İlk Çocukluk Hatıraları
Alfred Adler
"Ben" in birliği hakkında belki çok az şey biliyoruz. Bununla beraber bu az
şeyden uzak kalamayız. Ruh dünyasının bütünlüğü çeşitli görüşlere göre az
çok önemsiz bir şekilde parçalara ayrılabilir ve yerle ilgili değişik üç
veya dört anlayış, sürekliliğinde bölünemez. "Ben"i izah etmek maksadıyla,
birbiriyle mukayese edilebilir, birbirine aykırı olarak gösterilebilir.
Bilinçten, bilinçaltmdan, cinsiyetten, dış dünyadan hareket etmek suretiyle
onu değerlendirmeye çalışmak mümkündür. Sonunda onu evrensel etkinliği,
binici ile at arasındaki beraberlikte olduğu gibi bölünmez birliği içinde
ele almak zorunda kaldık. "Ben"i bilinçaltmdan veya "altben"den çıkardığına
inanılsa da inanılmasa da, "altben" sonunda, kibar ya da kaba bir şekilde,
bir "Ben" gibi hareket etmektedir. Bilinçaltı veya "ben" denen şey,"
bilinçsizlikle" veya belirttiğim gibi, "anlaşılmayan" şeylerle doludur.
Daima bir sosyal duygu derecesini göstermektedir. Bu kavramlar psikanaliz
tarafından kısmen kabul edilmiş, sunî sistemin içine alınmıştır.
Ruh hayatının sarsılmaz birliğinin problemini aydınlatmak için yaptığım
teşebbüslerimde, belleğin dokusunu ve fonksiyonunu gözönünde bulundurmakta
fazla acele etmem yanlış değildir. Eski yazarların daha önce müşahede
ettikleri şeyi doğrulamak imkanını buldum. Belleği izlenimlerin ve
duyumların toplandıkları bir yer gibi düşünmemek gerekir. İzlenimler "bellek
bilgileri" gibi kendilerini göstermezler. Bu fonksiyonda birlikçi ruh
hayatının bir kısım gücü ile, yani, "Ben" ile karşılaşmaktayız. Bunun rolü,
tıpkı algının rolü gibi, izlenimleri hazır hayat stiline uydurmak ve
onlardan hayat stiline uygun bir şekilde yararlanmaktır. Belleğin
faaliyetinin izlenimlerinin, yutmaktan ve hazmetmekten ibaret olduğu
söylenilebilir. Belleğin sadık bir eğilimi bulunduğunu söylemek için bu
kinayeli söze dayanmak tabii ki doğru değildir. Ne olursa olsun, sindirim
süreci hayat stilinin işidir. Hayat stilinin isteğine uymayan şey geri
çevrilir, unutulur veya örnek, ihtar mahiyetinde saklanır. Kararı hayat
stili verir. Hayat stili kendini güçlendirmeye karar verdiği takdirde
sindirilmemiş izlenimlerden bu amaç için yararlanır. Bunun hatırlattığı
ihtiyat karakter özellikleri bu fikirler nizamına bağlanır. Bazı izlenimler
yarım, bunları ise dörtte bir ya da binde bir oranında sindirilir. Fakat
sindirim süreci de, sadece duyguları veya kazanılan izlenimlerden ortaya
çıkan durumları, sindirmeden ibaret bir yönde cereyan edebilir. İyi
tanıdığım bir kimsenin adını unuttuğumu farzedelim. Bu, mutlaka bana
antipatik gelen acı hatıraları yaşatan birinin adı olmaz. Adlarının ve
kişiliklerinin, hayat stilinin gösterebileceği ilgiden geçici olarak veya
bütün bütün uzak kalmaları da mümkündür. Böyle olmasına rağmen çoğu zaman bu
kimse için önem taşıyan her-şey hakkında bilgiye sahip olabilir. Onu
tasavvur edebilir onun yerini gösterebilir ve hakkında bilgi verebilirim ve
bütün bunlar adını hatırlayamadan olabilir. O tamamıyla bilinç alanının
içindedir. Bu, şu demektir: Bellek, üzerinde durulan duruma göre, tüm
izlenimin parçalarını veya bu izlenimin tümünü kaybedebilir. Bu, bireyin
hayat stiline uyan artistik bir melekedir. Görüldüğü gibi, tümü ile alman
izlenimden ve sözle ifade edilen olaydan daha çok şeyler vardır. Bireysel
kavrama, belleğe bireyin özelliğine uygun olayların alınmasını
sağlamaktadır. Birey böylece meydana gelmiş izlenimi elde eder ve onu
duygularla, durumlarla zenginleştirir. Her ikisi de bi-
reyin dinamik kanununa uyarlar. Bu sindirim sürecinde bellek denen şey
kendini gösterir. Belleğin kelimelerle, duygularla veya bir dış dünya görüşü
ile kendisini ifade etmesi bizim için fazla önemli değildir. Bu süreç aşağı
yukarı bellek fonksiyonundan anladığımız şeyi kapsar. Bunun sonucun olarak,
izlenimler hakkında, ideal veya objektif bireyin karakterinden bağımsız bir
kopya mevcut değildir. Şu halde, bildiğimiz hayat stili kadar bellek şeklini
bulabiliriz. Hayat tarzına uygun belleğin çok görülen örneklerinden biri
olayı canlandıracaktır:
Bir adam karısının "herşeyi" unutmasından acı acı şikayet ediyordu. Herhangi
bir doktor herşeyden önce beynin organik bir hastalığını düşünebilir. Söz
konusu kimsede böyle birşey olmadığından, bir süre için arazları bir yana
bırakarak hastanın hayat stilini esaslı bir şekilde ele aldım. Bu birçok ruh
hekiminin kabul etmediği kaçınılmaz bir metoddur. Hasta sakin, sevimli,
anlayışlı idi. Ebeveynleriyle anlaşamaması yüzünden despotik bir adamla
evlenmek zorunda kalmıştı. Evlenmelerinden sonra kocası sık sık maddî
bakımdan kendisine muhtaç olduğunu ve basit bir aileden geldiğini ona
hissettiriyordu. Kadın uzun zaman kocasının tenkitlerine ve kınamalarına
cevap vermeden dayandı. Kısa bir zaman sonra her ikisi de boşanmak istedi.
Karısına tamamıyla egemen olmak olanağı otoriter kocayı bu aşırı kararı
almaktan vazgeçirdi.
Sevimli ve şefkatli bir annenin ve babanın kızı idi. Bunlar kızlarında
kınayacak bir şey bulamıyordu. Çocukluktan beri kızlarının başka çocuklarla
oynamak istememesini ve işlerinde onlardan uzak kalmasını sakıncalı
bulmuyorlardı. Kızlarının arkadaşlarıyla bir arada bulunduğu zaman mükemmel
bir şekilde hareket etmesi, onları tutumlarında haklı gösteriyordu.
Evlilikte yalnızlığından, okuma ile geçen zamanlarından, kendisinin de
dediği gibi kocası ve başkaları tarafından yoksun edilmemesini istiyordu.
Kocası ise, üstünlüğünü ona gösterecek daha fazla fırsatlar bulmak arzusunu
duyuyordu. Esasen, ev işlerini yapmak hususunda zoraki bir çaba
gösteriyordu. Yalnız, dikkati çeken şey, onun kocasının verdiği emirleri sık
sık unutması idi.
Çocukluk hatıraları, işlerini yalnız başına yapmaktan daima büyük bir sevinç
duyduğunu meydana çıkardı.
Okulda bireysel psikoloji okumuş olan kimse, bu hasta tarafından kabul
edilen hayat şekillerini, yalnız başına yapabileceği işte başarılı
olabileceğini, fakat aşkın ve evliliğin istediği karşılıklı işlerde böyle
olmadığını ilk bakışta anlar. Kocası, yapısı gereği, onda bu yeteneği
anlayabilecek olanağa sahip değildi. Bu kadın için en ideal amaç yalnız
başına çalışmaya yönelmekti. Böyle bir çalışmada mükemmel hareket ediyordu.
Davranışı sadece bu noktadan düşünülünce, onun en küçük bir kusurdan dolayı
kınanması mümkün değildi. Fakat aşk ve evlilik için hazırlanmamıştı. Burada
işbirliği yapamıyordu. Sadece bir teferruatı belirterek, cinsiyet şeklini
tahmin edebiliriz: Soğukluk. Şimdi buraya kadar haklı olarak bir yana
bıraktığımız arazı incelemeye başlayabiliriz. Bunu daha şimdiden anlıyoruz.
Bellek yetersizliği, zorunlu işbirliğine karşı, az saldırgan şekilde yaptığı
bir protesto tarzı idi. Bu işbirliğine hazırlanmamıştı ve ideal
mükemmeliyet, amacının dışında bulunuyordu.
Bu gözlemlere dayanarak, bireyin faaliyetini görmek ve anlamak herhalde
herkesin işi değildir. Fakat, Freud'un ve taraflarının bireysel psikolojiden
elde etmeye çalıştıkları bilgi eleştiriye çok elverişlidir. Açıklamamızdan
hastanın "sadece" kendini göstermek ve başkalarının ilgisini üzerine daha
fazla çekmek istediği sonucunu çıkararabiliriz. Hasta kendi kendini mahkum
etmektedir. Gerek Freud, gerekse Freud'un öğrencileri psikanalize muhtaçtır.
Çoğu zaman, karşılaşılan bir vakanın iyileştirilmesinin kolay veya güç olup
olmadığı sorulmaktadır. Düşüncemize göre, karar tamamıyla var olan sosyal
duygu derecesine bağlıdır. Şimdiki vakada, bu kadının yanılmasının, yetersiz
hayat ve birarada çalışma hazırlığının, oldukça kolay bir şekilde dü-
zeltilebileceği zorluk çekmeden anlaşılır. Hekimiyle yaptığı dostça
konuşmalarından ve kocanın aynı zamanda hekim tarafından yapılan eğitimi
sayesinde, kadın bu bozuk daireden çıktı. Kadının bellek yetersizliği
kayboldu. Çünkü bu yetersizliğin nedeni ortadan kalktı.
Şimdi her hatıranın, bireyi ilgilendirdiğini ve hayat stilinin, "ben"in
üzerine yaptığı değişikliğin sonucunu anlayacak bir durumdayız. Bu, sadece
güçlü veya zayıf hatıralar için geçerli değildir. Fakat parçalı,
hatırlanması zor hatıralar, h?tta, sözlü ifadesi kaybolmuş ve sadece
duygusal nüans, ruh haleti şeklinde devam eden hatıralar için bile
geçerlidir. Böylelikle oldukça önemli bir bilgiye ulaşıyoruz. Bu bilgi, ruh
sürecinin ideal mükemmeliyet amacına doğru yönelmiş dinamizması-mn
kavranması için hatıra alanında düşüncelerden, duygulardan ve durumlardan
meydana gelen şeyin açık olarak bulunması gerektiğini bize öğretmektedir.
Daha önceden bildiğimiz gibi, "ben" kendisini sadece iş ile ifade etmez.
Duyguları ve durumu ile de kendini belli eder.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın