İnsan Gelişiminde Basamaklar
Erik H.Erikson (1902-1994) bir Alman psikanalist olup,
Viyana Psikanaliz Enstitüsünde egitimini tamamlamıştır. Amerika’ya gelerek
Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi ve daha sonra da Yale Üniversitesi
Psikiyatri bölümlerinde çalışmıştır. Sonrasında Kaliforniya Üniversitesinde
çalışmalarını sürdürmüştür. En buyuk yapıtı olan ‘çocukluk çağı ve toplum’
bu dönemde,1950 yılında yayınlanmıştır. Bu eser insanın tüm hayat süresi
boyunca fiziksel, bilişsel, dürtüsel, cinsel değişiklikler ve bu dönemlerde
yaşanan krizler ile şekillenen , ego gelişiminin ve oluşabilen patolojik
durumların bir çizelgesidir. Erikson bu şekilde insan ego gelişimini sekiz
evreye ayırarak incelemiştir.
Erikson hayati 8 döneme ayırarak incelemiştir. Bu dönemlerin her birindi ya
da daha çok içsel kriz yaşanmaktadır. Eğer kriz başarılı bir şekilde
atlatılmışsa kişi güç kazanarak, bir sonraki basamağa rahatça geçebilir.
Erikson’un basamakları zamanla sınırlı olmayıp gelişim süreklidir. Kişilerde
bazı sorunlar bir dönemden, başa bir döneme taşınabildiği gibi ağır stres
altında da o sorunlar yeniden açığa çıkabilmektedir. Bazen de yoğun stres
ile kişilerde daha önceki basamaklara geri dönüş gözlenebilir.
Biz size bu başyapıtı tanıtmaya çalışacağız.
Birinci evre ( temel güvene karşı güvensizlik dönemi):
Bu dönem Freud'un oral dönem olarak adlandırdığı evredir. Doğumdan ilk 1,5
yaş dönemine dek sürer. Bu dönemde çocuk her şeyi kendi ağzı ile yaşar.
Çocuk herşeyi ağzına götürerek öğrenir. İstenen ve verilen ne varsa o anda
alınır. Ağız bu dönemde vücudun en duyarlı bölgesidir. Asal işlev anne
memesini arayıp,bulmak, emmek ve gıda almaktır. Ana-babanın bebeğe güven
verici bir şekilde besleyici yaklaşımı , çocukta ileri dönemde dış dünyaya
karşı olumlu beklentiler içinde oluşun temelini atar. 6. aydan itibaren
dişlerin çıkışı ile birlikte ısırma dürtüsü gelişir. Daha önceki pasif
dönem, aktif hale dönüşür. Isırma ile zevk almaya başlar. Bebek anne
memesini ısırınca, memenin ağzından çekildiğini farkeder. Bu durumda ısırma
isteğini frenlemeyi öğrenirken, çevresini de etkileyebildiğini görür. Bu
sayede çevresindekilerden ayrı bir varlık olduğunu öğrenmeye başlar. Çocuk
diğer duyularını da kullanma yeteneğini geliştirir. Elini uzatarak
çevresindekileri yakalamaya, ele geçirmeye çalışır. Bu dönemde çocuğun
ebeveynleri çocuğun ihtiyaçlarını düzenli bir şekilde ve zamanında
karşılarsa çocukta bir güven, iyimserlik ve ümit hissi gelişir. Bu güven
sadece çevresindekilere karşı değil, aynı zamanda kendine ve kendisinin
yapabileceklerine karşı da kazanılır.
Bu durumun oluşamadığı durumlarda , çocuk istediğini, gereksindiğini elde
edemediğinde , güvensizlik hissi geliştirir.
Bir bebeğin çevresi ile iyi bir ilişkisinin, uyumunun varlığı istekli ve
rahat bir şekilde beslenmesi, uykunun düzenliliği , rahat idrar çıkarma ve
dışkılaması ile belirlidir.
Çocuğun bu dönemdeki ilk sosyal başarısı anne-baba gözü önünde olmadığında,
ağlayıp, korku duymadan, kaygı ya da öfke göstermeden bu duruma
dayanabilmesidir. çocuk artık ebeveynlerinin yanından uzaklaşmasına
katlanabilmeyi başarır. Büyüyen çocuk artık ana babası yanında olmadan,
kendisini sevdiklerini, onu terk etmediklerini kavrar. Ailesi o an yanında
olsa da olmasa da sürekli olarak sevildiğini, kendisinin onlar için önemli
olduğunu bilir. Çocuğun çevresi ve iç dünyası her iki durumda da sabit ve
düzenli olup, dış ve iç dünyası birbiri ile uyumlu ve sorunsuzdur. Çocukta
ilk benlik duygularının temeli bu dönemde atılır. Bu donemin ilerlemesi ile
çocukta emekleme, ayakta durup, yürüyebilme, dışkılama gibi aşamaları
gerçekleştirme için özgüven duygusu gelişmeye başlar. Bu süreç iyi bir
anne-çocuk ilişkisi gerektirir. Bebeğin fiziksel (beslenme, tuvalet
ihtiyacı, çevresel koşullardan korunma gibi) gereksinimlerinin karşılanması
kadar , hatta daha çok duygusal açıdan beslenmesi , çocukta iyilik, güvenlik
duygusunu , sağlıklı bir birey olma hissini oluşturacaktır. Geçen günler
içinde elbette ki bir takım şeylere sahip olamayıp, ya da yapamayıp hayal
kırıklıklarına uğrayacaklardır. Ancak bu sınırlanmaların aslında bir anlamı
olup, toplumsal gereklilikler olduğu izlenimi verilmeli, her davranışın
olumlu ya da olumsuz sonuçları olabildiği gösterilmelidir. Keyfice ve duruma
göre değişen sınırlanmalar kişide sorunlu bir kişilik yapısı oluşumuna yol
açabilmektedir.
Bu dönemin uygun bir şekilde yaşanamaması, ebeveynlerin yokluğu ya da yanlış
tutumları nedeniyle sağlıklı bir şekilde geçilememesi halinde ileri dönemde
kişilerde kötümserlik, paranoid ya da sanrısal bozukluklar, ümitsizlik
şeklinde tavırlar, içekapanıklık (şizoid kişilik), alkol-madde
bağımlılıkları gelişebilir.
İkinci evre ( özerklik-bağımsızlığa karşın utanç ve şüphe dönemi):
Freud’un anal dönem olarak adlandırdığı dönemdir. Bu donem 1-3 yas arasını
kapsamaktadır. Bu dönemde çocuk konuşmaya başlar, barsak kontrolü ile
dışkısını tutabilmeye başlar ve istemli kas kontrolü kendini gösterir. Çocuk
dışkısını tutup, bırakabildiğini keşfeder.Bu şekilde çocukta işbirliği ya da
inatçılık şeklinde davranış yapıları gelişebilir.
Aile eğer çocuğa karşı aşırı koruyucu olmadan, yeterli özgürlük ve desteği
verirse , çocukta özgüven duygusu gelişerek, çevresindekileri ve dış dünyayı
kontrol edebileceği hissi gelişir. Bu olmaz, çocukta otonomi
cezalandırılıp,aşırı koruyucu olunursa öfke, şüphe, ve utangaçlık kendini
göstermeye başlar.
Aile tarafından çok erken dönemde ya da aşırı bir baskı ile dışkı eğitimi ya
da başka eğitimler uygulanacak olursa, çocuğun iç kontrolünü sağlaması
yolundaki gelişimi olumsuz etkilenerek, gerileme ya da yanlış gelişimlere
yol açılabilir. Aynı şekilde aile tarafından uygulanabilen aşırı koruyucu
tutumlar da çocuğun özdenetimini ya da yargılama yeteneğini zayıf
bırakacağından özgür iradesinin gelişimini sekteye uğratacaktır. Bu durumda
kişide ileri dönemde utanç ve şüphe gibi tutumlar baskın hale
gelebilecektir. Çocuk ailesinden edindiklerinin ötesine geçmekte
zorlanacaktır. Bu dönemi uygun bir şekilde geçemeyen birey, ileri dönemde
etrafındakilerin kendisini kontrol altına almak istediği şeklinde paranoid
bir yapı geliştirebilir. Mükemmeliyetçilik, esneklikten yoksun olma şeklinde
tavırlar bu donemdeki sorunlardan köken almaktadır. Çocuğun dışkısını
tutup-bırakma arasındaki birbiri ile zıt eğilimlerinin getirdiği çatışma,
daha sonra cimrilik, esneklikten yoksunluk , sabit fikirlilik,
mükemmeliyetçilik ile bir arada olan obsesif-kompulsif kişilik yapısının
temellerini atar.
Çocuğun etrafındakiler bu donemde onu kendi işlerini yapıp, yere sağlam
basma, yardımsız kendi ayakları üzerinde durma konusunda
cesaretlendirmelidir. Sahip olma ve sahip olduklarını bırakma arasındaki
sağduyu ve dengeyi ( dışkılamada olduğu gibi) oluşturarak, uygun yargı
yeteneğinin gelişmesine olanak sağlamalıdırlar. Bu dönemde çocuğun özgür
iradesini kullanarak, seçimler yapıp, deneme -yanılma yolu ile öğrenimi
engellenirse, kendi bedeni üzerinde bunları yapmaya çalışacaktır. Bu da
obsesif-kompulsif bozukluğa eğilimi arttıracaktır. Dediğim dedik ve herşeyin
detaylarına inen bir davra nış yapısı oluşabilecektir. Çocuk bu sırada
yaşanan sorunlar nedeniyle utanç ve başkalarına kıyasla kötü olduğu
duyguları içine girebilecektir. Gelişen çocuk kendini, vücudunu, düşünce ve
hedeflerini pis ya da olumsuz olarak görebilecektir. Kendi değerlerine
inancı sarsılmadan, zedelenmeden kendi vücudu, düşünceleri ve davranışlarına
uygun bir şekilde denetim sağlayabilmesi başarılabilirse, ileri dönemde iyi
niyetlilik, işbirliği, sevgi, özerklik ve kendini sunabilme yetileri
süreklilik kazanabilecektir.
Çocuklukta gelişen,kendisinin denetimindeki bu özerklik duygusu, ileri
dönemlerde adaletli yaşamı, yasalara saygıyı, kurumlara güvenin oluşmasına
zemin hazırlayacaktır.
Üçüncü evre (girişime karşı suçluluk dönemi):
Freud’un fallik-ödipal dönem olarak adlandırdığı dönemdir. 3 yaş ile 5 yaş
arası dönemi kapsamaktadır. Çocuğun iskelet-kas sistemi üzerine
hakimiyetinin artışı ve dil becerilerinin gelişimi ile dış dünyanın ,keşfi
ve orada rol almak şeklinde üstünlük-büyüklük düşünceleri başlar.Çocukta
aşırı bir merak, cinsel organlarla ilgili yoğun düşünceler, başkaları ile
rekabet ve çevredekilere fiziksel olarak zarar verme görülür. Çocuğun
cinselliğe olan giderek artan merağı grup içi cinsel oyunlara, kendi ya da
yaşıtlarının cinsel organlarına dokunma davranışlarına yolaçar. Eğer aile bu
davranışları aşırı bir şekilde bastırıp, korkutarak önlemeye çalışırsa,
ileri dönemde cinsel alanda sorunlu ve baskılanmış bireyler oluşur.
3. Yaş sonuna doğru kas gücü ve düşünce yeteneği gerektiren uğraşlara
başlar. Bu sırada çevrelerince yetersiz hissettirilirlerse, ileri dönemde
kendisinin başlattığı aktiviteler nedeniyle suçluluk hissi yaşayabilirler.
İnisiyatif kullanma konusunda bu dönemde oluşan çatışmaları, kendi
potansiyellerini, gerçekleştirebilecekleri en iyi davranışlarını
sergilemelerine engel olabilir. Tutku ve hırs kavramları bozulabilir.
Yaşıtları ile oynayarak,onlarla nasıl ilişki kurabileceğini öğrenir. Eğer bu
dönemde saldırgan dürtülerine hakim olabilmesi, uygun bir şekilde sağlanırsa
çocukta inisiyatif kullanabilme yetisi ve tutku sahibi olma özelliği
gelişir. Çocuk kendi davranışlarını sınırlamayı öğrenir. Saldırgan
dürtülerini oyun,yarışma, eşya kullanma gibi yapıcı bir yöne yönlendirerek,
başarılı ve sorunsuz bir çözüm sağlar. Aşırı baskılanma çocuğun
girişimciliğini ve hayal gücünü kısıtlar. Çok güçlü bir süperego gelişimine
neden olarak, ileride ya hep ya hiç tarzında düşünme, çevresindekileri kendi
ahlak kalıpları içine girmeye zorlama şeklinde davranışlara yolaçabilir. Bu
dönem başarılı bir şekilde aşılırsa sorumluluk, kişisel disiplin özellikleri
gelişir.
Bu dönemde yasaklanmış dürtülerin baskılanması ile kişide suç ve kaygı
duyguları oluşur. Bu gelişen taslak ileride ahlak kavramını oluşturacaktır.
Bu donemde çocuk, oedipus ve elektra kompleksleri denen karşıt cins ebeveyne
yakınlaşıp, kendi cinsinden olan ebeveyni rakip gibi görme şeklindeki
gelişimsel düşüncelerden kurtulup, kendi inisiyatifini ortaya koyarak,
kendinde gelişen ahlak kuralları ve yaşam prensipleri çerçevesinde daha az
çatışmalar ve suçluluk duyguları hissederek yaşamayı öğrenir.
Bu dönem başarılı bir şekilde yaşanamaz ise , suç ve girişim arasındaki
çatışma ileri dönemde yaygın anksiyete bozukluğu, konversiyon bozukluğu da
denen somatoform dissosiyasyonlara ,fobik bozukluklara ve psikosomatik
bozukluklara yol açabilecektir.
Bu dönemde cinsel organların uyarılabilmesi görülmektedir. Bu değişim ile
birlikte , uyarılma sonucu ayıplanma, cezalandırılma korkusu başlamakta,
cezalandırılma sonucunda çocuğun kendi cinsel organının kesileceği ya da
tahrip edileceği şeklinde korkuları başlayabilmektedir.
Vücut daha bir gelişmekte, buna düşünsel gelişim de eklenmektedir. Gelişen
çocuk kendi işlevlerinde daha etkin olup, inisiyatif kullanmaya başlar.
Karşılaştığı başarısızlıkları tolere edebilmeye, olmazsa kendine başka
hedefler belirlemeye çalışır. Sorumluluklar üstlenmeye, ufak planlar yapmaya
başlar. Bir önceki donemde varolan özerklik, artık daha bir amaca yönelik,
daha mantıklı ve uyumludur.
Bu donemde sergilenen düşünsel ve vücutsal çaba sonucu sağlananlar ve elde
edilen hazzın çevrece yoğun eleştirisi, suçluluk duygularına yolaçmaktadır.
Annenin bir numarası olma amacı ve bu uğurda sergilenen tavırlar ,
kıskançlık, suçluluk duyguları ve kaygıya neden olabilir. İleri dönemde,
çocuğun kendi içinde ana-babanın kendine koyduğu yasaklar ve uygulanan
eleştirileri mumla aratan bir denetleme kurumu - baskın bir süperego-
gelişebilir.
Bu dönem uygun bir şekilde yaşanırsa, çocuk sınırlarını bilerek, çevresiyle
uyumlu bir şekilde görevler üstlenir, eşya ve amaca uygun nesneleri
kullanarak, mutluluk ve başarı duygusunu daha çok tadar.
Dördüncü evre (Ureticiliğe karşın küçüklük-değersizlik dönemi):
Freud’un latent dönem olarak adlandırdığı dönemdir. 5 yaş ile 11 yaş arası
dönemi kapsamaktadır. Okul çağı dönemidir. Bu dönemde çocuk cinsel açıdan
bir durgunluk dönemine girerken, yaşıtları ile ilişkileri artarak, yeni
şeyler öğrenme ve birşeyler üretmenin hazzını yaşamaya başlar. Kendini örnek
aldığı kişilerle özdeşleştirerek , çeşitli alanlarda roller üstlendiği
şeklinde düşlemler kurar. Eğer çocuk bu dönem öncesini ve bu dönemi başarılı
bir şekilde geçememiş ise aşağılık ve yetersizlik duyguları geliştirir.
Kişinin çevresindekiler bu dönemin aşılıp, yeterlilik duygusunun
gelişmesinde asal rol alırlar.
Bu dönemde çevresel etkenler,okul ve görevlerle kendisinde daha önce varolan
olgun olmayan istek ve hayallerini bırakarak,daha gerçekçi hedeflere
yönelmeye başlar. Çevresi ya da kendisi için bir takım faaliyetlere girip,
kazanımlar elde ederek, çevresinde destek bulmayı, onaylanmayı öğrenir.
Birşeyler yaparak, başladığı işi bitirmenin keyfine varmaya başlar.
Kendinden yaşça büyük ya da daha deneyimlileri izleyerek araç,gereç
kullanmayı öğrenir, el ve vücut becerisi geliştirir.
Bu yaş grubunda çocuğun anlayışlı, sabırlı, ilgili ana baba, öğretmen,
patron, iş ve okul arkadaşları ile karşılaşamaması ya da onlar arasında
zayıf-uygunsuz bir noktada bulunmaları halinde, yetersizlik ya da aşağılık
duyguları gelişir. Çocuğa ayrım uygulanması, aşağılanması ya da aşırı
koruyucu tavırlarda bulunulması , çocuğun kendisiyle aynı cinsiyetteki
ebeveyn ile kendini uygunsuz bir şekilde karşılaştırması gibi durumlarda
aşağılık ve yetersizlik hissi gelişebilir. Kendisine göre üst konumdaki
kişileri örnek alamayıp, yanlış kişileri örnek alabilirler. Okul ya da
mesleğe hazırlık dönemi ilk olarak ailede başlar. Ailenin bu hazırlık
dönemini yeterli düzeyde yapmaması ya da beklenilen ideal okul hayatına
ulaşılamaması durumunda, çocuğun akademik gelişimi aksayabilmektedir. Bazı
durumlarda da aşağılık duygusu yerine para, güç ve saygı görmek için aşırı
bir dengeleyici dürtüye sahip olunabilir. İş kişi için hayatta en önemli şey
haline gelmiş olabilir.
Eğer büyüyen çocuk hayatını, hedeflerini, düşlemlerini sadece iş üzerine
yoğunlaştıracak olursa, kendi duygusal ya da ruhsal gelişimini
kısıtlayabilir.
Bu dönemde diğer kişilerle birlikte ortak bir şeyler yapma, başkalarının
varlığında ya da denetiminde görev alma başladığından işbölümü,
diğerlerinden farklı olarak sahip olduğu özelliklerin verdiği haz duyguları
yaşanmaya başlar.
Beşinci Evre (kimlik duygusuna karşın rol kargaşası):
11 yaştan ergenliğin başlamasına dek süren evredir. Bir kimlik hissinin
gelişimi bu evrenin asal amacıdır. Sağlıklı bir kimlik hissinin temelinde,
daha evvelki evrelerin başarılı bir şekilde yaşanması yatmaktadır. Uygun
kişilerin örnek alınması bu süreci kolaylaştırmaktadır. Bu evrede ahlaki
değerlerde değişim gözlenebilmekte, ancak sonrasında her alanda olduğu gibi
burada da taşlar yerine oturmaktadır.Daha önceki inanç, düşünce ve
alışkanlıklar sorgulanmaya başlar. Vücutsal büyüme ve cinsel gelişim
gözlenir. Çevrelerince nasıl görülüp, değerlendirildikleri ve hangi mesleğe
daha uygun olduklari şeklinde düşünceleri bulunmaktadır.
Daha önce yaşanılan evden ve ebeveynlerinden ayrılıp ,kendi ayakları
üzerinde durarak hayatını yaşamak bu dönemdeki önemli bir hedeftir. Aileden
ayrılamamak ve uzamış bağımlılık davranışları oluşabilir. Bu dönemde kişide
rol kargaşası oluşması önemli bir sorundur. Kişide cinsel,sosyal, mesleki
vb. alanlarda kendini bir yere ait hissedememe, çevreden uzaklaşıp tek
başına yaşama ya da uygun olmayan seçimleri yeğleme sonucunda psikotik türde
ya da suça yönelik davranışlara neden olmaktadır. Birey kendisini yetersiz
hissedebilir. Kendilerini güçlü görebilmek için bir takım özellikleri ön
plana çıkararak, önemli kişilere benzemeye, onların tarzlarını edinmeye
başlarlar. Bu evrede cinsel kimlik sorunları başlayabilmektedir. Kişiler
kimlik krizlerini aşabilmek için,ortak kimlik sunan bir takım çeşitli
altgrup ya da çetelere girebilmekte ya da yerel kahramanları örnek
alabilmektedirler.
İlk gençlik askları yaşanmaya başlar. Ancak bu aşklar daha masum ve kendini
arayışın bir uzantısı olarak kısa sürelidir. Henüz yeterli olgunluğa
kavuşmamış olan kişilik yapısı, ilişkilerinde de iniş-çıkışlar,ayrılıklar
ile kendini gösterir.
Bu dönemde kendinden farklı yapıda, düşüncede, alışkanlıklarda olanları
kabul etmeme, dışlama hatta onlara karşı saldırı içine girebilmektedirler.
Benzer düşünce yapısındakilerle biraraya gelerek kuvvetli görünmeye ve ortak
bir kimlik oluşturmaya çalışabilirler. Bu gruplarda suç işleme, alkol-madde
kullanımı gibi davranışlar belirebilir.
Birey yaşıtları ya da çevresindekilerce onaylanma, saygı duyulma
gereksinimini bu şekilde sağlayabilmektedir.
Bu dönemde birey kendinin en iyisini ( olumlu ya da olumsuz anlamda)
araştırıp, bularak gelecekteki erişkinliğin dünyasına adım atmak için yer
bulmaya çalışır. Bu aşama ana-babalık ya da eş olmak yolunda kendisini
ruhsal ve sosyal olarak hazırlamada önemli bir basamaktır.
Altıncı evre ( tek başınalığa karşın yakınlık kurma dönemi):
21- 40 yaş arası dönemi kapsamaktadır. Eğer kimlik krizi çözülmüşse cinsel
yaşantı, arkadaşlık ilişkileri ve tüm sosyal iletişimler kişi için korkutucu
olmaktan uzaktır. Bu aşamaya gelene dek elde edilen kimlik başkalarının
kimlikleriyle daha çok bir araya gelmeye, kaynaşmaya başlar. Dost ve eş
ilişkileri ile bazen taviz vererek, bazen karşılıklı özveri alışverişleri
ile ilişkilerini sürdürebilme alışkanlığı kazanılır. Bu devredeki temel
hedef bir başkası ile yakın iletişim kurulmasıdır. Başarılı ve düzenli bir
evlilik ya da aile ilişki yapısı yakınlık kurma kapasitesine bağlıdır.
Birlikteliğin kurulup, sürdürülebilmesi, bu aşamada bazı kişilerin sahip
olup, kendini diğerlerinden ayrı kılan özellik ve yeteneklerin, kişilik
yapısının kısaca benliğin kaybı korkusuna yolaçtığından bunlardan kaçınma
gözlenebilir. Bu da yalnız kalma duygusu ve kendi çevresine yüksek duvarlar
örerek,korku, kuşku,risk alamama, birisini sevememe ve kendi kendinin kurdu
olmasına yolaçar.
Yakın ilişki kurmamak, çevresindekileri kendisi için zararlı ya da tehdit
edici görerek kendinden uzak tutmaya , bu amaçla kendi güvenlik çemberini
çok dar tutarak, insanları bu alana sokmamak, kendinden öyle ya da böyle
uzaklaştırarak,gerekirse bu amaçla onlarla mücadele etme davranışlarına
yolaçmaktadır. Bu durumda,bu aşamada çok kesin olarak bilinen-tanıdık ile
bilinmeyen-yabancı arasına bir hat çekilip, kısır bir ortam içine
sürüklenilebilir. Benzerleriyle bile savaşmaya dayanan ilişkiler
yaşanabilir.
Yedinci evre ( yerinde saymaya karşı üretkenlik dönemi):
40-65 yaş arası dönemi kapsamaktadır. Kişi üretkenlik ile duraklama arasında
seçimini yapma aşamasındadır. Bu dönemde üretkenlik, daha küçükleri, hayata
yeni başlayanları olumlu amaca yöneltmek ve yükselen nesli oluşturmak,
muasır medeniyet düzeyine yöneltmektir.Aynı zamanda ev dışında olup,
monotonluğu kıran aktivitelerle uğraşmak anlamındadır. Bu döneme dek kişi
ruhsal, sosyal ve cinsel gelişimini uygun hız ve rotada tamamlamamışsa ,
gerçek ve içten olmayan bir yakınlaşmaya gereksinim duyarlar. Geçmişteki
şaşaalı sahte yükselme dönemi bitmiş ve çöküş öncesi duraklama dönemi
başlamıştır. Aslında bu dönem çok öncelerden sinyallerini vermiştir.
Çocukluk döneminde yaşanan olumsuzluklar, bunların etkisini gidermeye
çalışan kendini aşırı değerli, üstün, kaf dağında görme türü gibi sahte
rahatlatıcı düşünce ve hareket yapıları ve sonunda herşeye karşı inancın
tükenmeye başladığı , hayata olumsuz bakışlar gibi...İletişim kurmak bu gibi
durumda sadece obsesifçe bir yakınlık anlamındadır, gerçek bir dostluk
değildir.Bu kişiler evlenip, çocuk sahibi olabilmelerine karşın gene de
herkese uzaktırlar. Sanki kendileri çocuktur ve kendileri ile ilişki
halindedirler. Bu dönemde alkol ve bağımlılık yapıcı madde kullanımına
rastlanmaktadır.
Sekizinci evre ( son aşamada umutsuzluk hissine karşın benlik
bütünlüğü-bilgelik safhası):
65 yaş üzeri dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde kişi bütünlük ( hayat dolu
dolu ve üretken bir şekilde yaşanmıştır, yaşanan hayattan tatmin olunmuştur)
ya da umutsuzluk (hayatın anlamı yoktur ve boş geçmiştir hisi vardır)
arasında bir çatışma yaşar. Bütünlüğü yaşayan kişi bilgedir. Hayattaki yeri
ve rolünü kabul etmiştir, kendisi ile barışıktır. Kendi yolunu kendisi
çizmiştir ve sonuçlarından kendisi sorumludur. Kişi artık geri dönemeyecek
ya da geçmişi değiştiremeyecek bir aşamadadır. Bu döneme dek olan
basamakları uygun bir şekilde, çok zedelenmeden ve büyük hatalar yapıp
çevresini yıkmadan çıkmışsa bir rahatlık ve olgunluk içindedir. Etrafına
güven duygusu ve olumlu diğer duyguları yansıtır. Hayatını eksi ve artıları
ile kabul etmiştir, pişmanlık duyguları taşımaz. Hayata keşke tekrar
başlayıp, olanları düzeltsem ya da farklı yaşasam şeklinde yaklaşmaz.
Geçmişini 'yapabileceklerimin en doğru ve iyisini yaptım' şeklinde
değerlendirerek, huzur içindedir.
Bu hissin yaşanmadığı ve önceki basamakların sorunlu olup, hakkıyla
geçilemediği durumlarda derin bir pişmanlık, değersizlik ve depresif düşünce
yumağı ile karşılaşılır. Ölüm korkusu belirgindir. Artık geçmişe tekrar
dönmek, olanları düzeltmek olanaksızdır ve ne yazık ki ekilenler
biçilmektedir. Yaşanması ,sahip olunması ya da hissedilmesi gerekipte ,
bunların olmaması, beklenen ilgi ve anlayışın görülmemesi, becerilerdeki
azalma, sağlığın kısmen bozulması kişide kendi etrafındakilere yönelik
nefret duyguları, umutsuzluk hislerinin oluşmasına yolaçar. Bu içe kapanma,
yakınlarını etrafında tutmak için değişik çabalar içine girilmesi, gençlere
karşı olumsuz, eleştirel bakış açısına neden olabilir. Ümitsizlik, nefret ve
ölüm korkusu içindedir. Hastalık hastalığı, depresyon,psikosomatik
hastalıklara rastlanmaktadır.
Toplumda sağlıklı bireylerin yetişmesi , sağlıklı ve bilge düzeyine
erişmiş,yukarıda belirtilen sekizinci evrede beklentilerini gerçekleştirmiş
olgun kişilerin varlığı ve bunların kendileri gibi araştırmacı, çalışkan,
sabırlı, dürüst ve mutlu olmasını bilen kişileri yetiştirmesi ile mümkündür.
Bilinen bir deyimle 'kılavuzumuzun karga olmaması' gerekir. Ana-baba ya da
diğer büyükler ölümden korkmayacak bir olgunluğa ulaşabilmişler ise çocuklar
da aile okulunda öğrendikleri ile yaşamın sorunları ve sorumluluklarından
korkmayacak,onları göğüsleyebilecek özgüven ve beceriye sahip olacaklardır.
Aile içi eğitim, aile içi demokrasi ve ahlak anlayışı toplumun
yükselip,kaliteli hale gelmesinde asal öneme sahiptir.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın