Seksin İnsansızlaşması
Victor Frankl
SEVGİDEN söz etmeksizin insan cinselliğinden söz edilemez. Ama sevgiden
söz ederken, bunun insana özgü bir olgu olduğunu unutmamalıyız. Ve
indirgemeci bir yoldan ele alınmamasına, kendi insancalığı içinde
korunmasına dikkat etmeliyiz.
İndirgemecilik tam olarak nedir? Bunu, insan olgularını ya insan altı
olgulara indirgeyen, ya da bu olgulardan çıkarsayan sahte bir bilimsel
yöntem olarak tanımlamak isterim. Örneğin sevgi [aşk], insanın diğer
hayvanlarla paylaştığı cinsel itkilerin ve içgüdülerin bir yüceltmesi
(sublimasyonu) olarak yorumlanacaktır. Böyle bir yorum, insan olgusuna
yönelik gerçek bir kavrayışa engel olmaktan öte bir işe yaramaz.
Sevgi, kendini aşkınlık olarak adlandırdığım daha kapsamlı bir olgunun
gerçekten de sadece bir yanıdır.2 Egemen güdü (motivasyon) teorilerinin
inandırmaya çalıştığı gibi insanın temel amacı ihtiyaçlarını gidermek, itki
ve içgüdülerini doyurmak ve böylece homeostasis'i, yani iç dengeyi korumak
veya yeniden kazanmak değildir. însan daha çok, insan gerçekliğinin kendini
aşma özelliği sayesinde temelde ister gerçekleştirilecek bir anlama, ister
sevgiyle karşılanacak başka bir insana yönelik olsun, kendi ötesine uzanmayı
amaçlar.
Ama sevgiyle karşılaşım, başka bir insanı kendi amaçları için bir araç
olarak (libidinal veya saldırganlık itkilerini ve içgüdülerinin yarattığı
gerilimleri azaltma aracı olarak) görmeyi veya kullanmayı engeller.
Karşımızdakinin araç olması, mastürbasyona eşdeğerdir; aslında cinsel açıdan
nevrotik hastalarımızdan
Japonca'ya çevrilen ve Sadayo Ishıkavva tarafından derlenen Çağdaş insanın
Patolojisi adlı bir kitapta (Tokyo: Seishm Shobo, 1974) yayınlanan "Sevgi ve
Toplum" başlıklı makalenin gözden geçirilmiş ve genişletilmiş versiyonu.
birçoğu eşlerine bu şekilde davranmaktan söz eder: bu hastalar tuk sik,
"eşlerinin üstünde mastürbasyon yaptıklarını" söyler. Eşe yönelik böyle bir
tutum, insan cinselliğinin özellikle nevrotik bir çarpıtmasıdır.
İnşan cinselliği her zaman için salt cinsellikten öte bir şeydir, cinsellik
üstü olan bir şeyin, sevginin fiziksel dışavurumudur. Sadece bu işlevini
yerine getirdiği ölçüde cinsellik gerçekten de ödüllendirici bir deneyim
olur. Maslow, "sevemeyen insanlarla sevebilen insanların seksten aldıkları
haz aynı değildir," demekle haklıdır. Amerika'da yayınlanan bir psikoloji
dergisinin 20,000 okur üzerinde yaptığı bir ankete göre iktidarı ve orgazmı
en çok arttıran etkenin romantizm yani sevgiye yakın bir şeyolduğu ortaya
çıkmıştır.
Yine de insan cinselliğinin salt cinsellikten öte bir şey olduğunu söylemek
pek doğru değildir. EiblEibesfeldt'in de gösterdiği gibi, bazı omurgalılarda
cinsel davranış grup dayanışmasına yol açmaktadır;2 özellikle gruplar
halinde yaşayan primatlarda [insan ve insana yakın hayvanlarda] durum budur.
EiblEibestfeldt'e göre bazı maymunlarda cinsel birleşme sadece sosyal bir
amaca hizmet eder; insanlarda ise cinsel ilişkinin hem türün devamına, hem
de eşler arasındaki tekeşlilik ilişkisine yol açtığı açıktır.
Sevginin doğası gereği bir insan olgusu olmasına karşılık cinsellik, sadece
bir gelişme sürecinin sonucu, ileri olgunlaşmanın bir ürünü olarak insanca
bir nitelik kazanır.3 Sigmund Freud'un, itki ve içgüdülerin hedefiyle
nesnesi arasında olduğunu iddia ettiği farkı ele alalım: cinselliğin hedefi
cinsel gerilimleri azaltmaktır, oysa cinselliğin nesnesi cinsel eştir.
Görebildiğim kadarıyla bu sadece nevrotik cinselliği için geçerlidir: sadece
nevrotik bir birey ister mastürbasyon yoluyla, ister eşini aynı"
amaca yönelik bir araç kullanmak suretiyle olsun, spermlerinden kurtulmayı
her şeyden çok ister. Olgun insan için eşi hiç de "nesne" değildir; o eşini
daha çok başka bir özne, başka bir insan olarak değerlendirir, onu insan
oluşuyla görür; ve onu gerçekten seviyorsa eşinde başka bir insanı bile
görür, yani onda onun eşsizliğini görür. Bu eşsizlik, insanın kişiselliğini
oluşturur ve bir insanın başka bir insanı bu şekilde yakalamasını sağlayan
şey de sadece sevgidir.
Sevilen kişinin eşsizliğinin kavranmasının tekeşli bir ortaklıkla
sonuçlanması anlaşılır bir şeydir. Eşin yerine artık bir başkası konamaz.
Tersine eğer sevemiyorsa cinsel konularda ayrım gözetmez, hafif birisi olup
çıkar.*1 Cinsel hafiflik, eşin (partner) eşsizliğinin gözardı edilmesi
anlamına gelir ve karşılık olarak sevgi ilişkisini engeller. Sadece sevgide
gizli olan bir cinsellik gerçekten ödüllendirici ve doyurucu olabildiği
için, bu tip bir bireyin cinsel yaşamı zayıftır. Bu durumda elbette bu
kalite (nitelik) eksikliğini sayıyla (nicelik olarak) dengelemeye
çalışacaktır. Bu da karşılık olarak, sürekli artan ve şiddetlenen bir uyarım
gerektirir; örneğin pornografinin sağladığı da budur.
Buradan da, cinsel hafiflik ve pornografi gibi kitle olgularını,
yüceltmemizi veya ilericilik olarak değerlendirmemizi hiç bir şeyin haklı
çıkaramayacağı açıktır. Bu tür olgular gerilemecidir; bunlar kişinin cinsel
olgunlaşmasındaki geri kalmışlığın belirtileridir.
Ama eğlence uğruna seks mitinin, ilericilikmiş gibi reklamını yapanların,
bunun iyi para getiren bir iş olarak görenler olduğunu da unutmamalıyız.
Dikkatimi çeken şey, genç kuşağın hem bu mite kanması, hem de bu mitin
arkasındaki ikiyüzlülüğe karşı kör olmasıdır. Cinsel konulardaki
ikiyüzlülüğün hoş karşılanmadığı bir çağda, sansüre karşı belli bir
özgürlüğü savunanların ikiyüzlülüğünün göze çarpmaması gariptir. Asıl dert
*1 Mastürbasyon, hedef olarak gerilim gidermeyle yetinmek anlamına gelirken, cinsel hafiflik, bir nesne olarak eşle (partner) yetinmek anlamına gelir. İkisinde de insanın cinsel potansiyeli gerçekleşmez.
lerinin, para kazanma konusundaki sınırsız bir özgürlük olduğunu görmek o
kadar zor mu?
Büyük bir talep olmadığı sürece ticarette başarı söz konusu olamaz. Bugünkü
kültürümüzde seks enflasyonu denebilecek bir şeye tanık oluyoruz. Bunu ancak
daha kapsamlı olan varoluşsal boşluk temelinde ve ne yapması gerektiği
konusunda içgüdülerin, geleneklerin veya değerlerin yönlendirmesinden yoksun
kalan bireyin, artık çoğu kez ne yapmak istediğini de bilmemesi gerçeği
temelinde anlayabiliriz.
Bu ilişkiler durumundan kaynaklanan varoluşsal boşluk içinde cinsel libido
aşırı gelişir (hipertropi) ve bu aşırı gelişme, seks enflasyonu yaratır.
Diğer enflasyon türlerinde (örneğin para piyasalarında) olduğu gibi, cinsel
enflasyon da değerden düşmeyi birlikte getirir: cinsellik, insansızlaştığı
kadar değerden de düşer. Bireyin kişisel yaşamıyla bütünleşmeyen, sadece haz
uğruna yaşanan bir cinsel yaşam sürme eğilimi gözlüyoruz. Cinselliğin bu
şekilde kişiliksizleşmesi, varoluşsal engellenmenin bir belirtisidir:
insanın anlam arayışının engellenmesi.
Nedenler için bu kadar yeter; peki ya sonuçlar? Kişinin anlam arayışı ne
kadar engellenirse, o da Amerikan Bağımsızlık Bildirisinden bu yana
"mutluluk arayışı" denen şeye kendini o kadar çok verir. Bu arayış
engellenen bir anlam arayışından kaynaklandığı zaman, amaçlanan şey
sarhoşluk ve uyuşukluktur. Son çözümlemede bu kendini yenilgiye mahkum eder,
çünkü mutluluk sadece kişinin kendini aşkınlığını yaşamasının, kendini
hizmet edilecek bir davaya veya sevilecek bir insana adamasının bir sonucu
olarak ortaya çıkabilir.
Cinsel mutlulukta bu, başka her yerdekinden daha belirgindir. Bunu ne kadar
çok bir hedefe dönüştürürsek, hedefimiz de o kadar şaşar. Bir erkek gücü
konusunda ne kadar çok tasalanırsa, iktidarsız olmaya o kadar yatkın
olacaktır; bir kadın, dolu dolu orgazm yaşama yetisine sahip olduğunu kendi
kendine kanıtlamaya ne kadar çok uğraşırsa, soğuk olmaya da o kadar yatkın
olacaktır. Onca yıllık psikiyatrik çalışmamda rastladığım cinsel nevroz
olaylarının çoğunluğu bu kaynağa kolayca bağlanabilir.
Başka bir yerde de anlattığım gibi,1 cinsel nevrotikler genellikle cinsel
başarıyı talep kalitesi denebilecek bir şeye bağlarlar. Dolayısıyla bu tür
olayları tedavi etme çabasının, bu niteliği ortadan kaldırarak işe başlaması
gerekir. Bu amaçla bir tedavi yöntemi geliştirdim ve İngilizce olarak ilk
kez International Journal of Sexologıfde yayınladım.2 Ancak burada belirtmek
istediğim tek şey, yukarıda anlatılan güdülenim nedeniyle bugünkü
kültürümüzün, cinsel başarıyı putlaştırdığı ve cinsel nevrotik bireyin
yaşadığı talep kalitesini daha da artırarak nevrozuna katkıda bulunduğudur.
Doğum kontrol hapı da kadının daha talepkar ve daha kendiliğinden olmasını
sağlayarak erkekleri, cinsel ilişkiyi kendilerinden beklenen bir şey gibi
yaşamaya özendirmektedir. Amerikalı yazarlar, kadını eski tabu ve
ketlemelerden, kolejli kızların bile doyum istediği (kolejli oğlanlardan)
bir dereceye kadar kurtardığı için kadın özgürlüğü hareketini suçluyor.
Sonuç ise "kolej iktidarsızlığı," ya da "yeni iktidarsızlık" gibi terimlerle
tanımlanan yeni sorunların gelişidir.*2 İnsan altı düzeyde de benzer bir şey
gözleriz. Dişileri, çiftleşmek isteyen erkeklerden "işvebazca" kaçan bir
balık türü vardır. Ama Konrad Lorenz, bir dişiyi tam tersini yapacak şekilde
eğitmeyi başarmıştır: zorla erkeğe yaklaşmak. Erkeğin tepkisi ne olur? Tıpkı
kolejli deli
*2 Nevv England Cinsel Sağlık Merkezleri direktörü Nyles A. Freedman, "kadınlar orgazmı öğrendi," diyor "Performans üzerinde, işleyiş kaygısı ve korkusu yaratabilecek yıkıcı bir vurgulama söz konusudur. En azından kısmen erkeğin, kadının kendisinden beklediğini düşündüğü şeyden ötürü iktidarsızlık giderek artmaktadır." Amerikan Aile İlişkileri Enstıtüsu'nden Dena K. YVhitebook ist' kabahati kadınların mantıksız beklentilerinde buluyor (Nezvseek, 16 Ocak 1978).
kanlıdan beklediğimiz şey: cinsel ilişkiyi yürütme konusunda tam bir
beceriksizlik!
Doğum kontrolüne dönecek olursak, sadece yan etkisini, olumsuz bir sonucunu
inceledik. Olumlu yanından bakacak olursak, bunun paha biçilmez bir yarar
sağladığını kabul etmemiz gerekir. Cinselliği insanca kılan şeyin sevgi
olduğu doğruysa, doğum kontrolünün yaptığı şey cinselliği üremeyle olan
otomatik bağlantısından kurtarmak ve böylece an bir sevgi dışavurumu
olmasını ve böyle kalmasını sağlamaktır. Daha önce de belirttiğimiz gibi,
İnsan cinselliğinin, haz ilkesinin hizmetindeki basit bir alet olmasına asla
izin vermemeliyiz. Şimdi ise bunun, üreme içgüdüsüyle gösterdiği amaca
yönelik basit bir araç da olamayacağını anlıyoruz. Doğum kontrolü,
cinselliği bu tahakkümden kurtarmış ve böylece gerçek potansiyelinin
gerçekleşmesini mümkün kılmıştır.
Geçmiş çağların cinsel tabuları ve ketlemeleri çöküyor; buna karşılık cinsel
özgürlük öne çıkıyor. Ama sorumluluk terimleriyle yaşanmadığı sürece
özgürlüğün, kötüye kullanılmaya ve keyfiyete dönüşme tehlikesinin ortaya
çıkacağını unutmamamız gerek.