoterapiye büyük oranda dirençli olduklari
gözlenmistir. Farmakolojik ve davranissal tadaviler daha yaygin hale
dönüsmüstür.
Tüm bunlara ragmen psikodinamik faktörler üzerinde durmanin yararlari
tartisilmalidir. Çünkü hastaligi asikar hale dönüstüren predispozan
faktörleri anlamada psikodinamigin yararlari vardir. Ayrica tibbi tedaviye
uyum göstermeyen hastalarin tedaviye olan dirençlerinin çesitli sekillerini
tedavide de yararlidir.
OKB'lu olan hastalarin çogu dirençli bir sekilde tedavi çalismalarina karsi
koyar onlar tibbi bir tedavi almayi reddedebilir ve belirlenmis ev
ödevlerine karsi gelerek direnç gösterebilir veya davranis terapisti
tarafindan verilmis olan diger aktivitelere uyum göstermeyebilir.
Obsessif kompulsif semptomlar kendi kendilerine, (nasil bir biyolojik temele
dayandigi önemli olmadan) psikolojik anlamlari itibariyle öneme sahip
olabilir. Dolayisi ile hastalar bu semptomlari vermek konusunda isteksiz
olabilir.
Hastalarin tedaviye direncini psikodinamik olarak açiklamak, düzelme uyumu
ile sonuçlanabilir.
Iyi kontrol edilmis çalismalarda, farmakoterapi veya davranis tedavisi veya
kombine tedavi OKB'u olan hastalarin semptomlarinin belirgin olarak
düzelmesinde yararli bulunmustur.
Kullanilacak terapiyi dikkatli bir sekilde tesbit etmek veya seçmek ,
klinisyen karari ve deneyimi ile çesitli tarzlara karsi hastanin kabul
durumu üzerine oturtulmustur.
Yapilan karsilastirmalarda davranis tedavisi, OKB'dan en az farmakoterapi
kadar etkin bulunmustur. (Marks ve ark. 1975) Bazi verilere göre, davranis
terapisinin geç sonuçlarina bakildiginda daha etkin oldugu görülmüstür.
Böylece çogu klinik OKB'un tedavisinde davranis terapisinin seçilmesi
gerektigi görüsünü savunmustur. (Salkovskis ve Westbrook 1989) Davranis
terapisi hasta içi ve hasta disi setlerin her ikisini de
birlestirebilmistir. OKB'da davranis terapisi prensibi yüzlestirme
(exposure) ve cevap önlemedir. (response prevention). (Steketee ve ark.
1982) Duyarsizlastirma, düsünce durdurma, flooding (taskin), implosion
terapisi ve ters sartlandirma yaklasimlari da OKB'lu hastalarin tedavisinde
kullanilmistir. (Fao ve ark 1984) Davranis terapisinde hastalarin, bu tedavi
yöntemini içtenlikle benimseyerek katilmis olmalari gerekir.
OKB'lu hastalarda yürütülen içgörü yaklasimli tedavilerle ilgili herhangi
bir karsilastirmali çalisma yapilmamasi veya olmamasi nedeniyle, bu yaklasim
tanilarinin etkinligi konusunda bir sey söylemek zordur. Ancak konu ile
ilgili bireysel vaka örnekleri ile yapilan ve basari ile sonuçlanan
tedaviler bildirilmektedir. (Salzman 1985)
Bireysel analistler, OKKB in olan hastalarin baslangiçtaki ve sonuçtaki
degisiklikleri daha iyi göstermislerdir. Özellikle hastanin karakter
özelliklerinin arkasinda yatan agresif dürtülerin belirlenmesi veya ortaya
konmasina muktedir olduklarinda bu durum daha net gözükmektedir.
Analist veya dinamik oryantasyonlu psikiyatrist, OKB'lu hastalardaki semptom
gelisiminin seyrini bu tedavi süreci içinde gözlemleme imkanina sahiptir.
Destekleyici tedavi süphesiz ki özel bir yere sahiptir. Bilindigi gibi OKB
hastalarda çesitli derecede ciddi semptomlar bulunmaktadir. Bu semptomlar da
sosyal ve çalisma hayatini etkileyerek negatif bir kisir döngü
yaratmaktadir. Bu hastalara destekleyici tedavi uygundur.
Bir profesyonel tarafindan sempatik, yakindan ilgili, cesaret verici,
sürekli ve periyodik bir temas, hasta için hayati fonksiyonlarini yapmaya
yardim edebilecektir.
Obsesyonel ritüeller ve anksiyete tolere edilemeyecek bir yogunluga ulasirsa
hastayi hastaneye yatirmak gerekebilir. Semptomlar yatisana ve dis dünyanin
stres dolu yasamina dayanabilecek bir güne gelene kadar hastalar hastahanede
tutulurlar.
Hastanin aile üyeleri, hastanin davranislari nedeniyle ümitsizligin esigine
sürülmüs olabilirler. Herhangi bir psikoterapik çalisma aile bireyleri
üzerine bir takim yaklasimlari da ihtiva etmelidir. Bu çerçevede aile
bireylerinin hastaya cevaplarinin ve yaklasimlarinin nasil olmasiyla ilgili
tavsiyeler, izahlar, güven, duygusal destegin temini gibi faktörler üzerinde
durulmalidir.
Aile terapisi genellikle aileyi desteklemek için yararlidir. Ayrica
hastaliga bagli sonuçlar olan evlilikteki uyumsuzluklarin tedavisine de
yardim eder. Ayrica hastanin iyilesmesi için aile bireylerinin tedaviye
isbirligini saglar.
Grup tedavisi bazi hastalar için destekleyici bir sistem olarak yararlidir.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın