İki Yaşam Felsefesi: Korku Kültürü ve Değerler Kültürü
Doğan Cüceloğlu
Bu bölüme, üç gözlemimi ve bu gözlemlerin düşündürdüklerini paylaşarak
başlamak istiyorum.
GÖZLEM 1
İstanbul'da Atatürk Hava Limanı yenilenmeden önceydi; hatırladığım kadarıyla
aylardan ekimdi ve Adana'ya gitmek üzere bir öğleden sonra iç hatlar
terminalindeydim. Erkekler tuvaletine gittim. Kalkma zamanı yaklaşan
uçakların anonslarıyla yolcular çıkış kapılarına yönlendiriliyordu;
havaalanı ve tuvalet kalabalıktı. Tuvalette iki lavabo vardı ve yolcular
ellerini yıkamak için bir kuyruk oluşturmuşlardı. Kapıya yakın ilk lavaboda,
iriyarı, 1.90 boylarında ve 100 kilo civarında bir yolcu aynada saçlarım
düzeltiyordu. Kırk yaşlarında görünen bu kişinin saçları oldukça
seyrekleşmiş ve alnı açılmıştı ama, saçlarını düzeltmek için aynanın
karşısında, kalabalığa rağmen, uzun süre kalmakta hiçbir sakınca görmedi.
Bu iriyarı adam saçını düzeltmeye başladıktan sonra, diğer lavabodaki
sıranın önünde yer alan bir Japon, kuyruğun uzunluğunun farkında olan
birinin çabukluğuyla, elini yıkayarak arkasındaki kişiye başıyla ve
bedeniyle tipik Japon selamım verip lavabodan çekildi. Onu takip eden
üç-dört kişi, birbiri peşi sıra ellerini yıkayıp gittiler. Sıradakiler,
gergin fakat saygılı bir sessizlik içinde beklediler; aynada saçına bu kadar
özen gösteren bu kişinin kendilerine saygısızlık ettiğini düşündüklerini
yüzlerinden anlamak zor değildi.
İnsan davranışlarını gözlemlemeyi ve yorumlamayı kendine meslek seçmiş biri
olarak, 'Bu adam neden sıradaki insanların zamanına duyarlı davranmıyor?'
diye düşünmeye başladım; aklıma birçok olasılık geldi:
a- Saçı dökülmeye başlayanlar saçlarına daha mı çok özen gösteriyorlar?
Belki de görünüşü önemseyen biriyle karşılaşmak üzere olduğu için kaygılıydı
ve bu nedenle kuyruktakileri fark etmedi. Kaygısı, sırada bekleyen
insanların da ellerini yıkaması gerektiğini algılamasm: önlemiş olabilirdi.
Yabancı insanlar arasında olmasına karşın Japon, sırada bekleyenlere duyarlı
olabilmişti.
b- Düşündüğüm bir diğer olasılık, onun, iri, güçlü ve kuvvetli olduğu için,
kendisine kolay kolay laf söyleyecek kimse çıkmayağını bilmenin rahatlığı
içinde, 'keyfince' zamanını geçiriyor olmasıydı. Bu olasılığın ilkinden
farkı şu idi: tikinde diğer kişilerin gereksinmelerini algılayamama söz
konusuyken, bu olasılıkta algılamasına rağmen, 'Nasıl olsa kimse sesini
çıkarmaya cesaret edemez!' düşüncesi hâkimdi,
c- Başka bir olasılık ise, bu kişinin, kuyruktakilerin farkında olmasına
rağmen hiçbirini tanımıyor oluşudur. Tanıdık bildik olmayan insana saygılı
davranmanın da toplumda 'zayıf, 'saf, 'keriz' gibi algılanacağı
bilincindeydi. Yani tanıdık bildik olmayan insanlara değer vermek
alışılagelmiş bir davranış olmadığı için, tanımadığı kimselere, birbirine
yabancı olanların muamelesini yapıyordu.
Aklıma bir soru geldi: Çalıştığı şirketin genel müdürü daha doğrusu
kendinden daha güçlü biri kuyrukta olsaydı acaba onun farkına varıp ona
lavabodaki yerini verir miydi? içimden gelen yanıt, "Kesinlikle evet!" idi.
GÖZLEM 2
Yirmi dairesi olan bir apartmanın toplantısına katıldım. "Binanın depreme
dayanıklı olup olmadığını araştıralım," diyenlerle, "Gereği yok; boşu boşuna
para harcamayalım!" diyenler arasından çoğunluğu belirlemek, bir karar
vermek için yapılan bir toplantıydı. Akşam saat 20'de başlaması gereken
toplantı 20:30'da yirmi kişiden on birinin katılımıyla başladı.
Herkesin aynı anda konuştuğu, kimsenin kimseyi dinlemediği bu toplantının
sonucunda hiçbir karar alınamadı ve katılanlar toplantıdan daha da kızgın
olarak ayrıldılar.
Aklımdaki soru şuydu: "Hangi durumda bu kişiler birbirlerini dinlerler ve
sırayla söz alarak konuşurlar?"
Birçok olasılığı gözden geçirdikten sonra geldiğim sonuç şu oldu: Toplantıya
katılan herkesin otorite olarak kabul ettiği, gücünden korktuğu biri
toplantıyı yönetseydi, herkes sırasıyla söz alır ve yönetenin gözünün içine
bakarak 'saygılı bir biçimde' konuşur ve dinlerdi.
GÖZLEM 3
Şişhane'den Karaköy'e inen yolun başına, 'durmak yasaktır' ve 'park
edilemez' anlamına gelen uluslararası trafik işareti konulmuş ve altına da
büyük kalın harflerle 'YOL BOYUNCA' yazılmış. Ancak bu trafik işareti ve
altındaki yazı Bankalar Caddesi boyunca konulmuş olmasına rağmen, yol
boyunca arabalar park etmişti.
Tabii benim sorum, "Ne zaman bu trafik işaretinin bir anlamı olur ve bu
arabalar buraya park edemez?" oldu. Yanıtını biliyordum: Bir polis arabası
gelip teker teker bu arabaları çektirmeye başladığı zaman, bu trafik
işaretinin bir anlamı olur ve bu arabalar buraya park edemezdi. Yani,
gücünden korkulacak biri çevrede olmadıkça, bu trafik işaretlerinin kendi
başına bir anlamı bulunmamaktaydı.
Yukarıda verdiğim her üç gözlemin ortak yanı, ortamda korkulacak bir güç
olmadıkça insanlarýn ve kuralların hesaba alınmadığıdır. Ortamda korku
varsa, bu korkunun kaynağına 'saygı' duyulur. Eğer ortamda korku yoksa o
zaman kişilerin insan olarak değeri yoktur, kurallara uymak zorunluğu
duyulmaz.
Bu dünya görüşü, yaşama bakış tarzı, sokaktaki insanla paylaşılan bir
algılama zemini oluşturur. Bu algılama zemini, insanın özünü, onurunu,
tekliğini önemsemez; bu zeminin önemsediği en önemli faktör güçtür. Bu bir
kültürdür ve ülkemizdeki insanlar bu kültürün içinde yoğrulmuşlardır. Ne var
ki, nasıl kuş havanın, balık suyun farkında değildir, insanımız da bu
kültürün yaşamımıza yön verdiğinin bilincinde değildir.
Korku kültürünün bir algılama zemini olduğunu söylüyorum; bunun ne demek
olduğunu iyice kavrayabilmek için, kitabın başında sözünü ettiğimiz algılama
sürecinde zeminin işlevini yeniden hatırlamamız gerekir. Ne demiştik? Zemin
algılamayı, algılama davranışı, davranış da kendine özgü sonucu yaratır.
Korku kültürü, belirli türden bir yaşam tarzı, bir yaşam felsefesidir. Korku
kültürü insanlann özüne önem vermez; bu zeminde sosyal maskeler, mevkiler ve
maddiyat önemlidir.
Değerler kültüründe insanın özü önemlidir; tüm yaşam süreci, özgün yaşama
katkısı oranında anlam bulur.
Gördüğüm kadarıyla aydınlarımız, henüz bu iki kültürü tartışmaya
başlamamışlar; ne var ki, kanımca Türk toplumunun en can alıcı sorunu budur.
Gelecek bölümde sevgi konusunu ele alarak bu iki kültürü karşılaştırmak
istiyorum.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın